30 Kasım 2009 Pazartesi

Bayram temizliği...















Bizim küçük serseri, eline geçirdiği bezle, mendille her yerin tozunu alıyor...































Ama her yerin....


Aklıma üç şık geliyor. Ya bizimki çok titiz bi' hatun, ya bakıcımız çok titiz. Ya da hafta içi bizimkini çalıştırıyorlar:-P

BU ARADA;
Bugüne kadar hep Unibaby ve Huggies ıslak mendil kullanıyordum. İlk defa Johnson's Baby'nin ıslak mendilini aldım. Bugün çocuğun yanakları bir kızardı, korktum resmen allerji yaptı mendil. Yarım saat içinde geçti gerçi. Tamam, ...ok atmak istemiyorum ama beraber olduğumuz arkadaşın da yeğenine aynı etkiyi yapmış. Bilmiyorum siz de yaşadınız mı?

BU ARADA;

Blog sayesinde fark ettim ki, bu arada lafını çok kullanıyorum:-P

29 Kasım 2009 Pazar

Avarelik saatlerim...














...diye bir şey yok. Sadece şunları yazdığım 1.5 saat. Yani sabah 06.30-08.00 arası. Çünkü 06.30'da küçük bir miktar süt içer, şanslıysak 08.00'e kadar uyur.
...Kendime söz vermiştim, daha o karnımda bile değilken, şikayet yok. Şikayet değil de, biraz avareliği özledim. Şöyle bir Taksim'e gitmeyi, (yeni yıl süslemeleri yapıldı mı acaba), ha diyince bir film seçip, sinemaya gitmeyi, serin bir havada, battaniyenin altına girip, televizyonun karşısında tembellik etmeyi, canım istediğinde banyoya girmeyi, aceleyle değil, sindire sindire dışarıda güzel bir kahve içmeyi, belki de kitabımı orada okumayı, dükkanlarda giyip, çıkartmayı, öylesine......... Off, bunları düşününce bile suçluluk duyuyorum. Herkes yaşıyor değil mi bunları?

Dedesii, biz geldik!
























Hani şimdilerde esefle kınanan bayramı tatil olarak değerlendiren grup var ya, biz o gruba dahil bir aileydik, küçükken... Neden?Çünkü zaten bir eli geçmeyecek yakın akrabalar çeşitli illere, hatta ülkelere dağılmıştı. İzmir, Ankara, Yalova, Amerika!.. Biz de, bir tatil planı yapar, önce Yalova'ya uğrar, oradan da bir arada geçireceğimiz, keyifli bir tatile doğru çevirirdik kontak anahtarını... Bir sürü anılar biriktirirdik. Bayram insanları bağlamaksa, biz de birbirimize kenetlenirdik. Zaten sabah evden çıkmadan önce seramonimiz vardı. Normalde öyle bir düşkünlükleri olmadığı halde el öptürtürlerdi kardeşimle bana, bayram sembolü olarak.Şimdi daha iyi anlıyorum, babacığımın tatil için yaptığı planlar, aslında hep bizim içindi. Çünkü büyükler, anne-babalar bir şey anlamıyor tatilde, koşturmaktan...
Geriye dönüp baktığımda, hep mutlu anılar geliyor aklıma çocukluğumdan... Arabada arka koltukta otururken, hep ailemize bakar, bu anı hiç unutmamalıyım, kafama kazımalıyım derdim. Çekirdek ailenin sımsıkı kenetlendiği bayramlar, tatiller, hafta sonları ile bugünün sıcak duyguları oluştu içimizde... Bunları bilerek ya da bilmeden yarattığın için teşekkürler babacım. Keşke Yaz'ı görseydin... Belki de dün görmüşsündür öyle değil mi?

27 Kasım 2009 Cuma

Bayram dediğin...










mis kokuludur...










sarar...









sarmaştırır...












coşturur...










yaramazlık fırsatı yaratır...












yemesek de çikolatayla oynaştırır...









etrafa bir sürü abi toplar...









uyku saatlerini şaşırttırır, orada burada kıvrılttırır...


Nerede o eski bayramlar derler mi acaba yeni nesiller de... Çünkü bence herkes kendi çocukluğundaki anılarına özlemle söylüyor bu lafı...


