30 Aralık 2011 Cuma

Selam sana yeni yıl


 Bugün eskiyen yılın son günü... 
Neler ekmişim, neler bulmuşum bu sene... 
Şükredecek cümlelerce şey yaşamışım.
Okumuşum, yazmışım, sevmişim...
Şimdi bakınca istikbalime, neler ekmek, neler biçmek istediğime
bir çırpıda aklıma gelenler var elbet, artı daha derine inip listeye eklediklerim. 
Sağlık en büyük özgürlüktür bi kere... 
Sağlıklı olalım en başta. 
Hem zihnen, hem bedenen.

Ve sevgi... sevmek. 
Sevgi diliyle konuşmak şu hayatla...
Yaşamımızın her anına sevgiyi çekelim, çekmek için de sevelim. 
Düşünün ki, sevgi olmasaydı, hiçbirimiz doğmazdık, olmazdık bile.
Varlık nedenimiz bile sevgi...

İşim, eşim, hayatım, bedenim, dostum, arkadaşım ve küçük aşkım...
Hepsi için ve hepsinin hayatında sevgi olsun.

Yeni bir hayalim olsun bu sene. 
Kuvvetle istediğim bir hayal edineyim.
Geçen gün gittiğimiz çocuk oyununda bile bir mesaj vardı.
Hayallerine sıkı sıkı tutun diyordu düş perileri Papatya'ya...
En son ne zaman yeni bir hayaliniz oldu mesela? 


Cesaret olsun.
O sahip olacağım yeni hayal var ya,
onu gerçekleştirmek için...
Cesaretle ilgili okudum bu sözü geçenlerde...
"Cesaret korkmadan bir şeyi yapmak değil, korka korka ya da korktuğun halde yapmaktır."
 Ne esaslı değil mi?

 İletişim olsun bol bol...
Hem sevdiklerimizle daha çok görüşelim, hem de iletişim problemi yaşamayalım aramızda.

Mizah istiyorum bu sene.
Gülecek daha çok şey bulalım, olmadı biz sağlayalım gülecekler şeyler olmasını...

Ve beni koruyan, şans getiren, şifa veren, boluk bereket getiren,
sürprizler hazırlayan, 
ilham veren melekler hep yanımda olsun.  


Sizin yanınızda da elbette... İyi ki varsınız, aranızdan ne güzel dostlar,
ne sevgi dolu kalpler edindim bilseniz...
Gelecek yıl görüşürüz diye en geyik espiriyi yaparak 
sevgilerimi sunuyorum ;-) 

Öpüldünüz!

29 Aralık 2011 Perşembe

Küçüklerden büyük laflar

Geçen günkü intikam sabahını hatırlıyorsunuz değil mi?
O gün ağzının payını alanlardan biri de Beste olmuştu.
Terslenmeler, yüz vermemelerden nasibini aldı o da...
Bu konu hakkında konuşulmalıydı mutlaka, konuşuldu da.
Okul yolu seçilmişti uygun mekan olarak, küçük cadı tarafından.
Bir yandan başı cama dönük dışarı seyrederken, yanındaki teyzesini hedef alan
bakla çıktı ağızdan.
"Düşünüyorum da, bi daha teyzemi arabada itmeyeceğim."
Duygusal teyze: "Canımm, çok sevindim bu kararına, çok memnun oldum."dedi.
..... 

"Ama hala düşünüyorum,karar vermedim ..." diyiverdi.
Düşünüyormuş! Hala bu küçüklükteki bir insan evladından bu büyüklükteki lafları duymaya alışamamışız ki şaşırdık elbet.
" Sen bana karar verince haber verirsin" dedi teyze, ne desin...
5 dakika sonra karar verdi.
"Düşündüm, bi daha yapmıycam!"

28 Aralık 2011 Çarşamba

Omzumda...

