23 Temmuz 2012 Pazartesi

Z--zzzzzz


Yaz genelde şu ne  demek, bu ne diye fazla sormadan cümle içindeki kullanımlarıyla
kendi bulmayı tercih eden bir çocuk. Başarıyor da...
Öyle olunca da, (bazen çok ender de olsa yanlış kullanımlar olabiliyor.)

Geçen gün Tibet ve Serhan'la ufak bir anlaşmazlık yaşadılar mesela.
Sonra öpüşüp barıştılar.
Anneee vedalaştık dedi içeriye gelip.
Ne o gidiyor muyuz dedim.
Yok yok öpüşüp vedalaştık dedi.
Sarılmak? Kucaklaşmak? Barışmak?
Hangisi acaba?


Magnum dondurma yiyor gene geçenlerde.
Bedava yiyorum dedi.
Allah Allah neden bedava olsun dedik.
Bedava, çubuklu dondurma demektir.
Haaaaaaa, Max bir alana bir bedava reklamları var ya, oradan... 

Ama çok şeker oluyor böyle yanlış anlamalar da yahu...

Bu arada blog bu hafta uykuda. 
Yaz'ın deyimiyle İspanya'nın Ankara'sına gidiyoruz.
(Yani başkentine manasında)
Yine Yaz'ın deyimiyle
bizi 5 gün göremeyeceksiniz...

Öptüüük!


Yavru kuşlar...

Yavru kuşlarla geçen bir hafta sonundan daha güzel ne olabilir?
Hepsine kucak dolusu öpücükler...


 




19 Temmuz 2012 Perşembe

17 Temmuz 2012 Salı

Sabah neşesi

Aslında hepsini ezberlemiş ama şımardı,
şarkıyı tanıdınız mı?
 


Tanımadıysanız...

Allahımmm kızımdan şarkı öğrenmeye başladım
eyvahlar olsun.

(Annemlerle ıyyy bu şarkıyı nasıl 
bilmiyorsunuz diye dalga geçtiğim günler geldi aklıma)


16 Temmuz 2012 Pazartesi

Oleee!

Bu sene doğum günü partisi yapmamaya karar verdik,
ama hafta sonunda olacak doğum günü için hayalleri vardı, 
flamenko kıyafetini giyecekti.
 Ailece Polonezköy'e gittik ve hayallerinden geri kalmadık.

 1 yaş büyüdüğü bir günde büyükler havuzuna alınmaması büyük şanssızlıktı
ama tek başına havuz ona kalınca ağlamaktan vazgeçip, tadını çıkartmaya baktı.

Havuzdan çıktıktan sonra, hayalini gerçekleştirip,
flamenko kıyafetini giydi. 
Hatta bir flamenko gösterisi bile yaptı. 

 

Çocuksuz doğum günü pastası kesmeyi pek uygun bulmamış olacak ki,
gitti havuz başındaki yaşıtını doğum gününe çağırdı. 


3 yaşındaki delikanlı pek  kibardı.
Kolluklarını ve mayosunu çıkartıp, şık bir gömlek ve şort giyerek
pasta kesimine geldi.


Hafta içi tasarım bi pastası olmuştu, 
Ufuk düşünmüş, bunun üstüne de bir fotoğrafından 
güzel bir dekor yapmış, iyi fikir valla.

 İşte yakışıklı Efe...

 Flamenkolu hafta sonunu böylece kapattık.
Haaa bir de 4 yaş kontrolü ve aşısını olduk.

Boyumuz 105 cm, kilo 20, dilimiz pabuç : ))



13 Temmuz 2012 Cuma

Bu sene böyle...


Okulda, gün ortası kestik pastasını, hafta sonu da aileyle keseriz.
Bu sene biraz böyle geçiştiriyoruz. 
Baba seyahatlerde, ben biraz yoğun, biraz yorgun.
Anca böyle.

Ama meşhur sözümüzü yerine getirdik, bütün akşamı barbie evi kurarak geçirdim.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Kızıma mektup


Kızım,
Bugün 4 yaşında oldun. 
 Düşünüyorum da, yazdıklarımı
seni karşıma alıp konuşsam
gözlerini kocaman kocaman açıp dinlersin,
çok da iyi anlarsın.  
Belki de, sıkılır, anne daha fazla anlatma, 
anladım işte deyip 
beni konuşturmazsın.
Ya da bir daha anlat anne dersin.

İyisi mi, sonu nereye varacağını bilmediğim bu mektuba başlayayım
okumak istediğin bir gün okursun, belki de en değerli doğum günü armağanın olur.

