21 Kasım 2014 Cuma

Çalışan anneler, çalışkan veliler...



Dikkat: Bu yazı, ne önyargı, ne yargı içeriyor. Sadece bir iç dökme... 


Bugüne kadar kızımın okuluyla gayet ilgili olma, 
ama kendi yaşam alanında onu özgür bırakma modelini uyguladım.
Yani kendi söyleyebileceği şeyi, bıraktım o söylesin öğretmenine...
Ya da kendi halledebileceği şeyleri halletsin. 
Ben de (olabileceğim) her yerde, olayda yanında olmaya çalışıyorum.

Şimdiki sınıfında öyle sosyal veliler bir arada ki;
öğretmenler günü hediyesi için bile herkes okula gidip, 
hediyeyi birlikte verecekler, sınıfta merasim yapacaklar, çocuklarla birlikte,
öyle karar verdiler.


Orada 15 anne varken, diğer 5 çocuk ne hissedecek mesela?
Ya da hadi bu tamam, daha bunun yılbaşı, anneler günü vs, her türlü olayı var. 
Zaten sabah-akşam orada olan tam günlü veliler var. 

Hepimiz seçimlerimizi yaşıyoruz. Onların da seçimi bu 
ve her olayda olmak istiyorlar. Bir şey diyemiyorum, suçlayamam ki.
Hiç kimsenin yerinde olmadan bilemem ki.
Tıpkı onların da benim yerimde olmadan tam bilemeyecekleri gibi.


Neyse bugün cuma postası günü.
Biraz da etrafa bakınalım. 
Pedagoji Derneği anne-babalara tavsiye film listesi hazırlamış.
Sıraya koyup izlemeli. 


Ayakta durarak çalışmak eğitimin verimliliği açısından 
daha iyiymiş biliyor musunuz?
Siz daha dur, otur deyin :))


Çocuklara en fazla zarar veren şey,
annenin "yapmam lazım"ları...

Evet daha çok ona kitap okumalı, 
daha çok oynamalı, 
daha iyi yedirmeli, 
daha iyi yazdırmalı,
daha çok okulda olmalı (!)
daha daha daha....


Oysa onların tek ihtiyacı, sizin sevgiyle onların yanında olduğunuzu hissetmesi. 
Sizin yapabildiğiniz şeyler ve artılarınızla...

"should mamma" konulu bu yazı çok hoşuma gitmişti, saklamıştım. 


İyi tatiller güzel anneler...



20 Kasım 2014 Perşembe

Soru-yorum: Stickerla büyüyen çocuklar


Günümüz çocukları okullarda stickerla motive ediliyorlar.
Güzel yazıyorlar sticker, okuduğunu anlıyorlar sticker, iyi davranıyorlar sticker.
 Türkçesi çıkartma, ama okulda sticker deniyor.
Direkt konuya gireyim.
Stickerlı motivasyon iyi bir şey mi?
Bana tuhaf geliyor.

Geçen akşam etütten çok yorgun gelen miniğim, artık dayanamamış, ödevini yapamadan uyuyakalmış.
Gecenin bir yarısı uyanmış, hıçkırarak ağlıyor.
Ödevimi yapamadan uyumuşum. 
Kızım bazen olur böyle, napalım diyorum.
Ama öğretmen stickerımı alır diyor!
O an içimden "başlarım ben böyle sticker'ın içine" diyorum.
Biraz küfür jargonum olsa, daha da fenasını derim de.

Evet, ödev faydalı. Sorumluluk bilinci öğrenilmeli.
Ödevini yapmadığında içteki tuhaf huzursuzluk ve görevini bilmek de tamam.
Ama bu mu olmalı motivasyon? Sticker almak, ya da sticker'ın alınması.

Benim için başarı yüzlerce stickerla anlatılan, 
iki yapışkan kağıda sığacak bir şey değil.
1. sınıf çocuğu için başarı; heyecanla her gördüğü yazıya saldırması, okuyunca sevinmesi. :)

Kendi kendine "anne" yazıp getirmesi. Şefkatli, sevgili olması.
Okumayı yazmayı sevmesi. Paylaşmayı bilmesi.
Kendini ifade edebilmesi.

Hayata ve bu yeni okul dünyasına merakla, heyecanla dalabilmesi.

