25 Ağustos 2010 Çarşamba

Madde ve Işık



Merhaba dostlar, çok laf birikti yazmayalı...
Başlığa bakıp da çok ulvi bir şeyler beklediniz belki şimdi
ama üç beş günün yaşanmışlıkları var sadece.
E tabii her yaşanmışlıkta da ulvi bir şeyler saklıdır o da ayrı...
Madde ve Işık bir serginin adı...
Gitmenizi şiddetle önerdiğim bir sergi.Aslında sergi demek bile haksızlık, acayip bişey...
Taksim, Tünel'de, Borusan Müzikevi'nde....
Üstelik de ücretsiz.
Kapkaranlık bir odadaki bir ışık şöleninden mi bahsetsem?
Yoksa kocaman bir havuz içinde ses dalgalarını, dalga olarak görebildiğimiz çalışmadan mı?
Bunları sözle anlatmak zor, görmek lazım...
Cumartesi programını ilk oraya gitmek üzere planladık.
Yaz ilk defa bir sergiye gidecekti ve ilk defa Taksim'e adımını atacaktı.
Anasının babasının gençliğini geçirdiği yere...Biz bunu bir doldurduk.
Bak şimdi Taksim'e gideceğiz. Ne heyecanlı değil mi diye diye epey bir reklam yaptık.
Sergiye gelince ise 'hadi gidelim' dedi, önce anlamadık derdini...
O kadar enterasan bir görüntü, bu çocuk niye gidelim diyor,
uykusu mu var diye fikir yürüttük.
Sergiden çıktık hadi bir şeyler yiyelim dedik. Girer girmez bağırmaya başladı,
girmeyelim girmeyelim, taksiye binelim..
Hay kafam, çocuk Taksim'e gideceğiz deyince, taksiye binmeyi anlamış tabii...
Zaten taksi meraklısı... Meğer çocuğum, bir an önce angaryaları bitirip, taksiye binmek istiyormuş. Eh o aşamadan sonra nasıl anlatırsın, buranın adı Taksim,
taksiye binmeyeceğiz diye... Taksim macerası kısa sürdü anlayacağınız...
Cumartesinin ikinci aktivetesi kocaman babaanneye gitmekti.
Kocaman babaanne, Murat'ın babaannesi...
Yaz öyle çağırıyor kendisini... Çok enteresan bir ilişkileri var ikisinin.
Kocaman babaanne, artık çok fazla kim kimdir, bilemiyor.
Ama sürekli bir şeyler anlatıyor.
Bazen annesinden bahsediyor. Annemle şuraya gittik, buraya gittik diye
hayali bir şeylerden bahsediyor.
Yaz'la bir sohbetlerine tanık oldum,
babaanne yine bir şeyler anlatıyor, oradan geldiler, sonra şunları aldık, oraya gittik gibi
Yaz da ona cevap veriyor:
"ondan sonra şöyle oldu böyle oldu"...
Aynı tarzda hayali bir sohbet ikisinde de...
İşte, insan çocuk gelip, çocuk gibi gidiyor herhalde...
Günboyu çok neşeli ve hareketli olan Yaz,
akşam iftara doğru kurtlanmaya başladı.
Oysa gündüz, Fener sokaklarını arşınlamıştı,
amcasını ıslatmıştı, oyunlar oynamıştı bahçede...Ama sonrasında uykudan önce sendromu başladı.
İftar bizim neyimize...Ya unutmadan, ilk defa orada Yaz'ın ağzından bir kelime duydum,
şok oldum. Tam altını değiştirirken, (açıkça yazacağım valla)
-götümü siliyorsun dedi. :( Bu bizden asla duyamayacağı bir kelime.
Çünkü bunun yerine tercih ettiğimiz daha çocuksu,
daha kibar kelimeler var, popo gibi...
Bakıcıdan yansımalar...
Öyle diyor anladığım kadarıyla.

Pazar günü, burnu tıkalı olan 2 yaşında bir veletle uğraşarak geçti.
Huysuzdu çok. Ama insan, karşısındakinin o an yeterli nefes alamadığı için keyifsiz olduğunu,
boğazı ağrıma ihtimali olduğu için tahammülsüz olduğunu düşündüğünde
yani empati kurabildiğinde daha sabırlı ve hoşgörülü olabiliyor.
Keşke bütün insanlar, karşındakinin halinden anlasa! diye düşündüm pazar günü...

Pazartesi günü çekimdeydim, kokoş kızlara yönelik bir parfümün reklamı...
Keyifli oldu, keyifli geçti, sonucu paylaşırım sonra sizlerle...


Dolunayın etkilerinden midir nedir,
çeşitli insanlarla gerilim yüklü konuşmalar yapmak zorunda kaldım,
şu iki-3 gündür...
En sonuncusunu bu sabah yaşadım.
Dün evin önüne gittiğimde şöyle bir sahneyle karşılaştım.
Bizim evin kapısının önünde Gül abla, yanında başka çocukların anneleri,
bakıyoruz yanında Yaz yok,
daha ileri bakıyoruz, Yaz'ın taa 200 metre falan ileride,
Doruk'un babasının yanında olduğunu görüyoruz.
Sanırım(!) bir hışımla gittim,
Yaz'ın yanına...
Ama kendisine hiçbir şey söylemedim o anda...
Bu sabah, bana tavır yaptınız dün akşam.
Ayrılmamı istiyorsanız söyleyin dedi.
Ben de ona tavır yapmadığımı, sadece endişelendiğimi söyledim.
Adam çocuğuna bisiklete binmeyi öğretiyordu o an.
Hangi bir çocukla ilgilensin...
Onun yanından 200mt uzaklaşması normal mi?
Bilemiyorum, ona da endişelerimi söyledim sabah...
Ama üzülen ve incinen taraf gibi gözüken o.
Bilemiyorum siz söyleyin...

