29 Haziran 2012 Cuma

Kaçsam Ege'ye...


 Niye seviyorum yazı?
Tiril tiril elbiseler...
Efil efil esen yel...
Ev hapsinden kurtulma,
sokaklara yayılma...
Tuzlu can erik...
Pudra şekerli çilek...
Güneşte kuruyan saçlar...
Akşamüstü demlenen insanlar...
Tatil hevesi...
Martı sesleri...
Bavul telaşları...
Ayaklara yapışan kumlar...
Günü serinleten dondurmalar...
Bavullara dolan mayolar, kolluklar...
Kızgın kumlardan, serin sulara dalış...
Taze taze mezelerin olduğu akşam sofrasına varış...
Nasıl sevmem yazı?
Dahası kuzumun adı... 
 Tatilimin geldiği belli olmuştur herhalde...
 Kaçsak Ege'ye...

27 Haziran 2012 Çarşamba

Sanki o koşuyor ben de peşinden koşuyorum
yakalamak için.
Onunla ilgili yapmak istediğim o kadar çok şey varken,
günümün en az 3 saati yolda geçiyor.
Saçma sapan kaprisler, revizyonlar, abidik gubidik işler meşgul ediyor kafamı.
İnternetten sipariş verdiğim kitaplar bekliyor sıra sıra.
Takılıp kalıyorum aynı kitapta bazen.
Şu an dışarıdaki yağmur kokusu, hafif esintiyi şu an
kırda, bayırda
 yaşamak hoş olurdu diye düşünüyorum. 
Eski dostlar sitem ediyor, yenilere vakit kalmıyor. 
Sanki o koşuyor ben de peşinden...
Hayat, sağına soluna bakma öyle
senden  bahsediyorum.



25 Haziran 2012 Pazartesi

Kokuların izinde...


Kokular da şarkılar gibi...
İnsanı alıp, çok uzaklara götürüveriyor.
Örneğin ne zaman kıyma, soğan ve salça kavrulsa
o koku beni çocukluğuma ışınlıyor.
Biz içeride oynarken, annemin tencere tava seslerini duyuyorum sanki.
Kalamata zeytini beni orta 1'de sarılık olduğum döneme, 
bazı kebap kokuları hamileliğime,
kızımın kokusu beni huzur dolu bir aleme götürüveriyor.

Hepimiz için kokular böylesine önemli de,
galiba bazılarımız kokulara karşı daha duyarlı.
Yaz Hanım evde asla sucuk kokusu istemiyor, midesi bulanıyormuş.
Sucuk yiyemiyorduk taa ne zamandır, bir de buna
hellim eklendi en son.
Kızartamadım hellimi geçen gün, kıyamet koptu.
Öyle kuvvetli koku alma duyusu var ki,
asansöre binip de birinden fazla parfüm kokusu alsa aşağıya kadar zor sabrediyor.

Beni geçmişe götüren kokuları düşününce,
gelecekte onu bugünlere hangi kokular getirecek acaba diye düşünüyorum?
Mis kokulu, çocukluk günlerine... 

22 Haziran 2012 Cuma

Doğru mu, yanlış mı bilmiyorum ama dedim.

Sabahları çok sık yaşadığımız bir kriz!
Özene bezene bir kahvaltı tabağı hazırlıyorum,
salatalıklar ince ince doğranmış,
zeytinler göz, cherry domatesler dudak yanak,
tel peynirler saç olmuş.
Yanında en sevdiği lavaş...
Götürüyorum tepsiyle, ben böyle kahvaltı istememiştim,
ne istemiştin, gevrek!
Gevrek geliyor, ben bu kasede istememiştim, pembe kasede istemiştim.
Ama kirlide diyorum! Ama ben onu istemiştiiim!
Hadi yıkayalım, onu getirelim...
Bunu sabırla yapıyorum.
3 isteğe kadar...
Ama bugün, lavaş istemediğini mızıldanırken
 şunu söylemek zorunda hissettim kendimi. 
 Biz sahip olduğumuz şeyler için şükretmeliyiz.
Yediğimiz ekmek, içtiğimiz süt ve her şey için.
Bu ekmeği hiç bulamayan insanlar var biliyor musun?
(Sanki çocukluğumdaki Afrikadaki açlar lakırdısını çağrıştırdı
ama tutamadım kendimi.)
Doğru mu yaptım yanlış mı bilmiyorum ama söyledim işte.

Bu fotoğrafları kendisi çekti, fotoğraf çekmeye taktı şu sıralar.
Ayağından, elbisesine, koltuktan, televizyona her şeyi çekip duruyor.
  


 

 Sonra mı  çiçek verdi sokaktan her şeyi unuttum:

 

İyi hafta sonları herkese... 










