30 Nisan 2009 Perşembe

YERİM SENİ!






Kızım bütün dünyayı yiyerek tanımaya çalışıyor. Bu kadar yemek yese, daha ne isteriz : -)

Keramet bilezikte mi?

Çok komik, concona doğumda gelmiş bilezikleri gördüm sağı solu karıştırırken... Baktım küçüldü küçülecek, takayım bari dedim. Ay bizimkinde bir havalar sormayın gitsin... Kolunu yukarı doğru kaldırıp tutuyor, çığlık çığlık bağırıyor. Bi' şımarıklık geldi üstüne. Keramet bilezikte mi ne?
Kendini 'büyüdüm' sandı...

Hızlı yaşamak...

Yok yok öyle James Dean filmleri gibi hızlı yaşamaktan bahsetmiyorum. Sürekli yetişme telaşından, neredeyse ışık hızını yakalamamız gerekmesinden bahsediyorum.
Sabah kuzucum uyanmadan 7.30'a kadar bişeyler atıştırmak...
Mutlaka 8.10'a kadar hazırlanmak...
Levazım'dan aşağı son sürat inmek... En geç 9.15'te ajans kapısından içeri girmek... Acil kampanyalar için bazen ayak üstü fikir bulmak... Öbür toplantıya yetişmek için önceki toplantıyı hızlıca tamamlamak... Öğlen yemeğini 1 saate sığdırmak... Ortaköy sahile inmenin ve geri çıkmanın toplam 20 dakika aldığını düşünürsek aslında 40 dakikada apar topar yemek... İş çıkışı, kızı hiç olmazsa 1 saat doya doya görebilmek için marketten koşarak bişeyler almak... Trafik izin verdiği kadar hızlı E-5'i geçmek... Yaziko'yla banyosuna kadar hızlı hızlı oynamak...
Derin derin nefes almayı unutuyorum bazen. Tatilim mi geldi ne?

29 Nisan 2009 Çarşamba

Canım ailem...

Öyle dizi takip etme gibi bir adetim yok aslında ama bir dizi var ki, çok samimi çok sıcak geliyor bana...
Uğur Yücel ve diğerleri de çok iyi ama, Meliha karakteri acayip başarılı... Neyse, salı günleri biz bu diziyi takip ediyoruz anlayacağınız.
Normalde, kuzucuğa izin vermiyoruz öyle dizi mizi bakmasına, kendi de Baby TVci zaten, başka şeye bakmaz. Ama geçen hafta heyecanlı bir yerde kaldığından, (koca yanak kaybolmuştu da) kızın yatma saatine de henüz olduğundan hadi açalım birazcık naapalım dedik. O da ne? Bizimki kitlendi. Sanki her şeyi anlıyor gibi bir kaptırdı ki kendini... Ben de şaşırdım açıkçası. Ne diziymiş böyle?
Hayırdır inşallah, hayırdır inşallah :))

28 Nisan 2009 Salı

söz uçar, yazı kalır

Bazen düşünüyorum, babamla sohbetlerimizi, anılarımızı, onun çocukluk hatıralarını, ya da hayallerini... Ne kadar az şeyi, detaylı olarak bildiğimi fark ediyorum. Günün telaşında, günlük olaylar konusunda konuşmaktan geçmişi atlıyoruz. Ya da konuştuğumuzu da unutuyoruz. O yüzden yazıyorum şimdi, hatta Japon turistler* gibi fotoğraf çekip duruyorum habire.
Kendi geçmişini hediye etmek için küçüğüme, kendim de unutmadan, atlamadan...



Kuşlar uçtu yuvadan...

Sardunyamın dibindeki yuvalarında, çıkıverdiler yumurtalarından, tir tir titrerlerken küçüklüklerinden, bir bakıverdik büyüdüler de, uçtular bile...

Kıyıköy'e Yaz geldi...










