24 Eylül 2010 Cuma

Yaz size bi' şey diyecekmiş!



tatil | izlesene.com




Tatilden dönüşte de şu şarkıyı söyleyeceğiz:

şarkı | izlesene.com




Ben de size şu şarkıyı hediye ediyorum:




Biz dönene kadar kendinize çok iyi bakın,
vara yoğa kafanızı takmayın
e mi?
Seviyoruz sizi :)

22 Eylül 2010 Çarşamba

O'nun objektifinden...



Ne düşünürsün, ne hissedersin, bizi nasıl görürsün kim bilir?
Der misin, 1 aydır tatile gideceğiz diyip duruyorlar, tık yok diye...
Der misin, bu anneyle baba hep işe diye gidiyorlar, ne iş diye...
Ama bazı günler de gitmiyorlar demek ki keyfi bi uygulama der misin içinden...

Dünya etrafımda dönüyor, her şey benim dersin içinden bilirim.
Ama olsun, şimdilik öyle bil.
Şimdilik en azından...

Ne düşünürsün içinden büyükler konuşurken?
Anlamadığın, anlamını bilmediğin kelimeler duyduğunda?
Tadını bilmediğin bi' şeyi yememekte direnirken ne düşünürsün ki?
Ya da neden yemekten önce şeker yiyemediğini sorgular mısın?
Niye öğlen uykusuna yatman gerektiğini?
Herkesin kendi boyuna göre karmaşık hayat.
Bir öylesine basit aslında.

Nasıl görüyorsun etrafı hayatım?
Herkesi, dünyayı, bizleri...

21 Eylül 2010 Salı

Yağmurun elleri...




"Küçücük bir bakışın çözer beni kolayca..."

Kenetlenmiş parmaklar gibi sımsıkı kapanmış olsam...

Yaprak yaprak açtırırsın ilk yaz nasıl açtırırsa...


İlk gülünü gizem dolu hünerli bir dokunuşla...

Hiç kimsenin yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur...
Bütün güllerden derin bir sesi var gözlerinin...

Dinleyerek seyredin :)

20 Eylül 2010 Pazartesi

Öyle bir geçer zaman ki....

Öyle bir geçer zaman ki...


Bu dediğim aynı ile vaki...


Öyle bir geçer zaman ki...
Bu dediğim aynı ile vaki...
Birden dursun istersin...

Seneler olunca mazi...

Öyle bir geçer zaman ki...

Bu dediğim aynı ile vaki...

Bir cevap buldun mu sorulara...

Yiğitlik var yine serde...
Nasıl gaddar seneler
Geçiyor durduğu yerde...


Öyle bir geçer zaman ki... Müzik: Erkin Koray
Mekan:Fener- Harikalar Sahili, Derince
Müziği bunca yıl sonra aklıma düşüren: Yeni başlayan, gayet de saran
aynı isimli dizi...

17 Eylül 2010 Cuma

Hakuna Matata!

Küçük aslan Simba'nın işi zordur.
İleride hükmetmesi gereken kocaman bir krallık vardır.
Ve görkemli, ondan eksik kalmaması gereken Kral babası...

Ama Simba, başına gelenler yüzünden hem çok derinden yaralanır,
hem yerinden yurdundan olur.

Ama muhtaç olduğu kudret onun damarlarındaki kanda mevcuttur.
Cesur olması gereken yerde cesur olmayı babasından öğrenmiştir...

Ve dostlarından da: Hakuna Matata felsefesini...
Swahili dilinde takma kafana, problem yok anlamına gelen bu kelimeyle onca acıya dayanabilir,
harekete geçeceği ana kadar bu felsefeden destek alır.

