16 Aralık 2014 Salı

Harbi Adana

Dün Ortaköy'de öğlen ne yesek diye dolaşırken rastladık kendisine. Harbi Adana... Nasıl lezzetliydi, nasıl anlatamam. Yanımızda da can bi' Adanalı. Öyle beğenmez her yerde yemez kebap. Eeee hasını biliyor. En iyisini yiyor, aşağısıyla yetinmez. 
Harbi Adana, Adanalımızın gözünde de sınıfı geçti. 

























Harbi Adana'dan döndük, düşündüm, Adana'dan çok şey/kimse var sevdiğim. 
Can Adanalı dediğim, İrem : ) Karşınızda hamarat hatun. En güzel gülenlerden...



























Derken harbi Adana'nın neresi olduğunu hatırlatan Adana'dan başka bir "can" mesaj atmış.
Onu blog camiası iyi tanır zaten. Sabah geçerken öğrencilerine simit almayı düşünen, tanıdığım en yaratıcı, en idealist, en çılgın, en güzel gözlü öğretmenlerden biri. Seldacan :)

Veee  kendi Adanalı değil ama dizideki rolünde Adanalı. 1Erkek1Kadın'ın Ozan'ı :))
Beni çok güldüren Adanalılardan. 


Ben bi' Adana yapsam iyi olur sanırım :) )

15 Aralık 2014 Pazartesi

Günaydın güneşin çocukları, iyi haftalar :)



Hafta sonu okulca bir çocuk oyununa gittik.
"Güneşin Çocukları". Çok beğendim konusunu! 

" Güneş ananın ülkesinde, aydınlıkta mutlu mesut yaşayan güneşin çocukları,
bir gün karanlıkların efendisi tarafından kandırılıp, karanlıklar ülkesine götürülmek istenir.
Önce başka diyarlara gitmek, maceralara atılmak çok cazip gözükür ayçiçeklerine, arılara, kelebeklere... Ama onların yaşayabilmek için ışığa ve aydınlığa ihtiyaçları vardır.

Karanlıklar Ülkesinde, parayla kandırılıp, kuklaya çevirmek isterler, Güneşin Çocuklarını. Biat etmelerini ister Karanlıklar Efendisi.
Ama düştükleri durumu anlarlar ve kurtulup, Güneş Ananın yurduna dönmeye çalışırlar,
başarırlar. Ve özür dilerler, bi daha güneşten ayrılmayacaklarını söylerler."

Nasıl? Biraz da metaforlar var sanki  ; )



Güneşli bir günle başladık haftaya, hadi bakalım rastgele, 
hepimize güzel bir hafta diliyorum.


12 Aralık 2014 Cuma

Çığlık atmamak için sarı kalp formülü


Sabahları hadi'lemeden, telaşla vedalaşmadan, o bir şeylere kafaya taktığı için ağlamadığı zaman, güzelce öpüşüp, birbirimize iyi günler diye evden çıktığımızda içim rahat oluyor, günüm güzel başlıyor.

O yüzden ne kadar beni çileden çıkartacak yavaşlıkta davransa, hazırladığım kahvaltıyı yemese, başka bir şey istese, geç uyansa, çorabı sıksa, saçı ortadan olmadı diye ağlasa, ayakkabının bantı bir türlü istediği gibi kapanmasa, servis telefonu çaldırsa, ama biz hala daha hazır olmasak... Yine de sakin kalmayı seçiyorum. Bunu onun için yaptığım kadar, kendim için de yapıyorum. Sakin olmayı telkin ediyorum kendime ve çoğu kez işe yarıyor. Bir de geçen gün bir yerde okudum; çocuğunuza çok sinirlendiğinizde, bağırasınız geldiğinde görebilmeniz için evin çeşitli yerlerine "kalp" çizilmiş post itler yapıştırın, ve hep onu ne kadar çok sevdiğinizi sürekli hatırlayın diyordu.

