26 Kasım 2014 Çarşamba

YAZ KIZIM...



Yaz kızım yazıyor, okuyor artık :) 
Tarihe not düşeyim, söktü olayı diyebilirim.
Bu notları bulmak, öyle güzel ki...


Yalnız söylemeden geçemeyeceğim, geçen gün okula gittik
bir sınıfın kapısında asılı olan metne inanamadım.
"İnle Tan İnle"
Tan etini itele!!!!!
Nail Tan'a et at! 
Atletle atla Tan atletle!

Bu nasıl mesajlar yarabbim!
Neyse ki bu sadece bilinen harflerle yazmaya çalışma dönemini atlatıyoruz.



Bi' de aşağıdaki yangın söndürücüyü boyamış, 
bayıldım, kokoş söndürücüye...



Veli toplantısında öğretmenimizle baş başa yaptığımız konuşma bana çok iyi geldi.
Eğitimle ilgili kişisel fikirlerinin bizimkilere yakın olduğunu gördüm, çok sevindim.
......................... 


Dinlemek isterseniz,  Aret Vartanyan'la öğretmenler günü sohbetini paylaşayım.


25 Kasım 2014 Salı

Kızın varsa...

Kızın varsa, eve iki buket çiçek alır babalar...

Kızın varsa, ummadığın anda bir iltifat alırsın.

Kızın varsa, sabah bot mu giyse, ayakkabı mı, çizme mi gibi kararsızlıklar 
yaşamaya hazır olmalısın.

Kızın varsa, atkuyruğunun sıkılık derecesi konusunda uzman olursun.

Kızın varsa baba anneye iltifat ettiğinde, ya ben? diye bi ses duyarsın.

Kızın varsa, bi kedicik gibi koltuğunun altına yanaşan sımsıcak bir aşkın vardır.

Kızın varsa, o kedicik bazen de yırtıcı olabilir, bilirsin.

Kızın varsa, evde bol bol kahkaha, şarkı, türkü, 
bazen ağlama, bazen çağırma ama hep gürültü vardır. Kız milleti sesli sever, sesli kızar ; )

Kızın varsa, ayna olmanın büyük sorumluluğunu, büyük hazzını yaşarsın.

Kızın varsa, bir pazar sabahı bal-kaymaklı kahvaltı hazırlayan anne babasına 
-bu evin bal kaymakları- diye seslenir erirsin.

Kızın varsa, nazın var.

Kızın varsa şükreder, şanslı hissedersin.

NOT: Yanlış anlaşılmasın. Erkek çocuklarının güzellikleri de bambaşka.
Bizim evdeki kız olunca, onu biliyoruz :) 

24 Kasım 2014 Pazartesi

İstanbul Modern Gezisi 2- Yüzyıllık Aşk Sergisi


Bir Yeşilçam filmleri hayranı olarak armut da dibine düştü,
kızım bayılıyor Türk filmlerine...
En çok da Türkan Şoray
ve Hababam serisine...

İstanbul Modern'in alt katında, 
Yüzyıllık Aşk isimli bir bölüm açılmış.
Ba-yıl-dık.


Eski ilanlar, SES dergileri, hayran mektupları... 


Özel olaylar, galalar, fotoğraflar...



Hele bi bölüm vardı ki bayıldık. Film müziklerinin olduğu 
Long Play'ler arasından dilediğinizi seçiyorsunuz.
Duvara filmin o sahnesinin görüntüsü yansıyor, 
kaç tane seyrettik hatırlamıyorum bile... Çok güzel. 
Türkan Şoray'dan Tamba tumba esmer bomba mı dersiniz,
Hababam Sınıfı mı... Ne ararsanız var.






Yılmaz Güney Köşesi ayrı güzeldi.


Çıkıştaki müze mağazasında da bu konsepte ait ürünler bulunabiliyor, çok eğlenceli.



Gidip gezin, şöyle bi' nayır nolamaz 
dönemlerine doğru uzanın...
Kendinize böyle de bir gün armağan edin
ve bücürlerinize...


İstanbul Modern Gezisi 1-


Geçen hafta okulla İstanbul Modern'e gitti Yaz okuluyla...
Cumartesi tutturdu, o kadar az baktık ki, hiçbir şey göremedim, aklımda kaldı.
Lütfen bir daha gidelim!..

