30 Ekim 2012 Salı

Aile fotoğrafı

Tatilde bir gün, bizim yatakta keyif sohbeti yaparken,
-anne ben siz yaşlanacaksınız diye çok üzülüyorum dedi.
Yakında yaşlanırsınız dedi.
Yok be canım, dedim, daha çoook var.
Hem yaşlanabilmek demek yaşıyor olmak demek dedim, 
yani o da güzeldir.

Tüm yaşanmışlıklarıyla bir dini, bir milli bayramı
ve tatili geride bıraktık.
Tabii uzun uzun bir arada kalınca yeni oyunlar icat ettik, masallar uydurduk
ki sonra paylaşırım sizinle...
İlk defa adaya gittik, faytona bindik, dedemizin balık temizleyişini seyrettik, 29 Ekim'i marşlar, bayraklarla kutladık. 
Faytondayken tam da beklediğim şeyi duyduk.
-Vurmasınlar atlara öyle, yazık değil mi onlara?
Umut tayla tanıştık, anne atla sohbet ettik.
Ve yine her uzun tatilin ardından olduğu gibi 
attan düşmüş gibi olduk.

Olabildiği kadar güzel, bereketli bir hafta diliyorum hepimize...


 [ Aaaa az kalsın unutuyordum, yukarıdaki iki fotoğrafın bir hikayesi var.
Geçtiğimiz haftalarda, okuldan üçümüzün fotoğrafını istediler.
Ara ara yok. Ya Murat çekiyor bizi, ya ben onları...
En son bulabildiğim fotoğraf, soldaki emzikli olan düşünün artık.
Neyse, artık ihmal etmeyelim, üçlü fotoları diyerek, 
bu bayram bir aile fotoğrafı edindik, çok şükür. Sonunda...]



 




24 Ekim 2012 Çarşamba

Unumamali

Yanima geldi sabah mis gibi uyku kokusuyla napalim bugun dedim hic bisey yapmayalim annecim evde kalalim pijamalarimizla oturalim dedi. Cocugumun ozlemi de bu. .Dun aksam da anneannenin elini op bak bayramda burada olmayacak dedim. Utaniyorum erkekler el oper dedi, filmlerden gordugu oyle tabii prensler opuyor prenseslerin elini cok gulduk.
Yine bu sabah babasi, mezarlik ziyaretlerine cikiyordu kapidan cikarken ona dogru bagirdi "Kahvaltini yaptin miii?" Sanirsiniz annesi...

İste boyle... Kah gulduren, kah dusunduren bir surec bir bucurle yasamak...

23 Ekim 2012 Salı

Önce stadyumlar boşaldı.
Kutlamalar ıssız kaldı.



Sokaklarda dolaşıp bayrak satanlar var tek tük
ama sanırım kutlamalara artık sokaklar da dar.
 Kabul etmiyor caddelerine coşkuyu.


 Ama
kırmızı- beyazlarını giyerek, bugün okula coşkuyla  giden
ve günler öncesinden şiirlerini, şarkılarını söylemeye hazırlanan
bir okul dolusu öğrenci biliyorum en azından.


Bu arada aramıza hoş geldiniz: )

Günlükçü bayan, Güz, Azra, Kelebek desenli,

22 Ekim 2012 Pazartesi

Maksat jimnastik olsun


 Cumartesi ve pazar, göz açıp kapayana kadar nasıl geçti desem
hiç de farklı bir şey söylemiş olmam.
Hiç hesapta olmayan şeylerin yanı sıra,
bazı planlanan şeylerin yapılıp,
bazı planlanan şeylerin ise yapılmadığı 
bir hafta sonuydu işte.
Bütün sporların temeli olduğu için bir süredir jimnastik 
yapabileceği bir yer arıyordum.
En yakını, en kolayı Bakırköy Spor Klubü'nü seçtim,
bakalım sevecek mi konulu tanışma dersine gittik.