Bu nasıl bir 4 yıl anlayamadım, 
zamanın aynı anda hem çok hızlı, hem de çok ağır aktığını
sen doğduktan sonra anladım.
Tüm hayatım boyunca yaşadığım 
duygu yoğunluğuyla neredeyse yarışır bir dört sene oldu bu.
Kimi kez endişelendim, kimi kez pimpiriklendim,
çok çok özledim, bazen çok kızdım, ama her zaman tarifsiz bir şekilde sevdim.
Mızmızlandığın, sebepsiz sebepsiz ağladığın o anlar var ya,
hani çığrımdan çıkacak gibi olduğum,
tam yerime oturmuşken tekrar süt istediğin,
yorgunluktan bitmişken farklı bir bardak için yeri göğü inlettiğin,
pirzola için beni bilmediğim bir yerlere gönderdiğin anlar...
Kendimi bu zorlu anlara kaptırmaya en yakın olduğum anlar,
 hep aklımda tutmaya çalıştığım bir cümle var,
senin gelmeni beklerken 'eften püften şeylere şikayet etmeyeceğim demiştim' 
  Hala da ona inanıyorum.
Allah'ın bir lütfusun sen bize.
Her çocuk gibi. 

Hayatta kendine bir yer edinmeye çalışırken, bazen bizi yorduğunun farkında bile olmadan
kendini var etmeye çalışıyorsun sadece.
Sabrı öğretiyorsun ve tam anlamıyla karşılıksız sevmeyi.
Reddedildiğin, terslendiğin zamanlarda bile sevmeyi...

Geçen yaş gününü düşünüyorum da.
Bebektin daha.
Yarım gün oyun grubuna giden, evde yan gelip yatan
kendi hükümranlığını yaşayan.
Ağzında emziğin vardı henüz.
Geçen yıldan bu yana
bir sürü aşamalar kat ettin.
Takdir ediyorum seni bebeğim.
Bazen öyle olgunsun ki.
Babalar gününde, gözlerim dolduğunda
babam için ağladığımı anlayıp, nasıl da empati kurdun,
senin de gözlerin yaşlandı.
Boynuma sarıldın, üzülme annecim sana kıyamam ben, dedin.
Sonra kalktın dua etmek için pencerenin kenarına gittin.
Annem üzülmesin Allahım diye dua ettin.

Ne iyi ettin de bizim yaşamımıza geldin.
Bizi seçtin. 
İsmin gibi sıcak bir çocuk olman için çok dua etmiştim,
Allah dualarımı kabul etmiş.
Oyuna daldığın, oyundan kalktığın, film seyrettiğin
anlarda aile üyelerine yüz vermemezlik etmesen bir de keşke.

Güler yüzünü sevdiğim kızım,
ilgi çekmeyi seviyorsun,
sahnede olmayı.
Okeylenmek, onaylanmak o kadar da önemli değil 
anlatmak istiyorum sana ama, o da olur zamanla...

Sevgi taşıyor bazen içinden
gidip sarılıveriyorsun marketteki görevli bir ablaya
iyilik kadar kötülük de var bebeğim demek istiyorum ama
onun da zamanı var. 
Korkutmadan, "Yaz' sıcağını soğutmadan...

Hiç korku kelimesini bilmezdin,
yeni yeni karanlıktan korkuyorum anne
demeye başladın.
Yatma saatinde süt almaya giderken mutfağa benimle geliyorsun,
karanlıkta yalnız kalmamak için.
 Bu da  geçer elbet.

Film seyretmeyi seviyorsun hala ve barbiyi...
 Eti, makarnayı,
karpuzu, dolma yemeye başladın bu sene, sevindirdin beni.
Boyun uzadı, saçların da.
Babaya saklamaya başladın genel olarak masal okuma saatini.
Kedileri seviyorsun en çok.
Kuşları bir de.
Yollarda bana düşen kuş tüylerini gösteriyorsun,
ikimiz de çocuklar gibi seviniyoruz bulduğumuza.
Meleklerden armağan diye.

Genelde bu ne, bu ne diyen bir çocuk değilsin.
Kendin cümle içindeki anlamından çıkarıveriyorsun.
Ama geçen gün yufka yürekliyi sordun...
Bazen bildiğin şeyi anlatmak ne kadar zor-muş 
insan anlatmaya çalışınca anlıyor.

  Herkesten dinlediğin farklı hikayelerin var.
Dedenden ve babannenden Mert'in küçüklük yaramazlıklarını,
anneannenden kedi bey'i dinliyorsun,
hiç bıkmadan...
Bitmesine izin vermiyorsun masalın, hadi anlat'ı yapıştırıyorsun.

