28 Mayıs 2012 Pazartesi

Kaybolmak

 
Cuma günü Belgrad Ormanları'nda çekim vardı. Dönüş yolunda
bildiğiniz kaybolduk. Prodüksiyon ekibi çıkışta bizi bekliyor sandık, 
çekim alanından sola döneceğimize sağa döndük ve 
kendimizi daracık orman yollarında giderken bulduk.
Üstelik, şimşekler çakmaya başlayıp, yağmur da başlamasın mı?
Yoldaki göl kıvamındaki birikintiler, saplanma tehlikesi yaratan çamurlar,
Merve'nin yan camdan gösterdiği jurassic park kıvamındaki iri kuş ve
telefonların da çekmemesiyle birlikte
reklam filminden korku filmine doğru kayan bir tür sapması yaşandı.
Ama ben soğukkanlıyımdır böyle zamanlarda Allah'tan.
Dönüş yapacak bir genişlik bulduk ve geldiğimiz gibi geri giderek
medeniyete kavuştuk.
 
Cumartesi günü kızımın da bana çektiğine karar verdim.
Bir AVM'nin orta yerinde, oyuna daldı. Çiçek saksılarının arasında koşuyor falan.
Gel diyorum, gidiyorum diyorum hiç  tınmıyor bile.
Gittim bir kolonun arkasına saklandım. 
İstiyorum ki, etrafını sık sık kolaçan etmeyi öğrensin,
yoksa elbette ki korkutmak değil niyetim.
5 dakika sonra farkına vardı.
Anneeee, annee diye bağırdı. 
Hah, şimdi beni aranacak, giderim yanına dedim.
Ooo baktım, yandaki kadın giyim mağazasının içine girdi, beni orada arıyor.
Hemen koştum peşinden, içeride kesin paniğe kapılır diye,
bi baktım, ceketlerin arkasından burada da yokmuş, başka bi yerde galiba diye 
sakin sakin dolanıyor.

 
Yanına gittim, bak kuzucum, ben seni her zaman gözlerim ama sen de gözünü benden ayırma
ve beni göremediğinde yerinden ayrılma dedim.
Ama  kaybolma anındaki soğukkanlılığına ne diyeyim?
Anasına bak kızını al.
 






24 Mayıs 2012 Perşembe

Lider ruhlu kişilik...

Öğretmeni der ki,
-lider ruhlu bir kişilik olduğundan, bugünlerde
şöyle bir durum yaşıyoruz. Hep oyun kurucu, hep yönlendirici,
ama arkadaşları başka bir şey oynamak istedikleri zaman pıtırcık pıtırcık ağlıyor.
Bakalım, bu konuda rehber öğretmen ne diyecek? 
İyi bir özelliği kaybetmeden, yan etkilerini törpülemenin bir yolu vardır elbet.
Fotoğraflara bakıp da, düğündeydik sanmayın, çekimdeydik.
Bu hafta full çekim..
Keyifli çekimler...


 Allahtan yağmur da yağmadı izin verdi.

 

Ama yarın da yağmaması gerekiyor,
prodüksiyon şirketindeki arkadaşımız,
anti yağmur duası biliyormuş etmiş, hadi bakalım.
 

Uyumlu bir ekip, cast, yönetmen ve şirketle çalışmak
sonucu da etkiliyor, mutlu son oluveriyor.
 
Gelinlik de güzeldi ama...

 
 BUralardaydık işte, kır düğünü isteyenlere öneririm.
Polonezköy'den sonra Cumhuriyet Köy'de Village Park...


Şimdiiii söyleyin bakalım bu ne reklamı olabilir?

 
 Doğru bilenler arasında çekiliş yapıp,
o ürünü hediye edicem:)





22 Mayıs 2012 Salı

Balkonum köşe köşe...

 Dün akşam balkonuma vakit ayırdım.
Güzelleşsin istedim.
Sardunyalarımı çoğalttım.
Dubrovnik'ten gelen meleğimi astım.
 
Severim balkon havasını, sefasını...

 
 O değil de...
Bugünlerde evdeki bücür vara yoğa ağlıyor. 
Ağlıyarak istiyor, niye ki?
Ne zaman geçer ki? 
İlahi bi zamanlama herhalde.
Bugünlerde böyle bir ruh halinde.


21 Mayıs 2012 Pazartesi

19 Mayıs küçük ergen bayramı


 Çıktık açık alınla...


Uğradık sağa sola...
Çaldık göle biraz maya...

 

Kavuştuk eski dostlara...


 
 Kurulduk tahtımıza...
Sonuç?


