31 Mart 2010 Çarşamba

Dolunay ve kiraz çiçekleri


Dün dolunay ve bazı konular nedeniyle kurt kadına dönüşme aşamasındaydım ki... Aydım... Değmez. Sadece 10 gün açan, baharın müjdecisi kiraz çiçekleri bekler bizi.
Gerisi de fasa fiso. Tık tık.

30 Mart 2010 Salı

Gel biraz sohbet edelim


Artık birbirimizi anlar olduk iyice. Ciddi bir şey anlatırken can kulağıyla dinliyorsun beni.
Bana derdini anlatmaya çalışıyorsun, yarı atmasyon kelimelerle.
Geçen gün oyuncağını yere vurma, aşağıda insan var, uyuyorlardır belki dedim.
Öyle ciddiyetle dinledin ki, aşağıdakileri gözünde büyütür müsün diye düşündüm bir an.
Şimdi aşağıda, aşağıda diye gösteriyorsun bana arada sırada.
Yukarıdaki tahta platformun üstünde ilk defa karıncalarla bu kadar yakından tanışma fırsatı buldun. Aaaaa bak karıncalar dedim. Göbeğini gıdıklamaya başladın.
Nereden de hatırladın? Sana bebekken söylediğimiz, karıncalar geliyor, karıncalar geliyor tekerlemesi eşliğinde göbeğinden başlayıp gıdığına kadar gıdıkladığımızı...
Kırmızı ışıkta ne yapıyoruz diyince dur, şeşil ışıkta ne yapıyoruz deyince
geç diyorsun artık, harikasın.

Gel gelelim sen bu kadar her şeyi anlar hale geldikçe dış iletilerin önemi artmaya başladı.
Mesela ben bir yerini çarptığında, canın acıdığında, uf oldu diye yanıma koştuğunda
sarılıp öpüyorum. Aman kızalım masaya demenin ne kadar yanlış olduğunu,
bu tavrın ileride hep başkalarını suçlama eğilimi yarattığını biliyorum.
Ama ben bilmişim ne yazar?
Evde gündüzleri başka bir düzen var.
Neyse ben yine de söyleyeyim.
Bak kuzucum, dikkatsiz koşarsan düşersin. Bunda yerlerin, halıların bir suçu yok.
Başkalarından tersi yönde bir açıklama duyarsan da, amaaaan hiç masaya, sandelyeye kızılır mı?
deyip geçiver. Aaaa bi de komşu ziyaretleri meselesi var.
Tamam gitmenize izin vermedim ama vurma adeti varmış biraz o kardeşin. Onunki de geçici bir süreçtir ama şansımızı zorlamayalım.
Ya böyle, seninle sohbet edecek mevzumuz çok da...
Zaman pek yok şekerfarem. Bi dahaki sohbete kadar seni kocaman öpüyorum:


29 Mart 2010 Pazartesi

Acısını çıkarttık di mi şekerfarem?


Cuma günü yine yollardaydım. Ankara'ya bu kez.
Günü birlikti fakat sabah erken çık, akşam geç gel,
yine görememiştim şekerfareyi.
Bi de şu sıralar az seyahat etmişim gibi yolda giderken
leyleği de havada gördüm, ne hikmetse...Hal böyle olunca, hafta sonunu concon merkezli ve hareketli geçirmek farz oldu.
Cumartesi saat 09.30 itibariyle çıktık, arabayı servisten aldık. Hiç sormayın, kaç lira sıkışmış
arabanın şanzımanına :)
Oradan doğru okula... Artık iyice alıştık sokağa girince, abi abi diyor.
Sonrasında yine buradaydık.

Geçen hafta bloga yazınca, burayı denemeye karar veren
arkadaşlarımızla karşılaştık. Derken bi de baktık Murat'ın kuzeni ve eşi de orada...
Buluşmak istesek, buluşamayız... Biraz daha dursak, kimler gelecekti acaba?
Uçak olduk...
Sarmaştık, dolaştık...
Koklaştık...

