31 Mayıs 2011 Salı

Kısa kısa kısa...

Kızım beni yapmış, nasılım ama? :))) 
Animasyon sevgimden bahsetmiştim, hele  
Yaz da sevince tam animasyon manyağı olduk.
Yeni favorim Herkül ve bu sahne.
Türkçe videosunu bulamadım ama aşağıda Türkçe mp3'ünü koydum.
Ve Türkçe...

(Hahahaaaa Türkçe diilmiş bu yafuuu :))) Kalsın bari. Ama youtube'dan bakın, Türkçesi çok güzel)
Geçen gün masal anlatırken, şu dev çıktı karşımıza, Yaz'dan yorum:
"Anne ben bu masalda olsam, bu devin elini tutmam, tırnakları simsiyah!" :) ) )

iyi ki doğduuuun emce!

Hem severim, hem üzerim tarzı bi ilişkileri var amcasıyla! 
İki muzur bi arada.
Birbirlerini kızdırmadan duramazlar.
Amcasının doğum gününü de paylaşamadılar.
Hayır benim doğum günüm dedi küçük hanım,
hatta mumları da kendi üfledi.

İyi ki doğdun amcaaası!

30 Mayıs 2011 Pazartesi

En eğlenceli müze (Oyuncak müzesi)

 Seneler önce bir konferansında dinlemiştim.
Bir ülkenin medenilik derecesi müzelerinin sayısından belli olur demişti.
Bizde müze sayısı o kadar az ki.
Neyse ki, yeni yeni açılmaya başladı farklı uzmanlıklarda müzeler.
Sevindirici.
Öyle şeker, öyle özenli bir müze kurmuş ki.
Gerçekten minnet duydum Sunay Akın'a...
Oyuncakları hayranlıkla incelemekle kalmadım,
kullanan çocukları ve yaşadıkları zamanları düşledim.
50'lerin Almanyası'na, 70'lerin Amerikası'na vs...
Miki farenin dedesini, Barbie'nin haminnesini gördüm.
Sonra, bazı antika gibi duran oyuncak bebeklerin aynısından
bende de olduğunu gördüm. 
Gerçekten dünyanın dört tarafından harika bir koleksiyon derlemiş...
Üstelik şeker gibi cafesiyle, denizaltı gibi tasarlanmış koridorlarından geçilerek giden tuvaletleriyle
her ayrıntısı özenle düşünülmüş.
Teşekkürler Sunay Akın...
Bize ve çocuklarımıza böyle bir müze armağan ettiğin için.




















Oyuncak Müzesi 
Göztepe Mah.
Doktor Zeki Zeren Sokak 17, Istanbul
0216 359 4550





27 Mayıs 2011 Cuma

Ben anlamam...

Pazarlık yapmayı ne bilirim, ne severim, ne de yapabilirim.
Ama bazı durumlar var ki, herkesin yaptığını bildiğinde
eh o kadar da enayi olmayalım canım diyorsun.

 Ama biz karı-koca böyleyiz.
İki indirse karşımızdaki, biz başka yerden üstüne 
5  koyar veririz.
İster bi tuhaflık varmış canım sizde deyin, ister gönlünüz zengin :))


Neyse, Yaz'ın gelecek sezon için okula tam zamanlı kaydını yaptırdık.
Hayırlı olur inşallah...
Önceden de, birkaç kişiden duydum, herkes bu fiyatlar üzerinden pazarlık yapıyor.
Eee, şimdi aynı sınıfa giden iki çocuğun farklı ücrete gitmesi ne saçma di mi?
Koparabildiğine...


Sonuçta indirim istediğimizi söyledik bakalım,
ne kadar etkili olacaksa :))
Ondan sonra onu bile sorguladık arabada
Bu fiyatlardan kesilecek para,
aslında çocukların süt markasını, eti nerden aldıklarını, kitap,kırtasiye parasını
etkileyecek bişey aslında.
... Madalyonun iki yüzü işte...


