29 Temmuz 2010 Perşembe

35'e bakla...


Acaba geçmişte bir zaman,
keşke seyahat edilen bir işim olsa falan demiş miydim?
Kesin demişimdir...
Bugün günübirliğine İzmir'deydim.
Üstelik bana sorarsanız , gitmesek de olurmuş.
En güzel tarafı Kordon'da balık yemekti...

Şu sıralar ev havaalanı gibi...
Birinin uçağı geliyor, birinin uçağı gidiyor...
Baba İspanya'da, anne İzmir'de, çocuk evde...
Babanın uçağı geliyor, anneninki gidiyor.

Özellikle baba, leylek sürüsü falan gördü havada herhalde.
Ben yarın da Ağva'da çekimdeyim...
Akşam kuzucumla görüşemeyeceğiz bu durumda, ben ona
yanıyorum...
Sorar şimdi anne nerde?


28 Temmuz 2010 Çarşamba

uzaklara, sevgiyle...

Bu kızından, bu sene leyleği havada gören babasına...
Elleriyle boyadı...

Bu da dinlemeye fırsat bulabilirsen benden:
http://fizy.com/#s/1dlbr3
illüstrasyon:sarah drake

Hiç yaşlanma, sadece yaş al... Mutlu mutlu senelere...
İyi ki doğdun canım.
(Bugün bizim için bir paella ye ve Ramblas'ı dolaş fırsat bulabilir de kaçabilirsen...)


27 Temmuz 2010 Salı

"Hiç ağaç küser mi toprağa?"




İnsanın çocuğuna olduğu gibi olabilme şansını vermesi...
Kararlarına saygı duyması...

Kanatlarının altında rüzgar olabilmesi kolay mıdır?
Farklılıkları kabullenebilmesi?

Kendi olabilmek isteyen karakterlerin buluştuğu bir film.
Ferzan Özpetek yine yapmış yapacağını.
Bu kadar mı kalbe dokunulur?
Duygular bu kadar mı güzel hamur gibi yoğurulur?
İtalyanca zaten şiir gibi benim için...
Hele bi' de felsefe gibi sözlerle birleştiğinde...

Serseri Mayınlar...
http://www.vidivodo.com/369899/serseri-mayinlar-sinema-fragman-hq


Bu da her Ferzan Özpetek filminde olmazsa olmaz Sezen şarkısı!


26 Temmuz 2010 Pazartesi

Sevmek...

Bazen kızıl saçlı bukleli bir kafayı...

Bazen ondan daha da çok abisini...

Paylaşmayı...

Beraberce oynamayı...

Tekiri, sarmanı ve diğerlerini...


Hatta hatta cansız bir vitrin mankenini...

Onun yanındakini...

Sevmeyi öğrenebilir mi insan? Bence evet.
Sevmek doğal bir yetenek, ama geliştirilebilen, öğrenip, öğretilebilen bir şey.
O çevresindeki 'şeyleri' ve 'kişileri' sevdikçe benim de yüreğim kabarıyor.
Sevgiyle dolup taşıyor.


(Yukarıdaki kızıl şekeri yazmıştım daha önce. Üst komşumuz.
Boran... İlk kankası Yaz'ın. Ama laf aramızda bizimki galiba abisine aşık...
Peşinden ayrılmıyor. Üzerindekileri ona beğendirmeye çalışıyor :)
Geçen gün yanına gidip, abi elimi tutar mısın dedi hasbam, Beste'yle ağzımız açık kaldı. )


Şşşşşt kızlar! Ben sizin yerinizde olsam
onun son yazdığı yazıyı mutlaka okurdum...
Kaçırmayın diyorum...



23 Temmuz 2010 Cuma

Hayatın merkezi...


Haftayı kapatırken her anne-babanın
kulağına küpe olması gereken bir metni
paylaşmak istedim sizlerle...
Onlar büyürken, bizim dünyamız küçülmemeli,
tam aksine zenginleşmeli...
Onların iyiliği için.