Yedik bütün fırçaları yerimize oturduk.
Ne nesilmişiz yafu, küçükken de fırçayı yiyen bizdik,
şimdikilerden de fırça yiyoruz.

18 Mayıs 2012 Cuma

19 Mayısımız...

 Bir ülkenin insanlarını bir arada tutan harcı, çimentosu
19 Mayıslar, 29 Ekimler, 23 Nisanlardır...
Tarihsiz bir ulus, yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Çünkü ortak zaferleri, yasları, ataları olmayınca
bir arada durmak anlamsız da gelebilir bir noktada.
İsmi lazım değil, çoğumuzun tüylerini diken diken
eden CNN Türk'teki öfkeli hatun geçen gün diyordu ki,
"Biz, militarist, tek tip gençlik yaratmayı hedefleyen kutlamalar istemiyoruz,
kendi kendimize kutlarız bayramımızı."

"...Hem zaten artık havai fişeklerle konserlerle kutlanıyor bayramlar, daha güzel."
Biz sizin ne yapmaya çalıştığınızı anlıyoruz da, neyse.


Evet, havai fişekli, Murat Boz, Demet Akalın konserlerinde bir zaman sonra
19 Mayıs 1919'da ne olduğunu, neyin başladığını unutur
eller havada hoppidik hoppidik zıplarız.
Birkaç yıl sonra da, aaa ne kutluyorduk biz der, geçer gideriz.
Zaten o zamana kadar okullarda da okutulmaz olur.
Gençlik, facebookta onu bunu like ederken,
o kırık dökük gemiyle Samsun'a çıkan mavi gözlere bir hüzün bulutu gelir oturur. 
 
Ama olmaz bişey di mi?
 
 
 

Çılgın saçım, ateşli başım

 Çılgın saç günümüzün ardından 2 gecedir ateşliyiz.
Gün içinde düşüyor, akşam üstü çıkıyor.
Böylece iki gündür kafa izni yapıyor.
Özellikle öğretmenini kendine aratıyoruz,
telefonda ateşi çıktığını ve gelemeyeceğini söylüyor.
Öğrensin, okula gitmemenin sorumluluğunu almayı.
Tabii evde eylemek gerekiyor, gözü açılınca.
Neler yaptık? Çılgın saç projesini bebeğe uyguladık.
Kağıtları birleştirip, büyük alana resim yaptık.


Benim sümsük kuşun yanındaki kartala da bakınız.
 

 Eller...

Zürafa...

 Bu da ben oluyorum...

 Sabah bu şekilde bıraktım. Babaanne ve dedesi merak etmesin :)

 

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Çılgın saç günü



Bugün okulda çılgın saç günüydü.
Nasıl yeterince çılgın olmuş mu? 

Bu arada yoldaki diyalog süper.
-Acaba Ekin ne yaptı saçını, jöle sürdü mü?
Ben Ekin'i çok seviyorum.
Size bişey söyliim mi?

-Söyle tatlım.
Yok yok söylemiycem, utanıyorum.
Gülersiniz...

Hadi bakalım.

15 Mayıs 2012 Salı

Kazanmayı ve kaybetmeyi öğrenmek...

 Bence çok küçük yaşlardan itibaren, okullarda ve aile içinde
"insanca" kazanmak ve kaybetmek öğretilmeli...
Kaybedenin insanca hazmetmeyi, kazananın zarifçe zaferi kabul etmeyi
öğrenmesi gerekli. 
Çağdaşlığın gereği bu.
Gördüğüm, biz ülkece ne kazanmayı becerebiliyoruz, ne adam gibi kaybetmeyi.
Siyasette, sporda kazananın 'nasıl koyduk' tavrında dolaştığı, 
rakibi ezdiği, bundan sonra buralar benim diye gerim gerim gerildiği,
kaybedenin de hep saldırdığı topraklar bunlar...
Günümüzün özel şartları da var belki ama...
Ne dünün, ne bugünün sorunu bu...
Bizde hep böyle...

Hayatta kazanmak da var kaybetmek de...
Önemli olan hep insanlığın kazanması.





14 Mayıs 2012 Pazartesi

Darısı isteyen herkese...

"Annelik, iki arada bi derede kendi ağzına ballı kaymaklı 
bi ekmek tıkabilmektir, ama yine de bu durumdan mazoşistçe bir zevk alabilmektir."
Diye bir aforizmayla başlayayım.
 
 
Annesi kılıklı, havaya ve yere göre değil,
mooduna göre giyiniyor haspam.