Gece, 02.00... Şu an yanımdasın, bizim yatağımızdasın.
Seni tutan öksürük krizine, sen mi daha fazla gıcık oldun ben mi? 
O nasıl sinirlenmeydi öyle... Öksürdükçe kendi kendine kızdın sanki. 
Anca sakinleştirdik seni. Bir parça ekmek verdim bastırsın gıcığını diye.
Bir kaşık şurup... Dikleştirdim yastığını da, dayadım omzuma kafanı.
Dik dur da, öksürük geçsin diye... 
Sanırım uyumak üzeresin. Omzum fena halde zonkluyor yamuk durduğumdan.
Ama şu an senin öksürüğünün kesilmesi önemli.
Dua ediyorum içimden geçsin diye ve huzurlu bir uyku uyuman için.
Epeyce uyanığım artık... Gözlerim sana dikili... Gözlerine...
Kapalı mı değil mi diye kesiyorum yan yan. 
Nasıl da hissediyorsun yanağına değen bakışlarımı.
Hemen açılıyor gözlerin.
Tamam bakmayacağım diyorum kendi kendime.
Ben de gözlerimi kapatıp, öksürük nöbetlerinin hep insanı gece vurduğunu düşünüyorum.
Hatta en derin düşünce nöbetlerinin de...
Seni düşünüyorum, nasıl duygularını yoğun yaşadığını...
Sevgini, öfkeni, üzüntünü ve diğerlerini.
Birini kırdığında fark edip üzülmeni, telafi etmeye çalışmanı.
Niye bana aşkım diyorsun anne, ben senin aşkın mıyım ki demeni...
Benim sana, sevgililikten öte aşkların çeşitlerini anlatmaya çalışmamı.
Belki sabaha omzum ağrıyor, ya da tutulmuş olacak...
Ama mühim değil, öksürük sanki kesildi.
Ve bu omuz ne zaman ihtiyacın olsa seni bekliyor olacak...



27 Aralık 2011 Salı

İntikam!



  

Tamam, kabul ediyorum biraz geç geldim dün.
Ama reva mı bu kadar intikam kokan hareketler bana? 
Normalde hiç kalkmadan uyurken, gece ağlama nöbetleri,
geldiğimde istememe halleri, 
su isteyip, aslında çişin geldiğini öğrenmek,
ama çiş yapmayıp, su içmekte direnmek...
E doğal sonuç olarak da 10 dakika sonra tekrar kalkıp tuvalete gitmek.
Gece yetmez tabii ağız tadıyla intikama...
Sabah okula giderken de acıtmalı annenin canını...
İsteyerek ya da istemeyerek...
Ne de olsa intikam soğuk yenen bir yemek...


Geçen gün Belçim Erdoğan demiş ya 
röportajında annelik vicdan azabıymış diye...
Ya bakacaksın çitlerin ötesindeki yeşil çimlere,
ya da takacaksın çantanı koluna, 
hazır olacaksın intikama...

 






26 Aralık 2011 Pazartesi

Buyrun ailenizin tiyatrocusu

 "Benimle oynar mısın?" Sürekli başa saran bir ses kaydı gibi kulaklarımda.
Öyle böyle oynamak değil bu ama...
Bildiğin tiyatrocuyum artık. 
Bazen sahne farklı, roller aynı...
Bazen sahne aynı ama roller başka.
Yok öyle eskisi gibi oturduğum yerden elimdeki bebeği oynatmak.
Şimdi sen prenssin, ayağa kalk, otur, şimdi Ariel'i gör, ona aşık ol,
evlenme teklif et... 

Oyunun ortasında bir nefes almak istesem bile geliyor bant kaydı:
"Benimle oynaaaa, hadi." 
Napiim kendi başıma oynamak istemiyorum!
Haklısın tabii, kardeş istiyorum diye tutturmandan iyidir...
Ben yan rollere razıyım.

 
 Gökhan ve Gökcan'ı yakaladığı gibi bikaç gönüllü bulursa, 
ya da  
gerçekten sahnedeyse veya sahnedekileri izliyorsa 
biraz dinlenebiliriz.

Ya da kendi kendine kitap okuyorsa...
Neyse ki öyle anlar da var arada...

 Hatta öyle zamanlarda dokunan yanar söyliim...

 

 Kadrolu tiyatrocu oldum da, ne grev ve lokavt hakkı var
ne de şöyle tatlı tatlı paracıklar...
Yemiyorum ya bugünlerde, çikolatalar hep sana hep sana...



23 Aralık 2011 Cuma

Günebakan...

Sabahların anlamını daha da perçinlemek için gecelerin de tadı çıkmalı...
Uzun uzun oturulmalı, sohbetler edilmeli...
Hayata dair, hayallere dair.
Mumlar yakılmalı, tütsüler... 
Kitaplar okunmalı...
Besleyici filmler seyretmeli...
Dün anılmalı, yarına kuş bakışı bakmalı...

