31 Ocak 2011 Pazartesi

anneye tiyatro, yavruya sinema...

Neye niyet, niye kısmet...
Cumartesi Bahar'a gidecektik, çocukları buluşturacaktık.
Çocukları da fikren öyle bi hazırlamıştık ki...
Ama biri aksırdı, biri tıksırdı, biz de tırstık derken erteledik organizasyonu...
Ertelenen organizasyon yerine bu haftaya iki kültürel faaliyet sığdı.
Cuma gecesi, ajanstaki kızlarla şu oyuna gittik, aslında stand up show diyebiliriz.
Kadınlar, erkekler, ilişkiler ve çelişkiler...
Gülmekten fenalık geçirdik.
Tavsiye ederim.
Bi de bana acayip sürpriz oldu, böylesine gülmek.
Çünkü ne yalan söyleyeyim, detaylı okuyamamıştım, nedir ne değildir?
Ortaköy Afife Jale sahnesinde oynuyor, gidin derim.

Cumartesi ise bir ilki yaşadık. Yaz ilk defa sinemaya gitti.
Karmakarışık. Yani Rapunzel'in hikayesi.
Bahar'la programımız iptal olunca, kızı da o kadar hazırlamış olunca
yeni bir program yapayım dedim. 
Ama baktım, Ayı Yogi ilk film için çok iyi bir seçenek değil.
Bİ kere, 3D... Bizimkinin gözlük takacağı şüpheli.
Takmayınca da bişeye benzemez.
Rapunzel'i de tanır bilir, sever...
Karmakarışık da 3 sinemada kalmış.
Güzel bir "ilk sinema deneyimi" yaratabilmek için
kalktım Ataköy'den Istanbul'un öbür ucuna gittim.
Beykoz Collesium'a...

Yol uzun ya, anlattım, sinema adabını, neler olacağını...
Işıklar sönecek dedim, ses yüksek dedim.
Sinemada konuşulmaz dedim.
Sonuç olarak çok beğendi. 
Kucağında mısırı bir animasyon fanatiği olarak, gözünü kırpmadan seyretti.
Ben kulağına bir şey söylemek istediğimde ise anneeee şşşşşt konuşma dedi.
O gün bugün, anne bi daha gidelim diyor.

Babamız iki gündür yoğun çalışıyor.
Bİz de anneannede kaldık. 
Ama film çıkışı babasının işyerine uğradık ki bi hasret gidersinler:
Buyrun ortaya çıkan manzara.... 
Film mi desem, tiyatro mu?












Dün gece anneanneden eve döndük. Hemen bebeklerine bakmaya gittik.
Eller havada şöyle bağırıyordu:
-Yaşasıııın, yuvama döndüm!

28 Ocak 2011 Cuma

Bir sürü haller içinde halim...

Gülüyoruz, ağlıyoruz, şaşırıyoruz... 
Dün akşam komik, büyük laflarına babasıyla gizli gizli güldük.
Sabahki duruma ise ağlamaklı oldum çıkarken...
 Yine gözlerinden pıtırcıklar dökülerek,
anneciiimm gitme, gitme dedi hıçkırarak.
Üzerini çıkart dedi. 
Gül Abla da üzülüyor o böyle yapınca,
o gelince ağlıyor diye.
Bizi özlüyor dedim, doğal, üzülme sen...
Galiba dedi, çok özlüyor...
Sizin düğün fotoğraflarınızı alıyor gün içinde anlatıyor uzun uzun...
Annecim, babacım diye...

Tamam biraz da tiyatrocu ama, yine de yüreğim titriyor işte.
Rahat saatleri olan bir iş olsa, ne kadar güzel olurdu.
İşim bitince çıkabileceğim, ya da sabah çocuğumu sakinleştirip çıkabileceğim...

