26 Eylül 2009 Cumartesi

Sonbaharda yaz tatili

Bugün ve yarın Yaz için ilklerle dolu... Bu akşam ilk defa bir düğüne gidecek. Yarın sabah ilk defa uçağa binecek ve kısmetse öğleden sonra ilk defa denize girecek. Bizim için de ilklerle dolu tabii. Plajda yürüyen bir concon ve biz. Onun heyecanları, sevinme çığlıkları, yeme-içme maceraları... Umarım her şey güzel geçecek :)
Hepimiz hoşça kalalım...

Blog yokken...

-Diş fırçalamaya başladık. Tabii öyle macunlu falan değil, maksat elimiz alışsın. Şimdi artık hadi dişimizi fırçalayalım deyince, koşa koşa banyoya gidiyor, sonra eline alıp fırçalamaya başlıyor. Bazen bana da işaret ediyor, hadi sen de fırçala diye...(İlk sefer çok komikti, diş fırçası ya, içinde fırça kelimesi geçiyor ya, saçını taramaya kalktı onunla:-)))
- Aşkım benim... Tam sevgi pıtırcığı oldu. Birini öper, sarılır. Hemen yanındakiler kırılmasın diye gider onlara da cici yapar, yanağını okşar. En son dün, Gül ablası elektrikli süpürgeyi çalıştırdı salonda, en sevdiği şeylerden biri. İçeriye koşacak ama beni bırakıp gidecek, kırılmayayım diye, geldi yanağımı okşadı, teselli etti, öyle koştu gitti...
-Gül Ablası, yemek yemeyince falan ühüüüü diye ağlıyormuş gibi yapıyormuş. Gül abla nasıl ağlıyor diyoruz. Ühüüüü diye taklit edip, elini gözlerine kapatıyor.
-Baban nasıl gülüyor kızım diyince babasının taklidini yapıyor.
-Eğer sokaklarda gafil düşüp, arabadan indirirsek, yandık. Bir daha oturtmak mümkün olmuyor. Hadi oturmasın, elimi de tutmuyor. Kendi kafasına göre gitmek istiyor. Özgür Willy...
-Bir top hastası. Bugünlerde evdeki bebeklerin, vesairenin yüzüne bakmıyor. Varsa yoksa top...
Futbolcu gibi top peşinde koşup duruyor.
-(Nazar değmesin, tahtaya vurun.) Gece yarısı sütü bitti: )
-Bayram sabahı eğlence olsun diye el öpmeyi öğretmeye çalışmıştım. Ama bir sabahta öğrenilecek şey değil tabii. Bayrama yetiştiremedik, ama sonra bir baktım, iki gün sonra almış elimi öpüyor. Çok komik bir görüntü:))) El öpenlerin çok olsun bidiliğim benim.
-Ben ne mi alemdeyim. Aşkım her geçen gün büyüyor. Baktıkça içime sokasım geliyor conconumu. Geliyor boynuma sarılıyor ya... Zamanı durdurmak mümkünmüş meğer.

(Blog molası fena oldu. Yukarıdaki konularla ilgili çektiğim fotolar ajansta kaldı. Ben izinde, evdeyim, bööyle yazdım koydum artık naapalım. Bu arada blog fotoğraf çekme konusunda acayip motivasyon sağlıyormuş meğer. Geçen hafta fark ettim ki, hiç foto çekmemişim.)

25 Eylül 2009 Cuma

İki çocuğa dikkat!

İki çocuk bir araya geldi mi ateşle barut yan yana... Geçen gün bir arkadaşımıza gittik. Onların oğlu da 19 aylık. Sen sevgi kelebeği git, Yaz'ın boynuna sarıl... Ve dan... İkisi birlikte yerde. Yaz düştü diye ağlar, öbürü korkudan Yaz ağlıyor diye ağlar. Aman, siz siz olun iki çocuk bir araya gelince gözünüzü iki saniye bile ayırmayın.

24 Eylül 2009 Perşembe

Bayramda çocuklar gibi şendik!



