30 Nisan 2012 Pazartesi

Adaptasyon

Soran, ilgilenen herkese teşekkürler...
Atel çıktı, ama tırnak pansumanlarımız sürüyor. 
Özellikle atelin çıktığı ilk gün, çok tedirgin basıyordu, 
ama şimdi alıştı. Parmaktaki bant da çıkarsa rahat edecek.
Tabii en sevdiği banyo doldurup, bebekleri içine atma seansları gerçekleşemiyor,
onun yerine lavaboda takılıyoruz.
Adaptasyon süreci işte...
Dün dışarı çıktık, koştu falan tedirginliğini unuttu, iyi oldu.

Anaokulu öğretmenlerine saç yapabilme dersi mi veriyorlar nedir,
bütün bloglarda görüyorum, öğretmenler döktürüyor...
Şu örgüye bakar mısınız, haksız mıyım?

 



















27 Nisan 2012 Cuma

Öğleden sonra...

Bi önceki post'ta dedim ya, bright side diye...
Bizi biraz uzaklaştıran, başka biyerlere götüren bir öğle tatili oldu.
Güzel oldu.
Fonda da aşağıdaki çalıyordu.





Bright side...

 Yaşamın güneşli, ışıklı, güzel taraflarını göreceğimiz 
güzel bir hafta sonu olsun.

 Cuma şarkısı da öyle diyo bak! 


26 Nisan 2012 Perşembe

Minişim bu sıralar biraz nazlı, biraz niyazlı.
Bu devir de geçer...
 Hepimiz böyle değil miyiz bazen hayata karşı, 
bazen cengaver, bazen mızıldak...

 ........
 
Bu sabah Yeni Türkü'yle başladım güne...
Akşam Okan'daydı Derya Köroğlu,
geceden niyetlendim dinlemeye...
İlaç gibi her şarkısı.
......

Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar
Hayat yeniler bizleri
Geçse de yolumuz bozkırlardan
Denizlere çıkar sokaklar





25 Nisan 2012 Çarşamba

Çiçek ol gel!

Bugün okulda çiçek ol gel günü...
Çiçekli tacını, çiçekli elbisesini giyerek gitti okula...
Kahvaltısı da günün anlamına uygun olsun dedim,
saçına çiçek konmuş, bir kız koydum önüne...
Okulda özel kutlamalar olduğu günler
sabah evden çıkmak çok daha kolay
Çünkü motive edici.

 
 "Yaşlanıyor baban" diyiverdi bugün Murat.
Yok dedi yaşlanmıyorsun, 
yaşlanırsan, annem de yaşlanır, ben de yaşlanırım!
Yani...
 
 Madem çiçek ol gel günü, ben de çiçekliyim bugün.
Benim neyim eksik.



19 Nisan 2012 Perşembe

Baş parmak...


Yaz'ın sol ayağı, sağ ayağına :
"Kardeş, biyerin mi incindi?"

.......

Zor bir sabah oldu. Baş parmağını kondisyon bisikletinin pedalına sıkıştırmış, 
nasıl yapmışsa... Parmağın ucu çatlamış, tırnak da çekildi.
Allah beterinden korusun, çok şükür yine...

.....
Evde, iki ayağı arasında yukarıdaki gibi diyalog kuruyordu en son.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Hafifledim

Ardı arkası kesilmeyen zincirleme bir öksürük kriziyle geçirdik
pazartesi gecesini. 
Hiç böylesini de görmemiştim.
Hani bi' ara verir, biraz uyutur insanı, arada tutar gıcık bildiğim.
Bu virüsgillerin yeni sürümüymüş.
Çocukcağızım öksürüklerle sarsılıp, balgam yüzünden kusarken
benim içim acıdı resmen.
Sabah soluğu doktorda aldık, neyse basit bi şeymiş.
Dediğim gibi bu yeni virüsün özelliği bu kuru kuru, arka arkaya öksürtmesiymiş.
Çocuk öksürüğü gerçekten insanın yüreğini sıkıyor.
Neyse ki antibiyotiklik falan bir şey yok, 
bol bol ılık içecek tüketsin dedi.
Çok öksürdüğü zaman, boğazını iyice sarıp, balkona çıkartın
soğuk havayı içine çekmek öksürük krizine iyi gelirmiş.
Bunu yeni öğrendim.


