29 Mayıs 2009 Cuma

Ayaklanma...

Biz bayaa bayaaa ayaklandık valla... Kitaplar kollayın kendinizi!

buyrun, bir patlıcan burun!










Dün Solar Beach'de bir müşterimizin reklam filmini çektik. Bi yandan dışarıda olmak, hele böyle bir ortamda harikaydı. Ama efil efil esen rüzgarın altında, bütün gün kalınca, üstelik bir de güneş gözlüğüyle takılınca burnum kavrulmuş, patlıcan kıvamına gelmiş durumda. Gözlüklerimin beyaz izi de cabası... Neyse filmimiz güzel olacak en azından:)

kalbi dışarıda yaşamak

Bir yerde okumuştum, kimin sözüydü hatırlamıyorum ama çok etkilenmiştim: "Annelik, kalbinin dışarıda atmasına alışmaktır."
Gerçekten de öyleymiş. Size de oluyor mu bilmiyorum, ama çoğu zaman onu evde bırakıp çıkarken, mutlaka yanımda olması gereken bir şeyi unutmuşum gibi garip bir his oluyor. Ya da yatma saatine yetişemediysem ertesi sabaha kadar bir özlüyorum ki onu, sormayın gitsin. Ki bir önceki gece beni çok yormuş ve ah bir yatma saati gelse demiş olsam bile... Dün de geç gidebildim zaten, özledim çok...

İşte filozof Sezen de, böyle bir özlem anında yazmış aşağıdaki parçayı. Albüm calışmaları sırasında oğlundan uzak kalmış, ayrıca stüdyoda hiç ziyaretine gelmediginden çok özlemiş. Bu parçayı yazmış ve oğlunu çağırmış dinletmek için... Tam da Mİthatcan'ın doğum gününde.

Parçayı dinledikten sonra ağlayan oğlu seni insanların niye bu kadar taparcasına sevdiğini bu gün daha iyi anladım demiş.
Kınalı kuzum, bebişim beniiiim :)
Kınalı kuzum

27 Mayıs 2009 Çarşamba

iyi ki doğdun be kankacım :)


Ebrucum, ne işin var senin Bosna'larda...Burada otursaydın, akşama giderdik, bir rakı balık yapardık. Yaş almanı kutlardık.
Yaz'ı da Ecesu'ya emanet ederdik:-PP
Neyseee, uzaklarda bile olsan iyi ki varsın.

Bak kızım bu cadı teyzeyi iyi tanı, kendisiyle çok hikayelerimiz, anılarımız vardır. Vaktiyle sigarasını sipariş vermek için bakkal yerine yanlışlıkla bizim evi arayıp, babama 1 paket marlboro yollar mısınız demişliği bile vardır kendisinin :) Babam da, hiç bozuntuya vermemiş, peki kızım diyip kapatmıştır mesela. Kendisi süklüm püklüm gelip, Deniiiiz, galiba az önce babana sigara sipariş verdim demiş bir insandır bu zat-ı muhterem :)))
İyi ki doğdun arkadaşım... Uzuuuuun, mutlu, sağlıklı ömürler geçir kuzucuğun ve kocacığınla.

26 Mayıs 2009 Salı

Bir tavşanın başına gelenler

video

Çayelinden öteye....




