 Bi çift eldiven örülmeli belki...
Ya da yeni öğrenilen bir tarif pişmeli içeride.
Kestane kebap yenmeli...
Bozacının sesi gelmeli...
İçeride mışıl mışıl uyuyan kuzunun üzeri kontrol edilmeli...
Sıcacık battaniyenin ucunu çekerken, yanağına da bir buse konmalı.
Ortalık toplanmalı biraz, sabaha toplu bulmak için...
Ağacın ışığını fişe takmalı, boşa kurmuş olmamak için...
İkinci bir bardak çay konmalı...
Belki biraz da internetten laf atmalı eşe dosta.

Ah bir de hemencecik uykumuz gelmese, masal saati bittiğinde :)
 
 Ama hayalimizi kurduk yine de geçen gün...
Nereye ne kadar harcanır, ne yapılır, üç kişi sıraladık alt alta...
Allah hayırlısını versin diyerek, koydum karşıma... 

 



21 Aralık 2011 Çarşamba


Ve anne, küçük kızı suratına kremi boca ederken yakalar...


20 Aralık 2011 Salı

Yaz'ın listesi



Geçen hafta bi yerden dönüyorduk. Biraz da geç kalmıştık sanırım. 
Babası market torbalarını kapıya götürürken,
Yaz da arabada arka koltukta uyukluyordu.
Ya da ben öyle sanıyordum.
Radyoda çalan şarkının bitmesinin ardından
anneee bi daha çalsana... diye seslendi.
Ben park yeri bulacak mıyım, uyuyan güzeli yukarı nasıl taşıycaz gibi sorularla uğraştığımdan
çalan parçanın ne olduğunu bile duymamışım.
Ne çalıyordu ki dedim.
Tek aşkı kalbimiiiiin diye uykulu uykulu mırıldandı.  


Müzik ve dansı çok seviyor Yaz. Şimdi size TOP 5 listesini 
açıklıyorum: 
1. Tuttu fırlattı kalbimi
2. Deniz Seki -O ne dedi, bu ne dedi, diyene kadar... 
3.Tek aşkı kalbimin...
4. Küçük Eintein'lardan da bildiği Pergünt melodisi
5.Bethooven 5. senfoni- Tataa taaaaaaaam
(Yalnız Einsteinlar'da  cadı gelirken çaldığı için bu melodiyi duyunca hah cadının müziği diyor,Bethooven'ın da kemikleri sızlıyor herhalde.)


Ve geçenlerde hayatını kaybeden çıplak ayaklı divayı da severdi.
Hatta babası onun konseri için şehir dışına gittiğinde anlatmıştım ona nerede olduğunu
ve döndüğünde sormuştu babasına çıplak ayaklı kadın mı çıktı sahneye diye?
Işıklar içinde yatsın...



19 Aralık 2011 Pazartesi

Nedir bu normal?

Cumartesi akşamı Gökhan'ın nişanına gidecektik,
günler önceden fikren hazırlandık, hazırladık.
Giyeceğine kadar biliyor, sabırsızlıkla bekliyordu. 
Nişanla düğünün farkını anlattırdı bize, 
nişanda gelinlik olmadığını öğrendi,
kız tarafından evlenmek için izin istendiğini dinledi.
Ve fakat hayat işte!

Evdeki hesap çarşıya uymadı. Anne kuaföre gitti, baba tıraş oldu,
minik giyindi. Ve son bir tuvalete gidelim dediğimizde
cırcırımızın hala devam ettiğini gördük, 
vazgeçip oturduk. 
Ama tabii bu kadar fikren hazırlıktan sonra kıyamet koptu. 
Ben nişana gidicem, iyileştiiiim, beni nişana götürün diye...
Eee o kadar kıyafetler giyilmiş, babetler yerlerinden çıkmış, hazırlanmış.
Biz de teyzemize çıktık yukarı.
Pür tuvalet evde takıldık...

.... Söylemesi ayıp, bu yoğun tuvalet günlerimizde
niye kek yiyemeyeceğini anlatıyordum. Normale döndüğünde her şey,
yiyebilirsin dedim.
Ve zor soru geldi. "ANNE NORMAL NE DEMEK?"
Bir çocuğa normal kelimesini anlatmaya çalışsanıza bir...