Çocuklar sadece kendi eğlenmekle kalmıyor. Etraflarındaki herkesi de çocuklaştırıyor. Masanın altına girilmediği mi kalıyor, yerlerde sürünülmediği mi...

Ne mutlu ki, biz de onların neşelerinden kendimize pay çıkarıyoruz.

yok ki....


"Günlerdir neler öğrendim, neler yaptım neler... Annem size anlatacaktı... Ama blog yoktu ki....
İşte bunlardan biri... Artık ben bişey ortadan yok olunca, bişeyi bulamayınca böyle ellerimi iki yana açıp yok ki... diyorum."

Nazar değmesin blog dönmüş galiba...

17 Eylül 2009 Perşembe

içimde kelimeler...

...birikti kaldı. Bloglara girilemiyor pazartesi gününden beri. Ne alışmışız bloglarımıza... Bir boşluk, bir memnuniyetsizlik, bir eksiklik...
(Ktunnel'dan girdim şu anda, öyle olunca da, foto eklenmiyor, video eklenmiyor, fonksiyonlar durmuş vaziyette.)

Biri el atsın şu probleme, ya da bilen var mı neler oluyor Türkiye'de bloglara? Birileri bişeyler yapıp düzeltmiş durumu ama... Biz çözemedik hala...
Mac kullanmak bazen dezavantaja dönüşebiliyor.

Offf düzelsin bugün!

11 Eylül 2009 Cuma

nazın bana mı kızım?















Dün akşam mesaiye kalmam gerekti üzerinize afiyet! Yaz hanımı da babası uyutmak durumunda kaldı. Benimle 45 dakikaya yakın ninniyle uyur, elimi tutar, sallanır yuvarlanır yatağın içinde, dışarı çıkar gibi yapsam basar yaygarayı...

Dün ne olmuş dersiniz? Babası hatunu yatırmış, ışığı kapatmış, ' hadi kızım, çok yorgunum ben içeri gidiyorum' demiş. Bizimki iki hık hık yapmış, 5 dakika sonra rüyalar aleminde...

Ne diyeyim ben şimdi?
(Bu akşam aynısını deneyeceğim bakalım ne olacak.)

10 Eylül 2009 Perşembe

Fıs fıs...

Ey kendini bilmez, laftan anlamaz, kötekten uslanmaz şehr-i İstanbullu... Pişmiş kelle gibi sırıtaraktan her terlediğinde, hatta terlemeden önce sıkarsın deodarantını, gezersin ortalıkta(!!!!!). Hiç düşünmezsin, deodoranttan çıkan gazlar, süzülür süzülür gider ozonu deler. Oh olsun sana. Zaten ramazanda oruç da tutmadın, hakettin başına gelenleri. Yaaaa nolmuş yani çalıştığın fabrika, tır parkı, bastırmış rüşvetini dere kıyısında ruhsatını almışsa... Vefasızsın vefasız. Sen iş güç sahibi ol diye yaptı. Neeeee? Servisi de mi beğenmiyorsun? Hiç servisi olmayan işyerleri var! Metrobüs kuyruklarında bekleme diye servis tahsis ettiler, gene yaranamadılar. Hayır yani, öldüysen noolmuş?
Esnaflar da bi alem! Niye giriş katında dükkan açıyorsunuz, biraz radikal düşünün, üst katlarda olsaydınız, su falan girmezdi içeri. Dere de suçlu zaten. Ne çekilmiş gibi kandırıyor insanları?


Zaten su nerde, inek içti, inek nerde, ormana kaçtı, orman nerde, balta kesti, balta nerde???
Yok canım sakin olun, "balta" suçsuz bi tek!

dün gece

Yıllar var, bu şarkı gelmemişti aklıma, dün dilime düştü. Seni uyutmak için söylediğim fiks ninnilerimizin ortasında. Sözleri geldikçe dilimin ucuna daha da yürekten söyledim, kaptırdım kendimi... Söyledim birkaç defa, baştan ve de baştan... Ve uyudun... Bu yılların ötesinden gelen, duygu dolu notalarla...
"Küçücük bir bakışın
Çözer beni kolayca
Kenetlenmiş parmaklar gibi
Sımsıkı kapanmış olsun