İşte benim için başarı... Çocukta merak yaratılmış, müzeye tekrar gitmek istiyor,
bu fırsat kaçar mı? Gittik tabii. 


Hem Yaz, hem biz çok keyif aldık.
Sabit eserler olduğu gibi dönemsel sergiler de var.


Özellikle yeni birkaç proje var bayıldım.





Alıştı artık, kulaklık gördü mü kendi kendine gidiyor
eserin detayını özelliklerini dinliyor.







Bir bölüm, yani bir sergi vardı ki hele, bayıldık! 
Ayrı bir bölümde olsun burada da.

Bir sonraki postta ; ) 


Her gün, her insan bir öğretmen...


Bence bir öğretmene en güzel hediye, bir çocuğun hiçbir baskı,
yönlendirme olmadan tamamen içinden gelerek kalpten bir şeyler verebilmesi...
Ama bence :)) 
Bunun bazen sadece "bence" böyle olduğunu, bu sene öğrendim.

Bu sene bir de öğretmenler gününün çocuklardan çok velilere ait olduğunu(!) da idrak ettim.

Bu sene ceza, ödül, eğitim kavramlarını  iyice bir sorguladım.

Yine bu yıl ilkokulla birlikte, öğretmenin,
okulun çok önemli olduğunu, ama "bugünlerde" çok çok daha önem taşıdığını öğrendim. 

Bu yıl öğrendiğim şeylerden biri de,
bazen her şeye kulak tıkayıp, sadece çocuğumu dinlemem gerektiğiydi.
Çünkü her veliden başka ses çıkabiliyordu.

Yine bu yıl öğretmenler gününde, en iyisinin 'bazen' susup yoluna devam etmek olduğunu öğrendim.

Başta başöğretmenin, sonra atanan atanamayan, atanıp da ideallerindeki gibi öğretim yapmak için yeterli şartları bulamayan, yoktan var eden, kendi imkanlarıyla bulup buluşturan, 
seven, kollayan, güçlendiren, çocuklara kendi olma cesaretini veren 
tüm öğretmenlerimizin

günü kutlu olsun.  


21 Kasım 2014 Cuma

Çalışan anneler, çalışkan veliler...



Dikkat: Bu yazı, ne önyargı, ne yargı içeriyor. Sadece bir iç dökme... 


Bugüne kadar kızımın okuluyla gayet ilgili olma, 
ama kendi yaşam alanında onu özgür bırakma modelini uyguladım.
Yani kendi söyleyebileceği şeyi, bıraktım o söylesin öğretmenine...
Ya da kendi halledebileceği şeyleri halletsin. 
Ben de (olabileceğim) her yerde, olayda yanında olmaya çalışıyorum.

Şimdiki sınıfında öyle sosyal veliler bir arada ki;
öğretmenler günü hediyesi için bile herkes okula gidip, 
hediyeyi birlikte verecekler, sınıfta merasim yapacaklar, çocuklarla birlikte,
öyle karar verdiler.


Orada 15 anne varken, diğer 5 çocuk ne hissedecek mesela?
Ya da hadi bu tamam, daha bunun yılbaşı, anneler günü vs, her türlü olayı var. 
Zaten sabah-akşam orada olan tam günlü veliler var. 

Hepimiz seçimlerimizi yaşıyoruz. Onların da seçimi bu 
ve her olayda olmak istiyorlar. Bir şey diyemiyorum, suçlayamam ki.
Hiç kimsenin yerinde olmadan bilemem ki.
Tıpkı onların da benim yerimde olmadan tam bilemeyecekleri gibi.


Neyse bugün cuma postası günü.
Biraz da etrafa bakınalım. 
Pedagoji Derneği anne-babalara tavsiye film listesi hazırlamış.
Sıraya koyup izlemeli. 


Ayakta durarak çalışmak eğitimin verimliliği açısından 
daha iyiymiş biliyor musunuz?
Siz daha dur, otur deyin :))


Çocuklara en fazla zarar veren şey,
annenin "yapmam lazım"ları...

Evet daha çok ona kitap okumalı, 
daha çok oynamalı, 
daha iyi yedirmeli, 
daha iyi yazdırmalı,
daha çok okulda olmalı (!)
daha daha daha....


Oysa onların tek ihtiyacı, sizin sevgiyle onların yanında olduğunuzu hissetmesi. 
Sizin yapabildiğiniz şeyler ve artılarınızla...