18 Haziran 2012 Pazartesi


 Yaz okulu sezonumuz bu sabah itibarıyla açılmıştır, 
vatana millete hayırlı olsun.
Geçen sene her sabah yüzme dersi istemiyorum pazarlığı oluyordu,
ama bu sabah çok hevesliydi, inşallah böyle devam eder...

 


15 Haziran 2012 Cuma

 İlk vesikalığımızı çektirdik, bu sabah da pasaport için başvurduk,
Temmuz'da babasının peşine takılıp iş gezisi yapacağız da.
Bakalım benim için enteresan olacak, çünkü biz ikimiz tek başımıza uçağa binecek
uluslararası yolculuk edeceğiz.
(Aklınızda olsun pasaport alacaksanız miniğinize,
anne ve babasıyla birlikte başvurmanız gerekiyor ve 
kendisini de bizzat yanınızda götürmeniz gerekiyor. )

Babasının yoğun yaz sezonu açıldı, 
bu da demektir ki, sık sık ayrı kalacaklar.
Hatta babalar gününde bile olamayacak.
Babalar gününde ona ne sürpriz yapalım diye düşünürken
Yaz'a bir anket yaptırdım, basit sorularla, 
cevaplarını da tişörte bastırdım.
Sanıyorum beğenildi; )
Anladığınız gibi erken vermek zorunda kaldık, olmayacağı için...



Size şöyleee ayaklarınızı rahatça uzatıp, keyfini çıkartabileceğiniz bir hafta sonu diliyorum
ve bir cuma şarkısı yolluyorum, görüşürüüüz!
 




14 Haziran 2012 Perşembe

Çalış anam çalış

  

Akşam eve vardığımda 8.45'ti abartısız.
Ben yorgun, evdeki benden yorgun.
Uykusu da gelmiş, her şeye ağlıyor.
Babam niye gelmedi, televizyon niye kapandı, o niye, bu niye?
Haklı, bütün günün yorgunluğuna, tahammülü bitti.
Uykusu geldi. 
Ama ben? Daha yeni geldim. Ve çocuğumun sevgisine aç bi şekilde...
Üstelik karnım da aç şekilde.
Sarılmak istiyorum mız mız.
Oysa bi de sabah kalkışını, -tabii ayıldıktan sonra- görseniz.
Ballı lokma tatlısı.
Dünü anlatır tatlı tatlı, hayaller kurar, masallar atar kafadan.
Bırakıp gitmek gelmez içinizden.
Sabah onu düşündüm.
Çocuklarımızın en ballı saatleri okulun payına düşüyor,
çalışan anneye de yorgunluktan posası çıkmış,
uykudan huysuzlanan bücürün nazı niyazı kalıyor.

(Fotoğrafları yıl içi görüntülerden 
okul derleyip verdi. Bizim okul maalesef facebooktan falan
paylaşmıyor fotoğraf. Bazı veliler , benim çocuğum niye az görünüyor diyormuş.
Komik di mi? O yüzden bu okul için dikizlemeleri görebilmek için 1 sene bekliyoruz. )
 
 

 

 

Şşşşt sanırım Ekin bu kurabiyeyi karıştıran...


İngilizce şarkı öğrenirken...

Yalvaç Ural gelmişti okullarına sohbete, 
kitabını imzalatırken...

 Şu zillilere de bakınız :)




12 Haziran 2012 Salı

Alkış...


O ne heyecan, ne coşkuydu...
Daha kucağında kostümlerini taşıdığı torbayı göğsüne sıkı sıkı bastırdığı andan itibaren
içi içine sığmıyordu. 
Sır gibi saklamıştı,
 gösterinin içeriğinden hiç ipucu vermemişti.
Ama arada kendi kendine söylediği şarkılardan çıkartıyorduk bişeyler...
Nasıl oradan oraya koşturdu,
arkadaşlarını ve öğretmenleri tanıştırmak için...
Son zamanlarda gördüğüm en coşkulu hallerdi.

Hepsi çok tatlıydılar, hele ki en son 10. yıl marşını söylerlerken
nasıl da candan söylediler...

Bir karne de bizden vermek gerekirse
çok önemli ve yeniliklerle dolu bir seneyi başarılı bir şekilde geçirdi.
Tam gün okula başlamaktan,
emziği bırakmaya, 
doğduğundan beri gelen bakıcısından ayrılmakla kalmayıp,
 onu alt kattaki çocuğa kaptırmaya kadar
bir çocuk için hayli zorlayıcı bir yıl oldu.
Gayet başarılıydı.

 
 
Kankası Duru'yla nihayet tanıştık,
hani benim ismimi beğenmeyen, sık sık kapıştıkları.
Ama nasıl bir kankalık, hiç ayrılamıyorlar.
Bizimki eve gelip, Duru şöyle yaptı, böyle yaptı, kalbimi kırdı diye anlatıyor ya,
Duru da eve gidip, Yaz beni artık sevmiyor galiba diye anlatıyormuş.
Önemsiyorlar birbirlerinin fikrini çıkartabiliriz sanırım.