Yaprak yaprak açtırırsın
İlk yaz nasıl açtırırsa
İlk gülünü gizem dolu
Hünerli bir dokunuşla"

Hiç kimsenin yağmurun bile
Böyle küçük elleri yoktur
Bütün güllerden derin
Bir sesi var gözlerinin
Ve Yeni Türkü:

9 Eylül 2009 Çarşamba

09/09/09

"Bugün, 1000 yılda bir gerçekleşen bir olaya tanıklık ediyoruz. Tarih 9 Eylül 2009 yani, 9/9/9. Tüm dünyada aylar öncesinden milyonlarca insan bu özel günde çocuk doğurmak veya evlenmek için nikah dairelerine ve hastanelere akın etti. İnternette dolaşan komplo teorilerine göre ise, bu tarih dünyaya mutluluk ve barış getirecek. 666’nın Şeytan’ın rakamı olduğunu söyleyen komplo teoricileri, 999’un da onun tam tersinin, yani mutluluk ve barışın sayısı olduğunu söylüyor."
VATAN GAZETESİ
Farkında mısınız? Günün, tarihin, anın? Bir dilek tutmanın belki de tam günü!

çarşambayı sel aldı!

Bir gün önce Saray'da, Çatalca'da, Selimpaşa'da kimse ertesi sabaha böyle sulu bir şakayla uyanacaklarını bilmiyorlardı. Avrupa(!)'da, koca bir şehrin kıyısında böyle bir sebeple mağdur olacaklarını, ölümlere şahit olacaklarını, hatta öleceklerini de... Velhasıl, bir kez daha uyarıyor insanları evren, aka boka kafayı takıp üzülmeyi bırak, sarıl sevdiklerine... Her gününün kıymetini bil, şükret yeni bir günü devirebildiğine... Haaa, en iyi yazarak öğrenirmiş ya insan, gelinim sana söylüyorum, Deniz'im sen anla!

8 Eylül 2009 Salı

herkes gider mersin'e....

Başka çocuklar, tatlının, çikolatanın, dondurmanın peşinde... Anneler fellik fellik bunları onlardan kaçırmaya çalışıyor. Bilin bakalım, bizim nevi şahsına münhasır concon ne seviyor? Ne için çıldırıyor. Buyrun, buradan yakın...

video

Tatile hazırım, hem de çoook!

İki yıl oldu, ayağıma deniz suyu değmeyeli... Vakti çoktan geldi serin sulara kavuşmanın. Tatilciler İstanbul'a döndü, göçmen kuşlar neredeyse sıcak iklimlere yola çıktı bile... Ama benim hala beklemem gerek. Daha geçmesi gereken bir bayram, iki konkur var. Eylül sonunu iple çekiyorum... Bilmiyorum Yaz'lı tatil nasıl olacak, tatile benzeyecek mi? Amaaan nasıl olursa olsun... Tatil olsun da...
(Valla en hazır olan da Yaz. Parmak arası terliği, sünger bop kovası ve mayosu dolapta bavula atılmayı bekliyor.)

7 Eylül 2009 Pazartesi

hafta sonundan 3 anekdot...

• Bir baktım, küçüğüm yere oturuyor, ellerini ileri doğru uzatıyor, sonra da başını yere koyuyor. Yavaşça koyduğunda tamam da, bazen hızlı iniyor, alıncığı yere... Haydaaa dedim bu da nereden çıktı, nereden öğrendi bunu? Sonradan bir de öğrendik ki, bize temizliğe gelen Şadiye abla, ramazan boyu namaz kılıyormuş, bu da karşısına geçip seyrediyormuş. Bu hareketin nereden çıktığı anlaşıldı, babası da ona ' Allah kabul etsin kızım' dedi :)))

• Odasında oynarken, birden bire tutundu, ayağa kalktı, arkasına bile bakmadan odadan çıktı. Tam da oyunun ortasında. Hiiiiç, ben orada bişey mi anlatıyorum, kendimi mi parçalıyorum. Oralı bile değil. Ben de kendi kendime şöyle dedim, onun duyduğundan bile emin olmadan: " Ne ayıp Yaz, insan ben gidiyorum, hadi bay baaaay der en azından." Bİzimki döndü geldi, eliyle bay bay yapıp, öpücük yolladı, ve aynen geri gitti salona doğru. Ben dumur tabii..

