31 Aralık 2010 Cuma

Bye bye tombik sene!

 Akşam ajansın yılbaşı partisi vardı.  Dün gece iştekilerle girdik yeni yıla.
 Bugün de 2011'in eşiğinden neşeyle, kahkahayla atlarız inşallah.

Bu sene şunu öğrendim. 
 Duygular akarsudaki bir çakıltaşı gibi, oradan oraya savrulabiliyormuş.
O yüzden bazı şeylerin "anlık" veya "dönemsel" olabileceğini unutmamam gerek.

"Aynı rüzgar, aynı kiraz dalından iki kez geçmez." demiş Volkan Konak...
Yani, onu bunu bırak, yaşamaya bak!..

   
Yeni yıl çok güzel şeyler getirsin kanatlarında...
Birçok şey var kafamda, gerçekleşmesini istediğim.
Birçoğu da yanımda zaten. Çok şükür ki.

Sabah güneş vurmuştu odama.
Eyvallah 2010 dedim içimden...



Ve buyur gel 2011, ama güzel gel. 
Başımın üstünde yerin var.

Aşağıdaki bizim ajans için yaptığımız e-card. 
Üzerindeki mesajı hepiniz, hepimiz için tekrarlıyorum...
Mutlu seneler...
 

29 Aralık 2010 Çarşamba

Kuantuma gel kuantuma...


Geçen sene şöyle yapmışım kuantum zamazingomu... 
Gelelim bu seneye...
Şöyle bir yerde, -huzurla- oturayım!

Aşk adına ne varsa (hayat, sevgili, çocuk, insan, hayvan) 
bir seneden öbür seneye aktarayım.

Hep böyle huzurun ve sevginin fotoğrafını çekebileyim.


Sürecin keyfini çıkartabileyim. 

Yaratıcılıkta coşayım! 

Bilgelikte aşayım!
  

Yeşile yaklaşayım!


 Etraftaki beşerle bir olma halini daha sık yaşayayım!

Sağlıklı besleneyim! 


Kızımla doya doya vakit geçirebileyim! 

 

Ailem, sevdiklerim ve blog kardeşlerimin sağlıkları  hep iyi, yüzleri güleç, 
keyifleri gıcır, kutlayacak şeyleri bol olsun!

 

Gelincikler mutluluk yaysın; -)


Elimden her şey gelsin! Değiştirebileceğim ve değiştirilmesi gereken her şeyi değiştirebileyim.
 Yaratıcılıkla bunları dönüştürebileyim.


 Hadi Deniz, vira vira!

İllüstrasyonlar: Abudezoo

28 Aralık 2010 Salı

Bu çocuk nereye bakıyor?

Hayal kahramanı ya da çizgi film karakteri sandığı birinin kanlı canlı karşısında durmasına :))
Geçen gün Noel Baba'yla ilgili bir şey okudum çok hoşuma gitti.
a) Çocukken Noel Baba'ya inanırız!
b) Gençken Noel Baba'ya inanmayız!
c) Yaşlanınca çocuklar için Noel Baba kılığına gireriz :))

İşte yaşam döngüsü...

27 Aralık 2010 Pazartesi

Mutluluk projesi



 Gereken malzemeler; yepyeni bir yıl... 
Hamur gibi dilediğinizce şekil verebileceğiniz. 

Yani projeye başlamak için mükemmel bir zamandayız.


Gretchen Rubin, Mutluluk Projesi kitabında, kendi mutluluk projesini anlatmış.
Aslında potansiyel olarak çok daha mutlu olması gerekirken daha azıyla yetindiğini fark etmiş.
Ve "hayatında hak ettiği mutluluğa" ulaşmak için bir proje başlatmış.



Öncelikle 12 emir belirlemiş kendi kendine sürekli hatırlanacak.
 
  
1. Kendin ol! 

2.Kafaya takma!

3.Hissetmek istediğin şekilde davran!

