31 Mart 2009 Salı

Kulağıma küpe olsun...


Çevrelerini kurcalamaları ve araştırmaları engellenen çocuklar, büyüdüklerinde gözlemci olmayı tercih ederler. Bugün pekçok şeyi ellememeyi öğrettiğimiz çocukların yarın kütüphaneleri hallaç pamuğu gibi atmalarını nasıl bekleriz?

Üstün Dökmen/ Empati

kulağına küpe olsun...

Yaz saati uygulaması...


Saatler pazar günü (29 Mart) 1 saat ileri alındı. Yani yaz saatine geçtik. Eeee böyle olunca nooldu, bizimkinin sabah uykusu 1 saat azaldı. Ilk sabah, bir uyandı ki, mıy mıy mıy...
Neyse ki çabuk alıştık, bu sabah uyum sağladık yeni düzene.
Eeeee adı üstünde, ne saati, Yaz saati :-)

amcalar-teyzeler...
















Ne şanslısın şekercim... Seni çok seven bir amcan ve teyzen var. Bak benim ne teyzem var, ne amcam:-( Bi tanecik dayım var o da çoooook uzakta...

30 Mart 2009 Pazartesi

an-ne?


ANNE KİMDİR / NEDİR..? Bir erkek çocuğun kaleminden çıkmış:
-ANNE, dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır.
-Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş halidir..!
Ne kadar üzsen de 10 Dakika sonra seni affeden zarif bir memeli türüdür,
-Yağlı bile olsa tiksinmeden saçını okşayan, kucağına yatıran, öpüp koklayan tek varlıktır,
-Meleğin süt verebilenidir.
'Yarasın' diye muhallebinin içine ciğer katarak, çocuğuna yediren manyaklık derecesinde yaratıcıdır.
-Yemek yemeyen çocuğun dikkatini çekmek için elindeki tencere ve tavalarla maymunluk yapabilen kişidir.

-Kafayı çocuklarıyla bozmuş, göbek bağı kopsa da, yürek bağı asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan dişisidir.
Bulaşık, ütü, vb. yaparken bile otomatik olarak çene çalan, kendi kendine konuşan, 'kadın dırdırı' denen mereti erkeklere daha küçükten belletendir. Yemek uzmanı, düzen insanıdır.
-
Yavrularını yol tarafından değil, kaldırım tarafından yürütendir. Dizi dizi incidir, lakin gerektiğinde, laf sokma dalında da birincidir..!
-Sevgiliden ayrılma haberi verildiğinde, 'amaaan ben sana daha güzelini bulurum' diyebilen
komik bir karakterdir... 'Oğlum aradım yoktun. Ben de mesaj atayım dedim sana.
-Gelince ara beni emi aslan evladım.
Kara börülcem benim, öptüm annen' şeklinde mesajlar atabilen, teknolojiyi ısrarla reddeden, kabullenemeyen, kafasına göre yorumlayan bilişim düşmanıdır... AMA ... AMA dünyanın en güzel kucağına sahip, en güzel kokan, harikulade bir varlıktır.
-
Olmadık yerlerde 'iyi ki doğurmuşum ulen seni' diyen, benim hatırıma benimle Freddy Mercury dinleyen bir sabır ağacıdır. Evlatlarını asla ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir. Evde bir yere uzandığınız an, orada temizlik yapacağı tutan, temizlik konusunda kayışı kopardığından, temizlikçi gelecek diye evi temizleyen, balans ayarı kaçmış, sevimli, tatlı, güzel bir temizlik manyağıdır...
-Mutfakta yaşayan, evde herkesi idare eden bir tür tatlı canlıdır...