Dün de babası çalışıyordu, yağmur da yağıyordu, içeride bir yerlere takılalım dedik.
Ama hatun kendi işine gelmeyen hiçbir yeri atta kabul etmiyor.
Mama sandelyesine oturur oturmaz, eliyle kapıyı gösterip, -attaaa , -atttaaa diye tutturdu.
Köleleriyiz ya... Neyse ki sonradan ilgi merkezi olabileceği abla masası buldu bi tane...
Ben şekerfareme evden çıkarken sticker bırakıyorum ya,
eh yollar çoğalınca stickerlar birikti biraz. Ama hafta sonu neyse ki acısını çıkarttık.



25 Mart 2010 Perşembe

1 oda, 1 salon...


Evin içinde yeni bir ev var artık.
Hem de salonun ortasında. Derme çatma, biraz gecekondu kıvamında.
Ama evsahibi bir hoşnut evinden, havuzlu villa sanıyor evini.
Hayır, korkum bu hatun yakında bizi evden kışalayacak,
zaten yer de kalmayacak.

Ne korkusu?

Biz Yaz'ın yanında korkmaktan, korkudan bahsetmiyoruz pek.
Öyle ondan bundan korkmasın diyerek.
Ama geçen gün şuraya yaptığımız ziyarette
ata binen çocuklar gördü ve atı görünce
annneee korktum dedi.
Şov amaçlı yaptığını umuyorum.
Korkmasın hayvanlardan...
Asıl komiği, geçen gün parka gitmişler Gül Abla'yla...
Yanındaki salıncakta sallanan çocuğun annesi korkmakla ilgili bişeyden bahsetmiş.
Bizimki başlamış anlatmaya...
-At... Anne... Goktumm...
Tamam biraz İngiliz turist gibi ama, olsun, büyümüş de olay anlatıyor.
Artık gizli saklı yok valla.
Ne görse anlatacak ; - )






24 Mart 2010 Çarşamba

Şok şok şok. Tuvalette sürpriz gelişme!!!


Bugüne kadar tuvalet eğitimiyle ilgili hiçbir adım atmadım.
Hem bu yeni ekoller, aman dokunma kendisini hazır hissetsin lafları,
hem aman da nasıl olacak endişesi beni bir açılım yapmaktan alıkoydu.
Haaa bir tek yaptığım, müzikli eğlenceli (ki Yaz üzerinde zıpladıktan sonra müziği yok)
bir lazımlık alıp, tuvalete koymaktı.
Hatta Gül abla'ya tembihler ettim aman Gül abla sakın üstüne gitme, bahsetme falan diye.
O da hiç teşebbüs bile etmiyordu.
Daha dün sabah, Beste'ye diyordum ki, tatile de gidip geliriz, öyle kalkışırım bu zorlu göreve.
Gün ortasında bir telefon.
Gül abla dedi ki, bil bakalım biz nerdeyiz?
Yaz işlem yaparken, tuvalete gidelim mi kuzucum demiş,
o da hıhııı demiş. Lazımlığın üzerindeki-kullanılmıyor ya- oyuncakları kenara alıp,
oturmuş ve işlemin kalan kısmını orada tamamlamış.
Çok şaşırdım açıkçası hiç beklemiyordum. Daha bir kere bile oturtmadım bezsiz olarak lazımlığa.
Arada koltuk gibi kullanıyorduk ama...
Allah Allah... Bu kadar kolay mı olacak? Yoksa bir kerelik bir şaşırtmaca mıydı bu?