Eve geldik, akşamüstü 16.00'da uyudu, 
gözlerime inanamadım ama sabaha kadar kalkmadı.
O kadar uyumamasına alışmışım ki, ne yapacağımı şaşırdım
elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemedim.
Baktım uykusu uzuyor, akşam kozmetik çekmecemi toplayayım dedim.
Bir gün kullanırım diye saklanan farlar,
kaç yıllık olduğunu bilmediğim rujlar, allıklar
hiiiç acımadım hepsini attım, 
kullandıklarımı bıraktım sadece. 
Bir büyük çöp torbası çıktı inanır mısınız?
Ohhh bir ferahladım ki sormayın gitsin.

Hadi siz de niyet edin, eminim evde en az 3 yıldır hiç kullanılmayan
kozmetik zamazingo birikmiştir.
Hafifleyin...




16 Nisan 2012 Pazartesi

Mırıldak

 Bazen karşımdaki hakikaten beni şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratıyor.
Büyümüş de küçülmüş mü, uzaylı mı, 4 değil, 400 yaşında mı? 

Kızdı bana cumartesi.
Cuma akşam ateşi çıktığı için
sinemaya gidemeyeceğimizi söyledim diye.
Bir hırsla içeri gitti, bizim yatak odasından sesi geliyor.
Dert mi yanıyor, ben duyayım diye mi yapıyor bilemiyorum 
ama muhabbet şu:
"Annemle babam melek olsaydı, benim bütün istediklerimi yaparlardı.
Sinemaya götürürlerdi, film açarlardı, Tibet'e götürürlerdi.
Ama yok, değiller...

Zaten benim halam da yok, yengem de yok, ablam da yok. (Ne alakaysa ) 
 
 Oysa ki dün, iyi ki siz benim annem ve babamsınız deyip, 
neredeyse bizi ağlatacaktı.
 
 

 Cuma akşamları, okuldan kirli çarşafları getiriyorlar,
annem demiş ki, yarın okul yok Yaz, tatil! Bak çarşaflarını da getirdik.
"Sorma, okula gitmek zor. Anneanne biliyor musun? 
Her sabah, kalk, git. Uyku yok , bişey yok"
Bücür boyuyla içine büyük insan kaçmış gibi dert yanmaz mı?  

Dün teyzesiyle ağzından laf almaya çalıştık.
 Size okulda ceza veriyorlar mı?
Trafik polisi ceza verir, bizi sadece uyarıyorlar.
Aldık ağzımızın payını.

Her şeye rağmen ateşi düşünce sinemaya gittik, 
annecim çok naziksin demez mi dönüş yolunda...
 

Fotoğraf mankenleri, Ortaköy kedileri...

13 Nisan 2012 Cuma

Haftaya buluşalım haftayaaaa...


 Düşündüm ki, 
"insanlar bazen küçük şeylerle uğraşırken büyük resmi kaçırıyorlar,
bazen de büyük şeyleri düşünmemek için küçük şeylere sığınıyorlar..."
Ama sonuçta, hayat küçük şeylerden oluşan BÜYÜK bişey...
Ben ne dediğimi kendim anladım da, 
 size ne geçti, siz ne anladınız bilmem :)
 
-Anne, saçlarımı Duru'nunki gibi yapar mısın?
-Yani nasıl?
-Kıvırcık ve iki kuyruk...
Rapunzel'in tavuğu, Rapunzel'e kaz görünürmüş ; )
 
Ve karşılarınızda kulesiyle konuşan Rapunzel: 


 .. Bir cuma şarkısıyla iyi tatiller hepimize.