Bu hafta kurtarılmış bir cumartesiydi. Hafta sonu çalışmamız gerekiyordu, çalışma gününü pazar yaparak cumartesiyi kurtardık. Biz de uzun zaman üstüne Kıyıköy'e gittik. O kadar uzundur gitmemişiz ki, kumsalın ordaki salaş balıkçı kapanmış. Biz de yeni bir yer keşfettik. İyi de oldu. Çimenlerin üzerinde minderlerin atıldığı doya doya balık yiyebilecek güzel bir yer... Bizimkisi çiçekleri, köpekleri ve yeni oyunları keşfetti. Hepimize iyi geldi o gün. İyi ki de gitmişiz. Pazar çalışmak için biraz güç topladık en azından.

27 Nisan 2009 Pazartesi

Yardım almak...

Garip bi' tipim işte... Her şeyi kendi başıma yapmaya çalışıyorum, yardım isteme özürlüyüm. Kimse rahatsız olmasın, kimsenin düzeni bozulmasın...
Oysa etrafımda bir sürü bana yardımcı olmaya çalışan insan var. Geçen hafta kafayı yemek üzereydim. Kızı kendim uyutayım, kendim kaldırayım. Eee bi yere kadar güzel, keyiflerinden taviz verirsin olur biter.
Ama mesaiye kalmak gerektiğinde iyice kapana kısılmış hissettim kendimi...

Murat yatırsa uyur mu? Annemin beli tutulur mu? bir sürü sorulardan sonra mesaiye kalma saati gelip çatınca, yani sıkışınca bir kere daha gördüm. Aslında her şey yapılır. Annemle Beste bütün gün baktılar Yaz'a... Murat da gece uyuttu ilk defa. Rahatladım. Yardım istemeyi öğrenmem lazım!

24 Nisan 2009 Cuma

evde bayram coşkusu



Valla 9 aylıkken, coşku anca bu kadar olur. Aferin kızım! 23 Nisan'ın tekrar kutlu olsun...

23 Nisan 2009 Perşembe

Sevinin küçükler, övünün büyükler!

Küçücük bir çocukken, dedem anlatırdı. (Cumhuriyet dönemi öğretmeniydi kendisi) Atatürk Orman Çiftliği'ndeki partileri, Ata'nın okula yaptığı gezileri... O tarihte gencecik bir öğretmen olan dedem, birkaç defa karşılaşmış Atatürk'le, birkaç çift laf geçmiş aralarında. Nasıl gururla anlatırdı, gözlerinin içi parlardı. Biz de kıskanırdık, niye yetişemedik, niye göremedik onu diye...
Ne oldu bize milletçe? Neredeyse Atamızdan utanır olduk(!!!) Bir ülkeyi yok etmenin yolu, onun geçmişini, atasını silmekten geçiyor bence. Buna izin vermemeliyiz, ama ne yapmalıyız? Düşünüyorum sürekli, ne yapabiliriz diye? Karamsarlığa kapılmadan, ama yan gelip yatmadan...
Korkuyorum Atam izindeyiz! demeye...İzindeyizi yanlış anlayıp, yatıyoruz cumhuriyet çocukları olarak...
Kızım, Ata'nı tanı, okuyarak, anlayarak, ezber yapmadan... Fikri hür, vicdanı hür, kılığı, kıyafeti hür bir kadın olduğunda bil ki, bunları Atan'a borçlusun. Türk kadınını yücelten, çağdaşlığı öğreten bu büyük insanı sen de çocuklarına anlat... Yani torunlarıma...
Neyse yine de umut verelim, umut edelim. Güneş balçıkla sıvanmaz diyelim. ÖVÜNELİM, ÇALIŞALIM, GÜVENELİM...

meşhur işaret parmak





















Burnum, gözümün içi, odasının kapısındaki harfler,oyuncaklar... Her şeyi ama her şeyi Yaziko, işaret parmağıyla keşfediyor. Önce şöyle bir dokunuyor, bir şey değiştirip değiştiremediğine bakıyor işaret parmağıyla. Sanırım düğmeli, sesli oyuncaklara biz basarken gördü, yokluyor, ya sesi çıkarsa diye... Mehmet Ali Erbil'in parmağı geliyor aklıma, ve parmaktan sonraaa diyen sesi...

22 Nisan 2009 Çarşamba

Hepimizin 23 Nisan'ı kutlu olsun

Avea'ya yaptığımız 23 Nisan ilanı. İşte kuzucum annem bütün gün bi yerlerde naapıyor diye düşünüyorsan, işte böyle ilandı, filmdi uğraşıp duruyor.
Veee annecik bu ilanı sana ithaf ediyor.

