31 Ekim 2011 Pazartesi

Sahne tozu yutmak



Cumartesi babasının işyerindeydik. İşsanat'ta...
Çocuklar için notada yazmayanlar'a gittik.

Mehmet Ali Alabora'nın sunduğu sohbetli,  klasik müzikli bir gösteri...
Çocuklara klasik müziği sevdirmek için ideal.

Yaz keyifle dinledi. Ama bence herkes gittikten sonra
sahnedeki piyanoyu çalmak/ ya da -mış gibi yapmak onun için çok daha keyifliydi herhalde.

Gösteride bir soruya cevap bile verdi.
Çok hayalperest bir cevap üstelik.
Bir eserde piyanonun çaldığı bölüm, sizce neyi çağrıştırıyor dedi
Memoli, Yaz da yavrusunu arayan kanguru diye cevap verdi mikrofonu alıp...


 Gösteride müzisyen abi ve ablalar, kendi aletlerini tanıtıyorlardı,
umarım Yaz da bir müzik aleti çalar ileride.
Profesyonel olarak da olur, ama olmasa da hobi olarak...
Nedenine gelince, orada dinlerken düşündüm ki,
çocukların kendilerini sakinleştirebilecekleri, buhranlı zamanlarda deşarj olabilecekleri
bişeyler lazım. Klasik müzik, ya da bir enstrüman çalmak tam da böyle bir şey...

 Küçük sahne amiri nasıl? İş sonrası teftişte :)








27 Ekim 2011 Perşembe

Sibel'den gördüm...

Bugün yazmayacaktım.
Ama Sibel'in yazısını okuyunca yazmanın 
bana da iyi geleceğini düşündüm.

Bugünlerde kendimi epeyce bir unuttuğumu hissediyorum.
Kendim için bir şey yapmadığımı... 
Ve biraz dolduğumu... Göz pınarlarıma kadar yükselen bir şekilde.
 
Kendime vakit ayırmam gerekiyor, ama o vakti bulamıyorum.
Halime şükrediyorum, ama vücuduma şükretmek yeterli gelmiyor 
daha fazlasını istiyor. 

Onu anlıyorum, yani vücudumu, ihtiyaçlarını görüyorum.
Sabret koçum diyorum.
Onu anladığımı bilirse, belki biraz gevşer ha?


26 Ekim 2011 Çarşamba

Ben büyüyünce...

 İlk defa büyüyünce ne olmak istediğiyle ilgili
bir laf etti. Öğretmen olmak istiyormuş Tuğba öğretmeni gibi.
Adım da büyüyünce Tuğba olacak o zaman dedi.
Eh bu  da Tuğba öğretmenin başarısı sanırım.

  
Şu gördüğünüzü pasaklı hakkında biraz şikayetlerim var size.
Üst değişmek, değiştirmek konusunda anamı ağlatıyor.
Ki gerçek manada anamı da neredeyse ağlatmışlığı var.
 

 Bugün öğretmenine çıtlattım, kışın insanlar  nasıl giyinir dersi işleyin diye.
Yoksa bizimkinin ne külotlu çorap giymeye niyeti var, ne pantolon.
Şu sıralardaki takıntımız , sadece tayt, bluz.
Şu sıralar olayları seyretmekten hepimiz Leylayız sanırım.
Cep telefonu, anahtar ne varsa evde unuttum çıktım.
Hadi bakalım...







25 Ekim 2011 Salı

Fener'de nar zamanı!

 Ulusca biraz normalleşmemiz lazım acil şekilde.
Biraz acılardan sıyrılmamız.
Çünkü herhangi bir konuya yardımcı olmak için önce 
sağlam durmak gerekiyor.


 Ben duyduğum birkaç çatlak ses dışında açıkçası
herkesin yardım edebilmek için seferber olduğunu düşünüyorum.
Hala "bir" olduğumuzu gördükçe seviniyorum.

Umarım nar zamanının bereketi, sağdan sola tüm ülkemize
yayılsın, yaralar sarılsın bir an önce. 

Çünkü birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için...
Kol acırken, kafa rahat edemez.
Ya da kafa ağrırken, kol kıpırdamak istemez.


Nar toplamak iyi gelir, bulursanız biyerlerde. Dalından koparmak için 
çevire çevire... Deşarj olabilir insan...