Çok uzun bir yazı oldu,
bir çoğunuz ufak ufak komşu bloglara doğru uzamıştır.
Kalıp da benimle birlikte bu yazıyı tamamladıysanız
teşekkürler, sevgiler, saygılar...





12 yorum:

ikiz Bebek dedi ki...

Taksi -Taksim, yerim YAZ seni.

Adsız dedi ki...

Merhaba,
Benim 2 yaşındaki kızıma annane ve babaannesi dönüşümlü olarak bakıyorlar.
Ama inanın orada da başka sorunlar oluyor.
Bu yüzden kızımı yuvaya göndermeyi düşünüyorum.
Yanılmıyorsam sizde bir dönem bunu düşündünüz, sonra fikrinizi ne değiştirdi ?
Sevgiler,
Fİliz E.

ayşegül dedi ki...

ilahi yaz kız :) ee oda haklı ama.

ışık şölenine bayıldım,çok isterdim gitmeyi ama baya uzak bize :(

umarım tıkanıklık ilerlemez,yarına geçmiş olur.

gül abla enteresan bi tip sanırım.dötten dolayı gülsemmi kızsammı bilemedim.
Yazın yanından uzaklaşması kabul edilebilir bişey değil ama,bundan dolayı üzülmesi lazım senin tavrından değil.

hepsini okumuşum dimi :))

Deniz dedi ki...

Filiz değiştirmedim aslında, ama yuvadan 2 gün oyun grubuyla başlamamızın daha doğru olduğunu söylediler.
Ekim'de tatil dönüşü iki güne başlıyoruz.

Deniz dedi ki...

-Özgecim ne komik di mi kurdukları bağlantılar...

-Evet Ayşegül okumuşsun:)))

HAYATIMDAKI D'ler-Pınar dedi ki...

Denizzz,ne tatlı şu Yaz.
Bizimkisine bir kere ,hayal et Durcuğum.Şİmdi Bodrum'dayız demiştim de,annneeee hayalet mi diye yapışıvermişti bana...
Bu arada sergi çok ilgimi çekti,foto çekmek serbest mi? :)))))

Sen Gelince dedi ki...

Yaz bu sıcakta takside gezilir mi, Taksim'de turlamak varken? Gerçi Taksim'de de turlanmaz:)

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

canım sonun kadar tabiki okuduk
Gül hanım'a ben bile kendi içimden kızdım
bir anlık bir gözden kaybolmasını düşünemiyorum bile
üstelik daha 2 yaşında bir çocuk için
hiçbir özür hafifletmez hatasını

asyaselda dedi ki...

ohhhh bitti sonunda:P:P
okudum okudum sonuna kadar okudum:)
serginizi merak ettim açıkçası.
ilginç görünüyor.
ve bazen onların yanlış anlamaları benim çok hoşuma gidiyor ama sizinki biraz sıkıntılı olmuş:)
ve bakıcı işi zor ama çok zor hep söylerim ki ben hala şanslı annelerdenim çok şükür.
umarım yazda sorunsuz bir şekilde bakıcısıdan okul dönemlerine geçebilir bir an önce :)
sevgiler:)

Gülfer dedi ki...

Sergi enteresanmış, görülesi...
Benim kızım da babaanneden duyup "anne babaannem popoya gıç diyooo, nedeeen?" şeklinde bana yetiştirmişti. Gülsem mi ağlasam mı bilememiştim. Umarım çabucak iyi olur Yaz. Geçmiş olsun.

Deniz dedi ki...

-Hayalet mi::))))) Haklı çocuk

-Özlem, sıcak mıcak hiç takmıyor, gezmek olsun da ona

-Bahar, sorma komedi halimiz, dün de başka olaylarla uğraştık

-Yess canım, sevgiler benden Seldacım

- İyileşti şimdi Gülfer, saolasın...

bahriye-kerem dedi ki...

kerem'le birlikte (3 yıldır) konser,sergi,sinema,tiyatro...o kadar çok şey erteledimki...artık ertelemek istemiyorum...ilginç gibi duruyor...ayrıca ücretsiz olması da dikkatimi çekti...gitmeli ama nasıl,nezaman :)))
tam da iftar saatinde bizde de yaşanıyor krizler...anlık bir olay kerem'i kızdırıyor ve başlıyor ağlamaya... özene bezene hazırladığın o masaya otur oturabilirsen :(( bana da sabır çekmek kalıyor...

bakıcı gül...gerçekten zor iş iyi bir bakıcı bulmak...mutlaka bir eksikleri oluyor...gerek konuşma tarzları,gerek hal ve hareketleri,gerek se ilgisizliği...bir an senin yerine koydum da kendimi ben de tepkisiz kalamazdım sanırım...