10 Nisan 2012 Salı

Tırnak kontrolü olsa yandık...


3 gündür bi fırsat bulup da kesemedim kızın tırnaklarını. 
Yani dışarıdan duyan der ki, 1 dakikalık iş, laf mı bu da.
Ama bazen olunca oluyor, ha az sonra, ha keyfi olmadı, ha yemekten sonra,
ha sabah kalkınca derken... 

Bu sabah da, o uyurken çıktım, işyerinde parmağı erken bastım.
Ama ne pahasına...
Kesilmemiş tırnaklar ve tahminim
taranmamış saçlar pahasına...

9 Nisan 2012 Pazartesi

Bazen rüküş falan ama...

...bazen olur olmaz incik boncuğu eline koluna geçirir, bazen en alakasız
çorabı desenli eteğin altına giyer, bazen eşofmanının altından elbise sarkar,
tacı başka telden üstü başka telden çalar. 
Bazen anneannesinin bluzunu elbise gibi giyer çıkar.
Ama bence mahsuru yok.
Bi uyarıyorum önce, bak şu çorapla 
bu daha güzel değil mi, diye
                                                            ama sonra dokunmuyorum.
Önemli olan, benim zevkime göre güzel giyinmesi değil,
kendi seçtiği kıyafeti gururla taşıyabilmesi...
Ve önemli olan hayattan zevk alabilmek
 gerisi boş... 



 
 Hafta sonu yılın ilk pikniğini yaptık, 
şu an dışarıdaki havaya bakıp inanamıyorum,
bir gün önceki havaya...



 

Objektifime yansıyan beni gülümseten karelere 
bakıp bakıp hafta sonununu bekleyeceğim.

  
Yıldız Parkı'nın gelinleri meşhur...
Kaç gelin geldi fotoğraf çektirmeye sayamadım.
  


Havalar ısınınca kanka dondurması yiyebilir miyiz diyen
Yaz ve kankası...

  
 Yaz ve sahne arkası...
Bütün hafta sonu göremediği babasını limonla tehdit eden
minik kuş...
Yaz rol keserken...


 Ve hafta sonunun beni en gülümseten karelerinden biri,
Türkan Şoray kirpikli mini...

 


Kalın sağlıcakla...











6 Nisan 2012 Cuma

An! Gerisi yalan...

Dün Facebook'ta okudum, 
okurken de hüngürt foşurt duygulandım. Onca alıntı paylaşımlar arasında, bazen bir yazı çeker içine sizi işte böyle.  Kızıma/ Oğluma mektup....


 "Benim yaşlandığımı düşündüğün gün
Sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış…

Yemek yerken üstümü kirletirsem… üzerimi değiştirecek gücüm yoksa.
Lütfen sabırlı ol. Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla...

Seninle konuşurken, sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam… sözümü kesme beni dinle.

Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum.

Banyo yapmak istemediğimde;

Beni utandırma ya da azarlama…

Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla…

Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen… bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam… lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı… eğer hatırlayamazsam, sinirlenme… çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.

Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim…

İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi… yaşamı göğüslemeyi…

Eğer birşey yemek istemezsem, baskı yapma bana. Ne zaman yemem ya da yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim.

Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde...

… bana elini ver…


Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi.
 
Bir gün şunu anlayacaksın:



hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve

senin yolunu hazırlamaya çalıştım

Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın ya da güçsüz hissetme kendini.

Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin.

Yürümeme yardımcı ol… ve yolumu sabır ile sevgi ile bitirmeme....



Benim için yaptıklarını, bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum oğlum/kızım….

Ve hep seveceğim…"

Bu tatlı kedicik Ortaköylü... Yani bizim köylü. 
Bizim köyün küçük dostlarından Pinterest boardu bile yaptım, öyle keyifli, öyle şekerler... Böyle gerine gerine, rahatladığınız, anların tadını çıkartacağınız güzel bir hafta sonu diliyorum.