Bu da günün farkındalık detayı... Babadan kalma gonglu saat. Annemlerde, oturma odasını bekliyor. (Bunu sonradan ekliyorum, meğer bu saat babadan değil, annemin dedesinden kalmaymış. Farkındalık 0 yani anlayacağınız :))

26 Kasım 2009 Perşembe

Farkındalık





















Bazen etrafımızda neler olup bittiğinin farkında olamadan geçip gidiyoruz günün içinden. Çok aşina olduklarımızı görmez oluyor, bakar kör haline geliyoruz. Çok başrolde olanları daha bi dikkatle inceliyor, yoldan geçerken her gün önünden geçtiğimiz bir manavın kapandığını fark etmiyoruz bazen. Dişlerimizi otomatik olarak fırçalıyor, işyerinde otomatik mailler atıyor, cevaplar veriyoruz.
Bir dönem farkındalık meditasyonu diye bir şey çalışmıştım. Her duyduğumuzu, her gördüğümüzü, her hareketimizi iyice fark ederek anda yaşama başarısını kazanmak için.
Zor zanaat günlük kargaşada...
Aklıma şöyle bir şey geldi kendi adıma.
Her gün, ya da ara ara bir farkındalık detayı bulayım kendime. Daha dikkatli bakayım etrafa. İşte birincisi. Uzun zamandır salonumun baş köşesinde. Ama varlığını o kadar kanıksamışım ki... Dün daha bir dikkatli baktım.
Tombul kedicik. Günün farkındalık detayı. Bayramda boğazımızı tutamazsak olacağımız da o:)


Ve bu da masanın altından size ceeeee diyerek hepinize iyi bayramlar diyen YAZ!

arife


Yaz bayrama hazır :))

Biz tam gün çalışıyoruz, arife marife yok bize... Çok hoş değil mi? Belki sürpriz olur da, günün yarısında hadi dağılalım denir. Belli mi olur?

............................................................................
BU ARADA;
bayramda güzel bir şey yapmak isterseniz, bir seyredin :

Lösev'in reklamlarını biz yapıyoruz bu arada, yani çalışmalarını yakından takip ediyoruz. Kurban bayramı için siz bağışı yapıyorsunuz, Pınar'la anlaşmaları var, lösemili çocukların ailelerine yılboyu dağıtılıyor. Bir de Kaymaklı Kadayıf da yazmış dün, çok güzel el emeği bebekleri var, onlardan satın alıyorsunuz, geliri çocukların tedavisine gidiyor. Aklınızda olsun...

yemeklerden önce izlemeyin.


















Dev bir üzüm alınır, ağza tıkılır, anne bağırır, küçük küçük ye diye... Ama yooook, ağza tıkmak kadar zevklisi yoktur, ama sonuç da budur:


Sabah bunu başkalarına seyrettirmeye çalıştığımda da paparazzilere yakalanmış bir ünlünün tepkisi verilir...

25 Kasım 2009 Çarşamba

ne yaman çelişki
























Geçen gün Pakize Suda yazmış, insanların bu kadar az birbirini dinlediği bir ülkede bu kadar çok insanın dinlenmesi ne yaman bir çelişki değil mi?

Bir çocuk nasıl uyuz edilir?


















Dün akşam çok eğlendik birlikte. Epey azdık. Masaların altına mı girmedik(üstteki gibi), saklambaç mı oynamadık, birbirimizi mi kandırmadık... Zaten bir sürü post konusu çıktı gördüğünüz gibi...
Ama sonlara doğru annenin yaptırmaya çalıştığı şeylerden bunalan ufaklık, isyan bayrağını çekti alttaki gibi...

Aç-kapa...



Çocuklara direktif verme sanatı :-PP

Terlik ve hav hav



Dün yazmıştım. Geçen gün babası Yaz'a terliğini giydirmeye çalıştığında Yaz babasının çıplak ayaklarını göstermiş, sen giymiyorsun ama... gibilerinden işaret etmişti.

- İşte önce terlik dersi, ardından hav hav dansı...

24 Kasım 2009 Salı

Bana bir harf öğretenin, 40 yıl kölesi olurum...