Ben post it yapıştırmayı yapmasam da, şöyle bir yol buldum, sinir katsayımın artmaya başladığı anlarda zihnimde "sarı bir kalp" canlandırıyorum. Sarı kalpleri zihnime serpiştiriyorum. Zaten sarı kalbi de çok severim, instagramda en çok kullandığım ikonlardandır, zihnime ve kalbime de sarı kalpler kırpıp kırpıp koyuyorum. İşe yarıyor, her şey zihinde değil mi zaten? 

Bi de bişi' diyeyim mi? Bunu başardıkça, çocuğun öfke anları da azalıyor. (Ha bu demek değildir ki, bücür nirvanaya eriyor, ya da ben eriyorum, değil tabii. Bu sabah servise son anda yetişirken, dişini fırçaladı ve yeni giydiği bluzunun kolu ıslandı ve çıkartmayı reddetti, sesini yükseltti hayır! diye. Ama ne kadar seyrekleşse kardır. )

Hafta sonu geldi neyse ki... 


  

Şurada da çocuklar sinirlendikleri anda sakinleşmelerini nasıl sağlayabileceğinize dair ultra mega güzel 15 fikir var. Öfkelerini yönlendirebilecekleri çok şeker uğraşlarla dolu bir kutu hazırlamışlar, biz de evde böyle şeyler hazırlasak mı ne?


Yine burada da, tatlı fikirler var. Bi' de laf var ki çok hoşuma gitti. 
"Bir çocuğun en çok sevilmeye ihtiyacı olduğu an, en sevilmeyecek mood'da olduğu zamandır. "


Doğan Cüceloğlu da öfke nedir, öfke yönetimi nasıl olur onu anlatmış yazısında. 


Diyeceğim o ki, öfke yönetimini, hem onunkini, hem kendinizinki yapacak kişi sizsiniz. Sakin sakin geçireceğiniz "sarı kalpli" bir  hafta sonu ve hafta başı diliyorum. 

11 Aralık 2014 Perşembe

Hazır mısınız, uykudan önce kitabınız benden :)


Hazır mısınız, kasklarınızı takın, tüm güvenlik önlemlerinizi alın.
Bu akşamki kitabınız benden ; ) 


En sevdiğim şeylerden biri de çocuk kitabı okumak. Bir fırsat olsa da,
çocukları etrafıma toplayıp, kitap okuyabilsem diye düşünürdüm. 

Dün akşam aklıma geldi, Yaz'ın kitaplığından seçtiğim kitapları, okuyup kaydedeyim dedim.


Yorgun akşamlarınızda çağırın beni, 
uyku vaktinde, kitabınızı ben okuyayım : -)




9 Aralık 2014 Salı

Kültür sanat eğlence...

 Biraz do it yourself, biraz eğlence, biraz kitap, biraz oyun, biraz sinema...
Bu post bunlardan ibaret.

Tatataaaa taaa... İşte bu yılki yılbaşı ağacımız.
Salonumuzun baş duvarında yerini aldı. 
Değişik bir ağacım olsun diyorsanız, iki ışıklı kabloya bakıyor.


2 kitabımız var size önerecek. 
Biri Mantova'nın Cüceleri... 
Farklı oldukları için sömürülen insanlarla ilgili.
Cüce oldukları için kralın soytarısı haline getirilenlerin hikayesi.
Bir gün bu işkenceye son derler ve özgürlüklerine kavuşurlar. 
Çok seviyorum bu kitabı.


Deminki cücelerle ilgili idi, bu da çok iyi kalpli bir devin hikayesi.
Kasabanın en şık devi... İlk defa yırtık pırtık kıyafetlerini çıkartıp, kendine yeni ciciler alır.
Ama yol boyu ihtiyacı olanları gördükçe, üstündekileri çıkartıp onlara verir.
Evi olmayan birilerine ayakkabısını, üşüyen birine atkısını, sırayla her şeyini...
Ama diğerleri mutluysa o da mutludur.