Bu sabah gitti okula bakalım, inşallah daha iyi olur bugün.
Sabah sordum, kızım normal ne demekti?
Nazan Öncel'in şarkısını söylemeye başladı:
"Normaaal, normal normaaaaal"


16 Aralık 2011 Cuma

York - York

2 hafta önce şu meşhur York testini yaptırdım. 
Sonuçlar geldi. 
Sandığımdan iyi... 
Belki biliyorsunuz, belki bilmiyorsunuz 
York testi vücudunuzun intolerans gösterdiği gıda ve içecekleri belirliyor.
Bu gıdalar tüketildiğinde kilo verilemediği gibi, yaşam kalitesini de etkiliyor.
Ben elmadan tutun, bir çok şey olabilir diye düşünüyordum.
Bana yumurta akı ve mercimek çıktı falımda :)
Ama tabii yumurta akı deyip geçmeyin,
bir kere en sevdiğim ve her çeşidini bayılarak yediğim bir gıdadır yumurta.
Artı galetadan tutun, kek, bisküvi, makarna, bir sürü şeyde kullanılıyor yumurta.
Ama tabii Beste'nin York karnesinin yanında solda sıfır.
Beste'de mayalı, glutenli gıdalar, süt ürünleri vs yasak. 




Kendime birkaç gün önce yumurta kafalıyız demiştim blogda, içime doğmuş :)

15 Aralık 2011 Perşembe

Ucundan acık...

 Neyse ilk makası vurduk. Doğduğu günden beri hiç kesilmemişti.
Kesinlikle karşıydı ilk başta kestirmeye...
Niyeyse, biraz etrafın da teşvikiyle anne, ben saçımı biraz kestirmek istiyorum, küçük küçük ama...
dedi. Hatta dün sabah işi abartıp, anne ben senin gibi kestirmek istiyorum da dedi ama
bence kafamın etini yerdi sonra.
 İnsanlık için küçük, ama bizim için büyük bir adım oldu bu...
 
Çok uslu bir şekilde durdu, bir ilkini daha yaşarken. 
Haa tabii sonrasında ödül olarak saçlarını dalgalandırdı kuaför abi.
Ama maalesef küçüğüm bugün dalgalı ve ucundan acık kesilmiş saçlarıyla okula gidemedi.
İshal olmuş... Artık yerli malı haftasının armağanı mı, virütik bişey mi bilmem.
Ama şu cümlesine bayıldım :
"Anne, ben bugün okula gitme fırsatını bulamayacağım."



14 Aralık 2011 Çarşamba

Nerde o günler...

 Bugün okulda yerli malı günü yapacaklar. 
Öğretmen, bizden muz getirmemizi istedi.
Herkes bişeyler getirecek, küçüklüğümüzdeki gibi.
Ama o günden bu yana o kadar çok şey değişti ki.
Dün market alışverişinde bu ironik durumu düşündüm.
Yerli malı günü, ama bakıyorum yerli muz yerine çikita muz var...
Dört tarafım yerli görünümlü ithal ürün dolu.
Hatta market bile Türk değil belki.
Yerli malı ne kaldı ki hakikaten diye düşündüm acıklı acıklı.
Ve inatla üç tane kalmış yerli muzu aldım. 
Bu ironiye ortak olup, ithal muz yollamak istemedim.

Ah ah nerede o eski özel günler... 

(Bu da yaşlanma belirtisi mi ne? )

12 Aralık 2011 Pazartesi

Yumurta kafa

Bu yumurta kafalardan bir sergi açacak kadar çok var bizde.
Resimdeki yeni akımımız yumurta kafa akımı...
Hepimiz yumurta kafa albümünde yerimizi aldık.
Durun bakiiim, ben hangisiydim?
Cumartesi akşamı mesaiden eve dönerken düşündük bi an
bu saatten sonra Yaz'a banyo yaptırılır mı, yaptırılmaz mı?
Gözümüzde büyüdü. Banyo yapana kadar saat 10 olacak, saçlar kurumayacak falan derken....

Gece saat 03.00'te kusuldu, Rapunzel saçlar battı,
banyo kusmuk içinde kaldı... Bana sarılınca, ben kusmuk oldum.
Rapunzel yıkandı, saçlar kurutuldu, banyo temizlendi, ben yıkandım
ve yatıldı... Eeee "bu saatte yapılmaz" dediğin şeyi gecenin köründe yaparsın böyle işte,
demek ki neymiş şimdi yapılmaz değilmiş hiçbir şey...