Öğretmenin önemini hep söyleriz de, çocuk sahibi olunca daha bir iyi anladım. Bir kalem bile tutmayı öğrenmek, ne kadar zaman alıyor. Bu arada bu bloglar sayesinde (hala) idealist, sevgi dolu, aydınlık öğretmenler olduğunu görüyor, rahatlıyorum. Var olsunlar, çok yaşasınlar... Onlara çok ihtiyacımız var, sakın pes etmesinler... Ve günlerini kutluyorum.


Bu da bizim hala kalemi doğru tutamayı öğrenemeyen fındık burun... Anneannesinin çizgilerine hayran... Birlikte resim yapmaya bayılıyorlar. Benim yaptıklarımı pek takmıyor, kalemi Semoş'a götürüp, çiz diyor.

Bunu da kocama armağan ediyorum :)












Bu karikatürü sabah, ben hararetli hararetli bişey anlatmaya çalışırken, şerit değiştirmem konusunda yol(!) gösteren, bunu da -Mecidiyeköy'e mi gireceksin yoksa diyerek esprili bir dille dile getiren kocama armağan ediyorum:-P

şarkının sözleri...

Dandik bir şarkı var orda burda çalıyor, sürekli kulağıma takılıyor. İçinde bir söz var ki çok hoşuma gidiyor. 'Hem karnım doysun, hem pastam dursun, yok öyle..." Çok iyi değil mi? Onun ayıp bir versiyonu da var ki aynı anlama gelen, onu da çok beğenirim zaten...
Eeee yok öyle, hem kızımla sabah keyfi yapayım, hem işe geç kalmayayım. Bir gün sabah keyif yapıyorsam, trafikte sıkıştığım an küfrediyorum 5 dakika niye erken çıkmadım diye... Ya da bu sabahki gibi günaydın diyemeden çıkmışsam küçük serserime, bir eziklik oluyor içimde...
Ama işte her şey aynı anda olmuyor.

.................
Dün akşam tam bir örnek olma vakası yaşandı evde. Yaz benim kucağımdaydı, babası ona terliklerini giydirmeye çalışıyordu. Yaz terliği giymemekte direndi ve ne yaptı biliyor musunuz?
Parmağıyla babasının terlik giymemiş çoraplı ayaklarını işaret etti... Hah al bakalım. Ayvayı yedik.

Kırmızı başlıklı kızım benim "GÜNAYDIIIN"

23 Kasım 2009 Pazartesi

şekerlik

Hanginiz daha şekerlik bilemedim :-)

emzikli serseri...

-Evet hanımefendi sana diyorum. Sen küçük bir serserisin... Neden mi, hangi birini sayayım...
- Alışveriş merkezlerinde önce bana yapışıp, nefes aldırmadığın ama yoldan geçen kadın hadi seni götüreyim ben dediğinde, 'neredeyse çekip gideceğin için.'

-Elimden nar kasesini kaçırıp, halının üzerine onları saçıp, sonra da üzerlerine bastığın ve leke yaptığın için.
-Ne zaman otursam, gırtlaktan gelen garip bir vurguyla "gaaalk" diye tutup elimden beni oyuna götürdüğün için...

-amcanın getirdiği balona bunu kim getirmiş dediğimizde A-biiii dediğin, amcanı abi sandığın için.

- bütün hayvan seslerini artık rahatlıkla çıkartabildiğin, ama puzzle'da yerlerine koymayı şiddetle reddettiğin için.

-salonda uzanırken, yanınıza gelebilir miyim diyen babana ıııııh der gibi başını salladığın için.

- Sorularımızın cevabını artık başını sallayarak verdiğin, ama bazen soruyu anlamadığın halde (çünkü atmasyon) başını evet anlamında salladığın için.

- her pazartesi sendrom yaşayıp, Gül Abla gelmiş, baaaak dediğimizde... Iııııııııııııh diyip, elimi tutup, ona da poponu çevirip, beni içeri götürdüğün için.

seni küçük serserim benim...

Bu da her hafta, hafta sonundan çıkış halimizin resmidir...

20 Kasım 2009 Cuma

Baby keep smiling

Bu sabah bu şarkıyla coştuk. Kızımla birlikte... Başımızı salladık, hopladık, cumaya güzel başladık. Öyle de gitsin hafta sonumuz... Cümlemizin...










Baby keep smiling:


Başkası sandım, kendimmişim...



