Bu animasyon filmlerin, çok güzel hayat dersleri verdiğini ve öğretici olduğunu düşünüyorum.
Keyifli olması da cabası...
Taa ne zamandır arıyordum, eski olduğu için piyasada pek bulunmuyor.
Aslan Kral... Neyse sonunda kavuştuk.
Hepinize hafta sonuna girerken "Hakuna Matata!" diyorum...
Elton John imzalı şarkısını da dinlemek isterseniz, işte Hakuna Matata!

"it means no worries
for the rest of your days
it's a problem free philosophy
hakuna matata"

16 Eylül 2010 Perşembe

Uykudan önce...


"Genç kadın, hiç dağılmamış saçı, üstü ve başıyla
şefkatle gülümser: iyi geceler meleğim, güzel uyu der.
Çocuk da ona iyi geceler annecim diye seslenir.
Kadın ışığı usulca kapatır ve içerideki yaşamına döner.
İki büklüm beli tutulmamış, dilinde tüy bitmemiştir.
Gayet enerjik bir biçimde akşama devam eder..."

Tabii bu olsa olsa tatlı bir rüyadır.
Öncelikle halime bin şükür demekle birlikte
uykudan önce sürecimiz bi' hayli uzun, belirtmek zorundayım...
Ve ritüeli bol.
Süt getirilir, o içilirken, bir kitap okunur
ama bir kitap derken, aynı kitap 5 kere okunur mesela...

Sonra o biter, kıvama gelmediği için herhalde
bi daha süt der.
Turuncu biberonla geri dönersen, mamiiii mammiiii der.
Gidip aktarma yapıp geri gelirsin.

Küçük bi aksiyonla lambayı biraz daha karartırsın çaktırmadan.
Sonra el ele tutuşuruz.
Tarzan'ı anlat der o bana.
Ben anlatırım. Dilim paslanır, çenem yorulur.
Saçımla oynarken saçım yolunur.
Zorla yatağına sokmak ister, o kutu gibi karyolada belim bükülür.
Oradan çıkmaya çalışırken akrobasi yapılır.
Vs vs vs...

Bir yandan bunlar bizim birlikte geçirdiğimiz özel ve de güzel anlar...
Ama arada bi' en yukarıda anlattığım gibi geceler olsa hoş olmaz mı?

Tipim kaymadan, saçım başım yolunmadan çıksam o odadan bi gün de?

Gerçi en bebeklik günlerimizi düşünüyorum. Sadece 20 dakika uyuduğu, tuvalete bile zor gittiğim günleri şükür diyorum.

Ama size de soruyorum, VAR MI KENDİ KENDİNE UYUYAN? VE NASIL?


(Ağlatma metodlarıyla ilgili çok okudum, dinledim, bana göre değil. Ağlar ağlar uyur modeli... Onun dışında)



15 Eylül 2010 Çarşamba

Doktor aşağı, doktor yukarı...


Korkmayın doktorluk işimiz yok... Ama harika bi' kitabımız var, ben diyeyim 100, siz diyin
200 kez okuduk aldığımız günden beri...
Müptelası oldu Yaz...
Doktor lafını duyunca bile ayakları poposuna değen şekerfare,
şimdi sanırsınız pratisyen hekim...
Sokaktaki arkadaşlarına bile ben doktorum, kulağına bakayım, ilaç vereyim falan diyor.
Tabii reel doktora gidince faydasını görecek miyiz bakalım...
Tübitak Okul Öncesi Yayınları'ndan...
Herkese tavsiye ederim.

Bu arada kitapta bir de hoşluk var.
Küçük bir civciv her sayfada bir detayın arkasına saklanmış.
Onu bulmak da çocuklar için ayrı bir eğlence...

Dün gece Doktorda kitabımız yer yarılmış içine girmiş.
Zor ikna ettim cadıyı başka bir kitap okumaya...

Ziller kimin için çalıyor?


Yeni bir eğitim/öğrenim dönemi başlıyor.
Çocukluğumdaki 'bir gün önce' krizlerim geliyor aklıma.
Mideme kramplar girerdi ki, gayet de iyi bir öğrenciydim.
Tatilin bitmesi bir kabus gibi çökerdi geceden...
Şimdi daha büyük kabuslar var artık.

