22 Temmuz 2015 Çarşamba

+18 acıları susuyoruz yine...





















Eve girdim. Kızım yanıma koştu, gününü anlattı. Top oynamış dışarıda. Basket atabilmiş. Çok heyecanlıydı. Sonra topu küvette yıkamış, dışarıda kirlenmişmiş çünkü. Öptüm, başını okşadım.
Murat'la birbirimize kaçamak bakışlar attık. Acıları sustuk. Ülkenin ortak acılarını...
Evlerdeki minikleri dışında tutmak istediğimiz, duymasın, bilmesin istediğimiz, çocukların o ışıklı ruhlarından utandığımız +18 olaylar... Küçüklerin bilmesini hiç istemediğimiz için +18.

Var bi' ders. Yaşayanla, yaşatanın verdiği. Belki daha doğmadan önce anlaşarak geldiler bu dersleri vermek için. İnsanın aynasında insanı göstermek için. Yoksa niye olsundu? Oyuncaklar yerlerde...
Sahipsiz bırakıldılar. Oyuncakların gidecek yeri vardı, umut olacaklardı. Çünkü masallar, hikayeler ve oyuncaklar umutturlar. Hayal kurdururlar, bir yerden kaçıp, başka bir yerde varolmayı sağlarlar.
Tanımadığı bir insandan niye nefret ederdi insan? Hangi "BÜYÜK" hedef, cana değerdi?

Pi'yi okuyorum şu an. "... temelde herkeste ve her şeyde Allah'ı görmeyen biri, hakiki İslamiyet'i anlamamış demektir ve temelde herkeste ve her yerde Allah'ı gören biriyse birine zarar verdiğinde Allah'ı incittiğini bilir." Ne basit cümleler değil mi? Kim olsa yazar değil mi? Demek ki değil işte. Bu kadar basit, ama o kadar karmaşık. Dünya ikilik üzerine kurulı değil mi? Uyanamaz mıyız ama? BİRlik bilincinde el ele olamaz mıyız? Romantik mi çok? Keşke politik değil romantik olsak.


............

Burası, bu blog da bir hayatın izdüşümü... Bugünlerde bunlar oldu.
Suruç'ta 32, Adıyaman'da 1 fidan uçtu, kanatlandı, gitti...............................

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Gülümse, yeni hafta başladı.


Bu sabah kalktım salonda kahvaltı yapıyordum, uyuduğu yerden seslendi "annneeeee"
"efendim??" diye sordum, "Tamam!" dedi.

Anladım niye bağırdığını. Gittim mi diye kontrol ediyordu, yakalamak ister beni çıkmadan.
Sordum da zaten, gittim mi diye kontrol mu ettin dedim, evet dedi.

Hatta bi ara daha uzun vakit geçirmek için 6.30'da bile kalktığı oluyordu. 

Tatlı hareketler bunlar: ) 

13 Temmuz 2015 Pazartesi

İyi ki varsın çocuk!



Artık etiketlerimizi 7 yaş olarak yazacağız bloga ;  )




Sen bizim hayatımızı güzelleştiriyorsun, senin hayatını güzelleştirenlerin de bol olsun.
(Evde bulup buluşturduğu bişeyleri paket yapıp, bize dağıttı, doğum gününe katıldığımız için, alem çocuk. Ama ben de çocukken, kardeşime sürpriz doğum günü partisi yapmıştım, annemin haberi yokken ve hiçbir hazırlık yokken. 7 yaşında mıydım neydim... Çocuklar kapıya dayanmıştı, ne pasta vardı ne bişey :))




video

 Nice senelere...







video





10 Temmuz 2015 Cuma

Kızıma mektup



Güzel kızım;

Yine bir mektup zamanı gelmiş. Temmuz senin bize gelişinin yıldönümü. Birlikte geliştirdiğimiz geleneklerimizin yanı sıra bu da bir gelenek oldu. Her yıla bir mektup.

Geri dönüp düşünüyorum, dolu dolu bir sene olmuş. O gözünde çok büyüttüğün 1. sınıf bitmiş bak. Anne çok korkuyorum, ya okuma yazma öğrenemezsem diye sormuştun geçen yaz, bu sene bir okur yazarsın artık. Gayet de güzel geçirdin bu seneyi, hakkını verdin, tatili hak ettin.