İnsanın en zor hesaplaştığı kişi kendisi... Rüyalarımızda cebelleştiğimiz, kaçmaya çalıştığımız, belki tartıştığımız, belki uyuz olduğumuz insanlar bize bizden bir şeyler anlatıyor. Kişiliğimizin kaçtığımız parçasını, rüyaların o büyülü ve nazik dili bambaşka bir kılıkta karşımıza çıkartıyor. Çünkü bilincimiz, kendine hiçbir olumsuz özelliği yakıştırmıyor. Onları farklı insanlarmış gibi gösterip, bize ayna tutuyor.
Rüyalarımızı çalışıyoruz şu sıra... Derinlerde saklı duran parçalarımızla yüzleşiyoruz, barışıyoruz.

Eski rüya defterlerime göz attım şöyle bir, rüyamda başkası diye gördüğüm, benmişim, bugünkü gözlüklerimle baktığımda... Şaşırdım mı, yaptığımız çalışmalardan sonra şaşırmadım sanırım...

19 Kasım 2009 Perşembe

indim havuz başına...

Süperbabanne... Evlerinin neşesi... Murat'ın torunu olduğunu arada unutuyor ama şarkının sözlerini hiç unutmuyor. Yürümekte zorlanıyor, ama kulakları ve gözleri zehir gibi(maşallah)
Daha önce küfür ettiği duyulmamış, ama ömrünün bu döneminde ve hafızasının bu modunda, kızdı mı küfürü basıyor. İşte mikrofonda Süper Sulhiye Show :

18 Kasım 2009 Çarşamba

Bağımsız çocuklar yetiştirmek...


















Bağlı ve bağımlı olmak, çok ince bir çizgiyle ayrılıyormuş gibi gözükse de aslında çok farklı. Bağlı olmak, sevmek, saymak, birlikte vakit geçirmek, arayıp sormak güzel. Ama her şeyde olduğu gibi bağımlılık sağlıklı değil.
Geçen gün bir 'bilirkişi'yle yaptığımız sohbetin de konusuydu. Öyle ebeveyn-çocuk ilişkileri var ki,kazık kadar insanlar hala çocuk gibi onay bekliyor, adım atamıyor, kendi fikrinin doğruluğunu yanlışlığını bile tartamıyor. Aslında göbek bağı görünmez bir formda arada durmaya devam ediyor. Düşünsenize yoluna gitmeye çalıştıkça çekiştiren bir ip gibi. Özellikle anneler önce kendilerini adıyor, sonra da bu adanmışlığın bedelini sonuna kadar almak istiyor. Belki de hiç farkında olmadan. Tahakküm... Yani hakimiyeti altına almak, ya da manipulasyon... Çocuklarımız koca koca insanlar olduğunda hala onları yönetmek (mi?) Allah korusun. Bağımız sevgi bağı olsun. Arz-talep, ihtiyaç, yoksunluk, belki suçluluk, belki sorumluluk. Bunlardan ziyade...

Nerelerden geldim buralara? Bugünlerde benim özgür kızın da huyu değişti. O tatilde, alıp alıp başını giden kız gitti.
Bana yapışık bir tipleme geldi. Araba kullanıyorum, arkadan elini uzatıyor ve ağlıyor gözlerinden şıpır şıpır yaşlar akarak. İlla elini tutacağım... Tek elim direksiyonda, tek elim arkada.
Ya da başka bir odaya gitsem peşimde... Tuvalete girsem kapıda... Sabahları kapıdan çıkmamam için ne numaralar, ne bakışlar... Sıcaklığını her daim yanımda hissetmek güzel geliyor, ama bundan zevk almaktan korkuyorum açıkçası. Sevgiyle bağlı, ama bağımsız bir çocuk yetiştirmek istiyorum çünkü. Geçici bir dönem diye düşünüyorum. Ve tabii aslında şunu da biliyorum, tam anne-baba-çocuk ilişkisinin temellerinin atıldığı zamanlar bunlar... Doğal bu dönemleri yaşamak... Ama düşünüyor insan yine de her yönünü.
Bugün mailime gelen bir yazı da sanki cevap gibi geldi aklımdakilere. Küçük çocuklarda anneden ayrılma endişesi... Okumak isterseniz işte linki: tık tık

17 Kasım 2009 Salı

Koku hafızası
























Hayatınızda nerede olursanız olun iyisiyle kötüsüyle anılarınızı canlandırıveren 5 koku... Sibelkuşumun bana pasladığı mim.