Bakın Kemal Sayar ne diyor "Hayatı yarışa çevirdiğimizde hayatın inceliğini, içindeki güzelliği kaybediyoruz. Hayat tat vermiyor." 

Çocukları bir kalıbın içine sokmaya çalışan
eğitim sisteminin alternatifleri olsa...

Aret Vartanyan'ın şu sohbetini izlemenizi öneririm. 
Başarı, eğitimin çizdiği sınırlar, çok güzel yorumlar var içinde. 
Aret diyor ki; "bugün sınavlar, puanlarla başarısı ölçülen çocuklara biçilen başarı
makam ve para demek. Oysa bana o makamlardan mutlu olmaya çalışan bir dolu insan geliyor."


Bu da yine aynı konuda Aret'in makalesi

Ve yine çok sevdiğim Doğan Cüceloğlu'nun bir sohbetinden,
çocuğa sürekli gayreti denemeyi cesaretlendireceğiz. 
Mesela okumak... Denersen, üç gün sonra beş gün sonra sökersin.
Ne çocuğun yerine bir şey yapmalı, ne de çocuğu tek başına bırakmalıyız.

Gayret etmesi önemli diyor Doğan Cüceloğlu. Ve her çocuk özeldir diyor, kalıba sokmayın. 



Üstün Dökmen de diyor ki, çocuk iyi olacaksa ödül almak için değil, iyilik ona keyif verdiği için, doğrusu o olduğu için olmalı, öğrenecekse öğrenmekten mutlu olmalı. Çöpü döktükçe para alan çocuk, yeterli parayı biriktirdikten sonra çöpü dökmeyi bırakır.
Ya da, ceza ile ahlakı tesis etmeye çalışırsanız, ahlaksızlığı geliştirirsiniz. Vicdan ceza ile olmaz. 



Stickerlı sistemler şu an her yerde.
Bizim okulun rehberlik konuşması vardı dün, gayet düzgün bir okul görülen.
 Ama sticker sistemi var mı var.  Bizimki sticker aldı mı, tebrik mi etsek, nötr mü kalsak bilemiyoruz bu durumda.
Sticker her yerde olsa da, bu kadar önem atfetmek tuhaf geliyor. 
Bilmiyorum, belki de bana öyle geliyor.


Eğitimci arkadaşların görüşlerini çok merak ediyorum?   

18 Kasım 2014 Salı

Farmville'in gerçek dünyada



Yazamadım gitti, geçen hafta Komşu Köy diye bir cennete gitme fırsatımız oldu.
Ne mi bu Komşu Köy?

GDO'suz, hormonsuz, doğal ve mevsiminde ürünler yetiştirebileceğiniz, bilgisayar üzerinden de bu ekim dikimi yönetebileceğiniz gerçek tarlanız...

Komşu Köy ekibi, tarlanızın ekim, bakım ve hasat dahil tüm işlemlerini sizin adınıza uyguluyor ve tarlanızdan çıkan ürünleri adresinize yolluyor.




Doğada ben başka, çocuklar başka, herkes bambaşka..









17 Kasım 2014 Pazartesi

Hayır demeyi çocuklardan öğrenin!


Genel olarak hayır demekte zorlanan biriyseniz, 
biraz evdekini incelemekte fayda var. 
Sırf inattan olanlar değil,
ama gerçekte istemediği bir şeyde ne kadar netler.
Ne ayıp, ne çekinme, ne rol.
Hayırsa hayır o kadar net.

Evdeki bücürler size bir yolla daha hayır demeyi öğretiyorlar.
Onların her istediğini yapmama, yapmayınca olay çıktığında bile dik durabilme,
kısacası çok sevdiğiniz bir bücüre hayır diyebilme becerisi de zamanla gelişiyor.

Yine onlar sayesinde. 

Pekiyi niye anne-babalar hayır diyemiyor? ŞURADA yazdığına göre genelde çalışan anne-babaların sorunuymuş. Beraber olunan kısa sürelerde minumum hayır deme. Bunalma, yorgun olma yani çıkacak isyanın sonucuna katlanamama, ya da  çocuğu fazla baskı altına almama eğilimi...

Hayır deyince kötü anne baba olmuyoruz arkadaşlar suçlamayalım kendimizi. 
Ama aşırı hayır da iyi değil diyor BURADA. 