 Bir kere Aykut Hoca'yı çok sevdim,
çünkü hem deneyimli, hem de çocuklarla arası çok iyi.
İşin aslına bakarsanız, ben Yaz'ı umduğumdan iyi gördüm.
En küçük olduğu halde, bayaa bayaa kıvırıyor hareketleri.
Aykut Hoca da, verilirse alabilecek bir çocuk dedi.
Aykut Hoca'ya kendini nasıl tanıştırdığını da unutmadan not alayım;
"Ben uslu bir çocuğum, sizi üzmem."  : )

Yaparken de eğlendi gerçi,
ama gelin görün ki çıkarken, ben bir seferlik geleceğim bi daha gelmeyeceğim dedi.
 Esin Öğretmenimi özledim ben dedi.
Beste'yle kızım, bu okulun yerini alacak bir şey değil, o başka bu başka desek de,
fazla üstüne gitmiyorum, sonra tekrar soracağım.

Aslında, devam etse, vücudu esneklik kazanır, güzel bir uğraşı olur, çok iyi olur.
Biz bunlarla uğraşırken bir telefon aldık.
Bir müşterimiz, acil bir ilan istemiş, daha doğrusu acil bir ilana ihtiyacı olmuş.
Mesleğin cilveleri :-P

Yaz'ı da götürdüm ajansa. 
İyi vakit geçiriyor aslında işe geldiğinde.
En son Deniz ablasıyla böyle oturuyordu, sıkı fıkı.

Dün de, bir ara yürüyüş yapayım dedim, 
döndüm geldim baktım elinde i-pad.
Hadi hadi dedim, hava nefis.
Dışarı çıkıyoruz. 
Malzemelerimizi aldık, doğruuuu parka,
aypad'le maypedle geçmez ömür, hele de çocukluk.

İş olmasına rağmen, birlikte geçti hafta sonu.





19 Ekim 2012 Cuma

Onları etrafımızda istiyoruz!

Hiç bi kediyle aynı evi paylaşmadım.
 ( Kedim olmadı demiyorum dikkatinizi çekerim, çünkü o bi oyuncak
ya da sahip olunacak bir 'şey' değil. )
Ama kedilerle birlikte yaşamayı hep çok sevdim.
Hatta onların hep fotolarını çektim,
Onlardan ilham aldım.
Anı yaşamalarına hayranlıkla baktım.
Güneşin altında gerine gerine yatmalarına
bayıldım.
Onları görmek bana hep mutluluk verdi sokaklarda.
Yemeğimi paylaştım bazen.
Kızımla seyrettik onları, sevdik.
Kedi hikayeleri okuduk, anneannesinin kedi bey masallarını dinledik. 
Türkiye'de yüzlerce yıldır beraber yaşadık onlarla, aynı sokaklarda.
Şimdi sokaklardan yok olmalarını asla istemiyorum.
Yeni yasa teklifi kalkacak gibi bir söylenti çıkmıştı ama doğru değilmiş.
Bir bakacağız yok olacaklar etrafımızdan öyle mi?
İstemiyorum, hiçbir şekilde...

Ne derim ben kızıma yıllar sonra?
Nereye gittiklerini nasıl açıklarım?
Ve köpekleri de aynı şekilde tabii...
Gemilere bindirilip, o gidişleri...
Ya da nasıl olduğunu bilemediğim o kamplara...





Eminim bütün yavru kediciklerimiz de yarınlarda
sokaktaki dostlarını yanlarında görmek isteyecekler...


18 Ekim 2012 Perşembe

Zorunda mıyım?

 Babası içeriden yattığı yerden seslendiğinde,
hani benim öpücüğüm?
Biraz da içeri dönmeye üşenince, şöyle cevap verdi: 
"Zorunda mıyım?"

Sonra arabada giderken de, jimnastiğe gitmek isteyip istemediğini sordum,
biraz ballandırarak anlatmaya çalıştım. Ve cevabımı aldım. 
 "Ama istemiyorum. Hiç kimse bana istemediğim şeyleri yaptıramaz!"

Çocukların hayatı coşkuyla yaşama sırları belki de burada saklı.
Mış gibi yapmamak... Bir şeyi isteyince yapmak...

17 Ekim 2012 Çarşamba

Prima Uyku Günlükleri

Bebeğiniz ilginç pozisyonlarda uyuyorsa Prima’nın size iyi bir haberi var!


 Prima Uyku Günlükleri uygulamasıyla bebeğinizin sıra dışı bir pozisyonda uyurken çekilmiş fotoğrafını süsleyip daha eğlenceli bir hale getirerek ödüller kazanabilirsiniz! Prima Aktif Bebek, bebeğinizi sızıntıya karşı güvenle korur ve ne şekilde olursa olsun, rahat uyumasına yardımcı olur.