4. Bugünün işini yarına bırakma!

5.Kibar ve adil ol!

6.Sürecin keyfini çıkart!
 
7.İstiflemekten vazgeç!

8.Sorunu belirle!

9.Rahatla!
 
10.Yapılması gerekeni yap!

11.İnce hesaba girme!

12.Sadece sevgi olduğunu unutma!



Bunlar da benim eklediklerim:
13. Her seferinde tek bir işi düşün!

14. Şimdide kal!

15. Her seçeneğin alternatifi de olduğunu unutma!

Bu emirleri yazıp asacağım bi yerlere...
 

 Hadiiiii bakalım, afiyet olsun...

Şeşi beş aslan ve şifalı kek

-Anne, sen kendin aslan olduğun için mi yapabiliyosuuun bunu? (aslan burcuyum ya)

 - Yooo, sen de yapabilirsin...

 -Anneee, keşke ben de senin gibi aslan olsaydım da yapabilseydim.

Bu diyalog makarna savaşından az önceydi.
 Sonra aslanın saçlarını koparttı yanlışlıkla. Ben ay, dur derken, hassas kızım sinirlendi ve biraz da utandı galiba. Makarnaları masanın üzerine atıverdi. Ben de değişik bi yol izledim. Ben de makarnaları kağıdın üzerinde çizginin öte tarafına atma oyunu oynadım. İkimiz de gülmeye başladık. 
- Anne özüüüğ dilerim, oynayalım mı yine dedi. Gülüştük, makarnaları birbirimize yuvarladık. Oyunun kurallarında ısrarcı olmayıp esnek davranınca bir oyun başka bir oyuna davetiye çıkarıyor. Hem  yaratıcılık da böyle bişey diil mi zaten?
Bizim şeşi beş uyduruk aslanın çok güzeli Seyhan'da. Zaten ondan görüp de denedim. Buyrun bakın...

 

Bu da birlikte yaptığımız şifa kekimiz. İçinde havuç, elma, portakal, karanfil, tarçın gibi faydalı 
nebatlar mevcut. 
Şifalı yemek tariflerinde rastladım, denedim, çok güzel oldu. Yaz da sevdi ne mutlu :) Hatta ertesi gün babaannesine götürdük. Öyle bir sahiplenmiş ki olayı, babaannneee sana kek getirdik diye bağırıyordu.


 Bakın böyle de faydaları varmış bu kekin: 

• Şişmanlatır, kanı fazlalaştırır.
• Aç karna yenilirse vücudun kuvvetini artırır.
• Göğsü yumuşatır, balgamı giderir.
• Karın ağrısını giderir.
• Karaciğeri besler.
• Anne sütünü artırır. 


24 Aralık 2010 Cuma

"Sen korar mısın?"

Uykuya geçmeden önce yapmadığımız kalmıyor, çoğunuz gibi.
 Kitap, şarkı, türkü, sohbet... En son geçenlerde çitten koyunları atlatmayı denedim. 
 Tabii bi posta koyun bitti, aslanlar atladı, kaplanlar, kediler, bilumum mahlukat çitten atladı. 
Sonra konu döndü dolaştı ormanlara geldi. Ona dedim ki, eğer dikkatsiz amcalar ormanda ateş yakıp bırakırsa ormanlar yanabilir, aslanlar, hayvanlar evsiz kalabilir. 
Ormanları korumamız lazım onun için dedim.

"Anne sen ormanları korar mısın?" dedi. 
Tabii onun kafasındaki korumak, edilgen bir korumak değil.
 HE-Man gibi gidip ormanların önünde siper durup, korumamı istiyor.
Haklı çocuk bi yerde. 
Neyse, hepimizin koruması, dikkatli olması lazım dedim, konuyu bağladım. 
........

Okula giderken taksicilere "göbekten sola..." diyen bu küçük cadı, şimdi ormanlar hakkındaki yumurtlamalarını kimlere satacak bakalım?

22 Aralık 2010 Çarşamba

Ne iş?

