31 Temmuz 2009 Cuma

Çatlak profesör mim başında!













İkiz bebeklerim mim'lemiş beni, teşekkür ederim :)
Hmmm, düşünelim bakalım.

1. İlk soru: Hayatımdaki 3 önemli erkek:
( Az önceye kadar kendisiyle konuşmuyor olmama rağmen Murat (soracaklara hemen cevap vereyim döpiyesle alakası yok), benim insan güzeli yeşil gözlü, melek yürekli babam ve bize Yaz'ı getiren doktorumuz Teksen Çamlıbel.

2.Yaşadığım şehir dışında sevdiğim üç şehir:
ROMA-(Kendimi masal ülkesinde zannetmiştim)
ASOS - (Şehir değil ama olsun, içimden geldi)
AMSTERDAM

3.En önemli fobim
Fobilerimi dile getirmek :)

4.Giyim konusunda en tercih ettiğin renk:
MOR... üstüne tanımam!


And the oscar goes to... Ay pardon mim goes to BESTE, FUNDA,ELİF... Tepe tepe cevaplayın :)

diyalog...

(arabada birkaç iltifat ederken arada...)


M:
....olgun kadıın....


D(İç ses): O ne be?!!!!
Kısa bir sessizlik...
Sen demin bana olgun kadın mı dedin? Kaçırmadım arada. O ne demek? Bi' kırışık falan mı gördün? Niye ki?

M: Ne kırışığı ya? Kıyafetinden. Döpiyes değil mi bu?

D: Ne döpiyesi? Bildiğin elbise....

M: Haaaaaa....


D:???!!!!!

30 Temmuz 2009 Perşembe

Aslında kesmek lazım ama, buna da şükür!

Az önce okudum. Oh be, birileri bişey yapsın artık! Ömür boyu silinmeyen izler bırakan bu hasta beyinleri de birisi ÜZSÜN... Üzülmez üzülmez dolaşıyorlar ortada!
" Kadın vekiller çocuk istismarcılarına karşı bir eylem planı hazırladı. Buna göre, tecavüzcünün cinsel istekleri ilaç tedavisiyle sıfır noktasına inecek.

Çocuklara yönelik cinsel saldırıda bulunanlara şok cezalar geliyor.

Hakim karşısına çıkan tacizcilerin, "Tahrik vardı" gerekçesine sığınmalarına son vermeyi amaçlayan Eylem Planı'nda çocukların hiçbir biçimde suçluyu "tahrik" etmeyeceği görüşü esas alınıyor."

K: Vatan Gazetesi

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Yuppiiiiii! Geliyor, geliyor...

Posterini odama astığım ilk insan, bluğ çağımın ve devamının bukalemun yıldızı... Madonna geliyor! Sanırım, 5 Eylül'de. Odama posteri ilk astığımda, kardeşime demişim ki "Bu kız var ya, yeni çıktı, çok popüler!" Anlayacağınız dünyanın toz ve gaz bulutu olduğu zamandan bahsediyorum. Geçen sefer kaçırdım, inşallah bu sefer gideceğim!

video

Yaz'a hesap!

Tuttum elinden babanın... Yürüdük biraz. Hala hiçbir şey ve yer tahmin edemiyordu. Ediyordu belki ama tutturamıyordu. Attım bir teknenin içine onu. Açıldık denize. 4 tarafı 'su'larla çevrili bir yere geldik. Yarım ay eşliğinde kırmızı şarabımızı içtik. Brezilya usulü dinlendirilmiş nefis etlerden denedik. Sohbet ettik. Yanlış anlama ama, bizi pek konuşturtmuyorsun bu aralar... Yeni yaşa kadeh kaldırdık. Seninle birlikte geçireceğimiz uzun yıllar diledik. Yarın sabah bize hesap soracağını varsaydık. Güzel bir gece geçirdik, ama içinde sen de vardın, üzülme küçüğüm :)



28 Temmuz 2009 Salı

Bu adam var ya...

Bu adam var ya… Trafik biraz sıkışır, hemen bunalıma girer, oraya buraya, ara yollara sokmaya çalışır beni, tam ne sabırsızsın diye çığlık atmak üzereyken aklıma gelir, hem benim, hem kızı için ne kadar sabrettiği ve hala nasıl sabırlı olduğu, yumuşayıveririm.

