31 Ağustos 2009 Pazartesi

Polonezköy programlarında olmazsa olmaz!

Polonezköy civarında nerede yersek yiyelim, sonrasında mutlaka uğranacak! İstanbul'un en güzel ev pastası burada çünkü. Polonezköy'ün içindeki Polina'dan bahsediyorum. Nefis, dev dilimlerin üstüne eklenen çikolata sosu... Mmmmm. Haftanın acısını çıkartmak için birebir. (Pardon sevgili ikiz bebeklerim, biliyorum rejimdesin ama...)











(Profiterollü mü alırdınız, kestaneli mi, cevizli mi? Çok yiyemeyecekseniz uyarın, çünkü dilimler de dilim yani)









(Bir sürü eğlenceli detay ve gülümseyen küçük suratlar da cabası)





































(Bu da Cabbar, merhaba merhabaaa! Giderseniz selam söyleyin. )

Çocuklarla iyi vakit geçirilebilecek bir mekan daha...










Polonezköy'ü ve hatta Cumhuriyet Köyü'nü geçtikten sonra sağ tarafta karşınıza çıkıyor Beyaz Bahçe!..
Mangal, yiyecek-içecek bildiğiniz menü... Ortam ferah feza... Tam conconların ortada özgürce fink atabileceği gibi... Çayır çimenin üstünde minderler... Hamak... Hatta çok iyi düşünülmüş bir ayrıntı: Parkın üstüne çekilen tentelerle sağlanan gölge... Yaz bitmeden, şöyle bir hafta sonu keyfi için mekan arayanlara duyurulur : ) (Bana sorarsanız, pazar değil cumartesiyi tercih edin. Kalabalıktan eser yok, bahçeyi kapatmışsınız gibi rahat rahat oturuyorsunuz.)

28 Ağustos 2009 Cuma

Herkes yerini bilsin :)

Elif almış Rüya'ya bir koltuk... Oradan düştü aklıma. Bizimki de yürüyor yürüyor, daha becerip de koltukların tepesine çıkamıyor. Yorulunca mecburen ya yere bırakıveriyor kendini, ya da gidip sırtını bir yere dayayıp dinleniyor. Bari kendi koltuğu olsun, biraz da olsa oturur belki dedim. Dün bir, bugün iki... Bakalım göreceğiz...

Kokoşum ben kokoş (2)



















"...Dur bakayım, anne kadını her gün bu dolaptan bir şeyler bulup süsleniyor, bir karıştırıp, alt üst edeyim. Bana göre bir şeyler çıkar elbet... Bir kemerdi, bir fulardı bişeyler ayarlarım kendime göre....Eeee annem de zamanında anneannemin dolabını karıştırırmış, oh olsun..."

27 Ağustos 2009 Perşembe

Kokoşum ben kokoş!




















"... anneannem bugün değişik bir çanta takmış, bir de fular atmış omzuna. Benim neyim eksik? Gencim, güzelim, havalıyım... Şöyle bir sallarım elimi, herkese hayran bırakırım kendimi... "

bir soru geldi aklıma dün...

... Biz hani şefkatli, sevgi dolu, güleryüzlü, sıcak, insancıl, ahlaklı, olumlu bir çocuk, bir sevgi pıtırcığı yetiştirmeyi hedefliyoruz. Baştan beri bunun için çalışıyoruz ya... Bir gün gelip, beni niye böyle sevgi böcüğü yaptınız, bak etrafa, ben de şöyle böyle olsaydım, astığım astık, kestiğim kestik, gamsız takılsaydım keşke derse.........der mi acaba?

