24 Ağustos 2012 Cuma

Bir feminist yetişiyor!


"Kızlar bizi dinlerler". Bu şarkıyı dinleyince bir sinirleniyor ki.
Hiç de bile dinlemeyiz! Erkekler bizi dinler. di mi anne?
Dinlemiycem ben erkekleri işte, hıh!!!

Birilerinin çekeceği var ; )

 

 Biz bir haftalığına nefes almaya kaçıyoruz Allah izin verirse, 
dönüşte görüşürüz canlar...





22 Ağustos 2012 Çarşamba

Hasta la vista Rapunzel!

 

1 aydır gündemde. Ben saçlarımı kestiricem ve bir daha da uzatmıycam!
Biliyorsunuz, bir ara nasıl da şiddetle karşı çıkıyordu kestirmeye,
ucundan acık bile kestiremiyorduk. Bu sefer de, işi abartıp,
göz hizasını göstererek, şurada kestireceğim demeye başladı.
Kızım yok öyle bir boy diyoruz, anlamıyor.
Neyse, öyle kararlı anlatamam. Ben onun kadar hazır değildim
rapunzelimin saçlarını kestirmeye öyle söyliim. 
İki farklı sebebi olabilir, ilki Megazeka...
Megazeka'yı izledikten sonra oradaki kısacık saçlı kız gibi kestirmek istedi.
2. Yüzme dersinde saçları boneye sığmıyormuş. Artık öğretmenler mi işledi bilemem.
Babası bi doz Rapunzel seyredelim düzelir dedi, denedik, yok olmadı. Kararı karar...
Gerçi ben bir kısa saç severim, ama ne bileyim, makas rapunzel saçlara değince bir tuhaf oldum, ne yalan söyleyeyim. 

Sonuçta kuaför koltuğunda bulduk kendimizi.
Bizimki gibi, kendini bildi bileli saçları poposunda yaşamaya alışık biri için çok büyük bir adım oldu.
Ama kestirdikçe nasıl bir mutlandı, hihihiii diye nasıl sevinç duydu anlatamam.
Kestikten sonra da, habire saçlarını oradan oraya atıp durdu. 
Bitince de oh be dünya varmış dedi. Çocuk artık ne sıkıldıysa... 
Önüne gelene ben saçlarımı kestirdim diye duyuru yaptı.
Enteresan... Hem daha çocuk çocuk oldu, ama bi yandan da büyüdü sanki.


Aslına bakarsanız, onun afacan kişiliğine böylesi belki de çok daha fazla yakıştı.
Nereden öğrenmişse öğrenmişsin Hasta la vista!!! (görüşürüz) diye koşarak babasının üzerine atlayan bir kişilik var sonuçta karşımızda... 
Hadi bakalım, görüşünceye dek... Hasta la vista Rapunzel, merhaba yeni Yaz!

Haaa söylemiş miydim, büyüyünce Murat Boz'la evlenecekmiş bu arada....


17 Ağustos 2012 Cuma

...

İki küçük çocuk... Biri hayatı yeni öğrenirken, 
biri bildiği hayatı unutmuş.
Biri diğeriyle büyük olurken,
diğeri onunla çocuk olmuş.
 Bazen bebeklerini paylaştılar,
bazen keklerini...
Arada sırada anlamadılar dillerinden,
Ama çok iyi anlaştılar.
Şimdi küçüğü, büyüğünü kaybetti,
ışıklara emanet etti.
Daha öğrenmedi kendisi
ama büyüklerin içi cız etti.

Adını da o koymuştu sana. 

                                                  Hoşçakal Yaz'ın kocaman babannesi...

14 Ağustos 2012 Salı

Bugün

 Az gittim uz gittim,
Dere tepe düz gittim.
Bir bakmışım bir arpa boyu 
yol gitmişim.
Sevmişim, sevilmişim, gerisini silmişim.
Bir bakmışım 
bir yaşıma daha girmişim.    