• Bu hafta sonunun bir başka ilki de, kendi giymek istediği şeyi eliyle göstermesi oldu. İşaret parmağıyla mor spor ayakkabılarını gösterdi, aldım getirdim, ayağını havaya kaldırıp, giydirmemi istedi. Birey oluyor kuzucuğum...

noa'ya kardeş geldi!


video
Biz de bebişi görmeye, Victor'la Emi'yi tebrik etmeye gittik. Ama bizimkilerin oyun oynamasını çekmekten, küçük bebişin fotoğrafını çekmeyi unutmuşuz. Bu arada, şu sıralar en büyük merakım: Bizimki, çocukların yanında nasıl davranıyor, oyun oynayabiliyor mu, yabani mi ? Yabani değil Allah'tan, hayli sosyal. Yaşıtı, ya da en azından yaşı civarındaki çocukları görünce çığlık atıyor, seviniyor. Bir de özgür ki, alıp alıp başını gidiyor içerilere...Lakin biri damarına bastı mı, üzerine çok gitti mi, ya da elindeki almaya çalıştı mı patileriyle küçük küçük pat pat yapıyor. Aaaa yapma, cici kardeş falan diyoruz ama üzüldüğümüzü gören deneyimli anne-babalar tam yaşının gereği diyorlar.
Çocukları böyle bir arada oynarken görmek çok eğlenceli. Biz de Yaz'la birlikte yeniden çocuk olmanın keyfini çıkartıyoruz.

4 Eylül 2009 Cuma

ördek dansı

video
...bir benzin istasyonundan evimize teşrif eden neşe...

Tarihte bugün...

4 Eylül 2003... Sabah... Daha hala perdeler gelmemiş. Perdeci bizi son güne kadar oyalamış. Eve gidip perdecileri bekleyip, onların takılmasını bekledikten sonra Ataköy'den yola çıkıp, taaa Tarabya'daki kuaföre gitmemiz, makyajı saçı yetiştirmemiz gerekiyor. (yıllardır vazgeçemediğim kuaför Tarabya'daysa ne yapayım, el mahkum.)
Perdeler takıldı. Eve geldik. Bu arada malum olaya katılmak için Amerika'dan dayım ve Amerikalı eşi gelmiş. Bizde kalıyorlar. Tam çıkmamız gerekiyor derken, Amerikalı yenge, onların ulusal rahatlığı içinde sporumu yapmam lazım öyle çıkalım diyor. Allahım inanamıyorum, evlenmeye yetişmeye çalışıyorum, ama yengenin sporunu bekliyoruz.
Neyse, bunu da atlatıyoruz. Hep beraber Tarabya'ya gidiliyor. Saçlar-makyajlar ucu ucuna tamamlanıyor, ama gelin ve damat önden fırlamalılar ki herkes gelmeden, kimseye gözükmeden içeri girebilsinler. Yola çıkıyoruz, zaten heyecan dorukta... Bir telefon, Amerikalı yenge! Akşama giyeceği ayakkabıları bizim içinde olduğumuz düğün arabasının bagajında kalmış. Geri dönüyoruz. Haaaa bu arada, mevsimden sebep, yağmur çiselemeye başlıyor. Hatta bir ara epey de hızlanıyor. Senenin ilk yağmuru. Ayakkabıları apar topar veriyoruz. Yeniden yola çıkıyoruz. Yağmurdan dolayı trafik sıkışıyor. 20.00'de kokteyl, biz 19.00 küsürlerde hala yollardayız.
-Hadi kavga falan edelim bari diyorum, heyecanımız yatışsın.
Arabayı süren tanıdık, dikiz aynasından şöyle bir garip garip bakıyor. İki manyak birbirini bulmuş diye sanırım.
Ve sonunda ulaşıyoruz. Bekleme faslı bitip aşağı ineceğimizde bir bakıyoruz merdivenin başında meşale taşıyan görevliler. Oysa bu bize çok arabesk geliyor ve istemediğimizi söylemişiz daha önce. Aşağıdan başlar yukarı doğru çevriliyor, biz meşaleleri geri yolluyoruz. İmzadan sonra dans ettiğimiz şarkı, bize inanılmaz uzun geliyor. Dans ediyoruz ediyoruz, bitmiyor.
Gecenin gerisi göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor.
500 kişiyi gelirken ve giderken öptükten sonra yine de eğlenmeye vakit bulabiliyoruz. Hiç ağır takılmıyoruz, kendimizi kasmıyoruz ve doyasıya gecenin tadını çıkartıyoruz sevdiklerimizle...