Ama bu soru aklıma gelince dürttüm kendimi. Hop dedim, kendine gel. Dönen dönsün, ben dönmem sözümden...

mimim

Sevgili ikiz bebeklerim ve Elif'den iki mim geldi. Öncelikle çok teşekkür ediyorum kendilerine. Kuralları da yerine getireyim hemen. (Hemen dediğime bakmayın geciktirdim aslında,pardon pardon)
Kurallardan ilki bu görseli yayınlamakmış, mimleyenlerin linkini vermekmiş ve kendimle ilgili 7 ilginç şey söyleyip, sonra da ödülü paslamakmış. İşte 7 ilginçlik, tabii ilginçlik denilebilirse...
1. Zeytinyağlı fasülyeyi içine beyaz peynir ezerek yerim, çok da severim.
2.İnsanlarla tanışırken 100/100 krediyle başlarım, sonra da şaşar kalırım.
3. Sevdim mi tam severim, sildim mi 1 kalemde... (ama çok zor silerim, sildiysem düşünün artık.)
4. Çocukken kardeşime sürpriz parti verdim. Mahalleden bir sürü kişi çağırdım. (Ama ailemin haberi yoktu, dolayısıyla da hazırlık da yoktu. Düşünün hayal gücümü artık...)Gelenlere bize bakan teyze, yok çocuğum parti marti dedi yolladı evlerine...
5. Türkiye içinde tatile falan bi yere gittiğimde, kendi beğenimi unutuyorum, ya turistler beğenmezse, ya şu çöpleri görürlerse diye endişeye kapılıyorum.
6. UFO'lara inanıyorum;-)
7.Bişey almayı kafaya koyduysam (yattan kattan bahsetmiyorum) ne yapar eder alırım. Hatta etiketine bile bakmayabilirim. Şu sıralar o yüzden kafaya koyacak şeyler bulmamaya çalışıyorum.
Haaa bi de etiketteki fiyata bakmadan koyuyorum sepete bazen: )
(Geçen gün Beste'yle Migros'a gittik, conconum sever diye frenk üzümü koydum sepete, fiyatını görmedim, ama en fazla kaç lira olabilirdi ki... Bi gittik kasaya 25 TL yazdı kasada. Beste, görmese alıp çıkardım, bir meyveye 25TL, kabus gibi. )

Bu mim'i sevdiğim birçok blogda gördüm. O yüzden kimseyi çifte mimlemiş olmayayım.
Buradan bir kucak dolusu mim fırlatayım izleyecilerin üstüne...

9 ay Mozart dinlemiş kız çocuğu











Bizim kız köçek çıktı :- ) Çok da geniş bir zevk yelpazesi var hatunun. Babasının kollarında Cohen'le slow dans da yapıyor. Tarkan'la 9/8'lik kıvırıyor da. İki parmağını birbirine sürtmeye çalışarak şıkıdık şıkıdık yapması var ya, ömre bedel. Ayaklarıyla tempo tutuyor, alkışlıyor, başını iki yana sallıyor, elleriyle Emel Sayınvari bişeyler yapıyor. Yani istediğin kadar anne karnında 9 ay Mozartdinlet, yine dönüp dolaşıp gelinen nokta 9/8'lik :) video

25 Ağustos 2009 Salı

evdeki adamın başındakiler...

Birdi, iki oldu :-)

Büyük cadı...




















Küçük cadı...

Rastlantı...

"Rastlantı niyetlerinize denk düşen buluşmalardır. Ya da niyetlerinizin karşınıza çıkmış halidir. Ya da karşınıza bir şey çıkmışsa dönüp niyetinize bakmanız gerekir. Bunu ben hayatıma çektim, ya istedim, ya korktum, ya da olmasını istemedim, ya da hayal ettim... Çünkü bunların hepsinde de o noktaya odaklanma vardır..." R. Şanal
Hani bazen düşünüyoruz ya neden böyle? diye... Al bakalım, düşün dur...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Bunun da başlığı olmayıversin!

Bugün yeni bir gün... Bugün yepyeni bir pazartesi... Hiç harcanmamış, hiç kirletilmemiş... Anamızın ak sütü gibi tertemiz.Bugün hepimiz için yenilikler yapabilme, kendimizi biraz daha iyi tanıyabilme fırsatına gebe. Bugün belki de başarmak için %100 krediyle gelen haftanın ilk günü. Gerçek başarının ne olduğunu unutmadan... Bu lafı geçenlerde okumuştum "Başarı, çok gulmek; cocuklarin sevgisini ve akıllı insanların saygısını kazanmak; ictenlikli eleştirilerin kıymetini anlamak ve kötü arkadaşların yoldan çıkarma girişimlerine dayanabilmek; güzeli anlamak; başkalarında en iyiyi bulmak; sağlıklı bir çocukla, güzel bir bahçe ya da saygın bir sosyal durumla biraz daha iyi bir dünya bırakabilmek; hatta tek bir kişi bile olsa, birilerinin siz yaşadığınız için daha rahat nefes aldığını öğrenmektir." demiş Ralph Waldo Emerson

Bugün derin derin nefes almak, düşüncelerini parlatmak, arınmak için yeni bir fırsat.