-Evrendeki tüm sevgilerin güçlerini birleştirdiği sulugöz abidesi bir yaratıktır..!
-Oğlunun damat - kızının gelin olduğunu görünce, çocuğu mezun olunca, çocuğu gol atınca, çocuğu hasta olunca, çocuğu askere gidince, çocuğu harçlıklarından 5 dolar biriktirdi diye, dolar yükselince, velhasıl buna benzer bir sürü şeye anında ağlayabilen, bu mesajı okurken bile duygulanıp - gözleri dolabilen, ağlamaya meyilli bir yapısı olan duygu pınarıdır. Çoook uzakta dursa da yakın hissedilen, çok yakınında dahi olsa canı hep istenen, asla vazgeçilmeyen, dizinin dibinde olmak istenen, evlatların varlığını, varlığına armağan edebileceği, *** ıslak - kuru ama heeeep duygulu*** tek kadın modelidir...

ilk balık deneyimi...




Cumartesi ilk defa balığı tattın kuzucum, cok da sevdin. Sakın sonradan fikrini değiştirme... Hep balıkları götür hapur hupur, e mi?

seçmek...


Seçimlerimiz... Bizi biz yapıyor, duruşumuzu gösteriyor. Sadece bir 'oy'un bile olsa hayatta, seçebilmeye çalışmak gerek...
İşte conconum, bu senin şahit olduğun ilk seçimin(oy kullanamasan da), ilk sandığın.
Gerçi sen çooktan hayatta seçimler yapmayı öğrendin. En başta hayata gelmeyi, bizim bebişimiz olmayı, yemeklerden en çok kahvaltıyı, oyuncaklardan en çok Dudu'yu...
Senin için dileğim, seçimlerin hep seni mutlu etsin... Doğru seçimler yap demiyorum, çünkü doğru ya da yanlış çok subjektif...
Ama senin adına düşünmeden de edemiyorum:
"Her toplum hakkettiği gibi yaşarmış. Ama ben daha küçücüğüm, benim yarın nasıl yaşayacağıma bugün anne-babamın nesli karar veriyor. Bu nasıl oluyor?" demez misin bir noktada?
Umarım gelecek nesillerimize hak ettikleri gibi bir gelecek bırakabiliriz, umarım...

27 Mart 2009 Cuma

Kulağına küpe olsun...


Yoruma gerek var mı?

bu salgı da ne?


Ilk defa kızımın burnunun aktığını görüyorum. Iki gün önce hapşurup duruyordu, bi de baktik burnu akıyor. Eyvah dedim ama neyse, devamı gelmedi.
Fotoğrafıma da bakar mısınız? Sümüklüyüm ama çok edalıyım.

Çok yaşa conconum!!!!

26 Mart 2009 Perşembe

Hoşçakal Saboş...


... Daha babanla evli değildik, hatta belki nişanlı bile değildik. Fenerdeki dede evine getirmişti baban beni... Öyle tonton biriyle tanıştım ki o gün orada... Gözlerinin içi gülüyordu. Ailenin büyüğü olarak, aman gelin adayı gelmiş diyip inceleyerek değil, aramıza hoş geldin diyerek bakıyordu. Tıpkı babaannenin dediği gibi sen bizim kızımızsın derdi.
Babanın anneannesiydi o kuzucum. Saboş'tu...
Daha sonraki birlikte oluşlarımızda da hep aynı şeyi düşündüm. Melek gibi, hoşgörülü, misafirperver, şeker gibi bir insandı. Dedeyle şakalaşmalarını, atışmalarını hiç unutamıyorum. Dede, kendine has şakacılığıyla bir küfür sallıyıverirdi havaya, Saboş da onu dürter, sus ayıp çocukların yanında derdi. Oysa ki ayıp da değildi, dedeye yakışıyordu o hal. Ediyle büdü gibilerdi. "Saboşcum hadi dansedelim" derdi dede, o yine dur naapıyorsun, ayıp derdi. Ama çok şekerdi.
Dede gidince kapattı hayata açılan pencerelerini... Kimseyle konuşmaz oldu. Bir süre sonra da tanımaz oldu hiçbirimizi. Bu fotoğrafın çekildiği gündü belki de, seninle gitmiştik onu ziyarete. Sana ninni söyledi... Biz gittikten sonra da ağlamış için için. Babaannen, yanına gidip sorunca anne niye ağlıyorsun diye, "bebek gitti" demiş.
Şimdi hiç olmazsa, seni gördü, kucağına aldı diyerek seviniyoruz bir yandan...

