29 Şubat 2012 Çarşamba

İnsan makinesi...



Geçenlerde bahsetmiştim Luke Rhinehart'ın EST adlı kitabından...
İnsan dediğin etkiye tepki mekanizmasıyla çalışan bir makine diyor.
Verdiğimiz tepkilerin çoğu ise hayatımızın ilk 4-5 yılında edindiğimiz 
3 temel dürtüyle şekilleniyor.
1. Hayatta kalma, 2. Yaşadığımız kayıplar ve  
3. Diğer iki etkiyle tetiklenen şeyler...

Yani ondan sonra ömür billah, karşılaştığımız olaylar ve etkiler 
bizi hayatımızın o ilk evresinde istiflediğimiz bilgilere götürüyor.
Bu birçok şeyi açıklıyor gibi değil mi?
 Alain de Botton ne güzel söylemiş:
"Birinin garip davranışlarını yorumlamaya çalışırken arkasında 
çok basit açıklamalar ve temel duygular 
olduğunu düşünün: korku, kıskançlık, suçluluk..." 

Neyse Luke amca kitabında,
insanoğlunun her şeye hakim olabilme, hükmedebilme, makinalıktan çıkma çabası ahmaklıktır.
Aydınlanma makina olduğunu kabul etmektir diyor.
Bunu bildiğinde yani tepkilerinin hangi etkilerle tetiklendiğini, ya da en azından tetiklendiğini bildiğinde uyanırsın...

Enteresan diil mi?  Düşünmeye değer... Garipliklerde, 3 temel duyguyu görebildiğinizde 
her şey daha bir kolaylaşıyor.

Bu kadar  beyin jimnastiği yeter gayrı...
Bu makina, yaz gelsin istiyor artık...
Güneş yüzü görsün, çayır çimen deniz kokusu alsın...
Üşümekten içi şişti makinanın arkadaş...

 

 

28 Şubat 2012 Salı

Ressamcı Ali amca



 Dün sabah baktım eline almış iki çubuk kraker post modern şekiller yapmış,
anne bak ressamcı Ali Amca dedi.
Gülmeye başladım, ressamcı değil ressam... Ali amca da kim dedim?
Hani siz tanıyorsunuz, sokakta resimleri var ya, dedi....
Haaaaaa düştü jeton, SALVADOR ALİ :)))


27 Şubat 2012 Pazartesi

Yaz'la haftasonu...

Biz bu hafta sonu...

  
İlk defa Yaz'ın rakamları yazdığına şahit olduk.
Alttakiler Arapça olabilir.
  
Pocahontascılık oynarken, kulak kabarttım gizlice, şöyle bir cümle kurdu güya beyaz adama,
gülmekten yataktan düşecektim:
"Biz Kızılderililer, adam öldürmeyiz, aşık olur, evleniriz..." 
  
Babaanne muhallebisi yedik. 
 
 Yeşilköy sahilde içimizi ısıttık. Güneşin altında kediler gibi mayıştık.

Evde 1 tanesini yemeyen bücürün 2.tostu lüpletmesine şaşırdık.

Romantik romantik denizi seyrettik. 
Tostu beklerken hayaller kurduk.


Yüzümüzü boyattık, küçük bir kelebek olduk.

Bir arada içimizi ısıtıp, yağmurla başlayan bir haftaya doğru yola koyulduk.













24 Şubat 2012 Cuma

En tatlı iltifat

 "Annecim, kıyafetinden gözlerimi alamıyorum" diye tatlı bir 
iltifatla güne başlamak gibisi var mı?
Bu şekerfare iltifat yeteneğini babasından almış sanırım.
Ha bu kadının kıyafeti de neymiş de, böyle bi iltifat almış derseniz,
çok bi halt olduğundan değil, bi apolet var fazladan...

  

Önce okula, sonra işe koştururken
böyle tatlılıklar var Allahıma şükürler olsun...

 



23 Şubat 2012 Perşembe

Ama bi tek bende yok...

- Anne şu prenses pony var ya, düğmesine basınca konuşuyo.
Okulda herkeste var, bi tek bende yok, alır mısın?
(Ne ponymiş böyle, herkeste var...)
Gerçekten çok istiyorum.

Bunu da duydum yani. 
Herkeste yalancılık, sahtekarlık, gıcıklık olsa sende de mi olacak yani?
... demedim tabii.
Bunlar daha ileri yaşların ders konusu.
Ama herkesin olanı isteme konusunda, sabah çıkar-ayak değil, daha geniş bir zamanda konuşuruz sanırım.

 ___________________



Üstteki konuyla hiç ilgili değil ama okuduğum kitaptan (EST) bir bölümü paylaşmak istedim :


"Kendi yaptığım bir kafeste
Kilitliyim, her gün yarattığım polisler tarafından
Yakalanmışım, içimde nezaret eden yargıçlar tarafından
Mahkum edilmişim, kendi iki kolum tarafından hücreme
Sürüklenmişim,
Zindan, gardiyan ve mahkum
Hepsi bir, kendi içimde , yalnız benim tarafımdan
Hapsedilmiş, kendi çemberimde kendime 
Sesleniyorum, dolaşmış çemberler
Hepsi benim.