Bugün yolda gelirken çantamdan şu ikisi çıktı. Evet, iş telefonumu yanlışlıkla yanıma almışım. 
Bu yaşlı dede de, daha önceki bir zamanda teşrif etmiş çantama.
 Günlük yaşamdaki her değişik tesadüfün aslında bir anlamı olduğuna dair bir eğitimimiz olmuştu. 
Bu durumda eve işi mi taşıyorum, ya da işe evi? Ya da her ikisini birbirine mi taşıyorum? 
Enterasan bi tesadüf...

21 Aralık 2010 Salı

Öyle, içimden geldi.

Güzeli güzel yapan, ne kremdir, ne photoshop.
 Sevgi parlatır insanı... 
Çevrenizdeki seven insanlara bir bakın -sadece sevgiliye olan sevgi değil bahsettiğim- 
ışıldadıklarını göreceksiniz.
 Yeni doğum yapan bir anneye, eşe, dosta, çiçeğe, böceğe sevgiyle bakan birine... 
Dikkatli bakın...  
Hepimizin öyle dönemleri var bence.
 Işıldadığımız ya da matlaştığımız.
Bilmem katılır mısınız?

İnsan bir makina mı?

 Meraklı Minik dergisinin bu sayısı makinalar üzerine. 
Önce beraber inceledik. Sonra evdeki makinaların neler olduğunu saydık. 
Koltuk dışında doğru saydı. En son olarak da "ben de makinayım." dedi. 
Önce yok canım, sen insansın dedim ama sonra düşündüm, 
en harika makina biz değil miyiz aslında. Mucize gibi bir makina.




Makinalar, aslında bize yardımcı olsun, yaşamımızı kolaylaştırsın diye icat edilmiş
 ama nerdeyse hayatımızı yönetir duruma geliyor. Örneğin şu anda işyerimin kapısında
 giriş çıkış saatlerini denetleyen parmak izi makinası takılıyor. 
Makinaya yetişebilmek için biz de makinalaşacağız iyice. 
İnsana yakışmıyor bu kadar makinalaşma ama kendi hayatımızın sorumluluğunu
kendimiz alamadıkça, özgürlüklerimizi başkalarının özgürlükleri 
pahasına yaşamaya son vermedikçe
 makinalar bizi yönetmeye devam edecek. 
Bu, bir makina kaç yaşamı etkileyecek mesela biliyor musunuz?
Sadece benim çevremde 4. Başta Yaz...
Çok daha telaşlı ayrılacağım kendisinden. 
Ben... Koşturmam ikiye katlanacak. 
Murat... Benim stresimi paylaşacak.
 Gül Abla.. Daha da erken gelecek.
Kazanan makina değil, insan olsaydı keşke.


Bu arada "kendi makinasını" mükemmel bir disipline sokarak 8 günlük sıkı diyetin ardından 
6 kilo veren Murat gerçekten koca bir tebriği hak etti! Bravo kocacan, ha gayret....

(Bu yazıda makine kelimeleri bilerek makina olarak yazılmıştır, 
çünkü yazan kişiye daha sıcak ve sempatik gelmiştir, makina hali.)

20 Aralık 2010 Pazartesi

Ho ho hooo!


 İnsanoğlu her şeyi bir kalıbın içine sokmaya çalışıyor. 
Noel Baba'yı, sevgiyi, güzel ve çirkini, doğru ya da eğriyi...
Yalnız kendi algıları doğrultusunda olursa gidişat, anlamlandırabiliyor belki.
 Mesela kim demiş Noel Baba'nın aksakallı bi dede olduğunu? 
Çelimsiz, göbeksiz, yeşil paltolu olamaz mı mesela?
Güzelin 90-60-90, sevginin her zaman yumuşacık olduğunu kim söylemiş ilk defa?