Prima Uyku Günlükleri, Facebook Prima Dünyası’nda sizleri bekliyor!


Prima Uyku Günlükleri



Bir bumads advertorial içeriğidir.


Bugün kendini nasıl hissediyorsun?

 Yaz'ın sınıfı bu ay duyguları işliyor.
 Aşağıdaki duygu çarkını yapmışlar mesela.
Biz aile arasında denedik, çok faydalı olduğunu düşünüyorum.
Mesela sabah gecikirken, çarkı çevirdim, kızgın çıktı.
-Anne, niye kızgınsın dedi.
Düşündüm, geciktiğim için dedim.
Nasıl hissettiğinle ilgili düşünmen, düşünebilmen çok önemli.
İngilizce şarkı öğrenmişler sonra...
Hello, hello, how are you today?
Ve çeşitli cevaplarını...

Şu an için Yaz duygularını çok iyi tahlil edebiliyor.
Zaten mimikli çocuk, belli de ediyor.
-Şöyle yapman beni üzdü.
-Yanıma gelmediğiniz için kendimi yalnız hissettim.
-Çok mutluyum, iyi ki ailemsiniz.
(Baba anneyi öperken) -Kıskanıyorum ama deyip gülmeler...
-Seni özlüyorum ama demeler...


Hep böyle kalır inşallah, duygularını tanır ve adlandırır şekilde... 
Hazır konusu açılmışken, geçen gün aldığım kitaptan da bahsedeyim.
Filozof çocuk serisinden...
Aslında duygularımızın altında yatan ne?
Sorular sorarak çocuğa bunu buldurmaya çalışıyor.


Örneğin, 
"Anne ve babanın seni sevdiklerini nasıl anlarsın?"

Beni öpmelerinden olsa mesela yanıt.
 Evet ama... O gün çok meşgulseler, öpemedilerse seni sevmiyorlar anlamına mı gelir?
Ya da , her seni öpen seni seviyor mudur?
Seni seven herkesin seni öpmesi hoşuna gidiyor mu?
Gibi sorularla duygularını ölçmesini sağlıyor, hoş bir kitap. 

 


 Yani çocuklar çok iyi biliyor da, büyükler unutuyor, sonra yeniden hatırlamaya çalışıyor.
Bugün mutlu hissedebilirsin, yarın üzgün, öbür gün öfkeli ama hepsi geçici.
Sadece Osho'nun bulut örneğinde olduğu gibi geliş gidişlerini seyrederek 
hayatı kabul edip, özünde "mutlu" geçirebiliriz.
Osho der ki, sen gökyüzüsün, bulutlar da olaylar duygular...
Sen sabitsin sadece, duygular gelip geçici...


11 Ekim 2012 Perşembe

NEYSE...

 
 
En sevdiğim kelimelerden biri.
Çok sıradan görünüyor ama,
bir o kadar güzel.
İçinde tevekkül, kabulleniş ve devam ediş var.
NEYSE... Yani ne ise... o
 
Geçen gün twitter'daki bir hashtag düşündürdü bana
 
 
Olan biten, yaşanan neyse ne, 
kabul et, devam et... 
 
Hele bazen de,
 Mükremin abinin kardeşi Lütfiye abla (Demet Akbağ) karakterinin yaptığı bir tonlama vardı sanırım,
Neyseee... diye söylüyorsun, e'leri sündüre sündüre geçmişi geride bırakıyorsun. 

Hadi bakalım hep beraber, "neyseee"!

Konu mankenimizin hiç alakası yok konuyla, kendisi 
mahallemizin kedisi Kırpık:) 
Böyle köşeye sıkıştığından kötü kötü baktığına aldanmayın, çok şekerdir.

9 Ekim 2012 Salı

Her şeyin bir zamanı var

Her şeyin bir vakti var ki, o vakitten önce  göbeğinizi çatlatsanız olmuyor.
O gelişim evrelerini öyle net gözlemliyebiliyorum ki Yaz'da...
 Vakti gelmeden önce, önüne legoları yığmıştım, onlardan kule yapmamıştı.
Bır bır bır konuşmuştum, vakti gelmeden konuşmamıştı.
Tonla puzzle almıştık, yüzlerine bile bakmamıştı.
Surat çizmeyi, vücudunu yapmayı günü gelmeden bilemedi.
Ayakkabısını kendi giymedi günü gelmeden.  
Her çocuk "kendi" vakti gelince, yapacağını yapıyor işte.  

