29 Haziran 2009 Pazartesi

NO!

Yine ağzım açık kaldı, yine bir yaşıma daha girdim. Ben bücür hatuna, dokunmaması gereken şeylere yaklaşınca şöööle bir işaret parmağımı sallayıp, "nooo" diyordum, o da bir süredir bu hareketi öğrendi. Hatta bibloların falan yanına yanaştı mı kendi kendine parmağını sallayıp bana bakıyor.

Cumartesi günü, bu yatağında yatıyor, baldır bacak da çıplak. Tam ısırmalık. Ben bunun bacaklarını şap şap diye sevmeye başladım. Ayyyy diye diye seviyorum tontişlerini. Ne yaptı beğenirsiniz? Parmağını iki yana salladı ve "Noooo" işareti yaptı. Biraz haşin sevmişim herhalde, yapma dedi hanfendi. Yakında konuşunca bize nooo da diyecek bu bücür.

20 dakika özgürlük için 45 dakika emek!





















Yaz'ın gündüz uykuları bi' uzun, bi' uzun. 20 dakika ile 30 dakika arasında değişiyor :-P
Yani uyutup, içeri bir çay koymaya gidiyorum, fincanım daha bitmeden süre doluyor, anlayın siz.
Hafta sonu da maşaallahı vardı. Giriyoruz odasına, panjurları kapatıp karanlık yapıyoruz, zaten sıcak yapış yapış, tam 45 dakika ninniler, el tutmalar, yerinde bir sağa bir sola dönmeler...
Ne için? 20 dakikalık kestirme için. Ama şöyle de diyebilirsiniz, 20 dakika adam olana çok bile, onu da bulamayanlar var.

26 Haziran 2009 Cuma

hamileyken bakmıştım..

















Hamileyken karşıma koyup bakmıştım en üstteki
bebeğin fotosuna, biraz benzemiş mi ne :)
Bi de tam gülerken yakalasaymışım iki dişi ortada...

Bu dünya sana da kalmadı be Micheal...

Çocukluğumun, ilk gençliğimin ikonu... Sabah televizyonda öldüğünü duyunca çok bi' şaşırdım. Oysa niye ki o da bir fani... Ve her fani gibi ölümü tadacak. Ama tuhaf işte, pek de insana benzemeyen haliyle ölüme uzak duran bir hali vardı sanki...
Orta 1'de İngilizce'yi ilerletmek için bir pen friend'im olmuştu, ona
en sevdiğim yıldızları sayarken Micheal'ı saymıştım da (aslında niye öyle yapmışım ki, fanı değildim sonuçta) o da bana bir posterini yollamıştı.


Anlayacağınız Micheal ve Madonna, ergenliğimin en büyük şahitleri... Kendine has dansıyla sayısız gencin ilham kaynağı...
Yok estetik, yok beyazlamak, yok tedavi, yok stresi yenmek için sayısız ilaç içti kendisi yaşamı boyunca... Ölümsüzlüğün ilacına da müziği, dansı ve hayranlarıyla kavuşacak.



One day in your life:

25 Haziran 2009 Perşembe

Yolda giderken okumak...


İnsan kitap okumak için illa böyle yumuşak yastıklar, sessiz bir ortam mı bulmalı? Ya koşturmacalar içinde bulamıyorsa... Biz de cancan kardeşimle bir süredir şöyle bir yol geliştirdik. Yolda, arabada giderken okuyoruz. Yok yok kullanırken değil elbet. Birimiz kullanıyor, birimiz de yüksek sesli okuyoruz. Çok hoşumuza gitti valla, epey ilerleyebiliyoruz böyle...
Geçen gün biz böyle okuya okuya giderken bir de baktık ki, levazım yokuşundan yaya olarak inmekte olan bir adam da kitap okuyor. Biraz riskli bir iş yapıyor, ama çok hoşumuza gitti.



Daha sonra da Seslicim, sevgili Derin'in fotosunu yüklemiş, merdivenlerden inerken kitap okuyor beyfendi.
Ne güzel ya, her yer kitap olsun, kitap dolsun...





Bu da bizim afacanın bizim kütüphaneyi karıştırışı:))) Kitapkurdu olacak görünen o ki;-P

video

24 Haziran 2009 Çarşamba

LAF










"ÜŞENME-ERTELEME-VAZGEÇME!"

Çok oldu okuyalı bir yerlerde bu üçlemeyi... Geçenlerde aklıma geldi yeniden. Şuna biraz sadık kaldık mı aslında her şey çok kolaylaşıyor. Ayağının altına dolanan bir eşyayı az sonra, yarın demeden o anda kaldırmak, sana yan yan bakan dağınık bir dolabı fazla ertelemeden toplamak, ya da mis gibi naneli bir limonatayı üşenmeden yapmak...









Hem yapacaklar listesine bir çentik atılıyor, hem de kafamızdan bir yük daha kalkıyor. Düşünüyorum da bazen yapmak isteyip de yapamadığımız şeylerin beynimizde yarattığı yorgunluk, yapmanın yorgunluğundan daha fazla...

dudağını büktün küçücük...

