26 Ağustos 2011 Cuma

Gelene kadar...

Tatil boyunca yazarım yazamam neme lazım
ben şimdiden kutlayayım bayramınızı.

İyi geçinin, iyi bakın etrafınıza, olaylara.
Affedin gitsin kızdıklarınız falan varsa.
Hepimiz birbirimizin yansıması değil miyiz neticede.
Geçen sene bugün facebookta paylaşmışım 
şu sözü: 
"Oyunun sonunda şahla piyon aynı kutuya giriyor" sonuç olarak.
Koyverin gitsin.

Hele ki idari tatil, sizi de idare ediyor, tatil armağan ediyorsa değmeyin keyfinize.
Allah hastalarınız varsa şifa versin.
Sevdikleri yolda olanlar, sağlıkla kucaklaşsın.
Eften püften şeyler kafanızı kurcalamasın.
Bidilikleriniz tatil boyu lokum gibi olsun.
Ağlama krizi olmasın, huysuzluk çıkartmasın. 
Yapmanız gereken ev işi, bavul işi, yol işi kolay gelsin, hiç yormasın.
Yediğiniz  tatlılar kaloriye dönmesin.
Kucağınıza aldığınız ufaklık, belinizi bükmesin.
Ne bileyim işte sevin, sevilin, sevindirin.

Görüşene kadar, güzel anılar biriktirin ki gelince okuyacak çok çok postlar biriksin.


Çok öptük.




25 Ağustos 2011 Perşembe

Bir devrin sonu bugün...

Doğrusuyla yanlışıyla, 
acısıyla tatlısıyla bir devri kapatıyoruz.
Bugün son gün.
Aldı götürdü beni bugün 
ilk günlere...



 Emzirmeler, ilkler, uyumalar, uyuyamamalar, alışmaya çalışmalar...
Film gibi geçti bir bir.

 

Küçüğe çaktırmadan vedaşlaştık, helalleştik.
Güzel güzel eski devri kapadık.
Bir gül devri kapandı, yukarıdaki gibi taptaze bir tomurcuk gibi bekliyor bizi 
yeni bir dönem.

 
 




24 Ağustos 2011 Çarşamba

Değişim dönüşüm

Dört tarafımda bir yeniden yapılanma süreci var.
Bundan Yaz da nasibini alıyor haliyle.
Bayram dönüşü epey bir değişim bekliyor onu.
Yaz okulu bitiyor, normal okul düzeni başlıyor.
Üstelik bu sefer her gün ve tam mesai.
İlk defa okulda uyuyacak. Üstelik henüz emziği olan bir çocuk.
Yine bayram sonrası Gül ablası gidiyor,
ama gide gide en alt katımızdaki küçük bir çocuğa.
Okuldaki rehberlik öğretmeni, orada olduğunu görmesin dedi.
Hiç olmazsa bir süre.
Benim için de yeni bir süreç tabii.
Hiç olmazsa gün içinde ev derlenip toplanıyor.
Bir düzen sürüp gidiyordu.
Hepimiz alışacağız.

Ve bu değişim-dönüşüm süreci "Niye?" dönemine denk geldi.
Artık sık sık, hatta gerekli gereksiz "niye sorusu gelmeye başladı.
Bazen öyle gereksiz ki, şöyle anlatayım, niye bu brokoli? demeye kadar uzuyor.

Yalnız beni uyandıran bir şey oldu geçen gün. 
Yine bir konuda "niye?" dedi.
Daha ben yanıt vermeden,
"işte mi?" diye sordu.
Utandım ya, niye sorusuna işteeee diye yanıt vermemişizdir herhalde di mi? :))

O andan itibaren her niye'ye mantıklı şeyler söyleme çalışıyorum :)


23 Ağustos 2011 Salı

Kışttttt keçiler kışşşşşt!

 Ne haftaydı ama.
Ve ne hafta sonu. Çocuklarda ağlama krizi neymiş
gördüm yani. Vardı bir sıkıntısı. 
Bir otopark sahnemiz var, yukarıdan Beste gördü, 
dışarıdan komik ama içinde olunca içler acısıydı.

Eve girmeyelim! Anneanneme gideliimmmm! Hüüüüüü!
Hadi gidelim kızım tamam, ağlama!
Ama Pocahontas'ın filmini de alalım yukarıdan, hühüüüü!
Hadi gel çıkıp alalım!
Hayıııııııııır, sen çık al, ben burada bekliycem. Hüüüüüüüüüüüüü!
Ay bi an kaldım, nasıl ya! Ne yapacağım ki şimdi ben diye! 
Ama kıpkırmızı kesildi ağlamaktan, hiii hiii diye içini çeke çeke ağlıyor.

Onların da var keçileri işte. 
Zaman zaman geliyorlar.

Ama prensesliğimizden taviz vermeyiz hiçbir zaman.
Ay bu kostümleri kim giyer falan demeyin.
Bu cinsler giyiyor işte :)
Ama Ekim'de Princess on Ice geliyor.
Onu seyretmeye artık kostümümüzle gideriz biz de.