Geçenlerde çıtlatmıştım, çocuk gelişimiyle ilgili bir 
eğitim almaya başladım. Çok net söylüyor bu gelişim evrelerinden geçmeden
hiçbir şey  yapılamayacağını...
4-5 yaşında çocuğa okuma öğretmeye çalışmak beyhude çabadır diyor mesela!
Öğrenen yok mu var, ama alışılmışın dışında örnekler.
O yüzden okula başlama yaşı önemli...

Yaz'ın 1'lerinin geçirdiği evrime bakın.
Çalışma önemli tabii de, günü de gelmiş demek ki... 


Bu benmişim...

Bu da kendisi...


 

Neyse, insanların yolculuklarında da zamanlar var.
Günü gelince olması gereken güzellikler oluveriyor. 
Sihirli değnekle değil, günü gelince...





8 Ekim 2012 Pazartesi

Sazlı sözlü...


Cuma akşam eve girip, neredeyse pazartesi çıktığım bir 
hafta sonunun ardından merhaba!
Fasülye ayıklamaktan, kurabiye yapmaya uzun zamandır böyle domestik bir cumartesi, pazarımız olmamıştı. Benim yengeç kızım, bütün hafta okulda olunca, 
evini özlemiş galiba, sunduğumuz sokak aktivitelerinin hepsini reddetti. 
Aklımda uzay sergisi vardı mesela... 
Ama bu da güzel, biraz canım çıktı ama hem beraber dolu dolu vakit geçirdik,
hem Yaz'ın odasında tasnif yaptık biraz. 
Yemek, tas tabak oyuncaklar bi tarafa, bebek aksesuarları bi tarafa, 
kırtasiyeler başka bi tarafa, tokalar taçlar başka bir kutuya gibi.
Ne kadar dayanır bilmem, ama şu an içim ferahladı bu haliyle.

  
Giydir çıkart, giydir çıkart geçti bir hafta sonu daha....


Ama hafta sonumuzda müzik ve eğlence de vardı elbette.
Müzik deyince Sibel, müzik mimi yollamış bana, hemen onu da yanıtlayayım. 
  • Sesinizin çok güzel olduğunu farzedin ve ideal sahne performansınızı tarif edin. (Hangi şarkıyı söylerdiniz, nasıl giyinirdiniz, size kimler ya da hangi aksesuarlar eşlik ederdi?)
 Eski Ajda şarkıları söylemek isterdim, üzerimde retro bir kıyafet, ne bileyim, ispanyol paça pantolon, hippi tarzı bir bluz, açık havada herkesle bir ağızdan, coşkuyla söylerdim mesela  
 
• Özel bir gününüzde bir koro ya da özel bir kişi sizin için süpriz bir parça hazırlamış. 
Parçanın özelliği sizi tarif etmesi. Hangi parça olurdu bu?
 Bilmem, çok şarkı olabilir, ama neşeli olsun madem özel bir gün. Şöyle bişey olabilir. 

  • İçinizde kalmış, söylenmemiş bir takım şeyler var. uygun şartların bir araya geldiğini hayal edin. O kişiye (yarım kalmış bir aşk, kırgın olduğunu bir dost vs.) duygularınızı anlatabileceğiniz bir fırsatınız var. Ona hangi şarkıyla duygularınızı anlatırdınız? 
 Bilmem, tam bu durumlar değil ama, iki gündür  severek dinliyorum mesela Dağılmak istiyorum!
Ama tüm dargınlıklar için söylenecek şarkı : Yitirmeden!

Sizi şu an okuyanlara göndermek istediğiniz parça?
Sevdiğim 2 parça yollayayım sizlere 
ve  Imagine!
 Baharcım hadi biraz da senden şarkı türkü gelsin :)










 


6 Ekim 2012 Cumartesi

Annelerin 1 Numaralı Tercihi Dalin 29 Yıldır Yanınızda!



Annelerin 1 numaralı tercihi ve çocukların en sevdiği şampuan olan Dalin
özel geliştirilmiş göz yakmayan formülü ile bebeklerin hassas ciltlerini kurutmadan saç ve saç derisini temizlerken, sevilen kokusuyla banyo saatlerini keyifli anlara dönüştürüyor.