Okullar açılıyor. Ama Milli Eğitim'in,
YÖK'ün, ÖSYM'nin her yerinden pis kokular yükseliyor.
Zaten düşük ücretler, yapılamayan atamalar, canından bezmiş öğretmenler
hep bilinirdi. Ama artık bir sürü yalan yanlış şey dönüyor ortalıkta...
Artık abartı rakamlara ulaşan ve hiç de yasal olmayan
'kayıt paraları' var. Ama madalyonun arkasında da yeterli ödenek
olmadığından çaresiz kalan okullar var... Tek hademe için ödenek verilen bu okulların
diğer çalışanlarının maaşı nasıl ödenecek bilen yok.
Oysa Milli Eğitim'e ayrılan bütçe hiç de küçümsenecek düzeyde değil bildiğim.
Yapılan ulusal sınavların tüm gelirleri de fazladan Milli Eğitim'in kasasına gidiyor.

Haaa sınav dedik de, sınavların hali ne peki?
Çalış çabala, tüm hayatını bu sınava bağla.
Artık ne sonuca güvenebiliyorsun, ne kazanana...

Gerçi onun da faturası Ergenekon'a çıkmış en son duyduğum...

Tek umudum gelecek nesiller ve eğitim sistemimiz için burada tanışma fırsatı
bulduğum pırıl pırıl beyinler.
Onlar ve benzerlerinin yetiştireceği öğrenciler.
Onlar kendilerini iyi biliyor.

Hepinize iyi ve olabildiğince temiz, lekesiz, tek problemin havuzlarla ilgili olduğu
bir eğitim yılı diliyorum.

Çok sevdiğim bir sözle bitireyim sözümü:
"Doğru bir çocuk yetiştirmek, yanlış bir adamı düzeltmekten daha kolaydır."
Frederick Douglass




14 Eylül 2010 Salı

Göbek adın cadı!


Size hiç bahsetmemiştim sanırım, Yaz'ın bir göbek adı var Defne...
Kendisine sorsanız bilmez, hiç kullanmadık göbek adı.
Ammma ben şimdi göbek adını değiştirip cadı yapmak istiyorum müsadenizle...
Neden mi? Başlıyorum saymaya...

Apartman görevlimizin kızı Buse, ne zamandır müsaitseniz size
gelmek istiyorum diyordu.
Arife günü erken çıkınca hadi gel dedim.
Beraber yukarı çıktık.
Yaz önce heyecanlandı, Buse bize geliyor, yaşasıııın diye bağırmaya başladı.
Sonra baktı ki, Buse odayı fır dönüyor, oyuncakları kurcalıyor,
hatta onlarla oyun kuruyor, önce oyuncaklarını yeniden ele geçirmeye çalıştı,
sonra ne dedi beğenirsiniz:
"Buse benim uykum geldi biraz, gidebilir misin?" Nerden aklına geliyor bunlar
CADI diyorum işte...


Gelelim telefonla ilgili cadılığa.
Hanımefendi sevmez telefonla konuşmayı.
Millet istediği kadar dil döksün, hiç oralı olmaz.
Sadece kendi kendine telefonla konuşmacılık oynamayı sever.
Geçen gün yine telefon çaldı, kimdi hatırlamıyorum,
telefon boyunca cevap vermedi, vermedi, kapatınca ne dese beğenirsiniz
kıkırdayarak :"Hihihii yine konuşmadım!!!" Cadısın işte...

Babası iki elinle zincirleri tut dedi ya, olay bitti!!!
Cadı di mi bu şimdi?