Yaratıcıyla karşılaştık ve O biziz..."

22 Şubat 2012 Çarşamba

Üç !


Her zaman
3=1
 Arzulanan
 1+1+1=
 
Fiziksel olarak
1+1> 1
 
ama bazen...
 1 > 2  

Kim demiş matematikte kesin sonuçlar vardır diye ;-)

ve ben matematiği sevmem diye...


21 Şubat 2012 Salı

Hayat...

 ... tam da o an kendi annene söylemek istediğin şeyleri uyutmaya çalıştığın kızından duymaktır.
" sıkı sıkı tut elimi anne..."

 Ve okula götürürken yediği kekin
kağıdını versin diye arkaya uzattığım avcumun içinde kağıt yerine küçücük bir el bulmaktır.
Bu yanlış anlaşılmayla sımsıcak ısınmaktır.


bir küçük not: Annecim diyerek çocuğu çağırmayı hiç sevmedim, sevmemiştim.
Çocuğa niye annecim der ki insan? 
Ama geçen gün bir deneyeyim dedim, bakalım nasıl duruyor ağızda diye...
İnsanın tuhaf bir biçimde içi ısınıyor, ilginç...


20 Şubat 2012 Pazartesi

Kaşındırır mısın? Al bakalım



 Ey tayt, kaşındırır mısın, al bakalım:)
Ariel'e bluz oldun işte...

 İyiymiş bu iş... Atlet, fanila, çorap atmamak lazımmış.
Biz bunları kırpar kırpar, yeni moda yaratırız.


Kendimi moda blogu mu zannettim ne? 


Victoria's Secret mankenleri bile bizim evdeki bebekler 
kadar çok kıyafet değiştirmiyordur 
inanın...


17 Şubat 2012 Cuma

İyi ve kötü


 Bugünlerde Luke Rhinehart'ın EST adlı kitabını okuyorum.
Hani bi zamanların best seller'ı Zar Adam'ın yazarı...
4 gün boyunca bi yere kapanarak bi çeşit terapi gören bir grup konu ediliyor.
EST gerçek bir eğitimmiş,  örnek olaylar kişiler değiştirilerek anlatılmış kitapta.

İyi ve kötü ile ilgili bir bölümü paylaşmak istedim sizinle... 
"... Çinliler'in beşbin yıldan beri bu işi bildiklerini anımsayabilirsin. Buna ying-yang adını vermişler.
Biri seni iterse ve sen de onu itersen, büyük ihtimalle sonsuza dek itişirsiniz. 
Karanlık olmadan ışık olmaz.
Karanlık yalnızca ışığın direnci yüzünden vardır. İyi yalnızca kötünün direnciyle var olur ve kötü yalnızca iyinin direnci yüzünden vardır. Yukarı aşağı çekiş yüzünden vardır. Direnci ortadan kaldır, kutuplaşmayı oratadan kaldır, değiştirme çabalarını ortadan kaldır ve vay canına!
Hiçbir şeye sahip değilsinizdir. HİÇ! Ve hiçbir şeye sahip olmadığınızda işte o zaman gerçekten bir şeye sahip olursunuz.

.... Hepimiz iyi olmaya ve kötülükten kaçınmaya inanırsak her şeyin iyi olacağına dair efsaneyi biliyorum. Fakat acı gerçek şu ki, komşusunu öldüren kişi hem iyiye, hem kötüye inanır.
kendi iyiliğine  ve komşusunun kötülüğüne...

İşe yarayan hiçbir şey yapmamaktır. Bunu henüz kavrayamayabilirsiniz ama Taocular dört bin yıl önce bunu biliyorlardı..."

Çocuklar da iyi kötü dengesini içgüdüsel ve doğal olarak biliyorlar aslında.
Mesela bizim evin tiyatrocusu...
Her oyunumuzda mutlaka kötü cadı var...
 Onlar zaten bazı şeyleri daha biliyorlar. 
Çünkü bizim gibi temel içgüdülerinin üstüne yüzbinlerce deneyim eklememişler...
Sizce de öyle değil mi? 

Ya da...
İyinin direnci olmasa, kötü cadı da olmaz (mı) aslında?
 Ya da Pamuk Prenses tamamen saf iyilik midir?
Hiç mi sinirlenmez, kıskanmaz, çemkirmez?

Bi zamanlar rüya doktorumuz Sibel Atasoy,
 "iyi ve kötü yoktur demişti."
sanırım işin sırrı bu...

Biliyorum, yıllardan gelen üstümüze oturan
öğretilmişliklerimizle, inançlarımızla kulağa tuhaf geliyor.
Ama kendi ying yanglarımızı da sağa sola oynatarak sanırım 
o dengeyi kurabiliriz. 

Tam şu yazıyı yayınla diyecektim ki, 
aklıma geçen okuduğum bir şey daha geldi
Sen denizkabuğuna içindeki taşla ilgili bir eleştiri getirirsin,
oysa taş dediğin onun incisidir ... 




