13 Nisan 2010 Salı

36,5

Ne kadar önemli bir rakam. Göremeyince anlıyorsun değerini.
Perşembeden beri 36,5'u göremiyorduk derecede.
Böyle olunca da ne yazmak geldi içimden, ne bi' şey...
Anladım ki ben güzel güzel yazmak, güzel şeyler anlatmak istiyorum.
Hani insan mutluyken daha konuşkan olur ya vıdı vıdı...
İşte öyle bişey.
Cumartesi iyileştik zannettik, atta gittik.
Gayet de formundaydı, ya da öyle görünüyordu. Pazar yine oradan oraya zor attı kendisini, yer beğenemedi. Artık pazartesi sabah gidelim dedik doktorumuza.

Dün akşamüstü itibariyle ilk defa antibiyotikle tanıştı. Bu geceyi de bekleyelim demişti doktor. Ama telefondan gelen haberleri duyunca süründürmeyelim çocuğu, başlayalım dedim.
Antibiyotikten önce kapıların önünden ayrılmamış, anne anne diye ağlamış. Yerlerde yatmış hep, koltuğa bile koyamamışlar. Resmen parkeye yapışmış...
Neyse antibiyotikten hep uzak kalmak isteriz, ama eziyet çektirmenin de alemi yok.
Dünden beri özüne dönmüş durumda maşaallah diyeyim.
Fotoğraflar arada iyileşmiş gibi yaparak, kendini atta götürmeyi başardığı cumartesiden...
Şu piyanoya bayıldım, bir çocuk giyim dükkanında duruyordu.
Bakar mısınız küçük piyanistin havalarına...
Siz olsanız iyileşmiş demez miydiniz?
video

Kitapçıların kendine ait bölümünü nasıl da biliyor? Kendi yetmezmiş gibi diğer çocuklara da kitap okuyor, bıdı bıdı anlatıyor :_P
O da ne? Cafe'nin içinde orangutan mı? Bir şekerfareye yemek yedirmek için
her türlü sürpriz var burada. Tam bücürüme göre... Digiturk koltuğu...
Hiç böyle baygın görmeye alışık değilim şekerfaremi...
Neyse ki gördük 36,5'u...
Onun ateşlendiği ilk gece, uyanık ve tetikte kalmak için zaplıyordum ekran başında.
Enver Aysever'in
Skyturk'teki Zamana Karşı programının sonunda kızına yazdığı mektubu dinledim.
Tam da hassas anımda...
Çok hoşuma gitti. . Sizinle de paylaşmak istedim.

" Kızıma Mektup
Sevgilim
Çalışan anne babanın çocuğu olma nın ne anlama geldiğini iyi bilirim. Sabah sen mışıl mışıl uyurken yanından geçip gitmek büyük sızıdır yüreğimde. Çocukların anne babalarına en çok gereksinim duydukları zamanlarda neredeyse bir hasretlik gibi yaşamak güçtür...
Geçen sabah bahar güneşi neşeyle yüzünü gösterdiğinde seni parka götürdüm. Saatlerce salıncağa bindin. Salıncak... Ne güzel bir imge. Kıvır kıvır saçlarının rüzgarda savrulmasına baktım keyifle... Dünyaya kafa tutar biçimde kahkahayla karışık çığlık atıyordun...
Ben de çocuk oldum. Anneanne elinde büyüdük kardeşim ve ben... Aramızdaki yaş farkı büyük olunca, ona da baba gibi davranırdım. Tüm gün ses etmez, oyunlara dalardı. Ne zaman ki saat altıyı gösterirdi... Yani annemizin gelme saati, cama yapışır, kurulu bir saat gibi özlemle beklerdi annemizi... Bir çocuk, sezgisiyle o an’ı kavrıyordu. Sen de öylesin... Annenin geliş saati yaklaşınca huzursuzlaşıyor, bir an önce kucağına atılmak için sabırsız tepkiler veriyorsun...
Dünyanın tüm çocukları aynı saate kurulu demek. O özlemin dineceği saate... Buluşma saatine...
Birçok çocuk annesiz, babasız, eşsiz, dostsuz, yertsiz yurtsuz... Depremler oluyor dört yanda, çocuk acıları görüyoruz. Komşuda savaş oldu. Bir film gibi izledik ölümleri. Anaların ağıtlarını işittik... Ülke yıllardır acı bir savaş ortamından geçti... Hani bugünlerde analar ağlamasın diyorlar ya, ağladı ve ağlayacak analar... bozuk düzen sürdükçe, adalet yerini bulmadıkça...
Geçen gün bir çocuk intihar etti.
Bir anne dershaneye giden çocuğunun parasını zamanında ödeyemediği için tutuklandı. Anasını, canını o halde gören çocuk bu acıya dayanamadı ve belki annesinin köleliliğini görmemek için, tutsaklığına isyan ettiği için canına kıydı...
Ben de devletin yatılı bir okulunda, paralı okudum ilkokulu. Zamanında para ödeyemeyen ailelerin çocuklarını o en güzel günde, karne gününde idareye çağırırlar, önce ailen parayı ödesin sonra karneni alırsın derlerdi. Hem de devletin okulunda. O nasıl bir kahırdır bilemezsin...
Herkes soruyor katil kim diye kendine?
Ağıtlar yakıyoruz ama çocukları yaşatmayı beceremiyoruz...
Bir salıncağın gerçekten özgür sallandığı ülkeyi özlüyorum...
Senin için... "

9 yorum:

Tibet'in annesi dedi ki...

videoyu seyredemedim :( geçmiş olsun buradan da miniğime, öperim onu gıdısından...

ELİF dedi ki...

Amaan çok uzun sürmüş bu hastalık, ama geçmiş sonunda...Güzel saçlı kuzucuk, iç güzelce ilaçlarını...

Little miss sunshine! dedi ki...

piyano açaılışını bir gorseydiniz, tam da babasinin hayalindeki gibi. usta eller, notalari kovaliyor...

Sen Gelince dedi ki...

Deniz'cim çok geçmiş olsun... Öpüyorum Yaz'ı... Çabucak toparlasın kendini:)

ikiz Bebek dedi ki...

çok geçmiş olsun,piyano çalarken ne tatlı çıkmış.son resimde de gözünde yorgunluğu var.

SevGi'nin G'si dedi ki...

keşke gerek kalmasa hiç antibiyotiğe. ama bi yerde mecbur kalıyor insan. çok çok geçmiş olsun. o minik piyanoya ben de bayıldım :)

elif ada dedi ki...

Çok geçmiş olsun. Güzel prenses hastalanmasın bir daha. Bu arada o ne kadar güzel bir anne-kız resmi öyle

sirâr dedi ki...

çok çok geçmiş olsun güzel meleğe.öpüyoruz nanaklardan!neyseki atlatmış.sevgilerimizle...

Deniz dedi ki...

-Saol Sibel teyzesi, pembiş eteğini de çok sevdi şekerfare

-Elif içmiyor güzelce ilaçlarını valla, kız benim yerime. Ortalık batıyor bir kaşık içecek diye

-little miss sunshine, o piyanoyu al diyor şeytan ama tutuyorum kendimi
bi o eksik evde

-Özlemcim saolasın

-Teşekkürler Özgecim

-Sevginin G'si süründü çocuk ne yapacaksın, mecbur kalıyorsun bi yerden sonra

- Saolasın Elif Ada

- Sirar, teşekkürler, bizden de sevgiler