Dün Rize'deydik... Sabahın 6.30'undaki uçağımızla, daha gözümüz açılmadan Trabzon'a doğru yola çıktık. (Rize'ye doğrudan uçuş yok çünkü.)
Ama uçaktaki kahve sayesinde tez vakitte açıldık ve uykudan eser kalmadı. Yok canıııım, kafein sayesinde değil. Bendeniz, elimdeki kahveyi uyku sersemliğiyle hem kendimin, hem de yanımdaki arkadaşımın üzerine döküverdim. Hem de sunuma giderken!!! Bizi aldı bir telaş, neyse ki şu ıslak mendiller mucize gibi. Pantolonlarımızı bir güzel sırılsıklam olana kadar sildik ki, iz kalmasın. Ama bu arada ıslak pantolonla oturduk yol boyu... Bu çabaların arasında halimize gülmekten uykumuz açıldı tabii.
Trabzon'a inince Rize'ye doğru yola çıktık. Çaykur'a sunum yapmaya... Hakkında birçok spekülasyon olan ve "deniz verdiğini alır" diye hakkında çok konuşulan sahil otobanından Rize sadece 30-40 dakika sürüyor. Eskiden 2 saat falanmış. Her ne kadar çabuk ulaşabilmemize sevinsem de, ben de bu otoyola doğaya zarar verdiğinden dolayı uyuz oldum.
Yol boyu yeşilin türlü tonlarını gördük, ama bu arada o güzelim yeşilin içine neredeyse Maslak gökdelenleri diken Karadenizli müteahhitlere selam yolladım içimden. Yeşilliğin ortasında tek başına bir 15 kat... Bu nasıl bir mantık anlamak mümkün değil.
Rize'ye vardığımızda ilk olarak Çaykur'un araştırma merkezi olarak geçen, her turistin şehirdeki ilk uğrak merkezi olan Ziraat Botanik ve Çay Bahçesi denen tepeye çıktık. Burada çayla ilgili ölçümler yapılıyor. (Bu arada öğrendiğim yeni bir şey: dünyadaki en sağlıklı, en doğal çay Karadeniz'de yetişiyormuş. Nedeni de aslında genelde nemli ve sıcak iklimi seven ve ekvatorda yetişen çay bitkisi, bu ülkelerde haşerelere karşı bolca ilaçlanıyormuş ve bu kimyasallar çayın üzerinde kalıyormuş. Rize'deki çayın üzerine kışın kar yağdığından haşere falan olmuyormuş. Yani bizim çayımız organikmiş.)
Bu arada o bahçe inanılmaz güzel. Fotoğraflar o tepeden. Tepelerin eteklerinde de çay bitkisi mevcut. Tam da şimdi toplama zamanıymış.
Hele oranın müdürü bir amca vardı ki, evlere şenlik. Her konuyla ilgili bir fıkrası vardı kendisinin. Hatta fıkraları artık yaşamıyla özdeşleştirmiş, sanki kendi yaşamış gibi her fırsatta bir fıkra patlatıverdi. Mesela bi tane : ) O tepeden aşağı bakan turist bir kadın demiş ki, aaa bu kadarcık mı Rize? Amca da ona demiş ki ' ne bekliyordun ki' ütülesen şu dağları Konya ovası gibi olur ama.... Onun üzerine de şu fıkrayı anlattı: " Kadın fırından ekmek almış, eve gelmiş ki ne görsün, içinden bir adet çorap çıkmış. Hemen koşmuş fırına 'uuuy demiş, ekmekten çorap çıktu da...'
Fırıncı da ne demiş? Ne bekleydun ki? Şu kadarcık ekmeğin içinden takım elbise mi çıkaydu? :)))
Neyse amcayla sohbetimizi yaptık, kısa bir Rize turu yaptık, zaten uzun yapamazdık, Rize el kadar bi yer... Oradan gittik merkeze sunumumuzu yaptık. Ve yorgunluktan sersefil halde gecenin 12'sinde evimize vardık. Kuzucuğumu da taaa bu sabah görebildim.
Yani anlayacağınız Rize'nin fragmanını gördüm. Darısı, Uzungöl'ü, Maçka'yı, Fırtına'yı, yaylaları göreceğim uzun versiyonuna...

22 Mayıs 2009 Cuma

Cideyrum...

Pazartesi bir iş için Rize'ye gidiyorum. Çok heyecanlı... Kaç zamandır söyler dururdum, çok gitmek istiyorum oralara diye. Epey bir çağırmışım evrenden bu seyahati demek. Gerçi günübirlik ama olsun, şöyle bir görürüm en azından. Yeşilini, havasını bir nebze de olsa tadarım. İşin komiği, Murat'tan önce Rize'yi göreceğim. Kendisi oralı olur da birazcık.(Kıskanma aşkım e mi?)
Belki gerçek fıkralar getiririm oradan kim bilir: )

Şevval Sam

nostaljik

video

Bilgisayarı boşaltayım diye bakarken buldum. Bebeğimin ilk kahkaha anı. Sadece video olarak değil, gerçekte de ilk kahkaha atarak güldüğü an. Karşısında ben varım, banyodan çıkmışım, saçımda havlu... Öyle komiğine gitmişti ki, kaç dakika boyunca 'bu ne?' diye diye güldürmüştüm.
Hep gül tatluuum benim.
(Büyümüş de onun bile nostaljisi var :))

21 Mayıs 2009 Perşembe

Çok yakıştı teyzene...