Kulağına küpe olsun....









Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür,
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür,
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür,
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür,
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür,
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür,
Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür...
M .Ghandi

Gandi amca güzel demiş...

k›z›m bana çiçek toplam›fl...


asl›nda daha çok yolmufl desek daha do€ru. Gül ablas› ve anneannesinin yard›m›yla da olsa, annesi için ilk toplad›€› çiçek... De€erli çok!

yaflas›n rüzgar!


Benim k›z›m yüzünde rüzgar› hissetmeye bay›l›yor. Motosikletçi mi olacak nedir?

21 Nisan 2009 Salı

Eski masallar, yeni bilinç









Geçen gün patronumuzun ikizleri ajansa geldi. Bir ara, yanıma uğradılar. Şunlara bi' masal anlatayım dedim. Önce kırmızı başlıklı kızı düşündüm, sonra Hansel ve Gretel'i... Aman yarabbim. Bi r tanesinin büyük annesini kurt yiyor, öbüründe baba çocuklarını ormana götürüp terkediyor, onlar da cadının eline düşüyorlar. Bu kadarla da kalmıyor, cadı onları besili besili yiyebilmek için besliyor da besliyor. Bunlar aklıma gelince sustum. Kafamdan bir masal uydurdum.
Bizim bugünkü aklımızla masallar ne de korkunçmuş meğer. 2 yaşında bir çocuk, bunları nasıl algılar, kabuslarına girmez mi? Ya da bilinçaltlarına işlemez mi? Bilmem ki...
Yine de ben eski masalları seviyom...

Bugünlerde en beğendiğim reklam


http://www.dailymotion.com/video/x8we0x_infobloggumcom-is-bankasi-maxi-mile_shortfilms

Bahardan sanırım. Herkesde bir çekip gitme hayali var. Monotonluk bu mevsimde daha mı başa vuruyor nedir? Her gün aynı sabaha uyanmak, aynı yollardan geçip, aynı saatte aynı şekildeki kahveyi içmek, her saatte ne yapacağını bilmek... Bazen gerçekten bizi bunaltıyor, uzakları hayal ettiriyor.
Ama her gün yapabildiklerimizin, görebildiklerimizin aslında ne kadar şükredilmesi gereken şeyler olduğunu geçmişte yaşadığımdan, önce bambaşka yerleri ve iklimleri hayal ediyor, sonra günümün içindeki her şey için şükrediyorum.

NOT: Bu filmi de yapan düşünen herkesin eline sağlık. Reklamcı reklamcının işini pek beğenmez ama, iş hakikaten güzel :)

Babannenin kabak dolması...






Hafta sonu, kuzucuğum ilk defa kabak dolması yedi. Babaannesi ona özel olarak pişirmiş. Bizimki ham hum götürdü valla, hem dolmayı yedi, hem de parmaklarını...

NOT: Bu kabak çok güzel dolma için, yuvarlak yuvarlak. Uzunlardan daha lezzetli hem de.

ANKARA, memleketim














Babişko bugün Ankara'ya gidiyor kuzucum. Tema'nın ağaç dikme töreni varmış. Sana söylemiş miydim tatlım, Ankaralı'yım ben. Ankara'da doğdum. Taa liseye kadar
Ankara'daydım. Babam iş için Istanbul'a gitmemiz gerektiğini söyleyince teyzenle ben sinir olmuştuk, dünyamız yıkılmıştı, arkadaşlarımız, okulumuz, bütün dünyamız oradaydı çünkü...
Sonra Istanbul'u görünce, tadınca bu güzel şehri
dönüp arkamıza bakmadık bile.
Ama şimdi Ankara'yı düşününce, çıtır çıtır simidini, (Istanbul'daykiyle alakası yok, hem daha yanık, hem daha ince) Tunalı Hilmi'yi, Kuğulu Park'ı, Atam'ın kabrini, çocukluğumu, Bahçelievler'deki, Maltepe'deki ve Oran'daki anılarımı sevgiyle hatırlıyorum. Ankara'nın da yeri ayrı diyorum.