Ağzının tadını biliyorsun.
Kahve dünyasına gidelim, Midpoint'te limonata içelim anne diyorsun.
Arkadaşım olmaya yaklaşıyorsun.

Bu kadar uzun yazmama rağmen,
eminim bir yıl içine sığan hislerin, gelişmelerin
çoğu eksik kaldı.

Devamı bir sonraki mektuba kalsın.
Allah seni korusun esirgesin.
Hep iyi insanlar çıkartsın karşına.
Kayahan'ın bir şarkı sözü geldi aklıma şimdi.
"Sevdiğin ve sevildiğin bir hayatı sür bebeğim.
Günün günden güzel olsun."

DÖRT yaşındasın bebeğim, tertemiz bir sayfa var önünde.
Dört dörtlük geçsin yeni yaşın.
Seni seviyorum diye bitirsem, 
yetmez ki...

Ama yine de en yalın, en içten
içi dolu dolu
SENİ SEVİYORUM!

Annen

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Mutlu bir şarkı çalsam ?


 Cumadan pazartesiye ilginç deneyimlerle geçti Yaziko için.
Cuma günü akşam üstü ajansa geldi, akşam çıkışta düğüne gideceğimiz için.
Bir beyin fırtınasına katılıp, fikir bile beyan etti.
Biz sadece resim yaptığını sanırken,
her söylenen fikri kafasına yazdığını sonra evde oynarken anladım.

İkimiz ajansta giyindik, hazırlandık. 
Ajanstakileri ve ajansı çok sevdi, çok havalara girdi.
Beni kırmızı rujlu görünce çok heyecanlandı çocukcağız, alışık olmadığından.

Ajanstan çıkıp, köprü trafiği çekmemek için Yeniköy'den motora 
binerek karşıya geçtik.
Gökhan'ın düğününe doğru yola koyulduk. 
 
Murat gitti şehirdışı konserleri için, 
kız kızayız bu arada, taaa perşembeye kadar da yok.
Kız kıza içli dışlı, cıvık cıvık, haşır neşir takılıyoruz.
İki kadının olduğu yerde, bazen kapris, bazen şefkat, bazen hoş beş hepsi mevcut.
Cumartesi diğer kızları da aldık, 
annanne ve teyze, açık havada bir şeyler yiyelim dedik.
Gittiğimiz yerde sadece balık varmış meğer, 
yol boyu pirzola hayali kuran küçük bir cadı,
tam canımıza okumak üzereydi ki,
arka masadan bir amca yetişti, 10 dakika mesafede bir kasap var gidip alıverin
üzmeyin kızı.
Atlayıp arabaya kasap aradım, sonra çocukluğumda balıkçıya 
gidip makarna istediğimiz günler geldi aklıma.
Annelik böyle bişey işte, şımarıklığa gerek yok, ne buluyorsa onu yesin diyebilir insan
ama mutlu mutlu yesin istiyorum işte tatil gününde.

Pirzolalar alınıp, balıkçıda orta masaya gelince (Allah'tan rahat bir yer, öyle kasıntı balıkçı değil)
Beste YAziko'ya dedi ki:
"Ooooh yediğin önünde yemediğin arkanda!"

Yaz'ın dönüp bir arkasına dönüşü var ki, işte yorgunluğun unutulduğu böyle anlar :)
Yemediği arkasında ne yapıyor anlamadı tabii.

Pazar yalnız günümüzü parkla açtık.
Bir erkek veletin peşinde sağa sola koşturur, kozalakları ganimet niyetine toplarken
çalıların üstüne düşüp, bacağını çizdi.
Yukarı çıktık, pansuman yaptık. 
Annecim sen olmasan ne yapardım
dedi ben de ona Asıl sen olmasaydın ben ne yapardım kuzucum dedim.
Kafası dağılsın diye 
gel doğum günü hediyen oyuncakçıda duruyor mu,
biri satın almış mı diye bakalım dedim.
(Barbie evi, gidip gelip bakıp, kontrol ediyoruz.
Hevesle beklemenin keyfini bilsin diye)

Arabaya bindik.
Burnunu çeke çeke, 
Anne mutsuz bir şarkı çalar mısın dedi.
 Şu an düşme ruh haline uysun diye mi dedim.
Hıhı dedi. 
Yola çıktığımız gibi kapadı gözlerini, 
en güzeli, uyku hafifletir ya bütün acıları, 
uyu güzel kızım dedim içimden.
Biraz uykusunu alana kadar dolaştırdım arabada.