Bugün gerçekten değerli olana odaklanabilmek için iyi bir başlangıç.








Bugün hayatımızın her anında dostlar ve güzel insanlar biriktirmenin, biriktirdiklerimizi sevgiyle kucaklamanın ve korumanın tam zamanı...

21 Ağustos 2009 Cuma

Ajda-Tarkan düeti, açıkhava izlenimleri










video

• Ajda, 'taş'tı bi kere... Baştan onu söyleyeyim. Şımarık bir kız edasıyla ayağım da kırık zaten, spor da yapamadım, birkaç kilo da aldım galiba falan dedi ama... Alkışı alıp, yok canım taş gibisin mesajını almak için yaptı fikrimce.

• Konserin başında zırt pırt kostüm değiştirmeye gitti, bir türlü seyircü olaya kaptırık olamadı ilk başlarda...

• Artık bacağı kırık diye mi bilmem, ama eski seyrettiğim performanslarına göre daha bi' dağınık, coşkusuz geçti bir noktaya kadar... (Neyse ki misafir sanatçı Tarkan geldi, toparladı.)

•Yakışıklı Kübalı bateristin Ajda giyinmeye gittiğinde seyircileri hadi şimdi sağ taraftakiler , şimdi sol taraftakiler diye eğlemeye çalışması müsamere gibiydi, olmadı yani.

• Tarkan sahneye geldiğinde bir an korktum, millet Tarkan kalsın diyecek diye.... Bu arada Tarkan'ın yeni saçları 80'lerden esinlenilmiş gibi... Boy George, Spandeu Ballet, Duran Duran tiplemelerini hatırlattı. Ama güzel olmuş bence.

• Ve öküzcan seyirci modeli. Konser kültürü hiç oturmamış bu millette. Konser yol geçen hanı sanki... Daha 20. dakikada sürekli bir hareket, girenler ,çıkanlar... Yahu daha yeni oturduk, hemen mi çişiniz, sigaranız geldi. Ve konser daha bitmeden, kuyruğa takılmamak için yarım saat önce mekanı terketmeye çalışanlar... Ne bize saygıları var, yani kalanlara, ne de sahnedeki insana... Görünüyor mudur ışıklardan bilmem ama görünüyorsa çok sinir bozucu.
Ama yerli konserle , yabancı konser seyircisi arasında dağlar kadar fark var. Cohen konserinde insanlar, son anına kadar konserin tadını çıkarttılar. İki sanatçıyı karşılaştırmıyorum ama para verip, beğenip, sevip gelmişsin sonuçta...

Netice, Ajda'nın bende kredisi var, severim kendisini :)

NOT: Görüntü harika:))) Ajda çok iyi görünüyor oturduğumuz yerden. Çekim müthiş.
Üç cümlenin hangisi yalan? c) Hepsi:)))))

20 Ağustos 2009 Perşembe

Beni Ajda paklar!






















Sinirimin tepemde olduğu şu günlerde, Ajda iyi gelecek bu akşam... YA SONRA????
(Hangisi daha güzel söylemiş?)


Mina:

Ajda:

Paparazzilere yakalandım!



"Hem de bu saçlarla!!!!! Olacak şey değil!"