10 Aralık 2011 Cumartesi

İLAN-I AŞK


- Anne, bugün Ekin bana ne dedi biliyo musun?
Sana aşık oldum dedi.
- Aaaa sen ne dedin?
-Çok komiksin dedim...

-Büyükler aşık olur di mi anne? 
 .........

Valla ne diyeyim ki sana?
Aşkın yaşı yoktur ki.
Ama fazla yorum yapmadım, biraz hazırlıksız yakalandım.
Hoşuma gitti, çaktırmadan güldüm içimden.
İlk aşklı konuşmamızı yaptık ana- kız....
Bilmiyorum ama bana biraz havalara girmiş gibi geldin ilk aldığın ilan-ı aşkla .
Sen yattıktan sonra, büyümüş hayalin geldi gözümün önüne...
Okula giderken, kalbin atarak saçını taradığın...
Belki dudağına kaçamak bir parlatıcı çaldığın...
Telaşlı tatlı bir yalan söylediğin bize...
Çıkışta biraz ders çalışacağız gibisinden belki.

Gizlice bir şiir yazdığın... 
Ya da birinden kalpli bir zarfın içinde bir şiir aldığın...
Ona kendini beğendirmek için dolabın önünde saatlerce düşündüğün...
Giyip giyip çıkardığın.
Durup dururken kahkaha atmaktan kendini alamadığın.
Belki sonunda ağladığın...
Başımı omzuma yasladığın...
 
Senin için dileğim,
Allah karşına hep iyi insanlar çıkarsın,  
aşk hep seninle olsun,
Kayahan'ın bir şarkısında dediği gibi
"Sevdiğin ve sevildiğin bir hayatı sür bebeğim..."

Bak babanla ben bu şarkıyı çok severiz :)

9 Aralık 2011 Cuma

Hakkımda 7 şey

Hakkımdaki bilinmeyen 7 şey...
Hımmm düşüneyim, 2 senedir yazıp duruyorum 
bilmediğiniz bir şey kaldı mı acaba? 
Olmaz mı, vardır vardır... 
Düşün Deniz düşün...
Ya da merak ediyor musunuz ki bu 7 şeyi...
Hımmm bahane üretme, 
düşün...
 
Bu mimi bana atan Sibel'e saygılarımla
başlayalım bakalım bi yerden...

1. Bilmediğiniz şeyim kaldı mı dedim ya, bi bildiğim var da ondan.
Çok açarım kendimi... Hatta açmazsam çatlarım. 
Fazla şeffafım, hatta yakınlarımdan uyarı alırım.
Beste'nin o kadarını da orada söylemeseydin demişliği vardır.
Kendimi açık ederim hemencik. 


2. Ruhsallığı severim. Manevi konulara eğilimim çoktur.
Hayata pozitif bilim penceresinden bakanlara arada tuhaf bile gelebilirim.
EFT misal benim için banka işlemi değildir. 
(Emotional Freedom Technique'tir örneğin)
Bilen bilir. 

3. Kolay inanırım. İnanmayı seçerim. Fazla sormam, soruşturmam.
Güvenmeyi seçerim.


4. Sakin yaklaşırım insanlara genelde. Ama kızışım kötü olur.


5. Para üstünü saymam, fişi kontrol etmem.
Aferin bana :)

6. Geçmişte biri bana hakaret etmek amacıyla 
Polyanna(!) demişti. Oysa severim ben Polyanna'yı...
Ama bazen çok her şey üst üste geldiğinde bu sefer çok bi' down olurum.
(Başka bir madde belki ama aslında cümle içinde İngilizce kullanılmasını hiç sevmem ama... 
Tam olarak bu...)
7. Araba kullanırken benim yerime sinyal vermemin, hangi yolu seçeceğimin,
benim yerime hangi yemeği yiyeceğimin, adıma kararımın söylenmesinden 
haz etmem!


Aaa bi de aklıma ne geldi.
7'yi severim.

Yıldızım, Sedacım hadi canım, top sizde :)

8 Aralık 2011 Perşembe

Ben susayım, sözler anlatsın...