Yıllardır heveslenirim dövme yaptırmaya... Bir türlü cesaret edemedim, fırsat bulamadım.
Teyzecikin geçenlerde yaptırdı dövmelerini... Çok da havalı oldu...
Güle güle kullansın.

Yapıştık!

Biz bugünlerde birbirimize yapışık durumdayız. Yaziko nerede olursak olalım, kollarını açıyor bana, tutturuyor da tutturuyor, al beni al beni diye...
Birkaç sabahdır olay iyice abartıldı, ben içerdeyken tuvaletin kapısına tak tak vurarak ben çıkana kadar sesinin tüm oktavlarını kullanıyor.
Ya ama ben şimdi nasıl derim bu kuzucuğa 'tuvalette bile rahat yok mu' diye?
Diyemiyorum tabii :)

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Kulağına küpe olsun

Bugünlerde dört koldan şükür'le ilgili sözler çıkıyor karşıma. Bu da Elif Şafak'tan...
"Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir."

Yeni saçlarım nasıl :))


melek, melek oldu!

Bugün her yerde bu haber var. Burada da olmalı. Türkiye'de kızların kaderini değiştirmek için uğraşan örnek bir kadın, Türkan Saylan uçtu gitti bir melek misali.
Bu dünyadaki misyonunu, belki arkasında bıraktıklarıyla tamamlamaya devam edecek.
Neyse ki, dünyaya inen böyle melekler var, ideallerini ihtiyaçlarının önüne koyan... Kırda, dağda, bayırda, o uzak köyde kardelenler onun sayesinde açmaya devam edecek.

Teşekkürler güzel insan...


Yemedim yedirdim :))










Pazar günü de teyzenin yerine gittik Yeşilköy'de. Yıllardır gittiğimiz ve çok sevdiğimiz Figaro'nun Yeri'ni kastediyorum. Burayı tatlı mı tatlı, tombiş bir teyze işletiyor da, ondan teyzenin yeri diyoruz biz. Burada her şey, otlardan yapılıyor ve son derece sağlıklı... Haaa, şu kahvaltı sofrasından bir şey anladın mı diye sorun, HAYIR... Bizimki biraz salatalık, biraz yan masalar, biraz da kaplumbağalarla oyalanırken, ne tıkıştırdıysam ağzıma artık... Başlıktaki laf, fedakarlık cümlesi değil yani :))
Sonra da ilk defa atlıkarınca gördü bizimki ve tahmin edebilirsiniz ki çıldırdı...

Kaplumbağa belgeselinden tutun atlıkarıncalara kadar ilklerle dolu bir gün daha yaşadı Yaz Hanım...

video

yürüyorum gündüz gece...





video


Cumartesi önce babaanne ve dedesine, oradan da Fener'e Ayşe teyzesi ve Deniz Ablası'na gittik. Mis gibi deniz havasına karşı çaylarımızı içerken, bizim zuzu da gittiğimiz her yerde yine yürüyüş alıştırmaları yaptı. Öyle bir ara dönemdeyiz ki, ne kendi yürüyebiliyor, ne de yürümenin tadını aldığından oturabiliyor. Bir de sanırım ayrılık anksiyetesi yaşanan devreye girdik, sürekli bana yapışık yaşamak istiyor. Ben iki saniye uzaklaşsam, peşimden ağlıyor.
Bu arada cumartesinin gelişmesi; Yaziko bilinçli olarak hepimize bye bye yaptı : )

Eeeee bu kadar koşturmanın sonucunda da çocuk haklı olarak uyuyakaldı...