"should mamma" konulu bu yazı çok hoşuma gitmişti, saklamıştım. 


İyi tatiller güzel anneler...



20 Kasım 2014 Perşembe

Soru-yorum: Stickerla büyüyen çocuklar


Günümüz çocukları okullarda stickerla motive ediliyorlar.
Güzel yazıyorlar sticker, okuduğunu anlıyorlar sticker, iyi davranıyorlar sticker.
 Türkçesi çıkartma, ama okulda sticker deniyor.
Direkt konuya gireyim.
Stickerlı motivasyon iyi bir şey mi?
Bana tuhaf geliyor.

Geçen akşam etütten çok yorgun gelen miniğim, artık dayanamamış, ödevini yapamadan uyuyakalmış.
Gecenin bir yarısı uyanmış, hıçkırarak ağlıyor.
Ödevimi yapamadan uyumuşum. 
Kızım bazen olur böyle, napalım diyorum.
Ama öğretmen stickerımı alır diyor!
O an içimden "başlarım ben böyle sticker'ın içine" diyorum.
Biraz küfür jargonum olsa, daha da fenasını derim de.

Evet, ödev faydalı. Sorumluluk bilinci öğrenilmeli.
Ödevini yapmadığında içteki tuhaf huzursuzluk ve görevini bilmek de tamam.
Ama bu mu olmalı motivasyon? Sticker almak, ya da sticker'ın alınması.

Benim için başarı yüzlerce stickerla anlatılan, 
iki yapışkan kağıda sığacak bir şey değil.
1. sınıf çocuğu için başarı; heyecanla her gördüğü yazıya saldırması, okuyunca sevinmesi. :)

Kendi kendine "anne" yazıp getirmesi. Şefkatli, sevgili olması.
Okumayı yazmayı sevmesi. Paylaşmayı bilmesi.
Kendini ifade edebilmesi.

Hayata ve bu yeni okul dünyasına merakla, heyecanla dalabilmesi.

Bakın Kemal Sayar ne diyor "Hayatı yarışa çevirdiğimizde hayatın inceliğini, içindeki güzelliği kaybediyoruz. Hayat tat vermiyor." 

Çocukları bir kalıbın içine sokmaya çalışan
eğitim sisteminin alternatifleri olsa...

Aret Vartanyan'ın şu sohbetini izlemenizi öneririm. 
Başarı, eğitimin çizdiği sınırlar, çok güzel yorumlar var içinde. 
Aret diyor ki; "bugün sınavlar, puanlarla başarısı ölçülen çocuklara biçilen başarı
makam ve para demek. Oysa bana o makamlardan mutlu olmaya çalışan bir dolu insan geliyor."


Bu da yine aynı konuda Aret'in makalesi

Ve yine çok sevdiğim Doğan Cüceloğlu'nun bir sohbetinden,
çocuğa sürekli gayreti denemeyi cesaretlendireceğiz. 
Mesela okumak... Denersen, üç gün sonra beş gün sonra sökersin.
Ne çocuğun yerine bir şey yapmalı, ne de çocuğu tek başına bırakmalıyız.

Gayret etmesi önemli diyor Doğan Cüceloğlu. Ve her çocuk özeldir diyor, kalıba sokmayın. 



Üstün Dökmen de diyor ki, çocuk iyi olacaksa ödül almak için değil, iyilik ona keyif verdiği için, doğrusu o olduğu için olmalı, öğrenecekse öğrenmekten mutlu olmalı. Çöpü döktükçe para alan çocuk, yeterli parayı biriktirdikten sonra çöpü dökmeyi bırakır.
Ya da, ceza ile ahlakı tesis etmeye çalışırsanız, ahlaksızlığı geliştirirsiniz. Vicdan ceza ile olmaz. 



Stickerlı sistemler şu an her yerde.
Bizim okulun rehberlik konuşması vardı dün, gayet düzgün bir okul görülen.
 Ama sticker sistemi var mı var.  Bizimki sticker aldı mı, tebrik mi etsek, nötr mü kalsak bilemiyoruz bu durumda.
Sticker her yerde olsa da, bu kadar önem atfetmek tuhaf geliyor. 
Bilmiyorum, belki de bana öyle geliyor.


Eğitimci arkadaşların görüşlerini çok merak ediyorum?