Baktık, Barbie evi durmuyormuş,
 satılmış. Allah'tan gelmişiz yani.
Yenisini sipariş verdik.
Aylardır duruyordu orada oysa ki.

Eve dönüşte de tatlı bir arkadaş geldi misafir.
Böylece hafta sonunu tatlı tatlı kapattık.
 Klasik pazar banyosunun ardından, 
mis saçlarını koklaya koklaya, kitabın birinin sayfaları arasında uykunun kollarına kendimizi bıraktık

Bazı hafta sonları, hem sözcüklerde, hem hislerde 
daha derinlemesine yaşanıyor, size de öyle geliyor mu?

6 Temmuz 2012 Cuma

"Sen benim şovalyemsin"


Kız çocuklarının anne-baba ilişkisini irdelediği
kendini de bu ilişki içinde bir yere konumlamaya çalıştığı bir dönem var.
Ki hassas bir dönem.
Mesela bir süredir, bizim evin ana-babası ne zaman sarılsa, ya da yan yana otursa
ühüüüüüü, ama bana hiç kimse sarılmıyor diye ağlayıp,
Pinokyo gibi burnu uzayan  bir minik hatun var.
Ya da ne zaman, baba anneye bir iltifat etse,
-Ya ben? diyen.
En son anne kız yalnızken minik hatun
şöyle bir laf etti:
"Ama anne, babam hep yanından geçerken sana güzellik diyor,
bana hiç demiyor." Pinokyo'nun burnu yine uzuyor. Çünkü 
minik hatuna ne anne, ne baba iltifatta hiç cimri davranmıyor.


Bu noktada anne- baba ne yapıyor?
En uygun şekilde herkesin yerinin ayrı olduğunu 
neşeli bir şekilde anlatmaya çalışıyor.

Ama işin güzel tarafı bir yandan da 
o hepimizin bugün sıkı sıkı sarıldığımız sığınak gibi gördüğümüz
baba-kız ilişkisi var ya, o kuruluyor!
Bu sabah, babasına 
"SEN BENİM ŞOVALYEMSİN" 
diyen bir kız çocuğunun babasına yaptıramayacağı bir şey var mıdır acaba?


İyi cumalar ve iyi tatiller :)

5 Temmuz 2012 Perşembe

4 yaş argo sözlüğü


Sınıfta 10 civarında erkek ve 3 kız oluncanormaldir ki, 
bir argo sözlüğümüz oldu. 
Amcasına:
- Amca sen de iyice kafayı yedin.
Saçını kestiren babasına:

- İyiden iyiye kel olmuşsun baba.
Kızım mataran, gözlüğün hiçbirini bulamıyorum, cevap:
(hafif bitirim bi şekilde)

-Hadi be!

-Dobişko

-Popocuk kafa 
(bunları oyun içinde kullanıyor, Allah'tan kimseye söylemiyor.)

Bişey beğenince:
-Vay be! 

Daha beteri yok şimdilik Allah'tan...

3 Temmuz 2012 Salı

Deniz kızı



Bazen çocuk işte deyip geçmek zor oluyor.
Bazen kurduğu empati ve ettiği cümleler
gurur verirken bazen vermediği selam,
göstermediği sıcaklık üzüyor.
Dün kısa süreli bir fırtına yaşadık
deniz kızıyla...
 Ben üzüldüm, o içinden nasıl geliyorsa öyle davrandı,
sonra anladı, yanıma geldi, sırnaştı.
-Eeee ne zaman bitecek bu mutsuzluk dedi.
Bişey demedim, aklıma sabah okuduğum yazı geldi.
Tam da gününe denk gelmiş.

kendisini facebook'ta izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Adresi bu.

Küs yatmadık elbette, gittim yanına sarıldık, öpüştük.
Sabah evden çıkarken babası geçen gece gördüğü rüyayı anlattı.
Dün gece olsa, yandık diyecektim ama neyse ki bir gün önce:

- Baba dün gece rüyamda Ratatoile'yi seyrediyordum. Bir cadı gördüm. Yanında bir yengeç varmış.
Ya bu yengeç seni yiyecek, ya da anneni döveceksin dedi.
Cevapta koptum gerçekten, 1 dakika, ağzım açık kalakalmışım.
Naaptın peki deyince?
-E hayatta kalmam gerekiyordu sonuçta.
Dayak yemişim yani anlayacağınız.

Hepimiz pişiyoruz işte bu hayatta.
Pişmeyeni hayat dövüyor.