 Dün gece geldiğimde bulduğum manzara.
Bunca oyuncak dururken, benim koleksiyonumun
iki parçası, tahtalı köyü boylamış. 
Çok üzüldüm görünce bu şekilde.
Ay ne olmuş, nasıl  oldu derken, 
dönüp arkasını 
-neyseee, bak benim böyle botlarım var diyerek lafı değiştiren bücür 
karşısında ne yaparsınız?
Hiç, arkamızı dönerek, gizli gizli güldük babasıyla...
Barbielerle oyun saatimiz var, yemeğini de bitirmiş ya...
Hak etmiş...
Aaaa eli kolu oynayan, bilekten bükülen barbie nerde diyorum.
-Boşveeer onu, gel biz bunlarla oynayalım diyor. 
(Yine kıkırdaşıyoruz, babasıyla göz göze gelip)
Nerden öğrendin sen bu konu değiştirmeleri, boşver çekmeleri?
Bizden mi?

 
 Gördüğünüz gibi barbie zillisinin sayısı, kendi yaşından fazla oldu.
Biz de ona bir kararımızı açıkladık.
Oyuncak diyetine girdik, Nisan başına kadar...
Yeni oyuncak alınmayacak.
Barbie ve oyuncak diyetindeyiz yani.
Dayanabilirsek, ama bir aydır dayandık.


 Gecenin finali de güzel oldu benim açımdan.
Yine bir saatimizi geçirdik, uyumaya çalışırken.
Normalde eğer ben ayaklanıp çıkmaya çalışırken
yarı uyanıksa, aaanneeee dur der, elimi tut der.
Tam daldı diye çıkarken, hareket etti elimi tuttu,
çıkabilirsin anne dedi.
Yemez miyim bu şekerfareyi şimdi...



27 Ocak 2011 Perşembe

Çarşafın ucu...

Sorumluluk vermek ve almak...
Büyüklerin hatta küçüklerin dünyasında bunu hakkıyla yapabilen çok az.
Hesap sorabilmek için, 
sorumluluk  verebilmen gerekiyor.
Sorumluluk verebilmen için 'en iyi benim'
'en iyi ben düşünür, en iyi ben yaparım' duygusunu yenmek gerekiyor.
Sorumlu tutabilmek için güvenmek, güvendiğini göstermek gerekiyor.
Aksi halde?

Hani küçük bir çocukla çarşaf katlamak istersiniz, ucunu tutuşturursunuz eline.
Ama çok da tutacağına dair bir beklentiniz yoktur.
Çarşafın kontrolü sizdedir daha çok...
Çocuğun ellerinden de kayıp gider iki dakika sonra zaten.
Aynen öyle olur işte...

Ucundan tutturduğunuz şey, 
sorumluluk değildir ki...

Nerden nereye... Küçüklerin dünyasına dönelim, kızımın
ilk yıldızlı pekiyi'sini sizinle paylaşmak istedim.
Ödevini yaptığı için aldı...
Ödev; daire, kare ve üçgen çizmek...
Bu yaşta sorumluluk başlıyor anlayacağınız.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Uzaylı var mıdır?


 Dün geceki yatak muhabbetimiz:
-Balıklar ne yapar?
-Yüzer...
 -Leylek ne yapar?
-Uçar...
Toy Story kitabı da önümüzde. Aklıma geldi.
-Uzaylılar? Uzaylı var mıdır sence?
-Bence uzaylı yoktur.
(Kikirdiyorum içimden)
-Neden, belki vardır...
-Bence yoktur, çünkü bende hiç uzaylı oyuncağı yok...
Babam bana hiç uzaylı almadı...
????!!!!!!
Sende daha ne oyuncaklar yok, bilsen :))
Gördüğünüz gibi yatak saatlerimiz hala çok renkli.
Eee yaklaşık 1 saat sürerse, muhabbet epey koyulaşıyor. 


Gelelim şahsımın uyku saatlerine...
 Bugünlerde hayattan koca bir ısırık alacak iştaha ihtiyacım var.
Yani, hani yepyeni bir alanda, bir şey öğrenirsiniz. 
Ders alırsınız... 
Öyle zamanlar vardır ya.
Ya da bi kitap okursunuz, beyninizde pencereler açılır. 
Ya da bambaşka bir iş fikri bulursunuz.
Yolunuzu değiştirirsiniz.
İşte böyle bişeylere...
Hani hiç yorulmazsınız, uykunuz gelmez.
Enerjiden gözleriniz parlar, öyle bişeyler...