Bu da çok beğendiğim bir çocuk oyunu. İşsanat'ta seyrettik, 
Sahne Denilen Büyülü Kutu. 
Güzel bir hikayenin etrafında, sahne sanatlarını tanıtıyor çocuklara...
Pandomimden, flamenkoya küçük örnekler veriliyor. 
Tekrarı olacak haberiniz olsun.


 Dediğim gibi oyun İşsanat, yani babasının iş mekanı olunca
eğlence oyunu seyretmekle bitmiyor.


Sahneyi toplamak, perde arkasını, kulisi, sahneyi keşfetmek eğlencenin
bir başka boyutu...


Dekorun önünde poz vermek büyük keyif onlar için.


Ve kostümleri denemek...


Ve bu bahsetmek istediğim bir film. Artık kızımla
 Digiturk Comedy kanalını izleyebiliyoruz. Ve bu filmi yakaladık tesadüfen. Bayıldım! 
Çocuklu yaşamla ilgili harika bir aile filmi.
Yakalarsanız kaçırmayın. 



Ve son olarak bir oyun önerisi :)) Yılların tombalası.
Yeni versiyonunu yapmışlar. 
Artık kağıtlarla kapatılmıyor, şeffaf düğmeler var.
Kesesi mesesi kadifeden çok şık.
Ama en önemlisi Yaz tombalaya bayıldı! 
Evde eskiden kalma bir tombalanız yoksa, ediniverin bi tane, tavsiye ederim.
Üstelik diğer kutu oyunlarından çok ucuz, 19 TL.

Yılbaşı ağacıyla başladık, yılbaşı oyunu tombalayla bu öneriler postunu kapatalım.
İlham olabilirse ne mutlu bana : ) 


8 Aralık 2014 Pazartesi

"Sen de insansın anne!"



İnanıyorum ki, bu minik melekler, bize bilgelik öğretmek için hayatımıza girmişler. 
Birçok farkındalığımı onunla kazanıyorum.
Öyle bir şey söylüyor, uyandırıyor ki kalakalıyorum.

Geçen gün çok da yorgun bir anımda, gittim kafamı mutfak dolabına vurdum.
"Ah" dedim. Aslında yıldızlar uçtu beynimde. 
Koştu içeriden geldi. 
Ben başımı tutmuş, yere doğru eğilmiştim.
Anne, ne oldu diye koştu yanıma.

Ben de o korkmasın üzülmesin diye,
"bişey yok canım, iyiyim, kafamı vurdum ama geçer şimdi" dedim.
Gitti buzluktan buz kalıbı aldı. Getirdi kafama koyayım diye.
Sonra da dedi ki; öyle deme sen de insansın! dedi. 

Öyle korktum ki, seni öyle eğilmiş görünce diye ekledi.

O an kafama çarpan dolaptan daha etkileyici bir sözdü bu.
"sen de insansın." 
Bazen biz anneler süper kahraman mı sanıyoruz kendimizi?
Öyle davranmak zorunda mı hissediyoruz?
Canı yanmayan, yorulmayan, geçiştiren, beklemeyen...
Öyleyse hata. İnsan olduğumuzu, anne bile olsa, insani beklentileri unutmaması gerektiğini nasıl öğreteceğiz ki o zaman çocuklara?.. 

.......................... 


Bilgelik içermeyen, ama çok hoşuma giden iki çift lafını daha yazayım.
Cuma akşamı bir doğum günü partisine gittik.
Bir otelin yanındaymış gideceğimiz yer.
Akşam da otelde kalalım dedi.
İki adım evimiz niye otelde kalalım dedim.
"Otel hizmetleri çok iyi oluyor"muş efenim. :)))


.................................


Mekanda da, tuvalete gittik. Yaz'ın tuvaleti gördüğünde yaptığı tespit süperdi.
Hep aynı şey, mekan güzel, tuvaleti kötü! 

..........................

Cadılık yaptığında, ilk anlattığım meleği düşünmek lazım hep ; ) 

Şükür sizi verene....