6 yıl önce...

3 Eylül 2009 Perşembe

sosyal böcüğün sabah sendromu

Alıştık, her sabah evden çıkarken bacak arasından adım atmaya, kaçmaya çalışmalar, bacağıma yapışmalar, babasına 'baaaa' diyip kucağına tırmanmaya teşebbüsler, Gül ablası'nı hiddetle itmeler... Bunlar vardı da bu sabahki tam oldu... Çöpü dökmeye giden babasının ardından fırla koridora git karşı komşunun kapısına (orada da ikizler oturuyor, Damla ve Derin...ilk arkadaşları)... Kapıya pat pat vuruyor, bir şeyler söylüyor. Hadi kızım uyuyorlardır diyince de bize zili gösteriyor, zile basın diye ....
Kıyamet koptu kapıdan almaya çalışırken. İlla da arkadaşlarım... Düşündüm de, bu daha büyüyecek, arkadaşlarında kalmak isteyecek, tutturacak... Ohooooo işimiz var valla...

2 Eylül 2009 Çarşamba

Bizim cepheden son gelişmeler













• Yere bişey düştüğünde eğer yakınında tutunacak bir dal bulamazsa, öylece bakıyor önce, sonra da popo üstü kendini atıveriyor. ( Ya da rahatına düşkün bir anındaysa kölelerine sesleniyor -ıııh diye)










• Birini öptü mü ya da cici yaptı mı, mutlaka etraftakilere de cici yapıyor sevgi kelebeğim. Kimseyi kıskandırmıyor. Haaa birisi ona küstüm derse bir sebeple, ona da kıyamıyor, gidip yanağını okşayıp gönlünü yapıyor.

• Televizyonun önüne geçmesi yasak. Bak tam televizyonun önüne gidersen kapatırım dediğimde, ya hızla ordan geçiyor, ya da kendi gidip televizyonu kapatarak bitti der gibi iki elini birbirine vuruyor. (Mamayı bitirince, ya da bitsin istediğinde de yapıyor aynı hareketi)

•Daha önce yazmıştım. 1-2-3 diye sayıyor kendi dilinde. Yaşını söylüyor biee diye... Bir de biz 1-2-3 diyip azmayı öğrettik ( Allah akıl versin bize)... Şimdi o bizi azdırmak için başlıyor. Bieee-iiiii-üüüü!

• Anahtarlarımı alıp gidiyor kapıya, çıngır mıngır açmaya çalışıyor, ya da dışarı çıkartın beni mi demek istiyor artık bilmem.


•Bak çiçek dediğimizde o fındık burnunu buruşturup, koklama mimiği yapıyor. Ama onunla çirkin olma mimiği aynı... Kafasında birleştirmiş bir şekilde.









• Hadi babayı gıdıklayalım dediğimde bir koşması ve gıdıklaması var alem!


• Beni sabahları pür dikkat izliyor giyinirken ve fularları kolyeleri işaret ediyor istiyor. Kokoşluk devam yani...









