10 Kasım 2011 Perşembe

Perşembenin gelişi

 Su gibi aktı geçti bir bayram daha.
İyi geldi bana çok. 
İşyerindeki son bir hafta çok yorucu ve yıpratıcı gelmişti.
Yaz'la dolu dolu bir arada olmak harika oldu, hepimiz açısından.
Bayram tatili çabuk geçti diyorum da,
sanki bir yıl çabuk geçmemiş mi?
Buyrunuz geçen seneki bayram fotomuz.
Neler artmış, neler eksilmiş görüyorsunuz :)

 

 Tam bir bayram havası yaşadı Yaz...
Arife günü, dedesini kabristanda ziyaret etti.
Bayramın ilk günü önce anneannesini, sonra babaanne ve dedesini...
Amcası dönmüştü bi de 3 ay üstüne, değmeyin keyfine...
Ve kocaman babaanne de orada olduğundan, birçok ziyaretçi geldi.
Her yeni gelen arkadaşla yeni oyunlar kuruldu.


Bir arada fazla zaman geçirebildikçe, yumurtladığı yeni laflara da şahit olabildik,
Allah'a şükür! 
Bir gün babasının " Güzelliğiniz karşısında başım döndü!" lafı üzerine verdiği cevaba ağzımız açık kaldı babasıyla... " Yat biraz dinlen o zaman"


Bu sabah için öğretmenimize bir sürpriz hazırladık.
Evlendi de... İçinde de tebrik mesajımız yazıyor.
Çocukcağız sabah gördü de rahatladı öğretmenini, geçen hafta yokken sorup duruyordu,
Tuğba öğretmenim dönecek mi anne?

 Ve günün anlam ve önemine gelince... Bugün 1 dakikalık saygı duruşu, tam işyerinin
otoparkına denk geldi. O sırada düşündüm, o bir dakikada yapacak o kadar şey var ki;
Bir sömürge gibi yaşamadığımız için,  başımız dik durabildiğimiz bir ülke bıraktığı için teşekkür edebiliriz, böyle bir lideri ülkemize armağan ettiği için Allahımıza şükredebiliriz,
silah arkadaşlarına gönülden teşekkürlerimizi sunabiliriz,
o devirde "Yurtta sulh, cihanda sulh!" diyebilen bir atamız olduğu için gurur duyabiliriz,
ve tüm duyduğumuz şükranla ruhuna bir Fatiha okuyabiliriz...

Geçenlerde okumuştum "Önce beraber ağlamayı unuttuk" başlıklı bir makalede, 
10 Kasımlarda Atatürk'ü yasla anmayalım, neşeyle analım
 anlayışıyla bozuldu her şey diyordu. Çünkü o anlayış yavaş yavaş akşama hoppidi programlar izlemeye kadar varıyor, 10 Kasım gittikçe silinmeye başlıyordu.
Oysa ağlamasak da hissetmek lazım, şükretmek lazım... 
Düşünmek lazım...


Birileri bunu da söylemiş ya... Böyle diktatör gördünüz mü siz? 
Böyle empatiyle halkını dinleyen...
Ne yazık ki, bir devleti, ulusu çökertmenin en etkili yolu, atasını, geçmişini, tarihini karalamak,
altını oymaktan geçiyor.  Biliyoruz ama, bazen ulusca oyuna geliyoruz...

4 yorum:

Gelincik dedi ki...

eksilen malum da artanlara gelince, zarafet, şıklık, tarz, uzayan ve topuz olan saçlar, taç tutkumuz :) değişmeyen kırmızı çoraplar... Sabah en sevdiği rengin kırmızı olduğunu söylediğini de ekleyeyim. iyi bayramlar en sevdiğim aile :)))))

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

çok zarifsin Yaz :)

yıldız dedi ki...

Yaz o kadar büyümüş ki hal ve tavırları bile kanıtlıyor ilk fotoda.Babasına verdiği cevapta ise öyle çok güldüm ki:))


Ben yine de ağladım saygı duruşunda kucağımda Demir,o bile anlamış gibiydi.Ellerini ileriye uzattı sonra İstiklal marşını dinledik tvden.
Ağladım işte Denizim.Böyle zamanlarda daha çok özlüyor insan.Ve yaşananlar karşısında ne derdi,nasıl üzülürdü diye üzüldüm.

son kare en sevdiğim Atatürk fotosudur.

Pinky dedi ki...

emzik gitmiş Yaz daha bi büyümüş, daha bi prenses olmuş :)

siren çalmaya başlayınca tutamam ben gözyaşlarımı. iyi ki yas olduğu anlatıldı bize ve biz de minnetimizi içimizde hissedebildik. şimdiki bilmeyen nesile bunu öğretmek lazım, o bir dakika da dediğin gibi şükran duymayı, dua etmeyi öğretmek lazım.