2 Nisan 2009 Perşembe

Marley ve ben...




















Dün gece uzun zaman üstüne DVD'de bir film izledim ve çok beğendim. Marley ve ben... Sonlarına doğru hüngürt foşurt ağlamaya başladım ve keşke kocaman bir evde yaşasak, köpeğimiz olsa ve Yaz da hayvan sevgisini böyle derinden yaşayabilse diye düşündüm... Çayırlarda çimenlerde birlikte koşturabilse...

Iki gazeteci; Jennifer Aniston ve Owen Wilson, buz gibi, karlı bir günde evlenirler. Jennifer Aniston sorar o gün, düğün günü kar acaba iyi şans mı, kötü şans mıdır diye? O.Wilson'ın cevabı ise kalplere dokunur cinsten olur: "Seninle nasıl evlenebildim? Çok şanslıyım der."
Kadının annelik hormonları tavana vurduğunda adam biraz korkar yeni durumdan ve bir arkadaşının da tavsiyesiyle küçük bir köpek alıp, annelik planlarını biraz erteleyebileceğini düşünür. Canavar, küçük Marley aileye böylece katılır. Her şeyi parçalar, kemirir, evi birbirine katar.
Ama tabii A.H! (annelik hormonlarını) hiçbir şey zaptedemez ve ilk bebek geliverir. Sonra ikinci ve üçüncü... O dönem boyunca Marley, ailenin bir parçası olmuştur, sevgiyle bağlanmıştır onlara. Babanın en yakın sırdaşı olur, çocukların vazgeçilmez oyun arkadaşı... Ama postnatal depresyon geçiren anneyi çoğu zaman canından bezdirir. Tam uyumaya başlayan bebeği havlamasıyla uyandırır, perde örneklerinin olduğu ödünç alınan kataloğu kemirir, plajı birbirine katar, aileyi çoğu zaman zor durumda bırakır.
ama sahibi arabayla garaja girdiğinde sevinç çığlıklarıyla cama koşan, çocuklar servisten inerken yolda karşılayan da Marley'dir. Anne birçok çıldırma anında, Marley'in gitmesini istese de asla ondan vazgeçemezler.
Ve bir gün Marley yaşlanır... Sık sık kendi başını alıp ortadan kaybolmaya başlar. Aile üyeleri acı sonun yaklaştığını hissederler ama bir türlü ölümü ona yakıştıramazlar.
Hatta Owen Wilson, rahatsızlanan Marley'i veterinere götürdüğünde, %10 köpek böyle bir durumda iyileşir diyen veterinere :"Marley , kesin %10'un içindedir, hatta bence Marley köpek bile değil, bir keresinde..... " diye başlayan Marley mucizelerini anlatır.
Sonu iyice damardan... Film, bir köpeğin ne kadar yaşamın bir parçası haline gelebileceğini, nasıl da bağlar kurulabileceğini öyle güzel koymuş ki... Ben bile Marley'siz o aileyi düşünemedim. Sonra etkilendiğim bir sahne daha var: Babanın uçarı, yalnız gazeteci arkadaşıyla yıllar sonra karşılaştığı bölüm... Adam çok önemli bir yere gelmiş mesleğinde, bizimkisi de aile fotoğrafını gururla gösteriyor ona. Ayrılırken arkadaşına diyor ki, "başardın!" Meslektaşı da ona " Sen de başardın!" diye yanıt veriyor. Hayatta herkesin farklı seçimleri olabileceğini, başarının tek bir formülü olmadığını ne güzel anlatmış.

Köpek diyip geçen herkesin izlemesi gereken bir film...

3 yorum:

Pamuk Prens'in annesi dedi ki...

Bir çocuğa hayvan sevgisi aşılamanın en iyi yolu evde hayvan beslemek. Ne yazık ki apartmanlarda o kadar kolay değil. Üstelik hayvanları sevmeyenler ortalıkta o kadar çokki!...
Müstakil evleri olabilse herkesin, en azından isteyenin...
Eşime eve doldurduğu o kadar kuş yüzünden kızsam da, Manke (köpeğimiz) yüzünden bir yere kalmacalı gidemiyor olsak ta...
Aslında onların varlıklarının Tibet için çok iyi olduğunu görüyorum. Manke'yle olan iletişimini, evdeki kuşlar sayesinde dışarıda kuşları tanımasını ve izlerken yüzündeki hayranlığı, bu hayvanlar sayesinde diğer hayvanları da ayırt edip, onlarla iletişim kurmaya çalışması... Bunlar müthiş şeyler.....

Yaz Gunleri dedi ki...

düşün ki, birileri de çıkıp köpekleriyle yatıp kalkar onlar diye hayvan besleyenlere hakaret edebiliyor.

Neyse kesin seyret!

Beste dedi ki...

Evhamli bir ailenin fazlasiyla kedi sever bir çocugu olarak, eve aldiramadigim kedileri sokakta sever olmustum. ilkokul caglarinda annemin ogle yemegi olarak hazirladigi hicbir seyi yemez, donuste apartmanin bodrum katindaki yavru kedilere verirdim(k), arkadasim esim'le beraber... bir gun kendi kedisini de asagi indirdi esim. onunkisi bembeyaz bir van kedisiydi, bir gozu mavi bir gozu ela... sokagi tanirdi ama alisik degildi baska kedilere. sokaktakilerle bir araya gelince asabilesti, gerildi, ne yapacagini bilemedi geldi patileriyle benim kisa corapli bacaklarima yapisiverdi. kanlar bosaldi bacaklarimdan... eve girdigimde saklama cabalarim ise yaramadi, annem gordu gorecegini. sonra haber aksam babama ulasti. hastane, kuduz ignesi, kedilerin keşfi, gunler suren takipler... ev kedisi dedim, sakinlestiremedim. babam usenmedi, tipki ablami gagalayan horozun yasayip yasamadigini gormek icin ankara'dan usak'a donusu gibi... bense kedi sevmekten asla vazgecmedim... Yaz'cim eminim sen de hayvanlari cok seveceksin, ama kendini korumayi sakin ihmal etme canim.