Akşam kızı yatırıp, 11.00'de koltukta sızma rutinine inat...
Onun bana verdiği enerjiyi, uykudan sonrasında da sürdürebileceğim.
 

25 Ocak 2011 Salı

Deniz bu, dalgalanır da, durulur da...



Dalgalandığımda durulmam için bir umut,
durulduğumda dalgalanacak enerjim olsun yeter... 


24 Ocak 2011 Pazartesi

Kız kıza...


"Annee, ikimiz kızız!" 
"Benim doktorum kız!"
"Hayır baba sen gelemezsin, biz kızız!"
"Bu erkek kitabı, bana kız kitabını oku!"
"Aaaa anne, baba bak, karşıda kız oyuncakları var."

Şu sıra, kız/erkek durumuna takmış durumdayız. 
Yahu ben seni erkek fatma yapacaktım, ne oldu böyle şimdi? 
Neyse ki pembecik şekercik barbie modeli değil. Olmasın da lütfen...
Bi yandan, ortalığı hallaç pamuğu gibi savuran afacanlıkta,
ama kız kıza kültüründen de eksik kalmamakta... 

 Biraz cadılık, biraz kedilik... Kız kıza takılıyoruz işte...

2,5 hafta, 2,5 yaş...

İki buçuk hafta, nasıl bulaşık teli gibi geçti anlatamam. 
Her şey aynı döneme geldi. Çekim, ekim, düğün, düğüm...
Hepsi bir araya toplaştı. Ben de aklıma gelen konu başlıklarını yazayım dedim bu sefer.
- En başta Beste evlendi, artık hepinizin bildiği gibi. 
Düğünün bir gün öncesinde, Murat ve damat, iki gün öncesinde 
Beste 39 derece ateşliydiler.
Çok ateşli bir evlilik oldu yani:)))
-Düğünden bir gün önce grupfoni midir nedir oradan manikür almıştık ona gittik, 
öyle bi klinik havası verilmiş, öyle havalı duruyordu ki... Ama fos çıktı.
 Ürün ve marka alışverişinin hastasıyım, ama hizmet sektörü için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
- Düğün, bütün koşturmacaya değdi.
Keyifli geçti. Yaz, düğünde çok komikti.
"EVET" deme aşamasında Beste'nin yanına gitmek istedi, ama onlar dans etmeye başlayınca çok bozuldu onlara doğru bağırmaya başladı, "sizinle oynamıycamm!" diye...
- Sonrasında iki gün izin kullandım, burada olay oldu. Düğünün üstüne al sana düğüm.
-Onun da üstüne iki gün reklam filmi çekimimiz vardı. 
Çekimden önce bir bardak suda fırtına kopmuş, oysa iş öyle güzel çıktı ki.
- Çekimler 03.00'lere kadar sürdü. Uykusuzluk kabus gibiydi.
Hele düğünün üstüne...
-Yaz'ın doktoru vardı cumartesi... 2.5 yaş kontrolü. Her şey yolundaymış, şükür ki...
Aşı yapılırken, cesurca kolunu bi uzatışı vardı ki... 
Doktorunun dediği 'sinek ısırığı' gibi lafını herkese sattı gün boyu.

 
Veee Yaz 2.5 yaşında!  Onunla ilgili yazmaya bile yetişemiyorum. Öyle keyifli bir dönem ki...
Onun her şeyi bilerek doğduğundan şüpheleniyorum. O da değilse, içine büyük adam kaçmış.
Annecim diye diye bişeyler yaptırtmasını, herkesin gönlünü alacak lafları özenle seçmesini,
bazen politik olsa da, çoğu zaman empati kurabilmesini, yengeçliğini, evseverliğini, ama gezmeye de bayılmasını, hiç ummadığın bir anda iskeletlerden bahsetmesini, kafamızın içinde beyin olduğu bilgisini vermesini, kitap arabası değil, kitap otobüsü o diye anneannesini düzeltmesini...
Aman hangi birini sayayım işte... Aynısından sizin evde de var işte, tahmin ediverin.