ONE: Benimle bütünleşmiş parfümüm. Hem çok uzun yıllardır acısıyla tatlısıyla yaşadığım tüm anılarıma ortak, hem de çevremdekiler ONE kokusu duyunca beni hatırlıyor artık.

Yemek yaparken salçanın kavrulma kokusu: Bu kokuyu çok severdim aslında ama orta 1'de sarılık olduğumda, midem sürekli bulanırken, evde buram buram yayılan bu koku beynime bir kazınmış ki daha yeni yeni silmeyi başarabiliyorum.

Kahve kokusu: Ayıltan, uyandıran, sakinleştiren, ayan nefis bir koku benim için.

Kurabiye kokusu: Çocukken annemin yaptığı kurabiyenin kokusu yayılırdı evin içinde... Evi ev yapan en güzel şeylerden biri kurabiye-kek kokusu. Ama şimdi bizim evde koca sevmez, bendeniz kilo kontrolünden sebep yemez, artık bi tek Yaz Hanım yerse ilerde yapar, evi kurabiye kokuturuz.

Yaz'ın kokusu: En sona en güzeli... Başka bir koku bu. Neyle yıkanıyor diye soruyorlar bazen, bu tamamen masumiyet kokusu sanırım.

Bu arada 5 kokunun 3'ü yemek içmek olmuş: ) Acıktım mı ne...

asyaselda
ve gözde'ye paslayayım, vakit bulurlar da yazarlarsa sevinirizz...

cezalı


















Yok caaanımm, tabii ki gerçekten değil. Bu anneannesiyle oynadıkları bir oyun. İkisi de dayanacakları bir duvar buluyorlar. Hadi cezalı olalım diyorlar. Sonra da hadi değiştirelim diyip, duvarları değiştiriyorlar. Bizim cezamız da böyle, enteresan :)

Bay bay diyen dilini senin ...



Bu gördüğünüz arkadaş Kurbağa Dede... Beste'nin kurbağa koleksiyonundan... Boyu kadar küçüğümün. Ama hanımefendi boyuna posuna bakmadan, tutar elinden dolaştırır kendisini.
Ama asıl mevzu, şu bay bay deyişi yok mu? Yemek istiyorum her bir tarafından.

16 Kasım 2009 Pazartesi

damacana maceralarına devam


En güzel oyuncaktan daha değerli onun için. Yine yakaladı boşta, kaptı götürdü. Ayyyy sesim ne kadar cırtlak çıkmış yahuu.

Deniz ve Yaz




























Başlıkta geçen deniz bendeniz değilim efendim. Bu adaşım küçük Deniz. Gözde'nin zarif küçük meleği... Doğum gününü kutladık birlikte cumartesi. Yaz'dan birkaç ay ufak küçük hanım. Bizimkilerin anlaşması çok komik oldu. Biri emekliyor, öbürü arkasından koşturuyor, masanın etrafında yakalamaca oynuyorlar, beraber dergileri yerlere saçıyorlar, dudaklarını titreştirerek bırrrrrrr sesi çıkarıyorlar aynı anda...
Tatlı küçük adaş, nice senelere :)

bisikletli adamla barıştık


Geçen gün bahsetmiştim, anneannemiz bir oyuncak almış, ilk defa Yaz bir oyuncaktan korktu diye... Pes etmedim, aklında korkuyla yerleşmesin diye ısındırma çalışmaları yaptım. Neyse barıştılar sanırım....