Araları çok enteresan şu sıralar.
Kah kapışma, kah barışma...



Anneler günü pastası diye bana yaptığı pastayı
gitti, orada yeni tanıştığı elalemin oğluna bak 
sana doğum günü pastası yaptım dedi.
Bu mudur yani!


Çocuk kendini böyle hissetmeli işte, uçabiliyormuşcasına özgür,
ama iplerle kontrol altında; -)
Benzetmemi de yaparım.


Isır kızım ısır teyzenin kafasını...
O ne inattır o. 
Zorla ne birine merhaba dedirttebilirsiniz,
ne anneler gününü kutlatabilirsiniz.
Anneannesinin anneler gününü bütün gün kutlamadık,
en son onu evine bıraktıktan sonra yukarı bağırdı,
"anneler günün kutlu olsun" diye. 
 
Hep beraber niceleri kutlarız inşallah...


Meşhur sürpriz anneler günü hediyem.
Mandalları elleriyle seçmiş kuzum.
Bana en büyük hediye sensin be, şekerfare...

11 Mayıs 2012 Cuma

"Her an bir mucizedir."

Çok güzel bişeyler yazmak istiyordum annelere dair. 
Kafamda evirip çeviriyordum nasıl dile getiririm diye...
Meğer cevap gözümün önündeymiş.
Bir an geldi ki, fark ettim.
Gözümün önündeki cümle, 
hem hayatı, hem de anneliğin özünü anlatır gibi.
 

Nefes aldığım her an,
yataktan sağlıkla kalkabildiğim her gün,
yüzümü yıkayabilmek için musluktan temiz su bulabilmem,
afiyetle yediğim her yemek,
aileme, sevdiklerime, kızıma sarılabildiğim her an
nasıl bir mucizeyse
her an nasıl mucizelere gebeyse...
Annelik de öyle.

Rahme düşen o mucize değil midir ki bizi gözyaşlarına boğan,
öyle minicik yatarken yatarken, başını kaldırabildiği an,
 ilk kahkasına, ilk adımına tanık olabilmek.

"Anne" dediği an bir mucize değil midir? 
Sevdiğini söylemesi...
Ateşli gecelerinden sabaha iyileşmiş uyanması,
o güne kadar hiç yemediği bir şeyi yemesi,
varlığına ve onunla birlikte kendi varlığımıza
şükrettiğimiz her gün bir mucize.

Her an... Hepimizle birlikte... Sevgiyle yeşeren mucizelere...


Şimdiden anneler günüm/nüz kutlu olsun...
 

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Yağmazsın di mi yağmur???

Kuzucuğumun bugün okul pikniği var. Piknik sepeti hazırladım sabah ona.
Çok eğlenceli... 
Et koy anne demez mi? 
Kahvaltıya gidiyorsun kızım ne eti...
 Veee sır gibi saklanan sene sonu gösterisinden iki satır öğrenebildim:
 "Bir kıvılcım kopar önce büyür yavaş yavaş...."
Anneler günü sürprizini ise anne şşşşttt sana bir sürprizim var diye kulağıma söyleyiverdi
peçetelik yapıyorlarmış bana.
Kime söylememem gerekiyor acaba :)

7 Mayıs 2012 Pazartesi

YAŞASIN DOĞA!

Oh, dünya varmış, dolu dizgin oksijen almaya başladık dışarılarda.


Ana kız, ömrümüzde ilk defa yılan bile gördük.
 
Büyük salıncağına binerken, görmelisiniz afrayı tafrayı.

 Bu havada botlarla dolaşıyor ya,
bir çocuğun annesi, giysilerini kendi seçiyor galiba,
belli dedi!!!
 Oysa çocuğum sarılı ayağına en uygun onu bulmuştu...
Gerçi kendi giyiniyor ya , o da ayrı. 
 

Biz hırkaları çıkardık diyoruz ya, 
Florya'da denize girmeye başlamış çocuklar...
Nasıl rahat anneler, çocuk uzun uzun suda oynuyor akşamın 5'inde üstelik. 
 


Seyyar lunapark salıncağı görmüş müydünüz hiç?
 

O kadar gezmeye, accıkk da çalışma.
İlk defa fasülye kırdı kızım.
 
 Kumdan kale yapmaya çalıştı.


 Şu doğa harikasına bakar mısınız?
Yaz'ın dediği gibi diğer hayvanların kraliçesi gibi.

 İsmini sorup da, söyleyince anlamayanlara:
-Adın ne?
-Yaz!
-Hı?
-Gökyüzündeki güneş gibi... :)

Bu da yeni ; )