Bi an bakıyorum yüzüne, mimiklerine... Hepsini fotoğrafla yakalayamayacağıma göre, 
gün gelecek unutacağım bunları diye düşünüyorum. Detayları, ince ayarları...
Her anımız bu kadar değerliyken, eften püften hayat telaşlarını sırtlanmak ne gereksiz
ne müsriflik geliyor bilseniz... 
Ama Manga'nın dediği gibi hayat bu işte...

21 Ocak 2011 Cuma

My 'best' friend's wedding

İnsanın kardeşi evlenince nutku tutuluyor...
Çok şey var söylenecek, mutlulukla hüznün sarmaştığı...
Kelimelerin kifayetsiz kaldığı.
Ben susayım, fotoğraflar konuşsun madem...

 















14 Ocak 2011 Cuma

Blogcunun beyin jimnastiği

Sokakta ya da bir alışveriş merkezinde size yanlışlıkla çarpttığı halde
çok kızdığınız, arkasından söylendiğiniz birini düşünün...
Ya da aman bi daha nerde karşılacağız diye sırasını, 
otoparkta yerini kapmaya çalıştığınız kişiyi düşünün.
Belki kasada biraz ağırdan alan, ya da çocuğuyla uğraştığı için 
size zaman kaybettiren kadını hatırlayın.
İşte onların hepsi, burada her gün yazılarını okuduğunuz,
hak verdiğiniz, derdini paylaştığınız kişi olabilir.
Uzaylı değil ya bunlar.
Gün boyu yüz yüze geldiğimiz herkesi aslında tanıyor olabiliriz.
O tanıdığımız kişilere göstereceğimiz toleransı
herkese gösterebilsek... 
Belki dünya daha yaşanır olurdu ne dersiniz...

Blog gezmesi, başka dünyalarda kısa süreli park etmek gibi değil mi, ne eğlenceli...
 
 Hiiiiç dedikoducu değilim diye geçinmeyin, ne kadar çok arkalarından konuşuyoruz
şu ufaklıkların farkında mısınız?

Blogcu, piyasayı herkesden önce takip eder bi' kere...
Neeee, Pino Meraklı Minik'e kardan adam mı çizmiş hadi markete koşalım.

Ben bıkmıyorum blogdan, blog gezmelerinden... 
İki çift laflamak öyle iyi geliyor ki.


Hiç yüzünü görmediğin (bilgisayar dışında) bir miniğe, bir hediye yollarsın mesela.
Sıcacık sarıldığını görürsün sonra. 

Yıllar sonra ilk mektubunu bir blogcudan alırsın mesela.
İstesek hemen klavyeye sarılabilecekken, samimi duyguların dolduğu o karta,
o kağıda dokunabilmek ne güzel şeydir.

Ya da birinin sevdiği bir şeyi nerede görsen o gelir aklına...

İşte böyle...
Çok farklı bişey söylemedim biliyorum, 
blog üzerine 
sadece biraz beyin jimnastiği işte...

13 Ocak 2011 Perşembe

Çalışan anne evde ne bırakır?

Tabii öncelikle hayatının anlamını, kalbini, 
ciğerinin köşesini bırakır.

Ve uyandığında bulsun, onu düşündüğümüzü bilsin diye
çiziktirdiği resimli notları...

 
Ve bazı köşelerde onu bekleyen 
tatlı 'sürprizleri' bırakır... 
Çalışan anne 
düşündüğünü ve düşünüldüğünü göstermek, hissetmek ister.
 

12 Ocak 2011 Çarşamba

Yattığınız yerden bi' cevap lütfen...

Yatağımdan yana dertliyim dostlar...
Iyi yatıp, sırtım ağrıyarak kalkıyorum resmen...
Değiştirmeyi düşünüyorum artık.
E bi yandan nerdeyse 10 yıllık yatak.
Duyduğuma gere 7-8 yılda yenilemek gerekiyormuş.
Üstelik bi' de türlü teknoloji çıktı şimdi, no stress, yarı ortopedik, zart zurt.
Bana tecrübelerinizle nasıl bir yatak seçmem gerektiği konusunda tavsiyede bulunur musunuz? 
Aldığınız, memnun kaldığınız, bildiğiniz, duyduğunuz???
Teşekkürler şimdiden...