... zaten kiraz gibiler ufacık...kızdın... ya da üzüldün... belki de şaşırdın...
büzüldüler küçücük. sonra gözlerinden iki damlacık düştü incecik. Kıyamam sana iki gözüm. Kızar mıyım sana hiç?
Şaka bile olsa tekme savurma Gül ablana, canı acır sonra dedim sadece...
Otorite, meğerse bir dudak büküşünde kırılıveriyormuş tam ortadan...

Kulağıma küpe olsun



















"Sen yarın için planlar yaparken, bugün yaşadıklarındır hayat."

John Lennon
foto: Rene Maltete

Sev, kurtul!

Diyelim işyerinizde ya da arkadaş çevrenizde biri var. Huyu huyunuza uymaz, dili dilinizi tutmaz, yıldızlarınız ise hiç uyuşmaz. Ne büyük bir yük biner sırtınıza... Onunla yaşadığınız her sürtüşme bohçayı ağırlaştırır, hiçbir şey yaşamasanız bile havadaki ağırlık omuzlarınızı bastırır aşağıya...
Demet Evgar, geçen gün okuduğum bir röportajında şöyle demiş, biriyle sorun mu yaşıyorum, onu seviyorum, kurtuluyorum.

Gerizekalı mıyım ben, embesil miyim, beni sevmeyeni seveyim diyebilirsiniz, ama sevmeyerek onu mu cezalandırıyorsunuz, yoksa aslında kendinizi mi? Düşünmeye değer...

MENTAL

Doctor House'u seven, her hastalıktaki gizemi çözüşünü merakla bekleyenler için yepyeni bir alternatif: MENTAL...
Ama bu doktor, House gibi fiziksel değil, psikolojik sorunların kaynağını buluyor. Beynin gizemli dehlizlerinde, dedektif gibi çalışıyor. Ben yeni keşfettim. Sanırım müdavimi olacağım.
Dün geceki bölümde, bilgisayar oyunlarına biraz fazla kaptırmış bir çocuğu inceliyordu.
Çocuk kafasında bir oyun yaratmış, oradaki canavarlardan, robotlardan kaçıp kurtulmaya çalışıyor. Başaramayıp, korktuğunda ise ortalıktaki her şeyi kırıp dökerek, öfke nöbetine giriyor...
Tabii yakışıklı psikiyatristimiz, olaya el koyuyor, önce çocuğun sorununu bulup, sonra da bununla başedebilmesi için gereken 'kırmızı sırt çantası' fikrini geliştiriyor. O da mı ne? Aşağıdaki linkten kaçırdığınız bölümleri izleme şansımız da varmış ;-)

http://foxlife.com.tr/mental/

23 Haziran 2009 Salı

napan babacım?
































Başlıktaki şiveye bakın da anlayın, babacık Kıbrıs'ta, işe gitti... Ben mi burada neler yapıyorum? Böyle uyuyorum, böyle tatlı tatlı uyanıyorum,böyle babamı düşünüyorum, böyle de günleri sayıyorum...

Gördüğüm enteresan şeyler



















Geçen gün Capacity'de ortadaki baloncuda buldum, içi papağanlı balon. Amma tatlı...



















Dün markette rastladım, amma özenli...

















Bu arabayı dün eve giderken Beste'yle gördük, amma neşeli...

22 Haziran 2009 Pazartesi

yürüyorum düş bahçelerinde

"Kibir bir canavar gibi bekliyor pusuda
Tıpkı bir volkan gibi uykusu da
Kalbini kurban veriyor.
Sen aşkın talibi, o galibi
olmaya tutkun
yok korkusu da
Ki tek bir hayat var biliyor.
Yan yan yanmam lazım
Daha yol almam lazım.
Kendimden caymam lazım, zor."




"Katlanıyoruz herkes gibi malum.
E açıklarımız, kaçıklarımız var
Ama hem kel, hem fodul takımını
Hart diye yiyesim var.

Çat diye çatlamak üzereyim
Neresinden tutup da düzeleyim
Ortağı olmuşum düzeneğin
Kendimi boğasım var..."


Ya bu kadın nedir, in midir cin midir? Bu sabah, yine yüreğimin derinliklerinden bir şapka seçtim, çıkarttım kendisine... En dandik gibi görünen, çoluk çocuğun ağzına düşmüş şarkıların sözleri bunlar güya. Altlarında neler, ne iğneler saklı.
Yeni albüm çıkartmış, daha önce başkalarına verdiği şarkıları kendi söylemiş bu kez. Alaturkaları bir CD'ye, popları bir CD'ye toplamış. Slow'u ayrı güzel, hareketlisi ayrı. Sezen ve Elif Şafak cümlelerinin hastasıyım. Kalemlerine, yüreklerine sağlık.

KİBİR


KAÇAK

unutur muyum?




"Seni öpmeye koklamaya doyamadım,
biri geldi aldı elimden soramadım..."