Babişko'ya da tembih ettim, memleketime selam götür diye :)

20 Nisan 2009 Pazartesi

dünyanın en güzel sesi.



Tabii benim için. Benim bülbülüm o bülbülüm :)
Şarkının adı : Brrrrrrrrrrr

Yuvadan uçmaya az kaldı.


Sardunyamızın dibindeki yavru kuşlarımız bi büyüdü ki... Hafta sonunda ayağa kalkmışken gördüm onları. Sanırım uçuş yakın.
Benim cincon, balkona çıkıp da onları görünce öyle seviniyor ki, kuş gibi kalkıp iniyor kollar.
Arkadaki Baygon kutusu da hiç olmamış orada ama idare ediverin.

Ödül zamanı : )

Sibel arkadaşım uyardı, üzerime geçen ödülü ben de aktarmalıymışım. Iki ödülüm var nacizane. Bi tanesi beni buralara dahil eden blog kardeşim Sibel'e,
diğeri de özellikle son anne yazısıyla hafta sonu beni duygu seline boğan ve koşarak anneme sarılma hissi uyandıran yeni blog arkadaşım Funda'ya...
Bi de uğur böcüğü yolluyorum size kalpten....

Haftanın Melek Kartı...


Bu haftanın melek kartını az önce çektim. HUZUR çıktı.
HUZUR SEVGİNİN TEK GERÇEK OLDUĞUNU BİLMEKTİR.
Mesaj: "Şu anda geçmişe dön ve durumun altında yatan gerçeği gör.Yaşamındaki herkes özünde Tanrı'nın sevgi dolu çocuğudur. Bu gerçeğe odaklandığında sevgi dolu bir çözüme ulaşırsın. Görünüşte farklı olsa da yüksek bilincinin iş başında olduğuna inan. Sevgi varolan tek güçtür ve ışığı her karanlık noktaya ulaşır. Kendinde ve başkalarında bu ışığı ara ve gör. Böylece, zihnin, kalbin, düşüncelerin ve yaşamın daha da aydınlanacak. Bu bilgi huzurun temelidir."

evden çıkabilmek...















Benim gibi hızla hazırlanan ve öyle uzun uzun süslenip püslenmeyen biri için saatlerce evden çıkamamak çok yeni bir şey... Önce sayısız gerekebilecek şeyden oluşan çantamızı hazırlıyoruz, DVD'mizi seyrederek kahvaltımızı yapıyoruz, sonra yarım saat kestiriyoruz ki, yolda huysuzluk yapmayalım. Sonra tüm direnmelere rağmen kıyafetimizi giyiyoruz. (niye direniyor anlamıyorum, sonuçta dışarıda olmaya bayılıyor.) O giyindikten sonra 5 dakika kalıyor bana, giyinmek için... Çünkü uzun zaman öyle giyinik giyinik oturamaz çocuk, sıkılır... Son olarak artık ayakkabımı giyme aşamasına gelmek, hem mucize, hem de akrobatik bir beceri... Yaz'ı getireceksin kapının önüne, arabasına bağlanmaya tahammülü yok, yere koysan kapının önüne koyamazsın, ayakta da duramıyor garibim henüz. Yürütece koysan, sen ayakkabını giyene kadar o içerilere kaçıverir. (çocuklu ev ya, ayakkabıyla da girmeyeyim diyorum.)
Geçenlerde şöyle bir formül buldum. Emzirme yastığını getirdim kapının önüne, ona paltosunu giydirip, salonla antre arasındaki eşiğe oturttum. Öyle giydim ayakkabılarımı... Komedi :)

Vay be diyorum kendi kendime, daha ne beceriler kazanıcaz bakalım?

18 Nisan 2009 Cumartesi

angelina jolie yine(!) hamile...


http://modayadair.blogspot.com/2009/04/iki-yeni-bebek.html

Ya biz bi tanesiyle zor başa çıkıyoruz. Kadının ömrü hamile geçiyor. Zaten Posta gazetesinin şarkısı hala kulağımda" Angelina Jolieee hamileee" diyen... Gazete her daim aynı şarkıyı kullanabilir, zira kadın her daim hamile...
Tamam kadının bilmem kaç tane bakıcısı, tonla parası olabilir ama hamilelik bile ayrı bir efor. Allah kuvvet versin, ne diyelim. Bakın ben şu yazıyı zor yazdım mesela, bizimki uyandı, içeriden vıklıyarak beni çağırıyor... Kaçtım....