18 Ağustos 2009 Salı

Güzellik deyince...

video

Güzellik

Fransız şirketi Evian’ın anketine katılan makyaj uzmanları, moda editörleri, fotoğrafçılar ve model ajansları kalın kaşları, anlamlı bakan gözleriyle Audrey Hepburn‘ü (1929-1993) “tüm zamanların en doğal güzeli” seçerler. Evian’ın anketinde oy kullanan Elle dergisi güzellik editörü Rosie Gren, “Audry, doğal güzelliğin vücut bulmuş halidir” der. Dik yürüyüşü, bir kuğuyu andıran boynu ve zarafetiyle kendine sonsuz güvenen, iç huzuru bulmuş bir kadın portresi çizen Audrey Hepburn’e güzelliğin sırları sorulduğunda cevabı bütün kadınlara, hatta erkeklere rehber olacak nitelikteydi:
“Çekici dudaklara sahip olmak istiyorsanız, dudağınıza tatlı sözden başkasını dokundurmayın. Güzel gözleriniz olmasını istiyorsanız, güzel insanlarla göz göze gelin, gerçek dostlar edinip sık sık görüşün. İdeal beden ölçülerine sahip olmak ve zayıf kalmak istiyorsanız, yemeğinizi yoksullarla ve açlarla paylaşın. Alımlı saçlara sahip olmak istiyorsanız, çocuğunuzun günde en az bir kere saçlarınızı okşamasına izin verin. Dikkat çekici pozlar vermek istiyorsanız, yanınıza bilgelik ve alçak gönüllüğü alarak yürüyün. Asla cahilce ve gururla yürümeyin. Bir kadının güzelliği giydiği elbisede, beden ölçülerinde ya da saç stilinde değildir. Bir kadının güzelliği gözlerinden okunur. Çünkü gözler, kalbe yani aşkın yaşadığı ülkeye giden kapıdır. Bir kadının güzelliği; yüzündeki benlerden değil içinde sakladığı ruhundan okunur; sevgiyle gösterdiği ilgi, beslediği tutkudur. Ve güzellik, geçen yıllarla birlikte yalnızca daha da artar.”



ŞU GÜNLERDE ZİHNİMİ MEŞGUL EDEN, RUHUMU SIKAN, AYAKLARIMIN GERİ GERİ GİTMESİNE NEDEN OLAN BİR İNSAN VAR Kİ BU YAZININ TAM DA KANITI. BAKIYORSUN, HİÇ TANIMASAN GÜZEL DİYEBİLİRSİN. AMA RUHUNUN KARANLIĞINDAN, SESİNİN CİYAKLIĞINDAN, DİLİNİN FESATLIĞINDAN, TAVIRLARININ KABALIĞINDAN YÜZÜNÜN ASIL FORMUNU GÖREMİYORUM BİLE...

ETRAFIMDA SADECE "GÜZEL" İNSANLARI GÖRMEK İSTİYORUM...


17 Ağustos 2009 Pazartesi

'cıvıl cıvıl' bir cumartesi




















Malum çocuklarla rahat edilebilecek mekanların sayısı kısıtlı. Ya sigara dumanı olur, ya hareket serbestliği olmaz, anne-baba yemek yiyemez vs vs... Biz de uygun bir yer ararken Kavacık'taki CIVIL CIVIL'ı bulduk. (ayrıntılı bilgi için tık! )O kadar rahat ettik ki, saatlerce vakit geçirdik. Mekan, bahçeli bir villa kıvamında. Bahçe çocukların oynayabileceği, vakit geçireceği bir sürü oyuncakla dolu. İçerisi de ayrı bir dünya... Ayrıca içeride ablalar, anne-baba yemek yerken çocukla oyun oynayıp, büyüklere biraz nefes aldırtıyorlar. Menüde hem çocuklara uygun çorba, makarna gibi yemekler var, hem de büyüklere göre alternatifler bulunuyor. Fiyatlar da ortalama. Hele biz cumartesi gittiğimizden, bomboştu, bahçe sanki bizim gibiydi, hafif de tatlı bir rüzgar vardı, bize çok iyi geldi. Conconum da nasıl mutluydu, nasıl mutluydu...
( Yalnız şu videonun sonuna koptum :)
video

eski yaşa veda etmenin en mutlu tarafı

Gün batımında Riva...















en değerli şey... sevdiklerin, sevenlerin...










el emeği sürprizler...







aşk...









yaratıcılık....










incelikler...









hiç ummadığın sürprizler...










ev
de bekleyenler...









ve yepyeni olasılıklarla dolu yeni bir yaş...


(Hepsi için teşekkürler, hepsi için çok şükür!)