Bir tek çocuklar sığmıyorlar bu kalıplara. 
Sokmaya çalıştığınız hiçbir kalıba girmiyorlar, 
canları istemedikçe.
Mesela Yaz yapbozlarla nasıl oynuyor biliyor musunuz? 
Doğru yere, doğru parçayı sokarak mı, hayır! 
Deniz canlıları yapbozundaki büyük yunusla küçük yunusu eline alıyor, 
bu annesi diyor ve ikisini birbiriyle konuşturuyor. Güler misin, ağlar mısın? 

Gülmelisin aslında. Çünkü o bir birey. Kendi bakış açısı var. 
Bizim öğrendiğimiz kalıplarla bakmıyor hayata. 
Hangi güç ıspanak haşlama yedirtebilirdi ki ona cazip gelmeseydi eğer?
Belki babayla özel bir alan yaratma isteğiyle...

Yaşamdaki kalıplar büyükleri bazen sıkıştırıyor. 
Ama gelişim dediğimiz şey, sırça köşklerde olmuyor.
Bu sıkıştırılmışlıklar içinde dengede kalabiliyor, 
yürüdüğümüz yolda kendiliğinden oluşmuş şu kalbi görebiliyorsak 
ve "ne düşünüyorsun anne" diye soran empatisi güçlü bir çocuk yetişiyorsa 
eteğimizin dibinde
ne mutlu bize!

17 Aralık 2010 Cuma

Paşa çayı

Bazı insanlar, bazı olaylar nasıl paşa çayı gibi günün tadını kaçırıyorlar. 
Demli severim ben çayı çünkü. Tüm aromasını hissetmek isterim.
 Su katılmamış, ılıştırılmamış. 
Ondan bundan duyduklarıyla dolduruşa gelenler, 
dayanaksız kabadayı kesilenler, 
hem anlatılanı anlamayıp, hem ahkam kesenler, 
sesini gereksizce yükseltenler, 
kendi eksikleri varken, zeytinyağı misali üste çıkmak isteyenler...
Neden çayıma su katmanıza izin veriyorum ki!

Oysa ki bu başlık başka bir şey anlatacaktı.
Öğle uykusundan uyanıp gözünü açar açmaz, Gül ablasına
"bana bir paşa çayı yap da içeyim" diyen 
çaykolik annenin, çaykolik kızını anlatacaktım. 
 
(Merak etmeyin, çayı eser miktarda bir paşa çayından bahsediyoruz.)


16 Aralık 2010 Perşembe

Domestik York Düşesi...

 Babası York testi yaptırdı ve çok ciddi bir diyete başladı.
York testini duymuşsunuzdur belki, vücudunuzun herhangi bir gıdaya intoleransı var mı
diye testler yapılıyor. Sittin sene, o gıdayı yediğiniz için kilo veremediyseniz o belirleniyor 
ve ona göre bir liste düzenleniyor. Murat listenin en sıkı olduğu iki haftanın içinde. 
Hem miktarlar kuş gibi, hem çeşitlilik. Ama bu sefer çok kararlı ve de istikrarlı.
Bu arada, öyle bi listesi var ki, sabah tavuk ya da karnıbahar yemek gibi epey bi değişik ve zorlayıcı.
Gel gelelim, küçük kızı onun zayıflamasına büyük destek veriyor.
 Bu süreç içinde, nasıl olduysa sürekli onun yediği şeylere ortak olmak istiyor. Önceden hiç böyle bişey yoktu. İnanamadığım şey bu sabah karnıbahar yedi! Hayatta ağzına karnıbahar sürmeyen kız...
Babasının zaten 150 gr. yediği etin yarısını mideye götürüyor mesela.
Babası bu diyetin York dükü, kızı da York düşesi anlayacağınız.
 

York düşesi, nasıl bi' düşesse, ev işlerine çok düşkün. Çok bi domestik.
 Bi ütümü yapıp geleyim diyor mesela. Bizimki çok seviyor da,
 böyle domestik, kadın rolünü empoze eden oyuncaklar hakkında ben pek bi kararsızım.