Bir yazı vardı, elimin altında, hem kendime yazayım, hem sizlerle paylaşayım:
10 adımda tuvalet eğitimi:
Anne babalar, tuvalet eğitiminin bir dönüm noktası olduğunu bilirler. Bazı çocuklar birkaç günde alışırken bazıları için aylar sürer. Ama kesin olan şudur ki, ne kadar erken başlarsınız, yolunuz o kadar uzundur. Bu süreçteki basamakları ne kadar iyi bilirseniz, başarıya ulaşmanız o kadar kolaylaşır.
1.Çocuğunuzun hazır olduğundan emin olun. Kendinizin de... Bazı çocuklar 18. aydan itibaren lazımlık eğitimine hazır hale gelirler. Bazıları 3 yaşına kadar hiç yanaşmazlar bile. Birçok anne baba için genel eğilim eğitimi 2,5 yaşında başlatmaktır. Hazır olup olmadığını gözlemleyin ve baskı uygulamayın. Ve unutmayın, 1. çocuğunuzda yaşadıklarınız ikinci için geçerli olmayabilir. İkinciler bazen daha hızlı gelişim gösterebilirler. Bir de taşınacağınız, vakit ayıramayacağınız, sabırsız olduğunuz bir dönemde başlamayın.
2. Doğru malzemeyi alın.
Tuvalet adaptörünün ya da lazımlığın büyüklüğüne, çocuğunuza uyumuna dikkat edin.
Geniş bir adaptör, çocuğunuzun tuvalete düşme korkusu yaşamasına neden olabilir. Bazı çocuklar da yüksek sifon sesinden rahatsızlık duyarlar. Ve tuvalete yetişmeleri için basamak yapabilecekleri bir şey yerleştirin.
3.Bir rutin oluşturun.
Her gün kahvaltıdan sonra, ya da genellikle tuvaletini yaptığı saatlerde,
-giyinik de olabilir- lazımlığa oturtun.
Bunun bir rutin olduğunu anlasın.
Tuvalet darsa ve sıkılıyorsa, lazımlığı odasına da götürebilirsiniz.
Alıştıktan sonra alt tarafını soyup, öyle oturtmaya başlayın.
Anne babasının da bunu her gün yaptığını anlamasını sağlayın.
Asla oturtmak için zorlamayın. Memnuniyetsiz olursa üstüne gitmeyin.
4. Sizi örnek alsın.
Beraber (herkes hemcinsiyle) tuvalete girin. Sizin rutinlerinizi de görsün (tuvelet kağıdı kullanma, sifonu çekme, el yıkama gibi)
Hatta tuvalet sorununu çözmüş arkadaşları görmeleri de işi kolaylaştırabilir.
5.Prosesi anlatın.
İllüstrasyonlar veya kitaplarla tuvalet sürecini ona anlatın.
6.Alışkanlığı yerleştirin.
Zaman zaman altını açın. Çıplaklık onun daha kolay olaya ısınmasını sağlayacaktır.
Arada kazalar olabilir tabii...
7.Alıştırma donu kullanın.
Daha ince giyinmek onu kuru kalmak için cesaretlendirecektir.
8.Kazaları olgunlukla karşılayın.
Mutlaka kazalar olacaktır. Sakin olun, yumuşak davranın. Kolay çıkartabileceğiniz kıyafetler seçin.
Sonuçta bu bir kas gelişimi sorunu.
9.Gece eğitimine başlayın.
Gece için ilk başta bezleri hemen atmayın.
Gece kuru kalmayı başarması zaman alacaktır.
Bütün gün kuru kalabildiğinde, çarşafın altına naylon koyarak durumu gözleyin, bakalım nasıl ilerliyor.
10. Gözünüz aydın.
Bu süreci gözünüzde büyütmeyin, çocuğunuz hazır olduğunda çok da sancılı olmayacaktır.
Bu kazanılan ve öğrenilen bir özelliktir, ve bunu öğrenecektir.
www.babycenter.com'dan.

diyor ama bakalım bizim süreç nasıl işleyecek. Böyle yazdım ama yine de ben hazır mıyım henüz bilemiyorum.

23 Mart 2010 Salı

Anne sözü dinleyenlerden misiniz?

Hepimiz bakınıp duruyoruz, hafta sonu nereye gitsek, hangi aktiviteye dahil olsak,
bir arkadaşımızın çocuğuna hediye olarak ne alsak, doğum günü partisini nerede yapsak,
pastasını nereye yaptırsak, hangi kitapları okusak?
Annelerin görüşlerinin, deneyimlerinin bir havuz gibi toplanacağı/ ya da toplanacağının umulduğu bir platform olmasını düşlüyorum. Hepimiz internetten birşeyler bulabiliriz ama deneyimlemek gibisi yok. Paylaşmak gibisi de...
Yeni bir blog... Anne sözlerinin toplanacağı bir havuz, buyurmaz mısınız?
http://annesozu.blogspot.com/

22 Mart 2010 Pazartesi

Dikkat birey var!