Ne hüzünlü olsun, ne de acıklı... Selam olsun ona buradan. Puzzle'ın parçalarından biri eksik, hiç dolmayacak doğru, ama bazen insanlar, karşısındakinin kaybı konusunda hiç konuşmak istemez, hemen üstünü kapatmak ister ya kelimelerin... Aslında kaybeden hep onu konuşmak ister, anmak ister. Eminim o da anılmak ister. Onu pamuklara sarmaladım sardım yüreğimde. Onun bizi yaşamımız boyunca sarmaladığı gibi.
Babişim, babalar günün kutlu olsun! Işıklar içinde ol...

Babalar günüsü

Bu fotoğraf tabii ki, neredeyse bir yıllık. Ama sorun bi', niye bu fotoğrafı koydum? Dün kutladığımız, balıkları lüplettiğimiz babalar gününde hiçbir fotoğraf yakalayamamışım. Bakıyorum da, birinde Yaz arkasını dönmüş, birinde kimse makineye bakmamış, birinde yemek yiyormuşuz vs...
Yaşamımdaki tüm babaların babalar günü kutlu olsun bir kez daha.

cumartesi2

video
Cici yapmayı öğrendik bir de bu arada. Cici yapan ellerini yerim ben senin, tatlım benim.

cumartesi1

video
Evimizin küçük komedyeni... Yeni oyunlar icat etmekte üstüne yok. Kahküllerimle ceee-e oynama modası çıktı şimdi de.

19 Haziran 2009 Cuma

söz verin gülmeyeceksiniz!


Şu fotoğrafın komikliğine bakın. Anne kız birbirimizden habersiz ne şebek çıkmışız! İkimizin dili de dışarıda, ne tipitoşuz... Tamam ben şahsen çok kötü yakalanmışım ama ikimizin halini bloga koymadan da edemedim.

Hadi hadi gülün, tamam :- )

365 oyun

Ceee-ee, pıt, nay nay, güzel/çirkin ve bilumum eldeki hazır oyuncaklarla bir yere kadar...
Sipariş verdiğim Çocukların sevdiği 365 yaratıcı oyun adlı kitap kargodan geldi. Gerçi benim miniğime bazı oyunlar bir beden büyük ama olsun...
Gün be gün öğreneceğiz yeni şeyler.

Yaşasın oyun...

babasının kuzusu, kuzusunun babası

























baba=tatlı


baba=güven


baba=şefkat


baba=sevecen


baba=animatör

baba=aşk


baba=muzurluk


Babalık sana çok yakıştı. 1.babalar günün kutlu olsun hayatım!

Kız gibi

























"Sanki bebek formatında değil de, kız tipliyim bu sabah. Pırasa saçlarım da lülelenmiş ne hikmetse... "

Hop hop hop

Alkıştı malkıştı derken hoppidik kendimizi aşağıda bulduk! Sürekli tetikteyiz bu conconla...

video

18 Haziran 2009 Perşembe

Önyargı ve genelleme! Çık aradan!

- Taksi şoförü öndeki araca söylendi: "Kesin kadın şofördür..."
- Kadın arkadaşına şikayet etti: " Zaten erkek milletinin hepsi böyle..."
- Orta halli ağladı: "Zenginlerin işi kolay"
- Eleman isyan etti :"Yöneticilerin hepsi anlayışsız."
- Bekar ahkam kesti: " Bekarlık sultanlık"
- Evli efkarlandı: "Evlilik aşkı öldürüyor."
- Aşktan ağzı yanan sızlandı :"Aşk diye bir şey yok."
- Istanbullu yumurtladı:"Bilmem nerden adam çıkmaz."
- Kadın sinirlendi: " Taksi şoförü değil mi, hepsi kaba saba"
- Kahvede oturan adam elini salladı: " Türk'ün Türk'ten başka dostu yok"
- Şarkı yayıldı melodi melodi :"Erkekler ağlamaz.!

Farkında mısınız ne kadar çok genelleme ve önyargı yaşamımızı sınırlıyor. Oysa ne bütün kadın şoförler kötü, ne bütün erkekler aynı, ne zenginlerin işi her zaman kolay, ne de yöneticilerin hepsi anlayışsız... Ya da bekarlık her zaman da sultanlık değil. Ya da her evliliğin sonu hüsranla bitmiyor. Evet, aşk diye bir şey var. Evet adını ben de önyargıya katkıda bulunmak istemediğim için söylemediğim şehirden de adam çıkar. Ve çok nazik taksi şoförleri de var. Türk'ün neden dostu olmasın var, elbet. Politika ayrı... Erkekler de ağlayabilir kana kana... İçine atıp da hasta mı olsun?
İçimizdeki küçük çocuk bunların hiçbirini bilmiyordu. Nasıl da yavaş yavaş tanıştık bu genellemelerle, önyargılarla? Yolun neresinde kestiler önümüzü biz fark etmeden? 'Yargı'lamak bile kötüyken var olanı, bir de peşin peşin önden hüküm verdik, doğru dürüst bilmeden.

Öğrenilmiş, belki söyleyen için kaynağı gerçek ama genellemeleri yanlış bir sürü cümleden özgürleşmek dileğiyle..