Bir de hayır demeden hayır diyebilme sanatı var. 
ŞURADAKİ gibi. 

Yani nasıl derseniz deyin, sonuç olarak, 
hayır'da da bir hayır var... 

Sonuçta "hayır" diyebilen bir çocuk yetiştirmek istiyorsak,
hayır diyebilen anne-babaları görmeliler örnek olarak.

İyi haftalar :) 

.................... 

(Yukarıdan bağımsız.)

Siz siz olun pazartesi sendromu falan deyip
hem kendi gününüzü zehretmeyin, hem de başkalarının
sizinkini zehirlemesine izin vermeyin.
Pazartesiler güzeldir :) 




Dünyanın en iyi 7 sihirbazını gördük!


Yaz'ın okuldan iki arkadaşı ve anneleriyle
Zorlu PSM'deki gösteriye gittik.

Görsel olarak güzel bir gösteriydi.
Ama öyle olağanüstü şeyler seyretmeye,
bilimkurgu filmlerinde acayip sahneler görmeye alıştık ki,
ağızlarıyla kuş tutsalar ki, 
içlerinden biri ağzıyla zehirli akrep tuttu;
çok etkilenmiyor insan...

Bilmem, ya da bana öyle geldi.
Bu arada okul arkadaşlarıyla okul dışında görüşmek Yaz'ın çok hoşuna gitti,
arkadaşlarına aşağıdaki notu yazıp vermiş : )



14 Kasım 2014 Cuma

Sizlere her anı oyun gibi geçecek bi hafta sonu diliyorum


Güzel bir cumada daha buluştuk.
Bu fotoğraf siyah-beyaz ama bu sonbaharda keşfettim ki,
sonbahar en az ilkbahar kadar renkli... 
Ama doğada olursan.
Allar, sarılar, yeşiller renk cümbüşü...

Ama şehrin göbeğinde olunca biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor sağa sola
o renkleri görebilmek için.


Madem bugün cuma, biraz oyun ve oyuncaklardan bahsedelim.
Uzunudur şu Barbie'ydi, Monster High'dı, Winx'di böö geldi, çok sıkıldım, 
ama Yaz hiç sıkılmadı onlardan.  Okulda da zaten yazıp çizmenin dibine vurduklarından çok karışmıyorum aslında ama farklı alternatifler bulmaya çalışıyoruz.

Geçen gün babası Twister almış mesela.
Acayip eğlendik.





Şimdi oyunu alacağım. Çok hoşuma gitti.

Sizin önereceğiniz 7 yaş için kutu oyunu vs. var mı?

bayıldım.

Yaz için sofra kurmak da bi' oyun. 
Bakın dün akşam kendince bi sofra kurmuş bize.
Gerçi sakız makız doldurmuş ama 
yüzündeki gurur görmeye değer.

Hepinize oyun dolu bir hafta sonu diliyorum.


13 Kasım 2014 Perşembe

O gün öyle, bugün böyle...


Dün akşam, tam da ödevleri yaparken, 
-ödevleri de bana saklamış, ben gelene kadar yapmamış sağolsun-
dedim ki; "kuzucum, eskiden sen, ben eve geldiğimde, koşarak gelirdin, sarılırdın, hoş geldin derdin, şimdi bazen eve geliyorum, yanıma bile koşmuyorsun."

"O zaman çok özlüyordum."

"Şimdiii!!!!???"

"Özlüyorum ama alıştım artık geç gelmene..."

Yüreğim burkuldu mu burkuldu birazcık.

..............

Bi de zaten, gündüzden beni çok yansıtmayan  
bir öğretmenler günü "hediye" organizasyonuna dahil oldum, onu da sorguluyordum içimde.
Toplu hareket etme adına oldu, anlamlar arayan ben topluluğun kararında pek bi anlam bulamadım.
Ama bunlar da hep bi sınav işte.

Bazen uyma, bazen cayma, bazen dışarıda tek başına bile kalabilme. 
Hepsinde bir şey öğreniyorsun.

Sabah da kalktım, atkuyruğu beğendiremediğimiz hanımefendi
ama güzel toplayamıyorsun hiç 
demez mi?

........... 

Neyse ki hafta sonundan kalma bu fotoğraflar var! 

İyi günler efeeem...