Bu da biricik Tuğba öğretmenleri...
Meşhur Ekin'le tanışma fırsatımız olmadı maalesef...
Neyse tanışırız elbet...

 Bu not da sana bücürcüm :
"Benim için başarı seni bu kadar coşkulu, mutlu, huzurlu görmek.
İçinde olduğun anın hakkını verebildiğini,
çevrene de bunun için motivasyon sağladığını bilmek.
Nice başarılara bebeğim."

11 Haziran 2012 Pazartesi


Heyecanlandım... Ne zaman çocuğu karne alan bir veli oldum ben?

 
İzledim... Almadan çıkacağımız için kedinin ciğere bakışını sadece uzaktan izledim.
 
 Sevindim... Onun heyecanla karne hediyesi olan Mickey gösterisini izlemesine sevindim.


 Delirdim... Uykusuzluk başına vurunca, girdiği ruh hali karşısında 
kim olsa delirirdi.
Eğlendim... Şapka deneyişine, Mac'de koltuğa kurulup oturuşuna bakıp eğlendim. 

 Şaşırdım...  Sabah yürüyüş yaparken yol boyunca meyve ağaçları gördüm,
öyle savunmasız, serbestçe duruyorlar. Dallarında dutlar, kirazlar...
Artık çocuklar hiç dokunmuyorlar ağaçlara diye düşündüm, şaşırdım.
 

Heyecanlandım... Akşam yıl sonu gösterimiz var, nasıl heyecanlanmam?

8 Haziran 2012 Cuma

Kulaklarımda bu şarkı...


En güzel diyaloglar, ya el ayak çekilince yatmaya yakınken oluyor,
ya da arabada giderken, hiçbir uyaran yokken...
Aşağıdaki sohbet bu sabahtan.
-Anne, bakkal, market olmasaydı, biz ne yer, ne içerdik, ne yapardık di mi?
-O zaman biz de şehirde değil, köyde yaşar sebzemizi kendimiz yetiştirir,
yumurtamızı tavuktan, sütümüzü inekten alır, 
peynirimizi sütten yapardık. 

-Ama zorlanırdık di mi?
-Zorlanırdık belki, ama çok daha doğal ve iyi olurdu.

Dedim ve düşündüm. Yine beni düşündürdün.


Bu cumanın şarkısı, dün defalarca dinledim,
öyle bayıldım. Nefis sözler
"....titriyor duvarların, dokunma dersen ben anlarım..." :  




7 Haziran 2012 Perşembe

5 Haziran 2012 Salı

Fotoğraflarla geçen hafta

Çok yoğun bir çekim dönemi geçirdik, 
ama görüşemediğimiz zamanı telafi ettik.
Dede evinde geçen hafta sonunun ardından, dünkü çekime onu da götürdüm,
bütün günü böylece beraber geçirmiş olduk. 
Yönetmen edasında kurulmuş koltuğa bakar mısınız...


Çekimlerden biri Belgrad ormanlarındaydı, 
dünkü de Kilyos'ta plajda.
Neyse ki kapalı stüdyolar yerine
 bol oksijenli çekimlerdi.


Belgrad Ormanlarındaki çekimde masamıza gelen misafir... 

Kızım da çalıştı sayılır,
çocuk oyuncuyu oyaladı.


Arkadaşlık yaptı...
Dünya şekeri bi veletti o da.
Adı Güneş... Güneş ve Yaz... 
Tam da çektiğimiz ürüne uygun ; )
 

Çocuklu çekimden  alışılmış kareler...
 Tanıştırayım, yönetmen asistanı...


Aaa bi de bu arada 20 yıl sonra fırında makarna gününe gittim okuluma.
Zaman tüneline girdim, geldim.
 


1 Haziran 2012 Cuma

Bir kıvılcım düşer öncee, büyüüür yavaş yavaş...


Sabah Yaz dedi ki, anne ne giysem Duru beğenmiyor.
Maalesef biraz didaktik cümleler kurmam gerekti.
Arkadaş dediğin, dürüsttür ama kalbini de kırmaz.
Giydiğin, seçtiğin seni mutlu ediyorsa, arkadaşın ona saygı duyar.
Zaten asıl sen mutlu musun seçiminle, gerisini boşver.


 E yani zaten bence
bazı arkadaşla 40 gün fazla gelir, öz arkadaşla 40 yıl yetmez
diyerek günün anlam ve önemine geçeyim.
 Bugün 40 yaşına giren çıtır arkadaşıma 
güzel bir şarkı hediye edeyim.
 
(Sözlerini anlamadım, ama melodi harika.)
Sana gelsin Cibııl!!!!