13 Kasım 2009 Cuma

Sorular, cevaplar

Bazıları mimlerden sıkılıyor ya, ben seviyorum. Çünkü insan, kendi ve gündelik yaşantısı hakkında bir durup düşünüyor, kendini bir kez daha keşfediyor. Aldığı en son garip şeyi hatırlamaya çalışıyor falan. Bu sefer Tarkan'ın annişi mimlemiş, buyrun sorular, cevaplar...
Bloğuna Neden Bu İsmi Verdin?
Kelime oyunlarını, çift anlamları severim. Söz konusu olan yavru kuşumun adı ve bizim ona olan aşkımız olunca Yaz aşkı çıktı ortaya...
Bloğuna Yazarken Star Tribiyle Olmazsa Olmazın Var mı?
Fotoğraf olmazsa olmaz. Bunun dışında soruyu biraz değiştirip, ne olursa olmaz diye sorarsak? Yanımda Yaz varsa olmaz, hayatta yazdırmaz.
En Son Satın Aldığın Garip Şey Nedir ?
Tavuskuşlu taç... Ya aslında ben abuk sabuk şeyleri çok alırım. Abudik gubidik süslerle dolu ev
Arkadaşım Artık Sormayın Dediğin Şeyler:
Toplantı kaçta? Müsait misin:-PPP
Aynaya Baktığında Gördüğün Şey:
İçiyle dışını her daim bir tutmaya çalışan bir şahsiyet. Bunun dışında, bazen tam istediği gibi şıkır şıkır, bazen uykusuzluktan gözaltları çökmüş, bazen güler yüzlü, bazen siniri tepesinde...
Kendini Okutan Bloglar:
İlgi alanım içindekiler... Anneler, bebekler, moda, kitap, dekorasyon, hayat, gündelik, trend, gezi, KUTU... Ben blog okumayı seviyorum yaaa...
Bu Blog Sahibesiyle Karşılaşabileceğin Yerler:
Çat burda, çat kapı arkasında. Her yerde olabilirim, her an :)) Karşılaşırsak ve olur da beni tanırsanız fotoğraflardan, yanıma gelmemezlik yapmayın :)
Bu arada bazı bloglarda görmüştüm bu mimi ve cevapları, şu an pişti yapmayayım, paslamayayım.

Bu da günün neşesi olsun...

12 Kasım 2009 Perşembe

dünün getirdikleri...

-annem başını apartmanın 1. katındaki klimanın köşesine çarpmış, kanamış, bize hiç haber vermeden, gitmiş hastaneye, pens attırmış, oradan simit sarayına gidip simit almış, makarna pişirip Yaz'a yedirmiş. Ne kadar basit gibi anlatıyorum değil mi? Atom karınca annem, çünkü böyle basitçe yaşamış, başına geleni... Bize de öyle karşılamak düştü... Allah beterinden saklasın diyerek...

-Yaz, asker selamı veriyor. Nerden mi öğrendi? Meraklı Minik dergisinden. Öyle bereketli bir dergi ki, bi sürü şey öğreniyoruz oradan. Bu sabah da taksi çevirmeyi öğrettim. İşaret parmağımı uzatarak taksiiii! diye bağırıyorum. O da taklit ediyor. Si taaaaak! dedi ama evirip çevirip.
-Annem bir oyuncak almış sokaktan. Bisiklete binen bir adam. Kuruluyor, hem gidiyor, hem müzik çalıyor, hem ışıklar saçıyor. Yaz ilk defa bir oyuncaktan korktu. Nesinden korktu, neye benzetti, ne sandı bilemedim.

-Bi de babası Deniz demeyi öğretmeye çalışıyor. Deeniii gibi bişey çıkıyor ağzından, ama tamamen sesi taklit ederek. Yani kendi başına söylemiyor henüz.

-Salonumuzun orta sehpası gördüğünüz gibi kenarlara çekildi, ayak altından kalktı. Çocuklar yaşamlarımızda kendilerine ne güzel yer açıyorlar değil mi?(Bu dün değil, daha önceki olay ama bu da araya girsin)

İşte böyle bir dün. Biraz heyecan, biraz korku, biraz oyun...


11 Kasım 2009 Çarşamba

Ne güzel bir mimmiş böyle: )


Sevgili asyaselda beni harika bir mimle mimlemiş. Kitap aşığı olarak zevkle yanıtlayacağım:
1. Şu an okumakta olduğunuz kitap ve kısaca konusu:
Paulo Coelho'nun, Kazanan yalnızdır adlı kitabı. Rus işadamı İgor, kendisini terk eden karısının izinden Cannes'ın gösteriş dünyasına gelir. Ses (!) getirecek bir mesajla onu kendine geri döndürmeyi ummaktadır. Yazar olaylar zincirini anlatırken, bir yandan da moda ve süpersınıf dünyasındaki saçmalıkları, insanların bu sahte dünyadaki aldanışlarını yansıtıyor. Biraz daha ayrıntı ve alıntı laflar okumak isterseniz kitap bloguma da yazmıştım. tık mık.