17 Nisan 2009 Cuma

Neden Yaz?





Evliliğimizin ilk yıllarıydı, tatil için Kalkan'da güzel bir yere gitmiştik. Ööööle insan tatilde, denize karşı oturup, tatlı tatlı hayal kurar ya... Babişkonla dedik ki bi' bebişimiz olursa adı Yaz olsun. Adı gibi sıcakkanlı, tatlı, pozitif olsun. Hep güzel şeyleri hatırlatsın, denizi, kumsalı, güneşi, dinginliği, sevinci, coşkuyu... En az şu an hissetiğimiz huzuru yansıtsın hep dedik. Dedikten sonra 4-5 yıl geçti...
Sonunda Yaz gelsin artık, dedik yürekten... Adının yanına bi' de Defne ekledik, alternatifin de olsun diye...
Bebişim bi gün merak edersen, nerede, ne zaman koydunuz adımı diye... İşte adının hikayesi...
Seviyorum Yaz'ı...

acansta yine bir lost günü(!)










Çok komiğiz ya... Gördüğünüz yer, bir reklam acansının modern mi modern toplantı odası... Masanın üstü ise klasik bir gün görüntüsü. Hayata tat katmaya çalışıyoruz işte, naaparsınız.
Pişiren, yiyen, LOST'un son bölümünü DVD'ye yazan, teorileriyle bizi aydınlatan herkese teşekkürler...

Yaşasıııııııın!

Hahahaaaay yaşasın dostlar

Benim de artık bir ödülüm var.


Hırsından çatlasın düşmanlar


Benim de artık bir ödülüm var...




Bunu şarkı formatında okuyun ama ;-P

Saolasın
Sibel...

Huuuu komşu...











Geçen sabah kocacımla indik aşağıya, otoparkta dedim ki; bak şu yorgun adamı tanıyor musun? Bi' an anlamadı ne demek istediğimi... Komşu dedim bizim üst kattaki komşu.
Üstümüzde (Allah bağışlasın) kırmızı lüle lüle saçlı, 2 yaşlarında öyle bir velet yaşıyor ki, bu adamcağız onun babası. Loğusalık günlerimden biliyorum, ben doğal olarak bütün gece doğru dürüst uyumuyordum ve habire emzirmeye kalkıyordum ya, ne zaman kalksam bunlar ayakta...
O zamanlar keşfettim bu yukarımızdaki 7/24 canavarı... Gecenin 3'ü, 5'i bir uçtan bir uca koşuyor, bir şeyler taşıyor, sürüklüyor, annesi arkasından bağırıyor. Yazık dedim ya, bu kadıncağız hiç mi uyumaz? Sonra dışarıda karşılaştık bu kadar mı şirin olur, kızsan kızamazsın. Dünya afacanı ama aynı zamanda da dünya şekeri. Eski biz olsak, hiç umurumda olmaz, zaten uykuda ruhum duymaz. Ama bizim sivri kulak, her sese uyanıyor zırt pırt.
Dün gece yine coştu bizim kırmızı kafalı concon. Saat 12.00'de odasından çıkıyor yola, taaa salona kadar çığlık çığlık koşuyor. Ben de bir elimde biberon dua ediyorum, dur be şekercim, dur da bizimki ayılmadan uykuya devam etsin...

Bu arada, bizimki yürümeye başlayınca, aşağı kattakiler de bizim için aynı şeyleri, bir başka blogda yazmazlar umarım :)))

16 Nisan 2009 Perşembe

Krizdeyiz...


...diye mi simit yiyoruz sandınız? Hayır, biz kızlar simite ve bu menüye bayılıyoruz. Bu öğlen simitlerimizi alıp, sahile indik, denize karşı 'car car' bağırıp masaya çağıran çaycılardan birinde keyfimize baktık.
Tabii gittikçe sıkılaşan öğlen tatili saatlerimizin içinde kalmaya çalışarak...

1 saatçik kime yeter ya...