  
Bu arada, bi ihtimal, Arabaları seyretmeye Tibet'le birlikte gidecektik.
Yaz ilk defa bir filmi reddetti.
Ben Şişmek Mc Quin'i seyretmiycem, kız filmi seyredicem.
Tibet seyretsin dedi.

Anlayacağınız durum 3'ünde neyse 30'unda da o!
Kızlar erkeklerin filmlerinden hoşlanmıyooor!
Şşşşt erkekler duydunuz mu?
 

 Aşağıdaki kitaptaki illüstrasyonları bir arkadaşım yaptı. Harika bayılıyorum çizgisine.
Bilirsiniz o seriyi... Klasikler.

 


Ve bizim kızların bana hazırlattırdıkları pasta! 
Nefis gözüküyor di mi?
Sürpriz organizasyondan sürpriz olabilen
tek şey :-PPP
Çok tatlı !
 




18 Ağustos 2011 Perşembe

Bu sabah...


Ne güzel şey, biz içeride otururken pıtı pıtı parkede küçük ayak seslerini duymak
ve içeriye geliveren bir küçük böcük.
Yatağın korkuluğunu indirmek çok hoş oldu bu nedenle...

 Ne güzel, sonuçta el yıkama konusu yerleşti. 
Artık her tuvaletten sonra pazarlık yapmıyoruz.

Ne güzel, seninle başlamak güne...



17 Ağustos 2011 Çarşamba

Okul yolunda...




 Dün akşamdan kafaya koydu, 
bu sabah bandana takmayı.
Nitekim, şekil A'da görüldüğü üzere taktı da.
Her sabahımız bir macera.
Hanfendi ne giyecek? 
Olsun hevesle gitsin de.
 Bu arada, nasıl bir dönemse
aynı anda hem işyerinde, hem de evde eleman arayışındayız.
İkisi de çok önemli.
İşyerine elemanlar gidip geliyor görüşüyoruz da,
Ev için daha bakınıyoruz.
Yaz, Eylül itibariyle tam gün okula başlıyor ya,
çıkışta ben gelene kadar bakacak birini bulmamız gerekiyor.
Eğer bizim o taraflarda (Ataköy-Bakırköy) 
yönlendirebileceğiniz biri olursa sevinirim.

Umarım, en doğru elemanlar çıkar karşımıza,
kanatlanıp, gelirler... Bir an önce.





16 Ağustos 2011 Salı

3 yaş hizasından bakmak...

 Annelik her yaşı iki kere yaşamak demek.
Bakın ben mesela yeniden 3 oldum.
Şirinler'i seyrediyorum, şirince gülüyorum, şarkılarına eşlik ediyorum. 

Oyun parklarına gidebiliyorum. 

İçindekiler kadar eğleniyorum, seyrederken...

 Yeniden keşfettim prenseslerin şatolarını...


Prenseslerden prenses beğeniyorum oynarken.


Gerçek yemeklere vakit bulamadığım kadar
sahtelerine zaman ayırıyorum.

 Yalana yalana pasta yemenin ne kadar güzel olduğunu seyrediyorum.


 Ve her koşulda ve şekilde uyuyabilmeyi keşfediyorum.
Sonuç; belim feci durumda :))))
O yüzden zaten kucağa almadan 
3 yaş hizasında göz teması kurmalıyım kendisiyle...
Siz daha romantik bir final cümlesi beklemiştiniz di mi;- )


VE HOŞ GELDİNİZ :)

benimistanbulum_ella,

nazlı'nın dünyası,



dilek ipek,








15 Ağustos 2011 Pazartesi

Şerefine hayat!


Bakmayın, ne muhasebeden anlarım çok fazla.
Ne de rakamlardan.
Sözcükleri severim ben.
Derin, sıcak, yaşanmış sözcükleri...
Bakıyorum şimdi geçen seneye...
Çok sözcükler biriktirmişim.
Anlamlı, sıcak, dost...
Kimi zaman öfkeli, 
ama kin tutmayan. 
Muhasebemi bile sözcükler üzerinden yapmayı seçerim ben.
Hisli, sevgili, neşeli sözcükleri severim en çok.


 
Bakıyorum da geçmişten günümüze... 
Yanıma fotoğraflarda kocaman bir çocuk kondu. 
Küçükler büyüdü de teyze oldu...
 
 Pastalara, mumlara ortak geldi...


Geçerse geçsin zaman,
güzel geçsin yeter ki...

 Bu yaşımızda kurtulduklarımız oldu, hala bizimle olan emzik gibi alışkanlıklarımız da...

Çok şükür sevdiklerimiz yanımızdaydı.


Anneliğimin tadını daha da bi fazla çıkartmaya başladım.
Ama sık sık da annemin omzuna başımı yasladım.

Bu yaşımda gördüm, kardeşimi telli duvaklı.

 Dostlarım oldu, eskilerin yanına eklediğim...
Yeni fakat yıllanmışlar kadar hakiki...

Eeee ne diyeyim o zaman,
ŞEREFİNE HAYAT!


12 Ağustos 2011 Cuma

Bir kız tanıyorum..