Neyse ki, tanımışım onu.
Iyi yolculuklar Saboşcum, ışıklar içinde yat...

24 Mart 2009 Salı

Kuşlaaar gelin kuşlaaaaar...

Aylardır her sabah, Gül ablasıyla kuşlara sesleniyor. İşte sonunda gerçek oldu. Balkonumuzdaki sardunyanın altında şimdi 2 tane kumru yumurtası var. Yazcım, öğren işte, neyi çağırırsan o gelir :- )

23 Mart 2009 Pazartesi

ses kısık, ninniyi nasıl söyleyeceğim?

Dün gecenin köründe Yaz ağladı, yanına gittim, ninni söyleyip, tekrar uyutmaya... Anaaa o da ne? Sesim çıkmıyor. Zaten boğazım ağrıyarak yatmıştım, ama sesimin beni toptan terkedeceğini hiç tahmin edememiştim. O an o kadar çaresiz hissettim ki, neyse ki bi şekilde hallettim, kuzucuğu sakinleştirdim. Ama yavru kuşum, sesim hala boru gibi, habire sıcak bişeyler içip duruyorum, umuyorum, bu geceye düzelir.

NOT: Reklamcının bloğu da böyle olur, biraz reklam örneği de girsin yaşamımıza...

Kulağına küpe olsun...


"Hayata (kullan-at) felsefesinden bakan, bir gün kullanılır ve atılır."
Sevgi Zekası adlı kitaptan...

Yazkuşum, bundan sonra ara ara sana okuduğum güzel lafları da yazacağım. Belki büyüyünce sana ışık tutacak bir iki kelam bulursun.

Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim Yaz çıktı.















Gördüğünüz gibi boşu boşuna bebek arabasını taşıyoruz. Market arabası çok daha cazip.Hafta sonu, küçük bi' yürüyüş denemesinden sonra Makro'ya uğradık ve yeni yeni şeyler keşfettik. Sonuç mu? İşte bir zafer gülümsemesi.

20 Mart 2009 Cuma

ü-hüüüüüü...


Ilk defa bu sabah, cincon gitmemizi istemedi ve ağladı. Insanın kalbi acıyor. Ama hiç belli etmedik, akşama gelince oyun oynayacağımızı, hafta sonu birlikte olacağımızı söyleyerek el salladık ve evden çıktık. (Okuduğum bir yazıda, işe giderken çocuğa acıklı bir şey olduğu izlenimini vermeyin diyordu.)

Umarım yarın da güneş kaybolmaz ve tam yazlık bir hafta sonu olur.

18 Mart 2009 Çarşamba

Nereden nereye?





























Yavru kuşumun doğduğu günkü ayakları ve bugünküler... Zaman çabuk geçiyor valla.

16 Mart 2009 Pazartesi

"Bu işi ağzıma burnuma bulaştırdım!"



Kahvaltı yapmak zor zanaat... Canın isteyecek 1, ağzına denk gelecek 2, dışarı taşırmadan yutacaksın 3... Offff offf...
Sonra da şansım varsa, televizyon seyretmeme izin verirler belki...

iyi ki doğdun dedeeee...



Pazar günü, yani dün dedesinin doğumgününü kutladı hanımefendi. Tepsiye çılgınlar gibi vurarak kendi çapında bir kutlama merasimi yaptı. Pastaya dik dik bakıp, gözüne kestirdiğini de söylemeden geçemeyeceğim. Niyeti bozdu anlayacağınız. Bi buçuk dişle sen nelere bakıyorsun şaşkıncığım. Büyümen lazım büyümen...

kutalayım kutala...