Hep Küçük Şeyler Bizi Usandıran
Küçük Şeyler Bizi Utandıran
Hep Küçük Şeyler Küçük Şeyler Bizi Yarıştıran
Küçük Şeyler Bizi Uzlaştıran
Küçük Şeyler Hepsi de Küçücük Şeyler
Bizi Yönlendiren, Sevindiren, Düşündüren

Hep Kısa Anlar, Mutluluklar
Hayal Görür Uzun Zamanlar
Hep Kısa Anlar Karar Verdiğimiz
Sonra Günler Boyu Neden Diye Düşündüğümüz
Kısa Anlar Hepside Kısacık Anlar
Bizi Yönlendiren, Sevindiren, Düşündüren 



Hep Büyük Düşler, Büyük Düşler Peşinde Koştuğumuz
Sonra Nerdeyiz Diye İçinde Kayvbolduğumuz
Hep Büyük Düşler Elimle Tutamadığım
Hiç Görmediğim, Yaşamadığım
Büyük Düşler Hepsi de Küçücük Şeyler
Bizi Yönlendiren, Sevindiren, Düşündüren

Hep Küçük Şeyler Bizi Savaştıran
Küçük Şeyler Bizi Barıştıran
Hep Küçük Şeyler Seni Sevdiğim
Küçük Şeyler Seni Üzdüğüm
Küçük Şeyler Hepsi Minicik Şeyler
Bizi Yönlendiren, Sevindiren, Düşündüren
Bugün tam da sözlerin anlattığı histeyim. 
Kızımla ikimiz de kırmızı çoraplarımızı giydik.
Küçük mutluluklar yaratmak için...
Gerisi boş...
 ( Şarkının bu yorumunu dinlemiş miydiniz?)

7 Aralık 2011 Çarşamba

Balon ve çöp adam


 Sabiha Paktuna Keskin'in Çöp Çocuk kitabına baktım,
balon mutluluk, eğlence ve neşenin sembolüymüş.
İyi haber, aşağıdaki Hale, yani kısmen yeni sayılabilecek olan 
oyun ablamız, elinde balonla resmetmiş benim concon...

Son durum iyi demek ki ;- )

 

6 Aralık 2011 Salı

5 Aralık 2011 Pazartesi

Bir hayalin sonu, ya da sonu mu?



 Bir süredir hayatımızda, bir yenge, hala ve kardeş var.
Benim bir halam var, bahçeli evi var, yengemin bir çocuğu var, 
geçen gün şöyle oldu böyle oldu falan 
yazıyor da yazıyor.
(Ki ne halası, ne de yengesi var) 

Cumartesi günü, uykulu bir anında ağlarken
bir itiraf geldi :
"Anneee, aslında benim ne halam, ne yengem var.
Sizi kandırdım. Ühüüüüüü..." 

Şimdi bu itiraftan sonra hayali hala ve yenge sahneden kaybolacak mı?
Yoksa yeniden masallarımıza dönecek mi bilmiyoruz henüz.


4 Aralık

Size baktıkça ne güzel diyorum, keşke benim de teyzem olsaydı...

Ve sana baktıkça iyi ki diyorum, kardeşim olmuşsun...

Mutlu yıllar Yaz'ın teyzesiiiii! 


3 Aralık 2011 Cumartesi

Yani...


Bu manzara, bu hava, 
kısacası bu cumartesi bırakılıp da işe gelinir mi? 


2 Aralık 2011 Cuma

Erkekler popo sallar mı?

fotoğraf, sabah yataktan kalkıştan, kahvaltıya kadar süren küçük bir şekerlemeye aittir.

Sabahlarımız telaşlı yaşansa da neşemizden 
bişey kaybetmemeye çalışıyoruz.
Yine böyle neşe içinde asansörde dans figürleri yapan babasına
"poponu sallama baba, erkekler popo sallamaz" diye cevabı yapıştıran kızım,
bilmiş misin sen?

Ayrıca da nereden de öğreniyorsun bu yargıları?
Erkekler ağlar da, bulaşık da yıkar, popo da sallar gerekirse...
Ama işte, toplum üçümüzden ibaret değil.




ve blogun kapıdan içeri yeni giren dostları hoş geldiniz:

Yeliz,

http://mutlueller.blogspot.com/,


ozax,

Çiğdem

ve

 Serpil





1 Aralık 2011 Perşembe

Bu iş böyle işte...


Her sabah 'bugün tatil mi anne?" diye kalkan kızım,
sana bir kötü, bir de iyi haberim var.
   Kötü haber cumartesi çalışıyorum tam gün, 
ve bundan şu anda senin ve ayarlamam gereken insanların hiçbirinin haberi yok.
İyi haber, pazarı kurtardık!