16 Şubat 2012 Perşembe

Madde ve dönüşüm

 Bu ay okuldan şöyle bir ödev vermişlerdi:
Bir bardağa suyu doldurun beraber, buzluğa koyun ve donana kadar olan aşamaları
gözlemleyin. Hafta sonu yaptık.
Aslında patlamış mısır yapmak da biraz öyle di mi?
Nereden nereye...

 Ama patlamış mısırın tam patlamayanına çatmışız o da ayrı.


 Maddenin dönüşümü dedik de, telefonumun dönüşümü nasıl?
Şekerfarem onu da dönüştürüvermiş kaşla göz arasında....



15 Şubat 2012 Çarşamba

Dünden sonra, yarından önce


Deneyimsizlik işte... Gözlükçüde önümüzdeki seçeneklerden
Yaz'ın bu dediğine gözlükçü de itiraz etmeyince karar kılmıştık.
Ama gözlük sapı çıkabilen bir modeldi, zırt pırt çıktı, biraz da yüzüne küçük oldu sanırım. 
Dün yukarıdakiyle değiştirdik, buradan pek belli olmuyor, pembemsi-mor çerçeveli,
daha iyi oldu. Babasının da gerçekte gözlük takmadığını söylememe gerek yok herhalde. 


Düne özel güzel uygulamalardan biri, Akmerkez Nezih'teydi.
Hem vitrin cıvıl cıvıl olmuş, hem de son derece markayla güzel entegre edilmiş.

Bu da Sevgililer gününün beteri.
Yörsan reklamın kötüsü olmaz diyerek, bir viral çalışma yapmış anlaşılan.
Yoksa gerçekten raflarda olduğunu sanmıyorum.  


Tüm seven kalplere sevgilerimle...

13 Şubat 2012 Pazartesi

cimcime...


 Merhaba millet :) Geçen hafta bir anda yeni bir gündemimiz oldu.
Zamanı geldi, göz kontrolüne götürelim falan derken, ilk gittiğimiz yerde 
hiç güvenemediğimiz bir ortamla karşılaştık.
Bir başka doktora gittik ve bir kez daha doktor/ kurum farkına şahit olduk.


Sonuç itibariyla, Yaz'da hipermetrop varmış. Çocuk hipermetrobu deniyor sanırım.
Genelde de büyüdükçe geçiyor. 
Aslında düşük bir numara.
Ama doktor, "içiniz rahat etsin gözlük yazıyorum, yakın faaliyet yaparken taksın,
resim yaparken, puzzle yaparken mesela"...

Çok da zorlamayın, çünkü şu an illa taksın kapsamında değil bizim ölçülerimize göre, 
bunaltmayalım." dedi.

Doktordan çıktık, gözlükçüye gittik.
Gözlüğünü kendi seçti. 
Tam cimcime oldu gözlükleriyle.
Ben de işyerinde tozlanıp duran dinlendirici gözlüğümü taktım, örnek olayım diye.


Sabah öğretmenine de müjdeyi verdi.
Bakalım ne kadar takacak gün boyu...


 







9 Şubat 2012 Perşembe

Cebimde sorular...


Geçen gün sordu, sizin babanız nasıl öldü? diye...
Yuvarladık biraz.
Peki hiç görünmüyor mu dedi.
Dün de bir resim çizmiş. 
Öndeki anneannesi yani annem, arkadaki babammış...
Bıyığı bile var.
Pekiyi niye küçükmüş biliyor musunuz?
Uzakta olduğu için...

Sorular... Açıklamalar... 
Sorulmadan önce basitmiş gözüken...

6 Şubat 2012 Pazartesi


Beklemeyi kolaylaştırmak için bişeyler bulmalı insan...


 
 
... sabretmeli...


Ve şükretmeli...




3 Şubat 2012 Cuma

Elçiye zeval olmaz...



Bu hafta kar nedeniyle okula gidemedi, bir gün ben kaldım kuzucukla
bir gün babası... Tabii bu kadar süre içinde prenses/cadı-kraliçe oyunu oynanmasa olmazdı elbette.
Hele de hafta sonu Pamuk Prenses ve 7 cüceler oyununa gitmişken...
Kraliçenin kuaförü olduğu bir bölümde, sözde kraliçeye mesajını net bir şekilde verdi. 
"Bak kraliçe, sen çok güzelsin, çok hoşsun. Ama kötülük yapman hiç hoşuma gitmiyor. 
Lütfen insanlara kötülük yapma olmaz mı? Daha güzel olursun öyle yaparsan..."
Yani kraliçe, bizden söylemesi, elçiye zeval olmaz.


Dün de babasıyla kaldılar. 
Akşam beni yaptığı resmi hediye ederek karşıladı.
İkimizi yapmış. Bi de kalp koymuş. 
Gel de ısırma şimdi bu cadıyı...

 Evin çehresinden gördüğüm epey bi eğlenilmiş, sanat şaheserleri yapılmış.
 Bunlar da Yaz'ın çehresinden yansıyanlar....




Neyse bugün herkes işine gücüne okuluna döndü.
Haftaya da böyle karlı günler geliyormuş doğru mu acep?