11 Ocak 2011 Salı

Ya sev, ya terket!

Nasıl büyük bir operasyona başladım bilseniz. 
Her odayı, her köşeyi elden geçiriyorum şu sıra...
Geçenlerde bahsetmiştim, şu Mutluluk Projesi adlı kitaptan... 
Ne yalan söyleyeyim biraz oradan gaza geldim.
Evde nerdeyse 10 yıllık birikmiş eşya (-ki ara ara yaparım verme/dağıtma süreci)
artık üzerime gelmeye başlamıştı. Bizi yer yutar mı diye korkmaya başlamıştım hafiften.

O gözle baktığınızda o kadar çok gözden çıkartılacak şey var ki...
Sonu kalmış kozmetikler, azıcık kullanılıp memnun kalınmamış 
ama atmaya da kıyılamamış kremler, senede bir gün giyilen bluzlar, daha da neler neler...
Ayırmaya başladım. Verilecekler, atılacaklar, değerlendirilecekler...

Mesela Yaz'ın çok tercih ettiği üç biberon var, gerisini istemiyor.
Ben de rafları dolduran bir dolu biberonu yok ettim.
Bi tanesini de aşağıdaki gibi değerlendirdim.

Daha çok var ayrılması gereken...
Ama başladım ucundan.
Insanı gerçekten hafifleten bişey.

10 Ocak 2011 Pazartesi

Yüksek yüksek tepelereee....



Tarih: 7 Ocak 2011
Mekan:Mor Meyhane
 Benim kınalı kuzu kardeşim bekarlığa veda etmeye hazırlanıyor.

Biraz şarap, biraz rakı önceydi diyen Teoman şarkısı geldi kulağıma.
Uzun zamandır ilk defa epey bi sarhoş oldum. Ne yalan söyleyeyim.

 
 Nasıl da güzellik ve sevgi ışığı gelmiş benim küçük gelinimin yüzüne...

 Bu gerçekten biraz rakı önceydi:)))

 Hayatımda ilk defa kına olayına girdim. 
Nasıl olur diyorsanız, ne biliyim denk gelmemiş.

Uzman başçavuş hamile Irem, kına olayını organize etti.
Kim tepsiyi alacak, ne kadar dönecek, kim sağdan girip, soldan çıkacak İrem'den soruldu.
Her kına organizasyonuna böyle bir arkadaş lazım.


Meğer kınanın üzerine altın konurmuş, kınanın üzerine ne koyduk dersiniz,
oyun jetonu... Çok eğlenceli bir evlilik olacak belli ki...


Kızımız yakmış kınayı coşuyor. Enteresan biçimde bütün fotoğraf makinelerinin
pili bitti bi aşamada. Yani dansözlü, masa üstüne çıkmalı bölümler 
kayıtlara geçmemiş, en azından benimkinde.
Bi de kalıplar hazırladık yıldızlar, kalpler kınalarımız çok bi' şekilli oldu.
 Kardeşimin gecesi diye mi bilmem, gece bana çok eğlenceli geldi.
Çok güldük, çok eğlendik. Mekan güzeldi. 
Mekanın eğlencesi iyiydi.
Yalnız bana ders olan tek şey, telefonda yapılan pazarlığın yazılı kanıtını istemek gerektiği...
İçkili kafa, biz o kadar demedik size muhabbeti çektiler ki çok çok ayıp bişey.
(Ama bişey unuttular tabii  20 küsür cadı bir arada, 
kül yutmadık.)
Duvağımız ve aşağıdaki kitap ayracımız 
Primarima'dan... 
Sitesinden birçok kına, bekarlığa veda hediyesi ve zamazingosu bulabilirsiniz.

Bestoş mutluluğunuza nazar değmesin, tatlı kuşum!