9 Ocak 2012 Pazartesi

Cumadan pazartesiye...


Artık sızlanmak, en son gördüğüm film nuhnebiden kalma 
muhabbeti yapmak yok. Açılışı yaptık, inşallah devamı gelecek.
Cuma gecesi sonunda sinemaya gitmeyi başardık.
Görmemişin sineması olmuş misali, gündüz vizyondaki tüm filmlerin fragmanını seyrettim nerdeyse.
Eee tabii riske atılır mı, onca zaman üstüne...
Hem eve gideceğimiz saati hesaplayarak, hem içimizin çektiğini arayarak filmleri eledik, eledik
2'ye indirdik. Finale Johny Depp'in Tutku Günlükleri ve Bu son olsun kaldı.
Akışa bıraktık kendimizi, ikisinden hangisi olursa diye, doğal olarak 19.00'deki kaçtı.

Ama gittiğimiz filmden çok memnun kaldık. 
Bi kere konu 12 Eylül döneminde geçiyor.
Bizim neslin, o dönemde avukatlık yapmış bir babanın kızı olarak benim 
için hem acı, hem önemli bir dönem. 
Konuyu ele alış ve senaryo çok iyi.
5 evsiz, sokağa çıkma yasağında ne yapar? 
Ve oyunculuk...  Özellikle 5'linin oyunculuğu müthiş...
Cezaevi müdürü ve bekçininki de öyle...
Finalde ise Cem Karaca'nın Bu son olsun'uyla gözyaşı dökmeden de çıkmadım Allah'a çok şükür.
Güldürürken ağlatan cinsten yani...

Aman da, Yaz için her hafta kültürel bir aktivetimiz olsun diye kasmıyoruz
ama olduğunda da iyi oluyor açıkçası. Hem hatırlanası günler böyleleri oluyor, hem onun hoşlanması hoşumuza gidiyor. Hem de zaman geçirmek daha kolay oluyor. Yoksa bütün gün evde, aynı oyunları günde 1500 defa oynamak helak ediyor adamı. 
Cumartesi Dolmabahçe Sarayı'na gidelim dedik. Murat'la ikimizin de seneler olmuş göreli...
Yaz, hayallerindeki sarayı buldu mu bilmem, ama benim aklımda kalan daha gösterişli olduğuydu.
Ne ilginç, dünyanın hakimi olsan yine teknolojinin geldiği yer kadarsın. 
Dolmabahçe'yi yıllar sonra gezerken onu düşündüm. Ne doğru dürüst ısınabilmişler, ne internet, ne cep telefonu, ne uydu, ne televizyon... Öyle kös kös sandalyelerde oturmuşlar...
Bütün kalkınmadan, sultan olsan boş yani.

Gerekli yerlerde sessiz olmayı, hiçbir şeye dokunmamayı, sıraya girmeyi
öğrenmeleri için müze gezileri gerçekten faydalı...

  

2012 itibarıyla ciddi olarak hedefe kilitlendim,  
diyet demeyelim ama dikkat ediyorum ve sağlıklı besleniyorum. 
Ekmeği kestim sabah dahil... 
Ve çeşitli sebze yemekleri araştırıyorum.
Mesela şu nohut hem çok leziz, hem de masum.
Haşlanmış nohut, soğan ve kırmızı biber ve istediğiniz baharatlarla ateşte şöyle bi döndürülüyor
afiyetle yeniyor. İsterseniz, yeni bi şeyle öğrendikçe paylaşmaya devam ederim.
Bu arada gulkaynak.com adresini incelemenizi öneririm. 
Şekerin zararlarını, sevdiği birinin elinden şeker çikolata alan bir çocuk için
yaşamın ileriki aşamalarında bunların sevgi anlamına geldiğini okuyun mesela.
Bikaç da faydalı bilgi öğrendim oradan, canımız tatlı çekince en iyi şey hurmaymış mesela.
Hem faydalı, hem zararsız. 
Ve tarçın, mucizevi bitki. Metabolizmayı hızlandırıyormuş ve son derece antioksidanmış.


Bakalım, eylemlerimiz devam edecek...

 
 Yiyemiyoruz ama yine de hamur işini ihmal etmeyelim tabii...
Mesela elma yiyen bir dinozora ne dersiniz?


Havayı boş verin, gönlünüzün güneşi hep parlasın....




2 yorum:

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

kocaman bir gülümseme ile ayrılıyorum :D

yıldız dedi ki...

Bizim kadar görmemiş olamazsın herhalde ilk gidişimizde bir önceki seansa girip bir güzel koltuklara kurulup filmin sonunu izlemiştik ya;)))Ama devamı gelir canım bir kere başlamak gerek,gerisi geliyor.

Müze için doğru diyorsun canım.

Sizden gördükçe artık rejime başla başla diye sızlanıyorum kendi kendime ama yaa,erteleyemiyorum artık.Tam da bugün zararsız zevkle yiyebileceğim neler olur diye düşünürken senin yazını gördüm.Keşke öyle bir site olsa da baksak hem güzel yemekler hem zarasız;)