15 Mayıs 2009 Cuma

anahtar vermek


Temizlikçiye, kapıcıya, yalnız yaşayan bekarlar için sevgiliye anahtar vermek zor iş. Yepyeni bir dönemi açıyor. Biraz kontrol elimizden çıkmış gibi oluyor sanki. Biz de geçen gün bakıcımıza anahtar verdik artık. 7-8 ay direndim. Kıştı, hava soğuktu, "zaten biz sana kapıyı açarız"dı diyerekten... Eeee ama hava ısındı, dışarılarda hava alma ihtiyaçları doğdu. Güvenmiyor muyum, güveniyorum.Ama ne bileyim işte?Koruma içgüdüsü mü desem, en çok kendine güvenmek mi, yoksa annelik işte diyip geçsem mi?

Life is wonderful...










Bir çocuğun gözünden... Hayat ne kadar da mucizelerle dolu! Keşfetmek ne kadar zevkli. Çocuk gözümüzü hiç kaybetmemek ve hep farkında olmak dileğiyle... Bugünlerde en sevdiğim parça:
Life is wonderful...

Bu sabah



Sevgili kocacığımı Taksim'e bırakmak için sahilden geldik bu sabah. Onu bıraktım, Dolmabahçe'den aşağı iniyorum, o da ne? Sabahın en civcivli zamanında tamirat var. Eeee yani, dedim insaf. Biraz daha aşağı indim, adım adım... Anaaaa! 19 Mayıs korteji geçiyor, geçiyor da laf mı, ucu bucağı gözükmüyor. Onu bekledim bir de... Bu ülkede her şey neden olur olmaz saatlerde yapılıyor, anlamıyorum. Çöp arabası tam iş çıkışı dolaşır, 1 saat arkasına takılırsın, tamirat işleri tam trafik saatine konur, başbakan tam o saatlerde geçer. Yazık bize.
Bu arada işe geliş saatimizin en geç 9.15 olduğunu düşünürsek, eğer maaştan kesilirse senden alacağım kocacım, haberin olsun;-P

14 Mayıs 2009 Perşembe

şükür!






BU!



Genelde şükrederim. Direkt şükürler olsun demesem de, 'teşekkürler' derim ben mesela... Sevdiklerim, sağlığım, ailem, günün getirdiği küçük sürprizler için. Ama kızdığım, densizliklere sinirlendiğim zaman hayatımdaki teşekkür edeceğim şeyler neden aklımdan çıkıyor Allahım? Demin Funda'yı okurken, bunu düşündüm. S...et demeyi, unutup teşekkürlere odaklanmayı bazen başaramıyoruz. Parmağıma ip mi bağlasam, boynuma bilmemne mi assam? Bilgisayarıma post it mi yapıştırsam? İş bu iş...
Ne takıyorsun, bi yere kadar kadın!










YA DA BU!

Ruhum gezegen...

Annem eskiden bizim çok gezdiğimiz dönemlerde kardeşimle, bana amma gezegensiniz derdi. (Kendisi bayılır kelime türetmeye) Şimdilerde daha çok ruhumla geziyorum, ruhumu gezdiriyorum. Güzel olan her yere gitmek isterim zaten ezelden. Hatta Murat, televizyon seyrederken bir belgeselde falan enteresan bir yer gördük mü " eyvah , şimdi sen buraya da gitmek istersin" der.
Şimdi şu fotoları gördüm de, nasıl gitmek istemez insan?

Kaktüs çiçek açtı!





















Dün akşam Cihangir'deki Kaktüs'deydik. Ben hep açık havada oturmayı hayal etmiştim ama, havanın akşam saatlerine doğru bozacağı tuttu, bütün inadımızla sokakta oturacağız dedik ama sonra yemedi açıkçası. İçeri geçtik... Bir başka hayalimiz de, çarşamba akşamları 80'ler gecesiymiş diye duymuştuk, biz 80lerin şarkılarıyla coşmayı düşünüyorduk, ama maç akşamı olduğu için o iş de yattı. Ama olsun, hiç havamızı bozmadık, sohbet muhabbet yetti bize... Bir ara annem telefon etti, haber ver demiştim Yaz uyuyunca... Seninki bir türlü uyumuyor dedi, eyvah dedim önce. (Hatta o telefonla konuştuğum anın da fotosu vardı ama çok kötü çıkmışım, koymuyorum.) Ama yaklaşık yarım saat sonra aldığım telefonla uyuduğunu öğrendim. Zafer havasında elimi kaldırdığım foto o ana ait...
Cihangir, Kaktüs, kızlar iyi geldi valla...