Canım, sonuca değil, sürece odaklan istiyorum aslında. Okulundaki her günün tadını çıkart. Nasılsa oluyor her şey. O anların tadını yaşamayı kaçırma... Okuma yazmayı öğrenme sürecinin bile tadı başkaydı. El ele, Talat, Nalan'dan bir bütüne varmayı deneyimledik. İlmek ilmek dokumayı, parçaları birleştirmeyi öğrendik.

Büyüdün. Bu sene çok olgun görüyorum seni. İnatlaşmalar azaldı. Daha uyumlu, ne bileyim daha "büyük"sün işte :) Alıp cebinde saklamak, her yere yanında taşımak istiyor insan yavrusunu.
İstiyor ya, küçük küçük özgürlükler de hediye etmek istiyor. Ufak ufak açılımlar. Hani bir çakıl taşı atarsın ya denize, halka halka yayılır etkisi. Önce taşın etrafındaki yakın halka gibi bir özgürlük alanı, sonra bu alana uyum sağlıyor, güven telkin ediyorsa, bir sonraki halka :) Sana kalsa, 3 - 5 halka sonrasını da istiyorsun da... Yavaş yavaş.

Geçen gece uyku öncesi Küçük Kara Balık'ı okudum sana. Bana bambaşka hissettirdi. Küçük kara balık'ın annesine söyledikleri, büyük balıkların küçüğe söyledikleri... Mutlaka, biraz daha büyüdükten sonra, tekrar okuman lazım. Küçük Kara Balık, yeni yerler keşfetmek istiyor. Git gel, git gel bir karışlık yerde yüzmek değil, bu olmamalı hayat diyor. Koca bir dünya olmalı, dünyayı keşfetmek istiyorum diyor. Diğer balıklar, dünya burası işte, başka bir dünya yok diyorlar. Diğer çocukları da kötü etkileyecek, onu haklayalım diyenler oluyor! Susturalım. Ama Küçük Kara Balık, o sınırlı küçük monotonluk alanından ayrılıyor ve dünyayı keşfe çıkıyor. Bu hikaye ne kadar çok şey anlatıyormuş, yeni anladım. Hayatta limit yok. Milyonlarca seçenek var, milyonlarca... Limitsiz ol, limitsiz düşün...

Ve SÖZ BÜYÜDÜR. Kendin veya başkaları için söylediğin şeyler, evren tarafından kanun kabul edilir. Yapabildiğini söylersen, yapabilirsin. Bazıları realistim ben der, karamsarlığını böyle açıklar. O zaman bırak onlar realist kalsın ; ) Dünya hayalperestleri sever. Hayal et. En uçuk hayalleri, bir şey yapılabilecekse, onu yapan neden sen olmayasın. HAYAL ET... Yeter ki hayal kurma, hayal edebilme yeteneğin atıl kalmasın.

Hiçbir şeyi KİŞİSEL ALMA. Hayat bir ayna. Birinin senin için söylediği yaptığı şeyler, onun yansımalarıdır. Eğer seni olduğun gibi kabul edemiyorsa, üzerine olumsuz bin tane şey yapıştırıyorsa, onun kendi hakkındaki fikirlerini değiştirebilir misin ki, onu düşün...

VARSAYIMDA BULUNMA. Zaten bu olay şöyledir, şu zaten bunu hayatta yapmaz, şu benden çok hoşlanmıyordur vs vs. Bunlar senin kafandaki sınırlardır. Varsayım yapma... Genelde insanlar kendilerini hayatın merkezinde gördüklerinden her şeyi kendileriyle ilgili sanırlar. Selam vermeyen, belki hayatın bin türlü derdinden biriyle uğraşıyor. Değilse de, onu değiştiremezsin. Bir yere kadar ya da değiştirebileceklerin... Bazıları da sana ters gitmekten enerji kazanacaklardır. Enerji bağını kes. Sen oyuna katılmazsan, enerji akmaz :) Kendini boşuna üzme...