25 Mayıs 2011 Çarşamba

Hiç çekilmez

Aman aman ne sıkıcı şey şu prenseslik, first ladylik falan... 
Valla sandığın gibi değil. Hep bi formalite, hep yapay kibarlıklar.
 

 Hep zarif olmak, hep böyle pür neşe görünmek..
Elini zarifçe koymak şöyle prensinin koluna..

Hep kibarcık olmak, hiç küfretmemek...
Beyaz atlı prensi beklemek...
Bir kulede hapsolmak...
Kurtarılmayı beklemek...
Etken değil edilgen olmak.

Diyorum ya, bebeğim şimdi iyi hoş, okul gezisine giderken bile
kafada taçla takılmak... Oyunlarda prenses olmak.
Bizimle rol paylaşmak.
Ama onun dışında, bırak ya,
hiç özenilecek şey değil.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Cevapsız sorular ve hayaller


 Büyüdükçe artıyor cevapsız sorular...
Cevapsız kalamaz elbette.
Veriliyor bir şekilde...
Ama biraz yuvarlayıp, biraz çevirerek...
Eee siz ne cevap verirsiniz?
Orkid paketini gösterip:
-Bu ne işe yarıyo ? diyen 3 yaşındaki bi bücüre...

Ya da -güvey kardeş ne anne diyene?
(Üvey olacak)


Ya da kulağıma küpe takalım deyince
kızım küpe takmak için kulağını deldirmek gerek,
küçükler kulağını deldirmez diyince...
Ama anne Ayça da küçük ama küpesi var dediğinde...
Cevaplaması zor sorularla karşılaşmaya başladık anlayacağınız. 

Bu aralar, hayal gücünü şaşkınlıkla izliyoruz.
Bugün telefonda babaannesine
bugün doğum günü partisi olduğunu söylemiş,
anneannem de gelecek, sen de gel demiş...
Çocukluğumda aynı şeyi ben de Beste için yapmıştım, o geldi aklıma...
Kendi başıma doğum günü partisine davet etmiştim, kardeşimin arkadaşlarını,
ortada ne pasta ne bişey...
komik :)))

 Eli tavalı bu fotoğrafı, Karmakarışık'ı (Rapunzel) seyredenler 
bi yerden hatırlayacaklar; )

20 Mayıs 2011 Cuma

-Anne,bugün tatil misin?

-Sen her sabah bu soruyu sormaktan yorulmuyorsun,
benimse hayır dediğim günler içim burkuluyor.
Hele de veda ediş, zorlu geçiyorsa...

Dünkü tatili herhalde hafta sonu tatili olarak algıladın, 
bugün de tatilim sandın tatlım, ama üzülme Allahtan yarın tatilim bak.
  
Hayalgücünün hayranıyım. Dün gittiğimiz mekanda
kendinden büyükçe kıza neler anlattı palavracı avcı hikayeleri gibi.
" Biz eskiden babamla şu köprüden geçtik, kurnaz tilki vardı orada.
Sonra bizi görünce kaçtı. Babam bebekti o zaman, ben onu kucağımda taşıyordum..."
!*!!!!!!!!!

Geçen gece, rüya görmüş.
"Çok güzel bi rüya gördüm. Yunuslar ve balinalar yüzüyordu..."
Süpermiş. 

Dün de yine beraber oynarken, anlatıyor:
"Benim bi ablam var, şöyle dedi böyle dedi.
Abisi, halası ve yengesi de var söylediğine göre.
Ki bunların hiçbiri yok...
Külkedisi'ndeki üvey kardeşlere takmış şimdi.
Önce güvey kardeşler diyordu, ne olduğunu da anlamadan pek.
Şimdi oyun kurarken, soruyor durup durup,,
hecelerin üstüne basarak "üv-eyy" miydi anneee?


Hayallerin bol olsun, güzelleri gerçek olsun minişim!
  

Bu da siz güzellere hafta sonu armağan şarkısı olsun, şimdiden 
iyi tatiller:

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Ey Türk genci!...