İyi ki doğdum beybi!!! 


13 Ağustos 2012 Pazartesi

Yaz'dan inciler

Ne zaman da büyüdü böyle? Arkadaşım kankam oldu.
Kahve içmeye gidip, muhabbet eder, bana takı ve elbise bulup çağırır oldu.  
Oje sürdü bütün parmaklarıma dün, pikeye döküldü, pike battı,
sonra 'süslü püslü' seviyormuş diye bütün takılarımı boynuma taktı,
öyle çıkacakmışım dışarı...
Ama insan kızamıyor ki, zaten önemli olan da eğlenmek...
İçine bilmiş kaçmış gibi, ama gözlükleriyle uykuya daldığı şu fotoğrafında olduğu gibi
"rüyalarında bazen ürkünç şeyler gördüğünü" itiraf eden masum bir kelebek.

Gelelim incilere...

-Anne büyüyünce, gelinliğini bana ödünç verir misin?
 Çok beğeniyorum da...

(Bir barbisinin kıyafetinin cırt cırtı bozulmuş, bir türlü takamamış.
İki saatlik oyunun sonunda ağlaya ağlaya içeri geldi.)

- Anne bi türlü takamıyorum. Bişey beni üzünce oyuna devam edemiyorum.
Böyle bi huyum var!

(Tüm takıları boynuma asarken) 

-Ben süslü püslü kadınları seviyorum.
Bi de beni süslü püslü sanıyor, sen süslü püslüsün diyor çocuğum.

Murat'ın arkadaşı Orkun'a:

-Senin eşin var mı? (Yok sevgilisi var, evlenecekler)
Evlilik olmadan aşk olmaz! (Tam tersi beybi, aşk olmadan evlilik olmaz.)

Bu sabah arabada:
Kızlar bizi dinlerler çalıyor.
-Ben erkekleri dinlemek zorunda mıyım? Hiç de bile dinlemiycem!

Babası Yaz'a
- Dışarıya bakacağıma sana bakarım. Karşımda bir güzellik duruyor.
-Benim karşımda da bi dombalak duruyor!!!!! ( Eyvah )

Komik kızım benim, babasını güldürdüğünü biliyor böyle.
Yoksa hiiiiiiiç kıyamaz babasına.

10 Ağustos 2012 Cuma

Yaz okulu da bitti

Bu sabah yazokulunun son günü. 
Tüm enerjisini basket, yüzme vesaire ile boşaltan
boşalttığı halde yerinde duramayan şekerfare
bakalım tatilde ne yapacak?
Üstelik o tatilde ama ben işte.
Yukarıda görüldüğü üzere spor evde devam edecek herhalde. 
Bakalım babaya kök söktürecek mi?
Zaten ilişkileri baldan tatlı.
Babasına neler söylediğini ama bunları ne kadar tatlı söylediğini duysanız...
Dombalak, keltoş gibi kelimeler bu kadar mı şeker olur :-P

Ve okulun son günü, öğretmeniyle de son günü.
Çünkü her sene öğretmen değişiyor.
Gelecek sene başka biri gelecek.
Unutmamak için buraya not düşmek istiyorum.
Tuğba öğretmen gibi bir öğretmene düştüğümüz için bu sene çok şanslıydık.

Bu kadar mı pozitif, bu kadar mı "doğal" ve "içten" olunur...
Öğrendiklerinin yanı sıra emzikten kurtulmasına, bakıcısından ayrılmayı kabul etmesinde,
her gün birbirinden güzel saçlarla eve gelmesinde 
kişiliğinin oluşmasındaki en önemli senelerden birinde
imzası var. 
Kendisinin ve onun gibi olan bütün öğretmenlerin varlığına şükürler olsun. 
 Kedicikler özeldir çünkü... Kediciklerin öğretmenleri de öyle...