Bu adam var ya…
Yol boyu direktifler verir, sağa dön, sola dön, sağa yakın git, burada orta şeritten ayrılma, tam çileden çıkacak gibi olurum, hatta bazen çıkarım. Am
a bi gün gelir, öyle bulunmaz bir adresi eliyle koymuş gibi bulur ki, GPS gibi oluşuna şaşar kalırım.

Bu adam var ya…
Taaa 1 hafta sonrayı planlamak ister. Bu cumartesiden sorar
, gelecek cumartesi naapıcaz? Ya bi dur, bi spontan yaşa derim. Ama sonra… Bir yere gideceğimizde, benim hiç aklıma bile gelmeyen detayları düşünüp, otoparkından, hava-yol durumuna kadar her koşulu öğrenerek yaşamımızı kolaylaştırır, organizatörlüğüyle rahatlarım.

Bu adam var ya… Fenerbahçe hastasıdır. Maça gittiklerinde yaptıkları şeyleri a
nlatır, inanamam, hatta renklerinden dolayı Mc Donald’s bile görmek istemediklerini söyler. Amma fanatiksin diye düşünürüm, sonra flört ettiğimiz günlerden beri maç gününe denk gelen planları ertelemeyip, dışarı çıktığımız gelir aklıma, gülümserim. (Benimleyken radyodan dinlemek zorunda kaldığı maçlari, ya da Mecidiyeköy’de(!) bir yerde FB-GS maçı seyrettiği günleri ise ayrıca sevgiyle anarım.)

Bu adam var ya… Cep telefonunu elinden düflürmez, üffff diye telefonu kapıp camdan atmak istemişimdir kaç kez. Ama öyle hatırşinastır ki, hiç kimsenin özel günlerini, bayramlarını, seyranlarını atlamaz, acayip takdirimi kazanmıştır bu konuda.
Bizim de tüm özel günlerimizi neredeyse benden iyi bilir. İlk tanıştığımız güne kadar… Hafızası inanılmazdır.

Bu adam var ya… Her gün 18.00-19.30 ara
sı (kendisi Yaz'ı dışarıda gezdirirken oluyor bu süre) devamlı arar, nerede olduğumu, yaklaşıp yaklaşmadığımı sorar. Ben yolda giderken çantanın içinde kah telefonu ararım, kah bulup koltuğun altına düşürürüm, kah kalbim sıkışır trafik sıkıştı diye… Telefonu açtığımda aloo’mdan sesimdeki stresi anlar, ama yine de sorar:”neredesin?” Ama bazı gün de, en canımın sıkkın olduğu gün, telefonum çalar, kendimi iyi hissettirecek bir şey söyler, hep arkamda olduğunu bilmek yüzümü gülümsetir.

Bu adam var ya… Bazen ben bir şey anlatırken, bir bakarım gazeteye, bilgisayara ya da televizyona kaptırmış, ne demişim duymamış bile. Hatta abuk sabuk bir şey söylerim, yarın kar yağacak gibi mesela, bakarım dinlemiş mi diye? Bazen çıtı çıkmaz, duymamıştır. Bazen de beni şaşırtır, hiç dinlememiş sanırken 5 gün sonra anlattığım şeyle ilgili bir şey söyler. Meğer çaktırmadan duymuş her şeyi derim, şaşırır kalırım.
(Biraz İnönü gibi belki de)

Bu adam var ya… Aldığım hediye, üzerine küçük geldiğinde bile sevinmesini bilir.


Bu adam var ya… Çalışma arkadaşlarının söylediğine gore esip gürler, işini dört dörtlük yapar. Ama 10 yıldır benim yanımdayken sesinin yükseldiğini hiç duymadım.


Bu adam var ya…
Muhtemelen bu yazıdaki bu adam(!) lafına ve cümlelerin ilk kısımlarına odaklanır ilk başta…


Ama bu adam var ya… Çok tatlıdır, komiktir ve ben onu seviyorum. İyi ki doğmuş bu adam

Bu da küçük bir armağan:

27 Temmuz 2009 Pazartesi

serseme dönen ebeveynler

Geçen gün spor çantasını almadan spora giden anneden sonra yine bir bomba! Sabah arabaya binip, semtimizden çıktıktan sonra yaaw benim cebimde ne var diye bakan baba, ev telefonunu alıp cebine attığını keşfeder!!!