Kanı deli, burnu küpeli, bazısı yaman, bazısının kafası duman gencim benim...
Zor zamanlardan geçmektesin, bilirim, şahidim.
Sınava girersin, 1-0 yenik...
İş ararsın fellik fellik.
O çok sevdiğin internetinin geleceği muallak.
Facebook'un, twitter'ın durumu pek bi muğlak...
Bazı güçlüsün, dimdik çıkarsın meydana...
Ama bazı da dolaşırsın, kendini hiç geliştirmeden ağlak ağlak.

Seviyorum seni Türk genci.
Çünkü zorluklar arasında açan kardelenler gibisin çoğu kez.
Az ete, bir yaştan önce başladığın inek sütüne, 
ağzına dayanan somun somun ekmeğe rağmen,
cin gibisin. Işıl ışıl gözlerin.
Sana bi fırsat verilse, oskarı, kupayı, nobeli devirirsin.
Konuşuyorum bazen staj isteğiyle gelenlerle,
kimi kez hem donanımlı, hem güvenlisin.
Gücenme ama bazen de,
nerede, nasıl, ne şekilde konuşacağını bile öğrenememişsin.

Dediğim gibi işin zor, sahip olduklarını, alıştıklarını, özgürlüklerini
kaybetmemek, ışıklı bir gelecek kazanabilmek,
bağımsız bir ülkede yaşayabilmek,
devletinden ne istediğini söyleyebilmek,
haklarını bilmek için
iş başa düşüyor, yani sana...

Kendini güçlendirmelisin.
Yani sokakta sana bir mikrofon çevrildiğinde
cumhurbaşkanının kim olduğunu bilmeli,
ortadoğu ülkelerini say deyince
ingiltere, fransa dememelisin.
Ya da Türkiye'yi Amerika kıtasında sanmamalısın.
Yok eğer sen böyle sanırsan,
alır taşırlar ülkeyi Amerika'ya da ruhun duymaz.
Ya da Levi'sın memleketine gidiyorum diye sadece sevinirsin.

Ey Türk gencim, GENÇLİĞİNE, ülkene, haklarına sahip çık.
Yoksa yarınki bayramı sırf 'spor' olsun diye yaşar, gelip geçersin...


17 Mayıs 2011 Salı

Alış veriş öneriş...

 Havalar nihayet güzelleşti ya, tatil hayali kurmaya başlayabildik.
Farklı bir güneş ürünü buldum Sephora'da...
Hani tatilin başında 50 faktörle başlar, sonra 30, 15 azaltmak istersiniz ya, 
bu ürün üçünü bir arada sunuyor. 
Çevirdiğinizde üstteki mekanizmayı faktör değiştirebiliyorsunuz.
Hem yüz, hem vücut için kullanılabiliyor ayrıca.
Kaşlarınıza yeni şekil vermek, belki gürleştirmek istiyorsunuz.
Şahsen ben biraz kalınlaştırmak istiyorum.
Şu besleyici ürün aktarlarda satılıyor.
Bir ucu kirpik, bir ucu kaş için...
Besleyici...

Gözenekleri açmak, güneşlenmeden önce cildi arındırmak için güzel bi ürün.
İnternet sitelerinden de sipariş verebiliyorsunuz.
Ve yeşim taşı... Rengi bile ne kadar şifalı gözüküyor değil mi?
Faydalarına baksanıza...

 Bunlar ne sayesinde oluyor peki? :))))

 Bu arkadaşı geçen gün Capacity'de dart atarak kazandım, bizzat kendim :)))

Bugünlük bu kadar, umarım size de faydalı bi şey çıkar aralarından...




16 Mayıs 2011 Pazartesi

Basic Instict...

 Yani temel içgüdü... Annelik. Kendiliğinden, içsel bir sezişle hareket edildiğinde
en doğru şeklini yaşıyor insan. Ama bazen kafa dolu oluyor, ya da karışık,
dışarıdan bir sese yöneliyorsun.
Ben ne zaman, kendi sezgilerim ve miniğimle ilişkilerime değil 
bir dış sese kulak versem,
 ters tepti ve özümüze yani anne-kız ilişikimizin özüne döndüm hemen.