7 Ağustos 2012 Salı

Günün renkleri

Niye telaş eder insanoğlu büyümek için.
Önce büyümeye koşar bir heyecan.
Sonra da çocukluğunu arar ara sokaklarda.
Çocukluğunun tadını çıkartmayı öğretmek istiyorum
kızıma, anını yaşamasını, ama arada o da sabırsızlanıyor
büyümek için.
Dün şöyle bir konuşma geçti aramızda.
-Anne çok heyecanlanıyorum büyümek için.
Büyüyünce senin kıyafetlerini beraber giyebilir miyiz?

Bunu duyacağım günün bu kadar erken geleceğini tahmin etmemiştim elbette.
Ah be kuzucum, büyümeye heyecanlanmaya gerek yok.
Bak yandakilere o bıdıklar, kazık oldular şimdi.
Çocukluklarını şimdi de seninle yaşamaya çalışıyorlar.



 6.30'da spora kalktım bugün. Çiyden ıslanmış renkleriyle öyle güzeldi ki sabah.
Bittikten sonra beyazın en güzeliyle karşılaştım, selam verdim 
aldım, sakladım.


 Pantone 520, günün değil , her günün en sevdiğim rengi...

Ve kızımın rengi... Pembe geçsin bu gün zaman. 


6 Ağustos 2012 Pazartesi

Sıcaktan...


Sıcaklar hepimizi silkeledi.
Yaz, özellikle seyahatimizde geç saatlerde yatmaya alıştıktan sonra
şimdi evde sıcağın da etkisiyle uyuyamıyor ve 
uykuya dalması 11.30'ları buluyor.
Bi de gece uyanıp, uyanıp, 
daha serin olan bizim yatak odasında alıyor soluğu...

Bir de inanamayacaksınız ama "şu saçları kestireceğim
ve bir daha da uzatmayacağım" beyanında bulundu. 
Hiç kesmeyeceğim diyen çocuk!
 İnsan kıyamıyor ama bu sıcaklarda zor.
Ve Louise Hay... Çoktandır okumamıştım kendisini. 
Size ısrarla tavsiye ederim.
Herkesin başucunda olmalı...
Sıcaklarda can yoldaşım oldu,
daha önce her seferinde olduğu gibi...






3 Ağustos 2012 Cuma


Aslında onlar her şeyi biliyorlar, evrenin bilgisine sahip olan onlar.
Unutmuş ve hatırlamaya çalışan ise biziz.
Onlar sadece
 okumayı, yazmayı, sıcağa dokunmamayı, soğuktan korunmayı öğrenecekler.
Gerisini ise, tüm kainata ait olan o sihirli parçalarını, bilgeliklerini
 umarım büyürken unutmazlar, unutturmayız.

When I'm with you, you make me feel like I'm home again....

İyi tatiller...

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Seyahat güncesi


İyi oldu. Biraz uzaklaşmak, soluduğumuz havayı değiştirmek, gündemi unutmak,
yürümek için yaratılmış ama bütün gün koltuklara mıhlanmış ayaklarımızı açmak,
aynı gözlerle farklı şeylere bakmak, görmek.

İyi geldi. Onca yorgunluğa hiç yorgun olmamak, ne güzel bir duygu.
Uzun zaman üstüne üçümüz bir arada, dolu dolu vakit geçirdik.
Dili farklı, havası farklı şehirde...
Üstelik şekerfare hiç zorluk çıkartmadı, ara sıra ya da hadi sık sık kucak diye 
tutturmasının dışında. Tam da gideceğimiz günün öncesinde bir de kafasını sehpaya vurup,
morartmıştı ama neyse ki çabuk ve ucuz atlattık.

Yeni şeyler görmek, yanınızda küçük bir çocukla çok daha heyecan verici.
O keşfederken, sizin keşfettiklerinizin ve gördüklerinizin de altı çiziliyor bir bakıma.
Onun heyecanıyla siz de çocuklar gibi seviniyorsunuz.
Ya da onun keşiflerine hayretle bakıyorsunuz.

