21 Mart 2012 Çarşamba

Eşyanın ruhu...


Geçen gün annemle aldık ayaklarımızı altımıza, 
onun evindeki küçük oturma odasında sohbet etmeye başladık.
Konu mobilyaların ruhuydu...
Şu sıralar bikaç küçük değişiklik yapmaya çalıştım, 
bolca mobilya mağazası gezdim de...
Annemin evinde etrafıma bakarken aslında eşyaların nasıl da bizi alıp
çocukluğumuza götürdüğünü, o yaşanmışlıkları hatırlattığını düşündüm.
Annem duvardaki gonglu duvar saatinin dedesinin evinden geldiğini anlattı,
bir tarih yani... 

Çocukluğumuzdaki kadife, üzeri küçük çiçekli, yanları hazeranlı 
koltuk geldi aklımıza... 
Ne anların, ne hatıraların şahidi. 
Hemen aklıma geliveriyor, deseni, şekli, o kibarcık, kopuvericekmiş gibi duran ayakları.

Gözümün önünden geçiyor, uğultulu bir arka fonla, gelip giden misafirler, 
bazen gözyaşıyla ıslanan şekiller...

Beni çocukluğuma götürüyor. 

Ya aşağıdaki radyo...
Onu da benim dedem, annemlere evlenirlerken almış.
Şimdi bizim evde.
Benim öyle anılarım var ki onunla....
Altına ayaklarımı sokar, arkası yarın'ı dinlerdim, 
sonra Çocuk Bahçesi'ni, Pınar ablayı hatırlar mısınız mesela, Okul Bahçesi'nden o da...
Sonra annemler şehir dışına gittiklerinde, bazı geceleri hatırlıyorum, 
açıp radyoyu onların geliş saatini beklediğimiz.

Ve üzerime devrilmişti bir kez, ileri geri sallarken...
Çocukluğumun hatırası...
Böyle eşyalar ne değerli değil mi, 
fotoğraf albümü gibi, anılar içinde saklı.

Şimdiki minimal akımlarda eksik olan bu belki de.
Çocuğun aklında kalacak o farklı çizgiler...


  
 Açıl susam açıl... 
ve çıksın dışarı hatıralar...





2 yorum:

yıldız dedi ki...

Eşyaların ruhu olduğunu düşündüğümden bazı eski şeyleri hiç tutmam,uzaklaştırırım direk kendimden.
Ama bazı şeylerden de kopamam asla.İşte böyle anısı bol olan bir şey varsa tabi;)

Bu radyo çalışıyordur hala;)

Adsız dedi ki...

Ugultulu bir ARKA FON!