Pekiyii... Babası öperken kıllı(sakallı) istemoorum. demesine ne demeli?
Ya da illa suyu şişeden içicem diye tutturup, üzerini ıslatıp, tişörtünü çıkartıp,
yaz günü hırkayla gezmek zorunda kalmasına :)))

Haaa sonra tercihleri var. Pembe emzik, mami biberon... Sabahın altıbuçuğunda
mami yerine sarı biberon götür, bak neler oluyor...

Ama söz dinleyen bir çocuk, hakkını vermeliyim.
Eğer yolunu bilirsen, ikna etmek daha kolay.
Mesela artık eskisi gibi hadi kızım yatma saati demiyorum.
Çünkü itiraz ediyor o zaman.
"Canım yatmaya hazır olduğun zaman haber ver diyorum"
Öyle dediğim zaman "hadi gidelim" diyor.
Ya da, "tatlım, eve çıkmaya hazır olduğun zaman haber ver" diyorum.
"Tamam!" diyor.
Yani seçimi kendi yaptığını hissettiriyorum ;-)
Duymasın.



13 Eylül 2010 Pazartesi

Bir bayram daha büyüdük...

Candan'ın şu şarkısı kulaklarımda, yazıyorum.


Bir bayram daha geçti ömrümüzden.
Zamanın derinliklerine bıraktığımız
her parça gibi değerli...Her parça değerli...
Hiç bırakmak istemediklerimiz de.
Vedalaşıp ayrıldıklarımız da.
Değil bir önceki yıl, bir önceki günle bile aynı değiliz.
Her giden parçamız yerine yenisini doğuruyoruz şarkıdaki gibi...

Daha güçlü, daha sakin
Daha mutlu, daha suskun
Daha olgun, daha kırgın

Daha yalnız, daha yorgun...


Büyüyor muyuz, yoksa büyümekten mi korkuyoruz bazen...

Büyüdükçe kaybetmekten...

Merak etmeyi...
Umursamazlığı... Dayamayı sırtını güvenli dağlara...

Hiç düşünmeden akşamı, sabahı, yarını, yaşamayı...


Burası kocaman babaannenin evi, Yaz'ın deyişiyle...
Bayramın ilk günü ilk durağımız.Bu ev Yaz için çok eğlenceli. Merdivenlerinde bir iniyor, bir çıkıyor,
bahçeye çıkıyor, ama en çok da kocaman babaanneyi kontrol ediyor
sürekli girip çıkıp.
Garip bir şekilde, etkileniyor ondan.
Bir bağ kurmaya çalışıyor devamlı.
Babaannenin bebeği bütün bebeklerden kıymetli...

Ele geçirmeye çalışıyor, geçirdiğinde de
bi' seviniyor ki, görmeniz lazım... Kocaman babaanne de kızıyor, çocuğunu elinden aldıkları için... Şu an hangisi daha çocuk belli değil.

Neler yaşamıştır bu evde, neler hissetmiştir kocaman babaanne?
Bizim şu an yaptığımız gibi yaşamıştır soluksuzca, koştura koştura...
O merdivenleri günde kaç kez inip çıkmıştır kim bilir?

Yaz bu eve ne zaman gelse, evin altını üstüne getiriyor. Öyle yaşanmış bir ev ki,
kaç kuşağın anıları var duvarlarında... Seziyor da, onları mı keşfetmeye çalışıyor?

Eliyle üzümleri toplayıp, afiyetle yiyor.
Aynalara bakıp, biraz da şımarıp çok güzel olduğuna karar veriyor.

Ailenin delikanlıları(!)nı peşinde koşturuyor...

Azıcık durup soluklansa da...

... muzurluğu hiç elden bırakmıyor. Eee bir bayram daha büyüdük hepimiz.
Bayram sonrası temizliğimizi de yaptık,
sildik süpürdük...
Mevlana'nın söylediği gibi
"Ne kadar söz varsa düne ait,
dünle beraber gitti cancağızım,
şimdi yeni şeyler söylemek lazım" diyerek
yeni bayramları bekliyoruz...