Haaa yardım almıyor muyuz, alıyoruz.
Mesela ilk kurduğum uyku düzenini Tracy Hogg'a borçluyum,
ya da kendi bile bilmez, bez döneminde Sinem'in sözlerinin çok faydası olmuştur.
Birbirimizden ilham alıyoruz ama içgüdüyü asla kaybetmemeliyiz, 
duyduğumuz şeyin ilişkinin bünyesine uygun olup olmadığını
içgüdümüz söyler inancımca...
Neyse... Güneşin gül yüzünü gösterdiği hafta sonumuzdan bahsedeyim biraz.
Bavulları indirdim, yazlıkları çıkarttım, bu sefer hem kendiminkini, hem Yaz'ınkileri...
 Şu üzerinde gördüğünüz benim eteğim oluyor, ama kendisi pek bi prenses modunda takıldıklarından böyle kostüm partisi şeklinde geçti, yazlık çıkartma faslı.
En tepedeki fotoğrafın saat 7.00'de çekildiğini söylesem, 
gözünü açtı, o elbisesini giymek istediğini söyleyip tacını taktı.
Evde bir asilzadeyle takılıyoruz anlayacağınız.
Başka ne yaptık? Tuvalet kağıtlarını sulu boyayla boyayarak gül yaptık.
Çok eğlendik, tavsiye ederim.


Ataköy'de Airport AVM'nin hemen önünde cumartesileri bit pazarı kuruluyor.
Çok keyifli orayı dolaştık. 
Ama sıkılınca -Anneee eve, annneeee eveee diye tutturunca atladık döndük.
Anlatıyorum, bak kızım ben senin istediğin yerlere gidiyorum sen de bana biraz izin ver...
Yanıt yok...


 Bizim mahalleye de geldi bahar sonuçta.
Ortalık yeşillendi, mor salkımlar açtı.
Öyle bi özlemişiz ki sokağı, parka diye çıktık dün sabah 9.00'da , 12.30'da döndük...

Komşumuzun ikizleri büyümüş epey onlarla hasret giderdi
ve parkıyla...


Yok blogspot kaçamazsın unutmadım!
Ne karıştırdın cuma günü sen bakayım?
Benim son postum önce yok oldu, silindi, bu sabah geri geldi...
Ya bi kurcalamayın şunu kardeş, bi durun ya...

12 Mayıs 2011 Perşembe

Ben bugün Calliou'nun annesiyle tanıştım :)

Bugün kısa kısa cümlelerim var oradan buradan kabul edersiniz.
 
 Bilin bakalım ben kiminle tanıştım bugün.
Bir reklam filmimizin dublajı için gittiğimiz stüdyoda 
dublaj sanatçımızın, Calliou'nun annesini seslendiren dublaj sanatçısı
olduğunu öğrendik.
 
Bizim filmimiz kozmetik bir ürüne ait olduğu için, o tonlamayla hiç benzetememiştim sesi.
Ta ki o söyleyene kadar.
O söyledikten sonra da, ne söylese Calliou'nun annesi gibi gelmeye başladı:)))
Hatta aynı kadın, şu meşhur Playskool oyuncaklarının da seslendirmesini yapıyormuş,
mesela şu ünlü konuşan köpek var ya, onun ve diğerlerinin...

Ne komik di mi, öğrendikten sonra kadın akraba gibi gözüktü gözüme...
 
Küçük hatun için dün çok eğlenceli geçti.
Pijama partisi yaptılar dün. Evden bayaa pijamayla çıkıp gittiler.
Eski velilerden duyduğum bu bizim okulda gelenekmiş, 
ve sırada ÇILGIN SAÇ günü varmış.
Yuppi , sabırsızlıkla bekliyorum.


 Bugün çok sevdiğim bir arkadaşımla ilgili çok güzel bir haber aldım.
Onunla daha çok görüşebileceğiz artık kısmetse :))) Buna da YUPPİ...


Ve anne sözü yarışması... Cümlelerimiz açıklandı. Uğrayıp oy vermek istemez misiniz?