YAPABİLDİĞİNİN EN İYİSİNİ YAP. Gerisini Allah'a bırak. Olması gerekiyorsa olur, olmuyorsa bi sebebi vardır. Olmaması senin için daha iyi olacaktır belki de. Ben daha küçücükken öyle yapardım biliyor musun? Sınava çalışır, elimden geleni yapardım, sonra dua ederdim, elimden geleni yaptım, gerisini sana bırakıyorum derdim. Haaa bi' de harika bir söz öğrendim bu yıl. BİR TREN SENİN İSTASYONUNDA DURMUYORSA, SENİN TRENİN DEĞİLDİR.

EĞLEN! Her anından eğlenecek bir pay çıkart. Eğlenerek yaptığında işin de keyiflidir, ödev yapmak da. Eğlendiğin bir meslek seç ; )

%100''ÜNÜ KAT GÜNÜNE... Saçını süpürge etmek değil bu. Hayatı eğreti bir şekilde tutmamak, sarılmak demek. Tüm potansiyelini kullanmak demek. Hayat bunu görür ve seni ödüllendirir. Tatmin olman bile en büyük ödül zaten...

Canım, güzel kızım, gözümün bebeği, gecemi gündüzüme kattığım, kalbimi titretenim, yüzümü güldürenim seni çok seviyorum. Doğum günün için aile üyelerine evden bulduklarına paketler hazırlamış, üstlerine notlar yazmışsın. Kim bilir neleri paketledin :) Sürprizlerle dolusun aynı zamanda. Bu kadar edebiyat parçalasam da, anneyim nihayetinde. Yerim seni ben...


İYİ Kİ DOĞDUN, İYİ Kİ VARSIN YAZ KIZIM... 











Urban Station modeli tam Murat'a göreymiş.



Son yıllarda iş hayatımıza bir Arjantin konsepti yükselen değer olma yolunda hızla ilerliyor.
Urban Station! Diyelim ki şehir içinde oradan oraya koşturan bir mobil çalışansınız. İki toplantı arası 3-4 saat vaktiniz var. Bu arada yetiştirmeniz gereken bir rapor var. Onlarca hatta yüzlerce kablosuz ağ bağlantısı sağlayan kafe, restorandan birine kendimi atarım dediğinizi duyuyorum. Ancak bu sefer alışılmışın dışına çıkıp farklı bir konsepte merhaba demek istemez misiniz?

Belirli bir saat ücreti karşılığında sıradan bir ofiste ihtiyaç duyabileceğiniz faks, fotokopi, tarayıcı, şarj, kurye gibi birçok hizmetten yararlanabileceğiniz ve hatta ücretsiz olarak internete girebileceğiniz, çay-kahve ve ufak atıştırmalıklar alabileceğiniz bir ortamda çalışmaya ne dersiniz?

CEPTETEB’in kullanıcıları için sunduğu en özel kampanyalardan faydalanmak için geç kalmadınız. Urban Station’un İstanbul, Ankara ve İzmir’deki şubelerini ücretsiz olarak kullanmak için tek yapmanız gereken, Urban Station’a giderken CEPTETEB Kredi Kartı veya CEPTETEB Banka Kartı’nızı almayı unutmamak.

Böylece CEPTETEB'lilere özel Urban Station İndirimi'nden faydalanmaya hemen başlayabilirsiniz.

CEPTETEB müşterisi değilseniz, bu farklı deneyim size sadece bir tık ötede. Hemen www.cepteteb.com.tr’ye giriyorsunuz ve CEPTETEBLİ olmak için başvuru yapıyorsunuz. Ondan sonra mı? CEPTETEB’li olmanın ayrıcalığını siz de hissediyorsunuz.

3 Temmuz 2015 Cuma

Cumanın favorileri

























Bu cumanın konusu kitap olsun. Biraz kitaplardan konuşalım. Mesela şu sıralar okuduğum bir kitaptan bahsedeyim, çok ilginç bir kurgusu var. Bir kurgu evren üretilmiş. Makineler yardımıyla insanlar gerçekten dünyadan o evrene geçebiliyor, bir çeşit simulasyonun içine giriyorlar. Paralel evren gibi bi şey. İsteyenler ara ara kaçıyorlar oraya. İsteyenler temelli orada takılıyor. Orada her şeyi hayal ederek oldurabiliyorsun. Bir ev hayal ediyor, sonra içine yerleşiyorsun. İstediğin arabayı, hayatı, her şeyi üretiyorsun. Tüketim yok orada. Her şey üretim üzerine kurulu. Çünkü sahip olmak istediğin şeyleri, üretmek, yani hayal etmek zorundasın. Hayal gücün kuvvetli olmalı yani.
Zamanla çeşitli aksaklıklar yaşanmaya başlıyor. Çünkü hayal ederken sonuçlarını düşünemeyenler, hayalleri başkalarının çıkarıyla çakışanlar, yanlışlık bir din ve müritlerini meydana getirenler... Oooo ne ararsanız var. Sanal bir dünya yani. Aslında çok çağrışımlar var. Gerçekle sanal yaşayanların buluştuğu bir kitap. İnsanı düşündüren, hoş bir kurgusu var.

