" Çoğumuz için çocuklarımız hayatlarımızın en merkezi yerini işgal eder, dolayısıyla mutluluğumuzun doğrudan onların memnuniyetine bağlı olması eleştiriye açık olabilir.
Çocuklarınız aracığılıyla mı yaşamaya çalışıyorsunuz? Onlarla bu kadar özdeşleşirseniz, onların kendi seçimlerini yapmasına nasıl izin vereceksiniz?
Veya kendi başlarına seçim yapabilecek insanlar olmalarına nasıl izin vereceksiniz?
Onları tamamen kendileri olmaları için cesaretlendiriyor musunuz?
Yoksa onlara karşı fazla korumacı bir yapıda mısınız?
Onlar için en iyisini bildiğinizi düşünseniz bile, onların kendi deneyimlerinden öğrenmelerine
yeterince izin veriyor musunuz ?
........

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil.
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler.
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller

Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır
Siz yarını düşlerinizde bile göremezsiniz
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Hilal Cibran , Lübnanlı mistik ve şair...."


Hafta sonuna girerken babası yine yollarda.
Kesin bu sene leyleği havada gördü.
Salzburg'da şu an...
Doğum gününde de burada olamayacak.
Biz de pastamızı aldık dünden, mumlarımızı üfledik.
Babasının doğumgününü erkenden kutladık.
Ama Murat bir babanın alabileceği en güzel hediyeyi aldı dün.
"İyi ki doğdun babaaaa" diye çılgınca bağrışını ikimiz de hiç unutmayacağız herhalde...



Bu arada küçük maymunumla ben, Cumalar Kraliçesi'ne kocaman teşekkür ediyoruz.
Ufaklık, her sabah ilk iş, koşa koşa maymununu ve hamurlarını toparlayıp soruyor:
"Benim örtüm nerdee?"
(Hamur yaparken altına serdiğimiz)


Hepinize sevdiklerinizle çok güzel bir hafta sonu diliyorum.
Hayatınızın merkezine kendiniz için de birşeyler koymayı ihmal etmeyin;- )




22 Temmuz 2010 Perşembe

Şifresiz yayın başladı...

2 yaş bir dönüm noktası gibiymiş.
Dilli düdüğümün çenesi bir açıldı ki sormayın gitsin.
Artık anlaşılması için decoder de gerekmiyor.
Epey bi' ifade ediyor kendini.
Biliyorum, dışarıdan gören, okuyan (hatta belki içerden de) der ki
aman hepimiz çocuk olduk, çocuğunun şeyinde boncuk bulmuş gibi bu yeni anneler....

Yok boncuk bulmuyoruz tabii de,
kendi çocukluğumuzdan pek bişey hatırlamayınca
(Mesela benim çocukluk lugatımla ilgili tek hatırladığım kelime simpatik...
Bir kız için çok simpatik demişim, millet gülmekten kırılmış. Başka bişey de hatırlamıyorum.
Çünkü yazılıp, çizilmemiş.)
bari bizim ve onların elinde bir kaynak kalsın diye yazıyoruz işte.

Bu kadar girizgahtan sonra diyeceğim
şu ki, bizim gevezenin incilerinden aklıma gelenleri şöyle bir yazayım kenara dursun...

- Arabamız bizi mi bekledi anne?
(Alışveriş merkezinin otoparkında arabamıza doğru yaklaşırken)

- Uzaklara gitcem ben!
(Parkta alıp başını gitmek isterken haber veriyor bi de:-P)

- Parka gidiyoruz, elimi tut, sakın bırakma!

Sen küçüksün elimi tut!
(Bebeğini elinden tutup gezdirirken bebeğine söylüyor. Bu arada oyuncaklarla konuşmalarına kulak misafiri olunca çok eğlenceli şeyler duyuyorum.)

- Evimize geldik, hoş geldik!
(Bunu bebekliğinden beri söylüyorduk. Bunun bizim bestemiz olan bir melodisi de var.
Dili çözülünce aynı besteyle kendi söylüyor eve yaklaşırken.)

-Banyo yapmıycam hiç.
Sakın kafamı yıkama.
(Aslında sever banyoyu ama geçen gün böyle tutturdu. Sen kafamı yıkama tamam mı diye)

-Canaaan dedemi doktora götür.
(Dedesi öksürüyormuş, babaannesine de Canan diyor hanımefendi. Böyle yumurtlamış telefonda)

-Kayu başlamış mıdır anne?
(Bir önceki postun konusu)

- Kocaman parmak!
(Başparmağı kastediyor.)