• Çok sosyal, çok popüler haspam! Gül ablasının dediğine göre parkı kırıp geçiriyormuş. Kendinden büyük çocukların toplarına ortak olmaya çalışıyormuş. Hele şunu duydum koptum. Babasıyla gezintiye çıkmışlar bizim mahallede. Karşıdan 2-3 yaşlarında bir kız çocuğu geliyor.-Aaa bak kardeş geliyor demiş bizimkine babası. Karşıdan gelen çocuk: -Aaaaaa Yaz! demiş. Meğer Gül ablasıyla parka gittiklerinde tanışmışlar...









• Kapıda ismi yazdığını biliyor. Yaz nerede diyince Y-A-Z harflerini gösteriyordu önceden beri, şimdi Defne'yi de ekledi repertuarına...

• Banyo konusuna gelince... Durum düne kadar pek parlak değildi. Anlatmıştım daha önce çok sevdiği banyodan soğudu. Biz de babasının kucağında duşa sokuyoruz. Kavga kıyamet... Ama dün gıkını çıkartmadan, duşun sonunu bekledi. Hayırlısı bakalım.

• Uykuda durum aynı. Gece yarısı sütü için illa uyanıyor. Benim el koymam lazım aslında alışkınlığı kırmak için.






Bizde durumlar böyle... Bizi izlemeye devam edin...

diyalog

Bir arkadaşım kızına, 2 tekerlekli bisiklete binmeyi öğretiyor. (Hatun kişi, 5 yaşında) Ama sürekli didişiyorlar babasıyla... Pedalları tam çevirmiyor diye babası "bak kızım tam çevir şunları" diyor.
Bir gün akşamüstü eve gittiğinde balkondan bir bakıyorlar dışarıda çoluk çocuk oynuyor, bisiklete biniyor. Hadi diyor arkadaşım, 'kızııım hadi biz de dışarı çıkalım, bisiklete binelim..."
Kızından şöyle bir yanıt geliyor: "Amaaan baba şimdi çıkıcaz, bisiklete binicem diye boşyere birbirimizi gereceğiz. Boşver evde kalalım, burada oturalım güzel güzel.

Arkadaşım dumur tabii...

metafor

...sinek uçar, gider gider kendini cama çarpar. Bir değil, iki değil defalarca yapar bunu... Ona zarar gelmesini isteyen siz değilsinizdir asla. Hiçbir canlı kırılsın, incinsin istemezsiniz çünkü. Kendi seçimidir bu... Dışarıya özlem gibi görünür bu cama çarpışlar... Ama pencerenin tam karşısında açık olarak durduğunu anladığında da dışarı çıkmaz, geri döner, uçmaya ve kendini cama çakmaya devam eder. Bazen üzerinize yapışır kalır, uyarırsınız defalarca, kovalarsınız, ya da dışarı çıkmasını sağlamak için kitabınızla yol göstermeye çalışırsınız. Etrafta vızır vızır dolaşmasına, herkesi rahatsız etmesine ve mikrop yaymasına rağmen... İncinsin istemezsiniz. Ama karar vermiştir o, yakacaktır kendi canını... Artık elinizden hiçbir şey gelmez. Küçücük sinekten niye rahatsız oluyorsun diyenler de aslında çok iyi bilirler. Sinek küçüktür ama mide bulandırır.

(Bu sayfalar, postlar Yaz'ın evet... Ama yaşamda sinekler de var. Madem var, madem de bu blog yaşamın tam içinde, neden yazılmasın, çizilmesin)

1 Eylül 2009 Salı

Bir annenin yalvarışı-2

video

Dedim ya az önceki postta, inatçı inatçı...

Bir annenin yalvarışı 1-

Benim küçük cadım, artık 1-2-3'ten anlıyor. Kaç yaşındasın diyince parmağıyla gösterip, Biie gibi bişey söylüyor. Dahası biiir-ikiii-üç diyip, çılgınlık bu dediğimizde hep beraber çığlık atıyoruz. O bizim tonlamamızı taklit edip, bir iki üç demeye çalışıyor. Amma velakin, eğer istemezse böyle de yalvartıyor işte... Gördüğünüz gibi kaç yaşındasının cevabını böyle alamadım, ben inat, o benden inat! Yalnız sondaki tonlama ''Eeeh yeter artık sorduğun" gibi geldi kulağıma:)))

video