Ya da şu yavruları gördükçe...

  
Güzel günler diliyorum... 
Güneşli günler...

 


21 Ekim 2011 Cuma

DUA

Biz düne ağlarken,
bugün başka çocuklar dağda.
Bu ülkenin çocukları...
 
Belki annesi çocukken oyuncak silah bile almamıştı.
İlk defa silah aldı eldine.

Gün dua günü...
Kalanları Allah'ım, meleklerim korusun.
Işıktan bir kalkan koysun etraflarına.


Gün dua günü.

19 Ekim 2011 Çarşamba

İşte böyle...

Sevginin ifadesi bazen kolay, bazen ne kadar da yetersiz.
Benim canım, güzel annem...
Gelip beni öpebilir misin? 
diyen kızıma...
Ne kadar söylesem az.
"Seni seviyorum"





 





 

18 Ekim 2011 Salı

3 yaş

 Kızım 3 yaşın tüm özelliklerini gösteriyor. 
Ben de onu seyrediyorum.
Bazen yorgunlukla ama tamamen saygıyla.
Çünkü o da bir insan, o da hayatın süreçlerini yaşıyor.
İstediğim bu süreçleri onun için kolaylaştırmak,
istemediğim onun bu süreçleri bastırması içinde...

Çok önce asıl olanın 'haklı değil mutlu' olmak olduğunu öğrenmiştim.
Yakın zamanda bu listeye bir de "mükemmel değil mutlu"  olmak şıkkını ekledim.
Ona da bunu öğretmek isterim başarabilirsem.
Kendini ezmek pahasına duyguları yok saymak
aslında kendine en büyük ihanet.
Hepimizin zayıflıkları, zaafları var ve olabilir.
 Olduğumuz gibi, insan gibi(yiz)
işte, sadece... 

Aşağıdaki sayfa, Anneler ve Kızları kitabından 'okula gitmek istemezse' bölümü..
  

Sonuç olarak :

 Bence erkek çocuklar için de geçerli bu.
Süreçlerine saygı duyduğumuzda
 kız da , erkek de bizim en yakın arkadaşımız olacak.





17 Ekim 2011 Pazartesi

Parti (hafta) sonu

 
Bu hafta sonu bu çok sevdiğim üç bıcırığın doğum günlerini kutladık.
Daha doğrusu ikisinde bizzat bulunduk.
Üçüncü bıcırığın doğum gününde,
Yaz hanım'ın takati tükendi herhalde.
Otoparka kadar gittiğimiz halde, yukarı çıkartamadık. 
Kısmet. Böyle bir dönem yaşıyoruz, birazcık inat, birazcık kendini ispat.
Bazen kedi gibi, bazen kaplan...

 Üç şeker, size ballı bir hayat diliyorum. 
Gözünüzün içi gülsün hep.
Sağlık, mutluluk, huzur sizinle olsun...

Ve pastasını yiyemediğim 
Durucum, seninle bilahare görüşürüz artık.

13 Ekim 2011 Perşembe

Sorma gitsin

Bugünlerde bir ağlak mod hakim ki, sormayın gitsin.
Hiç yazasım yok. 
Olsun hep güzel güzel mi yazacağız diyeceksiniz.
Sizinle dertleşmek de güzel ama,
ben tatlı tatlı yazmayı seviyorum galiba...

11 Ekim 2011 Salı

Kekimi çantama koyar mısın?


Okulda emzik kaybolmuştu ortadan.
Güya bulamamıştı öğretmeni...
Bi de üstüne bir gün yanlış ayakkabıyı giyip gelmesin mi?
Kendisininkine çok benzeyen bir ayakkabıyı giymiş,
öbürünü de arkadaşı giymiş tabii mecburen.
Şimdi ortaya şöyle bir durum çıktı; 
çantasından hiçbir şeyini çıkartmak istemiyor
kaybolacak diye. 
Hatta geçen gün yağmur botlarını da 
çantama koyabilir miyiz diye sordu.