Sonuç mu? Geri dönüp, telefonu bıraktık, başka çare mi var?

Fener-bahçe

Hafta sonu bahçelerden açıldı şansımız. Cumartesi Fransız bahçeleri, pazar da
süper babaannenin bahçesi. Süper babaanne, Murat'ın babaannesi. Aslında o tek başına bir post
konusu. Hani yaşlıların, hafif depresif, hafif içine kapanık halleri vardır ya, süper babaanne, tam bir fırlama ! Hayat dolu, neşeli, şakacı.
Rumeli Feneri'nde 100 yıllık bir evi var süper babaannenin... Öyle hamaratmış ki, öyle misafirpervermiş ki gençliğinde, anlatıyorlar, ev dolup taşarmış, bahçe sürekli misafir ağırlarmış.
Şimdilerde biraz Alzheimer. Normalde hüzünlü bir şeydir ya bu. Süper babaannenin neşesi, kimi zaman bizi ti'ye alır havasıyla hiç kimseyi karamsarlığa itmiyor.
Bi ' keresinde bizim evli olduğumuzu unuttu,tekrar Murat'la evlendirmek istedi, beğendi beni komşu kızı sanıp;-)
Murat'ın annesini ise ilkokul arkadaşı sanıyor. Çok severim onu, birlikte büyüdük diyor. Murat babası, yani oğlunu soranlara bu kim diye? Önce bizden o diyor, akraba... Adını söyleyip, hele yerleşmiş kalıbıyla Efektör Korkmaz.... diyince de hemen yapıştırıyor. Efektör Korkmaz Çakar! Yaz doğunca da Yaz'ı kıskandı bir ara. Ona oyuncak bir bebek verdiler, bakıyordu ona. Fısıltıyla diyordu ki, benimki ondan (Yaz'dan) daha uslu, daha güzel, boşver onu!
İşte böyle şeker mi şeker Sulhiye babaanne... Çok yaşasın, sağlıkla...
Hafta sonu bahçesindeydik. Aslında yardımcısı ve Murat'ın annesi yapmış her şeyi ama, çok uğraştım, ben hazırladım dedi. Hala eski günlerde biliyor kendini...
















Mis gibi mangalımızı yaptık, eline sağlık baba :)















Mor salkımları kokladık bücürle...
















Hamakta uyumak gibisi var mı?

















Narlara yakından baktık.
















ve farklı aksesuarlara...
















ve üzümlere...















dedemizin aldığı salıncakta çığlıklar attık sevinçten.


Yaz'ın dedesi, o doğduğunda şeftali ağacı ekmiş bahçeye, meyve vermiş şimdi. Yaz'la aynı yaşta...













Güzel bir pazardı... Çok güzel...

Fransız Bahçeleri

Fransız Bahçeleri'dir gidiyordu ortalıkta, ne menem bişeymiş bilmiyordum, olaya Fransız kalmıştım açıkçası. Cumartesi Emi'nin kardeşi Leslie ve Şevket'in düğününe gittik ve bu nefis mekanla tanıştık. (Tüh yaa, gördüğüm en orijinal nikah davetiyesini yapmışlar onu da koyacaktım bloga evde kalmış, neyse sonradan koyarım.)
Düğün de çok keyifli ve irili ufaklı sürprizlerle doluydu.

İşte masalarımızda bizi bekleyen neşeli marakaslar... Gelin ve damadın adı yazılı... Arkada gözüken küçük şampanya şişeleri var ya, onlar da şampanya değil. Baloncuk üfleme zımbırtısı. Gecenin ilerleyen aşamalarında ortadaki birkaç çocuğu epey bir oyaladı.





Bahçeye uzun patika bir yoldan geliniyor. Yol boyu, iki tarafa fotoğraflarını mandalla asmışlar, çok keyifli daha içeri girmeden havaya giriliyor.









En sevdiğim renk. Mor masada olmamız bir tesadüf mü? Yoksa kader mi?
Bu arada gelinimiz, tam 8 kilo vermiş, fıstık olmuş.









Nikahtan sonra havaya atılan balonlar, ağaçlara takıldı, çok değişik bir görüntü oluştu.











Ben de morluydum tabii...