Hani yeni yetmeliğe doğru hatta biraz da gençliğe geçtikten sonra
bir özgürlük, bir çılgın olma telaşı sarar ya "kanı deli akanı"...
Uzaklara gitmeyi başına buyruk,
kafasına göre takılmayı,
herkesten farklı yaşamayı ister.
Çılgın olmak, çılgın anılmaktır başarı...
Hatta daha da marjinal yaşamaya meyleden bir kısmı
belki de kendine zarar veren alışkanlıklar edinir.
Sırf annesi, babası gibi yaşamamak, görünmemek için.

Bu konulara neden girdim durduk yerde?
Bir kız var bana ilham olan...
Onu tanıdığımda, 18 yaşlarında falandı sanırım.
Benim çalıştığım yere gittiğim serviste babası da vardı, 
o yüzden şehir merkezine kadar servise o da binerdi.
Çok sessiz, sakin bir adamdı babası.
Neredeyse sesini duyduğumu bile hatırlamıyorum. 
Annesi de öyle. 
Ama bu kız o kadar farklıydı ki. O normalliğin içinde.
Çok farklı hayallerden bahsediyordu.
İspanyolca okuyordu. Hiç kimsenin aklına gelmezken o yaşta sırf macera olsun diye
İtalya'ya gidip, aşcılık kurslarına katıldı. 
O mesleği yapmak için değil, keşfetmek için.
Son derece kök salmış bir aile düzeninde,
o aklına estikçe dolaştı dünyayı.
Ama turist gibi değil. Kenarına köşesine, detayına dalarak.

Sonra bi baktım kitap yazmış. Fantastik. Sonra ikincisini...
Şimdilerde yeni yeni facebook'ta görüyorum 
yine özgür ruhlu, yine gezgin, ama aynı zamanda yaratıcı ve üretken.
Yani diyeceğim o ki, kızıma da örnek olsun bu yazı ileride,
farklı hayatlar yaşamak için "dağıtmak" gerekmiyor.
Öyle güzel bir örnek ki. Gördükçe fotoğraflarını gülümseme yayılıyor yüzüme.

Diyeceğim o ki, 
üretken, yaratıcı, meraklı, kaşif bir insandan daha özgürü var mı?


10 Ağustos 2011 Çarşamba

Göz yaşartan bir başarı hikayesi: EL SİSTEMA


Venezualla'da bir gün adamın biri çıkıyor ve inanılmaz bir 
sosyal başarıya imza atıyor.
Fakirin de fakiri çocukları sokaklardaki çeşitli tuzaklardan çekip çıkarıp,
daha doğrusu bu tuzaklara düşmelerini engelleyip,
müzikle tanıştırıyor. 
6 ila 12 yaşlarında çocuklar bunlar...
Fakir yaşamlarını müzikle zenginleştirme hedefiyle çıkıyor bu kahraman adam yola.

Hikaye 35 yıl önce, 1975 yılında başlıyor. Jose Antonio Abreu başarılı bir ekonomist, 
iyi bir kariyeri var, ayrıca iyi bir müzik öğrenimi görmüş bir piyanist ve besteci. Abreu, Caracas’ın barriolarında “ikamet” eden 12 çocukla ilk gençlik orkestrasını kurduğunda 32 yaşında. 
Fikir şu: Barriolardaki çocukların yoksulluk ve suçla çevrili hayatlarına, yüksek kültür denerek onlardan hep esirgenmiş olan klasik müziği katmak.
Bu fikrin peşinde 35 yıl koşan Abreu, 10 iktidar döneminde Müzik için Sosyal Hareket adını verdiği bu çabasını geliştirerek yaşatmayı başarıyor. Sonuç herkes için iyi, hayata potansiyel suçlu olarak başlayan çocuklar orkestra üyesi müzisyenlere dönüşüyorlar.

Ve kocaman bir senfoni orkestrası oluşturuyorlar :Simon Bolivar...

Dün akşam konserleri vardı, oradaydım.
Çok başarılıydılar, ama arkasındaki büyük projenin başarısı insanın gözlerini yaşartan cinsten.

NEDEN DEDİM, NEDEN BİZ BUNU YAPAMIYORUZ?
Bizim Ahmetlerimiz, Mehmetlerimiz, Ayşelerimiz için...
Müzikle yaşasa çocuklarımız, kötülüklerle tanışmasalar.

Kömür yardımı, yiyecek paketi falan bıraksalar da bu uyuşturan sadaka kültürünü...
UMUT verseler bu ülkenin çocuklarına UMUT ve GÜZELLİK ve SANAT...



Umarım videoları seyretmeye de vaktiniz olur...



9 Ağustos 2011 Salı

Ortak, bu başlık tam sana göre!


Saat 06.30'da şalterleri kaldıran küçük hanımı daha iyi anlatamazdı :
"Uykusuz Yaz!" Hahhaaaaa bayıldım valla. 

 
 Ortak dediysek boşa değil. 
Annecim, arabaya kadar topuklu ayakkalarımı giyebilir miyim?
Annecim, senin tacını takabilir miyim?
Dün Elif yazmıştı, gerçekten arkadaş oluyoruz giderek biz yahu :)