Karadenizliler, gezmeyi çok sevene 'kutala' diyorlar. Yaz Hatun da tam bir kutala. Dışarı çıkacağını anlayınca süt dökmüş kedi gibi oluyor. Cumartesi, pazar dışarı çıkınca havaya girdi. Iste gezmeye gideceğini anlamış, uysal mı uysal bir Yaz profili...

11 Mart 2009 Çarşamba

ispanyola...


Bütün minikler sever mi bilmem, bizimkisi rüzgarı çok seviyor. Yelpazeye de bayılıyor. Hiiiiii diye rüzgarı içine çekiyor. En ağlak anında iki yelpaze hareketi işlem tamam...

9 Mart 2009 Pazartesi

kurbağalar kraliçesinin yeğeni...


Bir kurbağa hastası ve koleksiyoneri olan teyzem, cumartesi gecesi bana bir kurbağa maskesi getirdi. Annem de zar zor başıma geçirmeyi başardı. Çok komik görünüyorum di mi?

babacım lütfen beni arabaya koyma!

Bizimki hafta sonu Polonezköy'deydi. Eskiden kuzu kuzu arabasında dolaşırken, şimdi kucakta da dolaşabileceğini keşfetti. Biz arabasına koymaya çalıştıkça bastı yaygarayı... Ama günün en keyifli anlarından biri, yemek yediğimiz yere girdiğimizde attığı sevinç çığlıklarıydı. Bütün salonu inletti cadıcığım benim.

Ceeee-eeee




"Bi' yerlere girmek, saklambaç oynamak en büyük zevkim!"

6 Mart 2009 Cuma

babasının tatlısı...

Baba-kız ne de güzel çıkmışsınız... Sizi seviyorum.

yastık sevgisi




Bizimki yastık hastası... Boğuşsun, saklansın, üstüne yatsın, altına girsin. En cafcaflı oyuncağı ver, yastığın yerini tutamaz. Bi' de kumandalar ve telefonlar var tabii, en ilgi çekici oyuncak adayları arasında. Bu sabah, boğuşup boğuşup, yorgun düştü, ben de fotosunu çekiverdim şipşak...

Yengeç ve yürüteç

 

















Yeni eğlencemiz anneannemizin aldığı yürüteç... Yalnız küçük bir sorunumuz var. Yengeciz ya, yürüteçle de yan yan gidebiliyoruz henüz. Yüzümüzde de dünyayı ve salonu bambaşka bir bakış açısıyla görmenin verdiği inanılmaz heyecan ve şaşkınlık var.
Artık bizimkini durdurabilene, oturtabilene aşkolsun...

5 Mart 2009 Perşembe

Anasının kızı...





Doğduğu günden beri herkes yorum yapıyor, ona benziyor, sana benziyor, hık demiş bilmemkimin burnundan düşmüş. Biz de hiç usanmadan cevap veriyoruz. İkimizin karması, annesine de benziyor, babasına da, aslında benim çocukluğuma, yok yok babasınınkine… Kime benzerse benzesin onu elbette çok seveceğiz, ama ‘sana hiç benzemiyor’ diyen varsa, işte son sözüm:

Yaz'ım...


Yaz, hayatıma gireli tam 8 ay oldu. Küçücük varlığıyla bütün hayatımı ve kalbimi kaplayabileceğini doğumundan önce tahmin bile edemezdim. Onunla ilgili bloglar dolusu yazabilecekken, tek kelime yazmaya vakit bulamamak, ilklerini kaçırmamak için gözlerimi dört açmak, benden uzaktayken beni unutur mu acaba diye üzülmek, gün boyu çalışan anne semptomlarının hepsini gösterip, bazen de endişelenip, kapıdan içeri girince bir gülümseyişle her şeyi unutmak… Kesinlikle bu küçük cingöz, adı gibi benim hayatımın yazı oldu. Ve de tüm yaşantımı değiştiren alın‘yaz’ım…

İşte biricik Yaz’ım ve ilk yazım…