Burdan görünmüyor ama nefis bir tango gösterisi yaptı gelinle damat.







İşte baloncukların epey bir oyaladığı Ezgi...








Gecenin mor finali... Dilim yerine böyle sunum daha hoş görünüyor valla.

24 Temmuz 2009 Cuma

Sevgiliye...

bekliyorum...

sabah sabah aşk yaşadık!

Tam çıkmadan önce... Kucağımdayken... Ona tatlı şeyler fısıldadım. Kulağına... Öptüm, öptüm, öptüm... Alnından, gıdısından, ensesinden... Gözlerini gözlerime kenetledi. Ve hiç kıpırdamadan dakikalarca bakıştık. Bakışları taaa derinlere iniyordu. Kalbime kadar...

Hey bebek!!!

Benim bebeğim büyümüş de bebeklerle oynuyor. Onları uyutuyor, öpüyor, öpüyor, elinde ordan oraya taşıyor. Hatta elinden almak isteyince sinirleniyor. Hey bebeek, çok tatlısın!

video

23 Temmuz 2009 Perşembe

çilek kokulu kızım

Benim meraklı kızım sonunda çilekle tanıştı dün akşam...
1 yıl yasağı bittiğine göre çilek tarlaları seni bekliyor kuzucum.

Dostlu kahvaltı

İzinliydim sabah. Adres: Hisar, Sade Kahve... Gülay'ımla beraber kahvaltı yaptık rahat rahat.
Uzun zamandır yapamadığım kadar.
Paylaşımlar, benzerlikler, yenilikler, çoluklar çocuklar ve dost sohbetinin doyulmaz keyfi...
Tadına doyum olur mu hiç?

22 Temmuz 2009 Çarşamba

çok komiksin anne!!!!!

Öğlen spora çıkmak üzere anne işten çıktı. Bulduğu ilk taksiyi durdu. Oh, rahat rahat kuruldu koltuğa, bir arkadaşını aradı. Taksi, hedefe ulaştığında indi, parayı ödedi. Oh yine bir havalar, bir rahatlık çıktı spor yaptığı binanın 1. katına... Merhaba dedi çalışanlara, içeriye geçebilir miyim, müsait mi dedi. Tabii dediler. ANAAAAA! O DA NE??? Spor çantası yok.
Bu komik anne, elini kolunu sallaya sallaya gelmiş salona. Çantasını almadan. Ama o ana kadar fark etmediğime çok şaşırdım gerçekten. Nereye gidiyorsam böylee rahat rahat. Neyse oraya kadar gitmişim, yapmadan mı çıkıcam? Elbiseyle power plate yaptım! Tam komedi...
Bi gün bir yerde kendimi unutmasam bari.

120 yıl sonra yok muyuz yani biz?













Bu kadar uzun bir güneş tutulması bir daha 120 sene sonra olacakmış. Böyle haberler beni bu tuhaf duyguya itiyor. Evet ya blogcum, biliyorum tabii 120 yıl sonra buralarda olmayacağımızı, ama insan düşününce bir garip oluyor. Diyeceksin ki, şimdi yaşıyorsun da, Çin'deki,Hindistan'daki güneş tutulmasını gördün sanki... Görmedim ama görebilme ihtimalimi sevdim.
Garip işte, dünyaya kazık çakma fikri var bilinçaltında biyerlerde...

21 Temmuz 2009 Salı

Rose

Benim trend takipçisi kardeşim uyardı, aman dedi şu sıralar çok moda, çok da güzel oluyor, deneyin. Şarabın beyazını, kırmızısını çok severim de, rose hiç aklıma bile gelmezdi. Üstelik yeni trend, buzlu içmekmiş. Valla denedim, çok şahane oluyormuş. Tavsiye olunur. Çocuklar yatırıldıktan sonra da valla çok tatlı olur.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Evrene sor, cevabı al!

Bir soruya çok yoğunlaştığında cevabın er ya da geç karşına çıktığına inanırım. Ya bir kitapta, ya radyoda, ya da herhangi bir yerde... işte iki örnek:
Geçen senelerde bir arkadaşla çok tartışmıştık, çocukken seyrettiğimiz bir dizinin her finalinde herkes birbirine iyi geceler derdi, "İyi geceler büyükanne, iyi geceler anne, iyi geceler baba, iyi geceler küçük Jo"...
Birimiz 8 çocuklu aile diye hatırladık bu diziyi, birimiz de küçük ev dedi. Ne diye arayacağımızı bilemediğimizden de arayamamıştık. Dadadaan, şu an okuduğum başka bir kitaptan geldi cevap: Waltonsmış... Bu kadar tanıdık bir dizinin adı çok yabancı geldi kulağıma nedense, ama cevap geldi ya....