Dün eskileri, küçükleri ayırayım dedim.
Geçen yıl giydiği pembe montunu ve birkaç şeyi daha torbaya koydum,
kapının yanına hazırladım. ( İleride ben de teyze olursam inşallah
yeğenime saklamak üzere.)
Sonra da biz çıkmak üzere hazırlanırken,
kahverengi montunu giydirmek için hamle yaptığımda
çok kesin bir hareketle karşılaştım.
Torbaya gitti, pembe montu çıkarttı ve şunu, şunu dedi!
O kararlılık karşısında başka bir seçim şansı kalmadı bile...
Kollar çıktı tepesine. Ama kendi mutluydu, seçim yapabilme özgürlüğü karşısında.
(Ben istediğim kadar pembe giydirmesem de, bir arkadaşım pembe geni diye bişey var demişti, doğru mu acaba :-))

Artık Baby TV'de istemediği şeyleri seyretmiyor. Televizyon olsun da ne olursa olsun
diyen saftorik çocuk gitti.
Dün de gel kızım, sana bulutlu CD'ni koyayım dedim.
(Akıllı Bebek CD'leri ve bayılır normalde.)
IIIII-ıh dedi ve dobidobidu istediğini bildirdi.
(Teletubbies oluyor kendisi)

İstemedi mi asla kimseyle telefonda konuşmuyor, dönüp arkasını çıkıp gidiyor.
Girdiğimiz ortamlarda, arkadaş yapıyor kendine.
Başka çocukların arabalarına göz koyuyor.
Öyle birey, birey takılıyor işte bugünlerde...

21 Mart 2010 Pazar

7'sinde neyse, 70'inde o mudur?

Bakıyorum etrafıma...
Biri tam bir prenses edasında giriyor içeri.
Elinde çantası. Biri annesinin dizi dibinde oturuyor bütün parti boyunca.
Ye dediğini yiyor, yeme dediğine elini sürmüyor.
Biri elde etmek istediği bişey oldu mu basıyor yaygarayı.
Biri erkek fatma. Tut tutabilirsen. Aklı fikri muzurlukta.
Biri hiçbir şey yemiyor. Biri sürekli atıştırmakta.
Biri paylaşımcı, biri her şey benim havasında.
Bunlar, büyükler dünyasının küçük bir kopyası gibi.
Dönemsel mi, yoksa doğuştan mı bilmem ama izlemesi çok zevkli.

Yaz olimpiyatları

Spora başladı. Şarkı söylemeyi çok seven Teoman'la,
sportmen Nadir'le, küçük Irmak'la ve tatlı Aras'la tanıştı.
Sınırlarını zorladı. Hala zıplamayı öğrenemedi.

Bazen kaçtı, bireysel takıldı.
Bazen dalgın gözlerle olanı biteni seyretti.

İlk defa parmak boyası yaptı.

Eserini sergiledi...
Bütün bunlar nerede mi oldu? İşte burada!

19 Mart 2010 Cuma

Dilek çeşmesine para da atmadım ki...


Roma'daki Aşk Çeşmesi'nde adettendir ya,
bir an önce geri geleyim diye arkanı dönüp çeşmeye para fırlatırsın.
Ben öyle bişey de yapmadım ama...
İki haftadır ikinci kez Kayseri'ye gittim dün.
Ama ne gidiş.Sadece sunumu yapacak kadar zaman vardı.
Havaalanından çıktık, sunumu yaptık, uçağa yetiştik.
Dolmuş gibi gidip geliyoruz valla.
Yolculuğun başındaki komediyi de anlatayım durun.
Uçağın ön tarafından girdik, ilerliyoruz.
Bussiness bölümünden geçerken, baktım bitakım kalontorlar oturuyor,
kasım kasım kasılmış gazetelerini okuyorlar.
Hiç de söylemem normalde bu tip şeyler birden
arkadaşıma dedim ki,
aman çok önemli bussiness'ta gitmek sanki.
İki karış fazla bacak mesafesi için ne kadar fazla ödüyorlar acaba?
Sonra biletimizdeki numaraya baktık.
Ve ne görelim, bizim yerimiz de o kalontorların olduğu bölümde.
Yok canım, şirket bizi businnes uçurmuyor elbette.
Sadece check-in saatiyle falan ilgili bişey herhalde.
Ama işte yargılamak böyle kötü bir şey.
Ayrıca da salon salomanje gitmek çok da keyifliymiş yahu.