Madrid'de yabancı bir dil kullanıldığını söylemiştik,
daha bizim havaalanında olay başladı sandı.
Artistik hareketlerle Maraş dondurması satan adamın yanına 
gidip, bana sordu anne yeşil İngilizce neydi? Fıstıklı istiyordu da :)))
 Uçakta çiş, sıkılma ve benzeri şeyler yaşamadık Allah'tan.
 
Sahi bizim asıl gidiş sebebimiz, 
Murat'ın Pink Martini konseri için çalışmasıydı.
Zaten Yaz Hanım,
konsere gidicem, sahneye çıkıcam diye heyecanla bekliyordu bu seyahati.
Gündüz giriş kartlarının yapılmasında bile çalıştık.
Boş durmadık.
  
Konser 9.30'da başlar ve 4 yaşında bir çocuk, bütün gün yorulup, yürürse
ne olur? Konser başladı ve Yaz uyudu.
Bütün ayarlamalar yapılmıştı oysa, son şarkıdan önce İpek ablası gelip Yaz'ı alacak
ve sahne arkasına götürecekti.
Oradan da Storm'un yanına...

Ama yine de, gelip aldı babası.
Son şarkı, Brazil'de kulağına sahneye çıkmak istiyor musun deyince
gözleri faltaşı gibi açılmış ve buyrun alttaki fotoğrafa...

Storm'un şarkılarını dinleyemedi, ama bir gün sonra
Storm'un kucağında ninni dinledi.

 
Sol meydanı şehrin en hareketli merkezi.
Fotoğraf çektirmeniz için size el edip çağıran, çeşit çeşit kahraman var.   
Her el edene giderseniz, epey bir yolunursunuz :)

Her şehirde olduğu gibi küçük detaylar yakalamaya bayılıyorum.
Balkonda bir bisiklet mesela.
 
Yerel yiyecekleri Paella... 
Safranlı pilav. İçine istediğiniz malzemeyi koydurtuyorsunuz,
deniz mahsülleri, tavuk, et vs...
Ama size şöyle söyleyeyim, en iyi yerde de, sokaktaki sıradan bir restoranda da denedim,
lezzet farkı yok, aynı.

  Turist dediğin tabanvay ve metro  demek. 
Yine bizim güdük metromuza küfrettim.
Millet efendi gibi gidip geliyor işine.








Ne kadar yaratıcıysan, o kadar fotoğraf çekimi yaptırtma
şansın artıyor. Hedef kitle tabii öncelikle çocuklar.
Onları yakaladın mı tamam.
 
 YEterince enteresan bir şey görmediğimiz an yandık, 
hadi kucak. 
Bir de tatil boyunca bir çiş, bir kusma vukuatı yaşadık.
E tabi koşup bir yer bulana kadar, olan oluyor. 


 Günler yoğun geçince, babacığın 
doğum gününün gecesinde 
yemek yiyemeden uyumak durumunda kaldık.


 
Madrid'e yolunuz düşerse, yanınızda bir bücür de varsa
 hayvanat bahçesine mutlaka gidin.
Yaz'ı en çok fil heyecanlandırdı. 
Veee Madagascar Türkiye'den sonra başladı orada biliyor musunuz :)
He heeee


Çocuklu Madrid seyahatinin bir diğer olmazsa olmazı  da
Warner Bros Parkı... Gerçi, çocuklu diyorum ama biz de bayıldık. 


 Buyurun Tweety'nin evi...

 İçini aynı çizgi filmindeki gibi yapmışlar.


 Ve görmeye alışkın olmadığınız sahneler.
Masada sızan çocuk...

Ve döndük. 
Bi çıkıp gelince tartıştığımız şeyler falan 
ne saçma geliyor.
Ama bir gün sonra girdap yine insanı içine alıyor.

Netekim merhaba canlar....