Ve bu Adele yorumunu mutlaka dinlemelisiniz, iyi tatiller: 

5 Nisan 2012 Perşembe

İletişmek


2 gündür travestiden hallice sesimle 
iletişmeye çalışıyorum, 
 çene yarıştırmam gereken birçok olay ve kişi varken zor oldu doğrusu.
Bu süre içinde siz konuşun, ben dinleyeyim demek istedim, bol bol pastil yedim, nane limon içtim.
İnsanın konuşması gereken yerde, susması ne zor şeymiş. 
(alın bunu siz hayatın her anına yayın, beni söyletmeyin. )

Sabah da bi' anda, bütün bilgisayar, telefon şarjlarının ve
 TV, DVD vs fişlerinin takılı olduğu
sigorta attı.  Geri de kaldırılamadı. 
Valla TV, duyduklarından gördüklerinden dolayı artık tırlattı ve 
sigortaları attı kanımca.
O da bizimle iletişemedi. 
Dedim ki aman belki iletişmesek şu televizyonla daha hayırlı bu sabah.
Dolmadan, yaşadığımız gündeme evhamlanmadan... 
 
Kızım da dün öpüşüp koklaştıktan sonra iletişmemeyi seçti, 
anne sen biraz içeride otursana dedi kapısının arasından.
Kesin bi' afacanlık planlıyordu.
Tam kitap okuyayım dedim, 5 dakika sürdü.


Bunun dışında, iki adımlık yerde iletişemeyenler,
twitter'da, toplumumuz gibi ayrışıp,
aynı konuyu iki ayrı uçta trend topic yapanlar
da gözlemledim.

Merkür iletişimi etkiliyor ya,
bugün geri gitmesi bitiyormuş diyerek popülist bir yaklaşımla konuyu bağlayayım.

Hadi geçmiş olsun, bol bol iletişiriz artık.

Aaa bişeyden daha bahsedicem size, hemen kaçmayın.
Bücürlere iyi sır, kötü sır nedir öğretmek, 
ürkütmeden bilinçlendirmek istiyorsanız
şu kitabı öneriyorum.
Devamından şurada bahsettim.

  
Şşşşşt... Secret...
 





3 Nisan 2012 Salı

Pazartesi ertesi...


Güzel bir hafta sonunun ardından pazartesi kelimenin tam anlamıyla 
cortladım. Artık akşam yediğim somondan mı zehirlendim,
virütik bişey mi bilemiyorum ama epey bi hırpalandım.
Somon kelimesini duymak istemiyorum artık.
Cengaver şekilde, sabah işe gelip, İzmir marşıyla kendimi evde buldum.
Alerjik bi durum zaten vardı, üstüne sesim de kısıldı, bi de mide bozulması...
Tam oldu anlayacağınız. 
Gel gelelim kadın milletine çok fazla hastalık yaramaz. 
Evde kıskanan çok olur. 
Yaz'ın okuldan dönüş saatiyle beraber kıskanç koca da kendini kötü hissetmeye başladı.
-Kızacak şimdi ama- 
Ve Yaz'ın uyuma bölümünde kendimi uzunlarından 5 kitapla buldum.
Zaten sesim kısık, kısık sesle okuyorum diye
anne normal sesinle okur musun lütfen ayarı da yedik. 
Ama hakkını yemiyeyim, mırıldağımı teyzesine yolladım akşam 1 saat.
Dönüşünde annemler iyileşmiştir belki, annecim iyileştiniz mi diye halimi hatırımı sordu.
   
 
 1 gün geç başladığım haftanın geri kalanı da pazar günü tadında geçer umarım.
Üç küçük kafadarla, 4 büyük kafadar bir araya geldi. 

Bu kadar iyi tanırken, yeni tanıştık demek tuhaf geliyor.
Bizim Elif, bizim Burcu onlar...

 



Velhasıl, bugün benim düzelmemle sanırım herkesin sağlığı düzelir.
Sizin evde de kıskanç kocalar var mı?