.......
Erken gelince sıkı sıkı giyindik, parka gittik, anneme gidip yemek yedik falan filan...

Asıl siz biliyor musunuz, benim kızım 6'ya kadar sayabiliyor.
Hem de kestirmeden...




İş yolculuğu niye buralara olmuyor ki :))
Bakın burası GOA. Ağzının tadını bilen Orhan Pamuk tatilini burada yapmış, hemen
popüler olmuş.





17 Mart 2010 Çarşamba

16 Mart 2010 Salı

Komik şey


Her gün evde böyle komik bir şey bekliyor beni.
Güzel olan tarafı ne biliyor musunuz?
Ne kadar kafam kazan gibi olsa, saçma sapan
bi' dolu sorun beynimi kurcalasa bile o yatana kadar erteleniyor,
öteleniyor. Komik tipitipimi görmek için tık tık.

Çöp Çocuk



Hepiniz biliyorsunuzdur, psikologlar/pedegoglar çocukların çizdiği resimlerden
iç dünyalarının haritasını çıkartabiliyorlar. Hatta sohbet ederken kendini çok iyi gizleyebilen bir çocuk bile resim yaparken psikolojisini ele veriyor. Geçenlerde bir blogda okumuştum, annesi babası ayrılmak üzere olan bir kuzucuğun çizdiği resimle ilgili bir yazı.
Anne ve çocuk bir tarafta, baba taaa sayfanın öbür yanında. Ağlamıştım ne yalan söyleyeyim.
Yani uzun lafın kısası, uzun zamandır, bu konu ilgimi çekiyor.
Hafta sonu bu kitaba rastladım. Çocukların çizgilerinin ne anlama geldiği, ya da hangi yaşta hangi gelişimi gösterdiğiyle ilgili bilgiler, örnekler var.
Bizimki henüz yolun çok başında. Pek analiz edecek çizgisi yok.
Ama sonra bu kitabı bulurum bulamam, aldım dursun diye.
Gerçi şöyle bir karıştırınca, taa 10 aylıktan itibaren gelişmeler inceleniyor(muş). Onu gördüm. Mesela 18.ayla ilgili şunları söylüyor:
"Onsekiz aylık bir çocuğa ait olan çizgilere baktığınızda çizgilerin kalemin kağıda ilk değdirildiği noktadaki sert başlangıcından, kalemin kağıda kol gücü ile temas ettiğini anlamak zor değildir.
Kolun kullanılması kaba bir motor hareketidir. El ve özellikle parmakların kullanılması ince motor hareketleridir. Bu yaş çocuğunun çizgilerine bakıldığında, ince motor hareketlerin yetersizliğini anlamak kolay değildir....
Mesela ağaç figürü ilk olarak 3,5- 4 yaşlarında belirirmiş. "Çiçek ve ağaç olan çiçek resimlerinde mutlaka açık renkli, güneşli bir gökyüzü ve cıvıldayan kuşlar vardır. Mutsuz temalarda çiçek figürü görülmez. Bütün bunlar çiçeğin çocuk için mutluluk, neşe ve sevgi sembolü olduğunu düşündürür." Enteresan değil mi?

- PAKA -

Paka nedir bilir misiniz, bilmezsiniz videoya bakınız.


E-bebekte gördüğüm şu yatak odasına bayıldık. Üst tarafı yatak.
Soldan aşağı kaydırakla iniliyor. (fotoya girmemiş.)
Yatağın altı, tüm çocukların çok sevdiği gizli bir bölme şeklinde dizayn edilmiş.


Bu da bu sabahtan.
Bir sürpriz çantası hazırladım yine ona sabah taktikleri bünyesinde.
Hayata pembe gözlüklerle bak hayatım...