Ama daha şunu duymadınız, durun.
Pazartesileri  sürpriz günü okulda.
Ben de paylaşıma örnek olsun diye
kek yapıp götürdüm. 
Kapıda bir ağlama başlamasın mı?
"Ama kekimi çantama koy anneeeee..."
Sabah bir türlü evden çıkamıyoruz.
Kıyafet beğenmiyor, oyalanıyor.  
Hadi oynayalım diyor.
O haklı, zamanla bir işi yok ki.
Anını yaşıyor güzelce.
Ve önceden şarkılarla girdiği okula, 
bazı sabahlar büzük dudak, nemli gözlerle giriyor.
Sanırım biraz daha kaybolan şeylerin etkisini göreceğiz.
Yok yok ne diyorum ben!
Bugün sondu. Yarın her şey çok kolay olacak.






10 Ekim 2011 Pazartesi

Prensesler ve kahramanlar

 Akşam üstleri yeni bir ablamız geliyor eve, artık biliyorsunuz.
Çok şeker, tatlı mı tatlı bir kız.
Daha 20 yaşında, üniversitede okuyor.
Herhalde o yüzden bu prenses dünyası uzak geliyor ona.
Yaz'ın prenseslerin, 
barbilerin dünyasına olan ilgisini içten içe değiştirmek istiyor anladığım kadarıyla.
Okulda öğrendiği el işlerini, faaliyetleri yaptırmak istiyor büyük olasılıkla...
Ama bizimki okulda yapıyor bunları zaten ve eve yorgun geliyor.
Prenseslerini özlemiş oluyor.
Geçen gün dedi ki ablamız,
"Bu prensesler işe gitmiyor, okula gitmiyor. İyi örnek değil."
İçimden dedim ki, ama her gün sabah 8 akşam 8 işe giden bir anne örneği var karşısında...
Hayatın gerçeklerini en iyi o görüyor.


"Barbiler hayal gücünü kısıtlar..." dedi bir kez...
Dinlese bir onun hayal gücünü...
Ya da bilse, barbilerle oyunlar kurarak, bugün reklamcı olmuş, 
yani hayal gücünden ekmeğini yiyen
bir annesi var.

Benim zamanımda bu kadar prenses yoktu dedi geçenlerde.
"Bunların hepsi eski prensesler canım dedim. Bildiğin pamuk prenses, uyuyan güzel, rapunzel..."
"HImm ya da algıda seçicilik, ben ilgilenmezdim dedi."
"Ben de hatırlamıyorsundur belki dedim, ki o da hatırlamayacak belki.
Daha 3 yaşında.

Aslında kendi açısından haklı. Ben de aman klasik masalları okutmayacağım,
barbi almayacağım dememiş miydim çocuk sahibi olmazdan önce?
Ama teorik başka, pratik başka.

Üstelik kabul edeyim, ben de seviyorum galiba.
Babamın, evimin prensesiydim.
Ne oldu? Ne zararını gördüm? 

Kendimi bişey mi sandım?
Hem aklı olan bu prenseslerin yerinde olmak istemez.
Bİri yedi tane cücenin bütün evişlerini yapıyor.
Diğer üvey kardeşlerinin ve cadı gibi bir annenin...
Birini şatoya kapamışlar, birini bilmem nereye...
Yani bu masallardaki prenseslerin özenecek bir tarafı da yok 
aklı başına gelen için...

 

 Geçen gün, okulda rehber danışmanla konuştum.
Evde, okuldan sonra bırakın tatil yapsın.
Faaliyet maaliyet zorlamayın. 
Zaten emziği de yeni bırakmış dedi.
Biz zaten okulda hepsini yapıyoruz, eğer bunlara devam edilirse
okul onun için akşam sekize kadar sürmüş olur dedi.
Doğru... Onun dünyasında istediği şeyleri yapabileceği
topu topu 3-4 saat kalıyor geriye...
Bu kadar, prenses lakırdısı ettikten sonra,  fotoğraflardan da anladınız, 

hafta sonu "Prensesler ve Kahramanlar Buzda" gösterisine gittik.
Benim prenses kostümüne aşık kızım, bu sefer de tersini demez mi, 
gel giydireyim diyorum, hayır ben başka bişey giyeceğim diye...

Oysa salondaki küçük prenseslerin çoğu, kostümleriyle gelmişti.
Oradaki tatlişkoları görseydiniz, prenseslerin o kadar da 
korkulacak bişey olmadığını anlardınız :)