28 Şubat 2011 Pazartesi

Reklam filmi dediğin...

 Topu topu 40- 45 saniye... O da en uzunu...
Medya  bütçeleri nedeniyle daha çok 30 saniyelerde toplanması istenir genelde.
Reklam filmleri... Ekranda kısacık sürelerde göz açıp kapanıncaya dek geçiyor, 
ama arkasındaki emek ve süreci merak ediyor musunuz? 
Biraz bahsedeyim... (Kızım da okur ileride, ay yazık anneme der: -P )

Şaka bi yana sevmeden yapılmaz bu iş. 
Sevdiğimden 15 yılı devirmişim. 
Sektördeki bunca hırtlığa rağmen, hala her yeni işe heyecanla doğarım yeni baştan.

Ben yaratıcı bölümdeyim. 
Yani fikrin doğumhanesi...
Herkese pek bi renkli gözükür de, 
nasıl işler bu süreç?


Önce müşteri, reklamındaki hedefleri doğrultusunda brief verir.
Satış mı istiyor, imajını desteklemek mi?
(Türkiye'de her ikisini birlikte istemek moda oldu, o ayrı)
Hem imajım parlak olsun, hem de şıkır şıkır satayım.
Haaa briefi verirken, ayar da verirler ajansa...
Bakın, çok süper bişey olsun, sonra karışmayız!
(O güne kadar ağzınızla kuş tutmuş olsanız nafile,
müşterinizin algıladığı kadarsınız. )

Ondan sonra aldınız ya ayarı, başlarsınız kafa patlatmaya...
Çok çalışmalısınız çoook...
Deadline denen bir laf vardır bizim sektörde kabus gibi...
Namı diğer işin teslim süresi...
O sürece kadar araştırırız, kafa patlatırız.
Beyin fırtınası yapar, bazen kendi bulduğumuz fikri çürütürüz.
Eh bazen toplantı odasının önünden geçen biri, aaa onu daha önce kullandılar der mesala.
Kala kalırsınız, hadi baştan.

Sunacağımız aşamaya gelince, senaryolar yazılınca
bu sefer, story board, concept board dediğimiz 
karelerle
olmasını düşündüğümüz görselliğin havasını yansıtacak grafikler hazırlarız.

Her iş bittikten sonra sunum aşamasına geliriz.
Önce inanır, sonra inandırmak için elimizden geleni yaparız.
Sonra da dua ederiz, önce projenin okeylenmesi, sonra da mümkün olduğunca az 
revizyon gelmesi için.
Ama bu çok da mümkün değildir.
Çünkü ülkemizdeki her Türk gencinin içinde uyanmayı bekleyen bir reklamcı yatar.
Ve mutlaka senaryoya dokuşunu katmak ister. 

Sonra prodüksiyon şirketi ve yönetmen seçilir, kastlar bulunur, mekan ayarlanır
saatler boyu çekimde kalınır, yüzlerce yayın kopyası hazırlanır.
Kanallara gönderilir. Paramız varsa çok çıkar. Başarılıysak ve şansımız varsa
sizler tarafından beğenilir, bazen zaplanır, bazen de ne reklamıydı o denir....


Neyse... Günlerdir blog yazmadım ya, içim şişmiş herhalde, epey uzun bir postla
 yayına devam ediyoruz.

En son çekimimizden bahsedeyim biraz da...
3 günlük bir çekimdi... Perşembe ve Cumartesi sabaha kadar sürdü.

Ama o kadar uyumlu bir ekiple çalıştık ki, yorgunluğa rağmen son derece 
keyifli geçti. Yönetmeninden, set ekibine ve prodüksiyon şirketine kadar...
Aynı şekilde oyuncularımız (ki bi tanesini çok iyi tanıyorsunuz ;-)) da öyle.
Hatta kedi vardı bi tane o bile öyle.
Kameraya bakıp, poz veren bir kedi...
Gri, yumuş yumuş...

Bir sonraki günün çekiminde ise küçük bir kız çocuğu vardı, 4 yaşlarında...
Bıcır bıcır konuşan...
Kızımı da özlemenin etkisiyle oyun oynattım ona, oyaladım.
Şaştım bilgisayara bu kadar hakim oluşuna...
Saat sabaha karşı 03.30'a kadar ayaktaydı ve süper bir performansla 
rolünü oynadı.
Çocuk oyunculara sette çok iyi bakılmasına rağmen çok yoruluyorlar.
Çocuğun bir reklamda oynasın istiyorsanız bunu göze almanız lazım. 
Ama bayıldım kıza kıvır kıvır sarı saçlarıyla içime sokasım geldi.

Cuma akşamı boştu, sabaha kadar çekimde olduğumuz halde önceden gelmiş 
davetiyemiz olduğu için cirque de Soleil'e gittik. O gökkuşağı gibi kostümler, 
nefes kesen hareketler...
Yorgun yorgun gittim, ama kaçmazmış... Yaz da gözünü kırpmadan izledi...
  
Sirkten aldığımız şu gözlükleri taktı ve ben de Nadir Serhan gibi gözlük taktım dedi.
Ben Cumartesi günü çekimdeyken de babaannesinde kaldı ilk defa.
Çok usluymuş, hiç sorun çıkartmamış... Yıldızı hak etti.


Şu güzel şarkıyla bu uzun postu bitireyim ve size güzel bir hafta dileyeyim.
Teneke- Yine yazı bekleriz...

7 yorum:

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

Deniz çok merak ederim kamera arkasını, neler olduğunu bir nebze olsun merakımı giderdin :) Birde canlı görmek isterdim. Bir istek yapsam "Deniz beni sete götür" diye :))

KırmıZı WosWos dedi ki...

Hem yorucu hem zevkli :) demek ben de Nadir Serhan gibi gözlük taktım dedi :))) çok yakışmış öpüyorum sizi :))

çakıltaş dedi ki...

çok keyifli bence, özellikle yaratıcı ekipte olmak...

YILDIZ dedi ki...

Reklamları çocukluğumdan beri severim,bazı reklamları zevkle izlerim.Ama ürünün önüne geçen reklamlarda ürünü unuturum çokça,bu fena durum bence.
Denizim peki en zevklisi imajı parlatan reklamları hazırlamak mı?

ikiz Bebek dedi ki...

izlemiycem işte :P

Pinky dedi ki...

çok yorucu ama çok güzel bir iş anladığım kadarıyla Denizcim. merak ediyordum hep bu süreci, senin sayende öğrendim. çook kolay gelsin. merakla bekliyorum bu reklamı :)

Şekerfarenin gözlükleri de pek yakışmış :)

Deniz dedi ki...

-Götürürüm tabii Baharcım, keyifli olacağını düşündüğüm bir sete

-Ben de öptüm Zeynep :)

-Evet Çakıltaş, iyi ki zevkli, yoksa zevksiz tarafları insanı boğar

-Aynen Yıldızcım, imaj reklamları daha yaratıcılığa açık

- :)) İzle izle, güzel olacak inşallah. Affet onu

-Pinkycim saol :))