2.En son aldığınız kitap:
Mucizevi Mandarin, Aslı Erdoğan.

3.Şimdiye kadar aldığınız kitaplar arasında en sevdiğiniz.
Abovvvv. Kazık soru :)) Alain de Botton ve Paul Auster'in tüm kitapları... Ama o kadar çok ki bunun dışında, altından kalkamayacağım bu sorunun.

4.Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de illallah dedirten kitaplar:
Orhan Pamuk-Kara kitap

5. Elinizdeki kitap bitince okumayı düşündüğünüz kitap:
Evdeki yığın içinden yüreğimin götürdüğü kitap olacak... İçgüdülerim o an neye ihtiyacım olduğunu söylüyor genelde...

Ben de özge'ye, kaymaklı kadayıf'a, kimbırly'e ve blogunun konseptini bozmayacaksa bellek kutusu'na paslıyor, bol okumalı günler diliyorum:)

O gece...

Tam 16 ay önce... Sıcak mı sıcak bir Temmuz günü... Kaç yıl beklemişim, ama neredeyse birkaç saati bekleyemeyecek gibiyim. Epidural sezaryan yaptırmaya karar verdim, yeni bir sistem, acaba doğru mu yaptım... Kalbim çarpıyor hızlı hızlı... Acaba kimle tanışacağım. Odasını hazırladığım kişi nasıl biri olacak? Aylardır konuştuğum, okşadığım, tekmesini tuttuğum, uğruna alkol içmediğim, folik asitleri yuvarladığım, işte stres yaşadığımda onu rahatsız ettiğim için kendime kızdığım, dünyaya gelmesine vesile olduğumuz 'bu yeni ruh' kim acaba? Murat tutuyor elimden arabada giderken, beni sakinleştirmeye çalışıyor.
Odamıza çıkıyoruz, sanki otel odasına çıkar gibi. Ben bir yandan odayı süslemeyi organize ediyorum. Sanki birazdan doğuma gitmeyecekmişim gibi...
Doktorum gelince içim rahatlıyor, onunla konuşunca kendimi güvende hissediyorum. Başından beri ona hislerim böyle... Teksen Çamlıbel'le tanışmam, onu doktor olarak seçmem büyük şans... Ameliyat önlüğümü giyiyorum arkası açık, sevimsiz... Herkes el sallıyor, herkes çok heyecanlı...
İnanamıyorum, iğne, kan vs görmeye dayanamayan kocam doğuma girmeye karar verdi. Eee bu bir devrim. Ameliyathanede belimden epidural iğnesi yapılırken, biraz tırsıyorum açıkçası, soruyorum "kaç saatte etkisi geçer?" Valla akşam üstü 17.00'ye kadar sürüyor uyuşukluk.
Başlıyor... Tüm işlemlerin, görmesem de farkındayım, Murat yanımda, elimi tutuyor. O inanılmaz sesi bekliyorum. Eeeee amma uzadı. Veeeee evet, ameliyathaneyi çınlatan çığlık geliyor. Bu anlatılamaz bir duygu... Aylardır boğazımda biriken hıçkırıklar fışkırıyor. Murat da ben de ağlıyoruz. O sesi duyma anı hiç unutulmaz. O da ne? Bir türlü yanıma getirmiyorlar? Murat'ı çağırdılar bişeyler söylüyorlar, nooldu diyorum? Söylesenize... Tam psikopata bağlamış anne sendromu. Meğer bizimki doğarken kakasını yaparak doğmuş. Yutmuş olsaymış, ciğerleri için tehlikeli olabilirmiş. Aman neyse, yok bişey. Dünyanın içine yaparak geldi sadece...
YANIMDA İŞTE! Kollarımda... Sanki onu tanıyor gibiyim 40 yıldır...
İçeri götürüyorlar onu, sonra da beni... Ben geldiğimde odada kimse olmadığını, beni kimsenin beklemediğini görüyorum. Herkes doğum odasının camından onu seyrediyor, o sırada. Hiç bozulmuyorum, hiç kıskanmıyorum. Anneliğin etkileri başlamış...
Veeee o gece! Yaz, hiç durmuyor, bütün gece emmek istiyor. Ne zaman isterse, verin. Süt gelene kadar diyorlar... Ne zaman isterse mi? İstemediği an yok ki... Tam koyuyorum yanımdaki yatağına, hadiiii ağlıyor, yine kucağımda. Ameliyatlı olduğunu unutuyorsun çoktan... Bütün gece! Ve onu izleyen bir hafta... Sürekli emiyor. Birleştik, bir olduk! Yapıştık resmen. O gece dank ediyor. Anne oldum! Acaba beni neler bekliyor diye düşünüyorum, hastane yatağımda...
Geçti işte 16 ay... (Bugün ay dönümü) Aksi görüşlere rağmen bence daha kolaylaşarak. Ne mutlu ki, 16 aydır hayatımızda Yaz var . Ama o zorlu geceyi unutmak mümkün değil...