-Kaplan geldi sana, ağladım ben!
(Ne zaman? Rüyanda mı, evet rüyamda)

-Üçümüz uçağa binicez, tatile gitcez!
(İnsan hayallerle yaşar tabii)

- Benim annem, benim babam!
(Parktaki arkadaşlarına tanıştırıyor.)



21 Temmuz 2010 Çarşamba

Caillou... Başımın tatlı belası...

Biz çok geç yakalandık bu tufana.
Ama kurtulamadık.
Caillou'yudur gidiyor evde.Sabah 6.30'da gözünü açıyor, anne kayyu'yu açabilir misin lütfen...
Akşam geliyorum anne, kayuuu....
Dün Caillou'dan kurtulabilmek için ayak üstü aktivite uydurdum.
Ben öyle aktiviteci anne olmadım hiç ama,
atıyorum kafadan bişeyler işte...
Önce buzdolabını açtık, tek tek nesnelerin,
sebzelerin, meyvelerin adını tekrar ettik birlikte...
Siz de yapın, ne bilip ne bilmediğini anlamak için de çok eğlenceli.

Zeytine üzüm dedi önce, sonra öğrendi.
Onun dışında birçok zamazingoyu biliyordu.
Salçayı bilemedi, kulağına söyledim.
O da kısık sesle tekrar etti, saaaça.
Yeşil bir armuta elma dedi.
Ama yeşil elmaya benziyordu gerçekten...
Tereyağ kutusunu yoğurda benzetti.
Hani var ya Pınar'ın yukarı doğru uzayıp giden tereyağları...
O yüzden yoğurt dedi.
Domates püresinin
kutusunun üstedindeki domates resmine aldanıp, domates dedi.
Epey bir eğlendik.
Sonra yine salondan uzaklaşıp, yeni bir ilgi odağı bulmaya çalıştık.
Eski bir CD'den ağaç yaptık.
Elimizdeki stickerları ağaca yapıştırdık.
Bu ağaç çok eğlenceli, ne güzel her şey aynı ağaçta yetişiyor.
Soğan bile:-P
Sonra buzdolabının içine de salça falan kalan stickerları yapıştırdık.


Ne Caillou imiş bu yahu? Müptela ediyor veletleri...

Şöyle bi bakışa karşı koymak da öyle zor ki...



20 Temmuz 2010 Salı

Uyuyanın üstüne kar yağarmış...


Öyle derdi annem küçükken.
Hala da uyuyan birini gördü mü aynı şeyi söyler,
üzerine bişey örter...

Ben de etkilenmişim herhalde bunca yıldır duya duya.
Uyuyan gördüm mü, bu sıcaklarda bile örtüveririm bişey... İncecik de olsa.

Güzel bi şey. Sen uyurken birinin yumuşacık örtmesi üstünü.
Önemsenmek, kollanmak...

Bir kabus görünce birine sarılmak.

Tuhaf bir geceydi dün.
Önce gecenin bir körü uykum kaçtı.
Baktım Okan Bayülgen.
Takılıverdim. Konu çok ciddi bir konuydu.
Seyrettikçe insanın içini karartan cinsten.
Sonra uyuyayım dedim.
Kabus gördüm.

Murat da yoktu, kabustan sığınacak...
Şehir dışındaydı.
Zaten sabaha kadar çok vakit geçmesi gerekmedi.
06.00 itibariyla ana-kız karşıladık salıyı...

İlk kalktığında 'baba içeride uyuyor' dedi.
Hayır kızım baba işte dedim.
'Hayır, işte değil' dedi.
Ay ne zor hasret çeken çocuğu teselli etmek.

Neyse ki uçaktan koşa koşa eve koşan babasını
gördü netice itibari ile...
Günü güzel geçer artık...

Bir de bir dua koptu içimden kızıma:
"Bahtın güzel, talihin açık, yüzün hep güleç olsun bitanem.
Allah hep iyi insanlar çıkarsın karşına.
Günlerin getirdiği hep mutluluk olsun sana.
Melekler hep korusun seni...
Ve bizi... Ve herkesi...
AMİN!.. "

Şu gördüğünüz kareler çok ender olarak rastlanan cinsten olup,
gündüz vakti kendi kendine sızan bir kuzuyu yansıtmaktadır.