İkinci merakım ise Fransız bahçeleri... Herkes bloglarda, dost meclislerinde bahsediyor kendisinden. İsmi de ilginç, ammaaa sofistike(!) ve gizemli diye düşünmüştüm. Anaaa, bi baktım, o da ne, cumartesi akşamına orada bir düğüne davetliymişiz. Göreceğiz bakalım ne menem bişeymiş...


Anne ve bücürü

Anne, 20 dakika ninni söyledikten sonra, kıpraşmalar ve sesler kesilince bebeği uyudu sanır ve zaten yorulan çenesini kapar. Bebek, kafasını gömdüğü yerden kaldırır ve yukarı bakar. Gözlerindeki bakış şunu demektedir :" Eeeee, hayırdır neden durdun?"
..........

Farklı zaman, aynı mekan. Anne gündüz uykusu için 45 dakika ninni söyler, bakar bücürün hiç uyumaya niyeti yok, dönüp duruyor. Tam olarak anlayacağını düşünmeden "eh tamam uyuma o zaman" der. Güya kendi kendine. Bücür, anında emziği çıkarır, anneye uzatır ve kocaman güler.
Anne dumur olur.
Anlatıldığında komik olmayan, ama anneyi keh keh gülümseten anlardan bir demet.

Keşifler

İşte hafta sonu yaptığım keşifler:
"Güneş gözlüğü takmak o kadar da kötü bi şey değilmiş, hatta eğlenceli bile diyebilirim. Ama anneminki olursa... Kendiminkini hayatta taktırmam."





"Bu armut denen meyve fena değilmiş yaw. Pürenin içinde hoşuma gitmiyormuş demek."








"Yaban mersini diye bişey yedim, mmmmm, lezzetli, sevdim. Muhtemelen daha annem bile tadını bilmiyordur."







" Oyuncakçıda keltoş bir bebeğe aşık oldum. Annem dükkanın en tipsiz bebeği olduğunu düşünüyor. Amaaaan bana ne..."








" O ne be??? "

17 Temmuz 2009 Cuma

Sıfır bedeni kim empoze etti bize?

Bir zamanların moda ikonları böyleymiş işte.
Ne oldu, hangi ara kemiksigiller moda oldu?
Kim empoze etti bunları kadınlara?
( Hayır, yani ben de beğenmiyorum özellikle ilk fotodaki görüntüyü ama gözler Zara/Mango 34 bedenlerine alışmış bi' kere, ondan sanırım...)

...Güzide Duran yeni çocuk doğurmuş da, hala büyüleyici(!) fiziğiyle dikkat çekiyormuşşş, Çağla Hanım, 5 aylık hamileymiş ama hala çekiciliğini koruyormuş, Demet Şener bıdı bıdıymış...
Her fizik farklı ayrı da, bi de kolaylaştırılmış, maddi/ manevi imkanlarla donatılmış yaşamlar var. Bakıyorum, Güzide Duran gitmiş Alaçatı'ya akmış geceye kocasıyla el ele... Ben Yaz, 3 aylıkken düşünüyorum da, gece çıkmayı bırak, balkona kafamı çıkartamıyordum neredeyse...

lingo lingo şişeler





Doktora sordum, artık gece ortası mamasına ihtiyacı kalmamış aslında. Kesebiliyorsanız kesin dedi. Aslında şu an 01.00'de uyanışı sırf alışkanlıktan. Su verin, geçiştirin, emzik verin... Bakalım o kadar kolay olacak mı? Onu kestiğimiz ya da kesebildiğimiz an var ya, nasıl bir rahatlık olacak... Şu an, nasıl olsa 01.00'de uyanacağız diye, ne tam rahat rahat uykuya dalabiliyorum, ne de uyanık o saati bekliyebiliyorum, ortada bi' şey işte...

A be kızım, uyusana rahat rahat, keyfine bak, ne bölüyorsun uykunu?