18 Kasım 2009 Çarşamba

Bağımsız çocuklar yetiştirmek...


















Bağlı ve bağımlı olmak, çok ince bir çizgiyle ayrılıyormuş gibi gözükse de aslında çok farklı. Bağlı olmak, sevmek, saymak, birlikte vakit geçirmek, arayıp sormak güzel. Ama her şeyde olduğu gibi bağımlılık sağlıklı değil.
Geçen gün bir 'bilirkişi'yle yaptığımız sohbetin de konusuydu. Öyle ebeveyn-çocuk ilişkileri var ki,kazık kadar insanlar hala çocuk gibi onay bekliyor, adım atamıyor, kendi fikrinin doğruluğunu yanlışlığını bile tartamıyor. Aslında göbek bağı görünmez bir formda arada durmaya devam ediyor. Düşünsenize yoluna gitmeye çalıştıkça çekiştiren bir ip gibi. Özellikle anneler önce kendilerini adıyor, sonra da bu adanmışlığın bedelini sonuna kadar almak istiyor. Belki de hiç farkında olmadan. Tahakküm... Yani hakimiyeti altına almak, ya da manipulasyon... Çocuklarımız koca koca insanlar olduğunda hala onları yönetmek (mi?) Allah korusun. Bağımız sevgi bağı olsun. Arz-talep, ihtiyaç, yoksunluk, belki suçluluk, belki sorumluluk. Bunlardan ziyade...

Nerelerden geldim buralara? Bugünlerde benim özgür kızın da huyu değişti. O tatilde, alıp alıp başını giden kız gitti.
Bana yapışık bir tipleme geldi. Araba kullanıyorum, arkadan elini uzatıyor ve ağlıyor gözlerinden şıpır şıpır yaşlar akarak. İlla elini tutacağım... Tek elim direksiyonda, tek elim arkada.
Ya da başka bir odaya gitsem peşimde... Tuvalete girsem kapıda... Sabahları kapıdan çıkmamam için ne numaralar, ne bakışlar... Sıcaklığını her daim yanımda hissetmek güzel geliyor, ama bundan zevk almaktan korkuyorum açıkçası. Sevgiyle bağlı, ama bağımsız bir çocuk yetiştirmek istiyorum çünkü. Geçici bir dönem diye düşünüyorum. Ve tabii aslında şunu da biliyorum, tam anne-baba-çocuk ilişkisinin temellerinin atıldığı zamanlar bunlar... Doğal bu dönemleri yaşamak... Ama düşünüyor insan yine de her yönünü.
Bugün mailime gelen bir yazı da sanki cevap gibi geldi aklımdakilere. Küçük çocuklarda anneden ayrılma endişesi... Okumak isterseniz işte linki: tık tık

5 yorum:

ELİF dedi ki...

Ya Denizciğim tamamen aynı dertten muzdaripim, çalışıyoruz diye mi acaba? Dün akşam resmen çıldırdım, bi pilavı bile yaptırmadı bana, ya aynı odada birlikte oturacağız ya da kucağımda duracak...

ikiz Bebek dedi ki...

Denizciğim,o dönemi bende yaşadım ve hala yaşıyorum.normal bir aralık.yazındaki şu cümleye aynen katılıyorum;"Özellikle anneler önce kendilerini adıyor, sonra da bu adanmışlığın bedelini sonuna kadar almak istiyor"

ikiz Bebek dedi ki...

bu arada şapkalı resimde,artizzzz olmuş yine :)

Yasemin Aktuğ dedi ki...

İyi seninki tuvalat kapısında duruyorsa benimki içeri dalıyor tuvalatte de rahat yok.
bu dönem geçici bir dönem kaybetme korkusunu tanımaya başladığı bir dönem diye düşünüyorum. Bu korkuyu yenmek bizim elimizde ama biraz daha büyümeleri gerekiyor bence.
Sevgiler

Deniz dedi ki...

Elifcim,çalıştığımızdan diyeceğim ama işi bırakıp evde oturan bir arkadaşımız var, onunki hala onun peşinden ayrılmıyor.

Özgecim, normal bir aralık di mi:)
Bunu duymak güzel geliyor.

Yasemincim, koyduğum linkte de öyle söylüyor, kaybetmeyeceğini, daha doğrusu akşam çıkıp geleceğimizi öğrendikçe geçecekmiş.