19 Temmuz 2010 Pazartesi

Yaz kaplan gördü!

30 yıl olmuştur bir hayvanat bahçesine gitmeyeli...
Çocuk sahibi olmak, biraz hayatı başa sarmak gibi.
Yeniden bir şeyleri keşfetmek, çocuklarla birlikte, çocuklar gibi merakla...
Vahşi, filmlerde, kitaplarda rengarenk dünyalarında görmeye alıştığımız hayvanları
kafeslerin arkasında görmek biraz buruk mu, evet...Ama küçükler için çok da heyecan verici.


Yaz'la beraber bir Darıca turuna var mısınız?Wowww! Tarzan'da gördüğümüzden çok daha heybetlisin!..

Ama ben en güvenli yerlerden birindeyim, korkmam ki!

Uyyy canım, annesinin kuzusu!

Vay hemşehrim, kaç yaşındasın sen, 150 falan var mı?
Tamam canım, hatunların yaşı sorulmazmış, ama diklenme bu kadar.

Siyah kuğu da ilk defa görüyorum şu hayatta!

Sakın bana tükürmeyin olur mu?

Oooo değil ben, annem bile korktu!


Çok tatlısınız...


Çok güzelsin gene geldik biz.
Benim favorim kaplan...

Ne güzel kamufle olmuşsunuz iguana kardeşler, ama gördüm ben sizi.

O da yavru, benim gibi...

Anne filler nerde?
Tatile mi gittiler...

Ne kafesten çıktın mı sen?


Küçük, sevimli kuşlardan biraz farklı...


Seni yaramaz, yakalayamazsın beni.


Annenin sözünü dinle tamam mı?


Cik cik desem anlar mısın?


Kocaman bir teşekkürü hak ettiler...
Yoksa onlar mı bana teşekkür etmeliler?



16 Temmuz 2010 Cuma

"Küçük şeyler"le aramızda küçücük bişey var...




Üstün Dökmen'i çok severim. Hemen hemen bütün kitaplarını okumuşumdur.
Hatta televizyonda 'Küçük Şeyler' diye bir programı da vardı, çok severdim.
Doğru dürüst bir "birey" olabilmek, kendini gerçekleştirebilmek adına
yeni ufuklar açan bir düşünür kendisi...Bu düşünce tarzıyla yeni nesiller yetiştirmeyi hedefleyerek kurduğu
"KÜÇÜK ŞEYLER" adındaki anaokullarını duyunca çok sevindim.
Geçen gün de bir baktım broşür bırakmışlar.
Yoksa bana bir mesaj mı bu dedim.


Vizyonlarını :" Suflör kullanmadan yaşamayı öğrenen çocuklar yetiştirmek , topluma 'çocuksu' değerleri, insani değerleri sunmak ve yerleştirmek" olarak tarif ediyorlar.
Kasım gibi 3 gün de olsa biz de okullu olalım istiyorum.
Açıp sordum hemen şartları şurtları:
Yaş olarak Şubat falan gibi başlayabiliyoruz, ama Küçük Şeyler'le
aramızda 3 harfli küçük bir engel var.
Bezle vedalaşmamız gerekiyormuş.Tabii böyle bişey için bez bıraktıracak halimiz yok.
O zamana kadar eser de, bırakmaya karar verirse ne ala...

Bu arada, yukarıdaki mail Prima'dan gelmiş, çok güldüm.
Diyor ki , aman 2 yaşına geldi, bezi bırakıcaz diye acele etmeyin:))))
Söyleyene bakın.
Aman bir an önce tuvalet eğitimi verin de, bize harcadığınız milyonlar cebinize kalsın diyecek halleri yoktu herhalde...


....................

Bu arada kızımla diyaloglarımız çok duygusal boyutta.
Sabahları şöyle diyor içli içli ve beni kandırmak istercesine:
-Anne sen gitme, burda kal tamam mı?
(Evet bütün bu kelimeleri tek cümlede söylüyor artık.)
Sabah bakkal abisi geldi, kapı çalınca şöyle dedi:
-Abi geldi, Gül gelmedi tamam mı...
(Kimi kandırmaya çalışıyorsa, kendini mi acaba?)

.................

Öğleden önce de telefonda bana
-Anne sana kozalak topladım ben dedi.
Eridim, bittim tabii: )