10 Kasım 2009 Salı

Çok eğleniyorum, hihihuuuu!















Teletubies baloncuğuna bez mi bağlamıyorum, konuşan kuçuya eşarp mı takmıyorum... Şebelekliğin biri bin para... İtiraf ediyorum, çocukla çocuk olmak çok zevkli... Haaa bir de zaten böyle olmak zorunda olduğum da bir gerçek. Oyuncaklarla oyna oyna bir yere kadar, sürekli yeni bir oyun bulmak gerek. Yoksa dönüp totomuzu gidiyoruz içerilere...

-Bu arada geçen gün Baby TV seyrederken aynı o tonlamayla Beybiiii dedi.

- Bi' de dün akşam nooldu biliyor musunuz? Her zaman bir an önce uyusun diye gözünün içine baktığım kuzumu, odasında uyuyorken, sen bir özle, bir özle... Gidip uyandırasım geldi. Tabii o kadar manyak değilim henüz:) Özlemimi bağrıma basıp, sabaha kadar uyudum.... Ama tuhaf bir histi öyle...

9 Kasım 2009 Pazartesi

Bu kim?















Şimdilik fotoğraflarından bir aşinalık yaratmaya çalışıyoruz. Atatürk nerede diyince dergiyi işaret ediyor :) Bizim 10 Kasım faaliyetimiz de böyle şu aşamada.

Kuaför sorunsalı...


Anne olunca anlarsın lafının bir örneği daha. Küçük çocuğun varsa kuaföre gitmek bir dert. Çünkü gidebileceğin yegane zaman hafta sonu. Alacaksın miniğini, gideceksin oturacaksın kuaförün önüne, o durmayacak tabii... Arabasından kalkmak isteyecek, vızırdayacak. Öyle çaresiz kalıyor ki insan bireysel ihtiyaçlarında...

Cumartesi günü artık uzayan katlarımı kısalttırmam gerekiyordu. Gittik ve son zamanlardaki yeni sorunsalımız, el ele oturduk. Teyzesi de geldi, bana yardımcı olmak için ama bizimki elimi tutarak durdu ancak. İşim çok kısa olduğundan sıkılmaya fırsat vermeden çıkabildik. Ama hasbelkader boya falan olsa, ya da manikür-pedikür imkan yok.

Bu işe bir çözüm bulunmalı. Niye oyunlu, bakıcılı kuaförler yok. Kutucum var mıdır böyle bir yer, yoksa açılsın valla :)))
Gerçekten çok faydalı olur.

Tabii aptal kafa, bizim bakıcıyla anlaşırken, en azından onbeşte bir/ yarım gün cumartesileri de geleceksin deseydim ya baştan. Ama yooook, aman ben hafta sonu kızımla olurum mantığıyla konuşmadım bu konuyu. Ama anneliğe bulaşınca kazın ayağı öyle olmuyor. 1-2 saat bile anneler için bulunmaz bir lüks oluyor.
Aman henüz doğurmayan, ya da bakıcı bulmamış olanlara ders olsun, baştan kendilerine kaçış fırsatları, ihtiyaç molaları bırakarak anlaşsınlar bakıcılarıyla...
..............

Yaz'ın saçlarının konuyla bi alakası var mı? Yok... İçinde saç geçmesi dışında. Deniz Kuaför imzalı :))))
Bu arada dikkatinizi çekerim, fıskiye sayımızda artış oldu :)