İkinci kitap da Yaz'ın kitaplığından... Büyük Sözcük Fabrikası.
























Bir ülkede en değerli şeyler sözcüklermiş. Zenginlerin çok sözcüğü varmış, fakirlerin ise çok az. Olan sözcükleri ise çok kullanışlı sözcükler değilmiş. Ne bulurlarsa, neyi alabiliyorlarsa o sözcüğe sahipmişler. O yüzden de her istediklerini, istedikleri zaman söyleyemezlermiş. Kitabımızın kahramanı da çok sözcüğü olmayan bir çocuk. Merhaba, nasılsın gibi günlük sözcükleri yok. Aşık olduğu kıza verebileceği çok sözcük de yok. Ama o kadar kalpten seviyor, verdiği ucuz sözcükleri bile öyle gönülden veriyor ki, kızın kalbini fethediyor.
Bakın burada da insan hayatında mutlaka okunması
gereken 1001 kitabı listelemişler. TIK TIK.


BU da alfabeyi tarihe yön veren kadınların ismiyle öğreten kitap, harikaymış : )


Hafta sonunuz mis gibi geçsin, kitap da olsun içinde mutlaka ; )



2 Temmuz 2015 Perşembe

Renkli bi' diyalog ister misin?


O zaman hoş geldin :) 

Büyükler için boyama kitapları var ya, bi yararını keşfettim. 
Ondan bahsedecektim. 
Çakra meditasyonları vardır ya, onun gibi bişey aslında bunları boyamak.
Biliyorsunuz, her çakranın belli bir rengi var, her çakra da vücutta bir bölgeyi idare ediyor.

Çakralar sağlıklı bir şekilde işledikçe o bölgedeki organlar da sağlıklı çalışıyor.


Dediğim gibi bazı meditasyonlar var. Çakranın temsil ettiği renklerle o çakrayı boyadığınızı canlandırıyorsunuz kafanızda. :) 

Bu boyamaları yaparken de, hangi rengi boyuyorsanız, 
o çakrayı boyadığınızı düşünün. Bir yandan boyama yaparken, 
bir yandan çakra meditasyonu yapın ; )

Zaten renklerle oynamak, haşır neşir olmak her zaman güzel: )

2 renkli diyalog da Yaz'dan anlatayım bari, hazır buraya kadar geldim, sayfayı açtım, post'u yazıyorum... 

Geçen gün benimle işe geldi, bütün gün ajansta herkesle oynadı, sohbet etti, öğlen bizimle yemeğe geldi, akşam da Zorlu'daki güzel parka gittik, 2 saat oynadı, sonra da beraber akşam yemeği yedik.
Karşı karşıya oturuyoruz, ben yorgunluktan bitmişim biraz. 
Bana "annecim, bu güzel gün için çok teşekkür ederim. " dedi, ben mayıştım zevkten.
"ay canım ben de seninle çok mutluydum dedim."
Durdu durdu, "aslında başka masalarda sohbet ediyorlardı, ben de bir sohbet başlatmak için söyledim bunu" dedi. "neeee, gerçek değil miydi?" "yok gerçekti de... nedenini söyledim." :) 

Bi' diyalog da, kedi köpek farkı üzerine. 
Dedim ki köpekler böyle işte kendilerini sevdirebilmek için yanaşır, başını okşatır, sürtünür.
Yaz da kedileri şöyle tanımladı. 
"kedilere ise biz kendimizi sevdirmeye çalışıyoruz di mi?" 
Çocuk düşünce şekline bayılıyorum işte.


Renkli günler :)