Dalin şampuan hipoalerjeniktir ve dermatolojik olarak test edilmiştir. 
Alkol, paraben ve SLS içermez.

Dalin ile mutlu banyoların sırrını keşfedin…
Dalin



www.dalin.com.tr
www.facebook.com/dalinbebekbakim

Bir bumads advertorial içeriğidir.

5 Ekim 2012 Cuma

İyisiyle kötüsüyle

 İyi haberlerle kötü haberlerin harmanlandığı bir hafta oldu. 
Bir tarafımız, korktu endişelendi, bir tarafımız sevindi mutlu oldu.
Mesela dün geceden bu sabaha iki bebiş haberi aldım. 
Mecburen hepsi aynı anda yaşanıyor, hayat...

Malum tezkere haberinin yanı sıra 
bu haftanın benim için önemli olaylarından biri de İstanbul Radyosu ile ilgili idi. 
Duydunuz mu bilmiyorum, radyo evinin binasını BM'e verme ihtimali var.

Birleşmiş Milletler İstanbul'da bir bina istemiş,
Radyo Evi gösterilmiş adres olarak.

Adı üstünde radyo evi olan bu bina bu ülkenin bir değeri
ve bir çok değere ev olmuş gerçekten.
Radyo sanatçılarından, yapımcılara sayısız 
ustaya evsahipliği yapmış. Duvarları tarih kokuyor.
Arşivine bir girseniz, Türkiye tarihi gibi...

Müzzeyen Senar'lardan Zeki Müren'lere
radyo tiyatrolarından, çocuk bahçesine 
kadar bir tarih o stüdyolarda kaydedilmiş, yayınlanmış.
O bina, bu şehrin belleklerinden biri.

Benim için de yeri çok ayrı.
Ben iş hayatıma İstanbul Radyosu'nda başladım. 
Küçücük bebeyken, kocaman koridorlarda bant taşıdım
- O zamanlar programlar bant denen makaralara kaydediliyordu.- 
Müziğin iyisini, Türkçe'nin düzgününü gördüm.
Özelimde kocamla orda tanıştım.
Kayınpederimi ise radyosu tiyatrosu dönemini tadanlar tanırlar
Efektler Korkmaz Çakar diyeyim
hatırladınız mı? 

Dün radyosunu vermek istemeyen, radyosuna  ve şehrin belleğine sahip çıkanlar
radyonun önündeydi.
Umarım, yanlıştan daha işin başında dönülür.
Ayrıntıları buradan takip edebilir, destek verebilirsiniz. 
http://www.facebook.com/#!/RadyoEvimizVermiyoruz
 

Bu hafta biz Yaz'la matematik işlemleri yapmaya başladık.
Şöyle ki, Yaz'ın 3 sticker'ı var, dedesi de bir tane sticker getirirse
kaç sticker'ı olur? gibi...  Matematiği bana sevdiremeyen öğretmenlerime sevgiler yolluyorum, keşke daha eğlenceli bir şekilde gösterselerdi. Umarım Yaz sever matematiği, ya da en azından zorlanmaz.

Öğretmeni sevmek deyince, geçen sene aşık olduğu öğretmeninden yeni öğretmene geçince nasıl olacak diye düşünüyordum, bu öğretmenimize de gayet ısındık Allah'a çok şükür.

Dün şöyle bir şey oldu,
evde öğretmencilik oynarken bize biraz yükses sesle bağırdı, 
çocuklar hadi yerlerinize oturun! diye. 
Ama öğretmenim bize niye bağırıyorsunuz dedik.
Anneme söyliyceem diye biraz yoklamak istedim.
Öğretmenler kimseye söylenmez dedi.
Bu ya da herhangi bir öğretmeni için değil,
ama bizim çocuklarımız bizim nesil gibi öğretmenin dediği kanundur, her zaman doğrudur
fikriyle ve hoca korkusuyla yetişmesinler istiyorum.
Dedim ki, eğer öğretmen de yanlış bir şey yaparsa, söylenir neden söylenmesin.
Benim kardeşim ilkokul birdeyken öğretmeni sınıfı epey bir tokatlıyormuş ve korkusundan
annemler kızar diye söylememiş. 
Tabii öğretmeni saymayan bir nesil de yetiştirmek değil, ama sorgulayıp, doğru karar verebilsin 
en azından.


Bu hafta, annem ve kardeşim çok uzaklarda dayımın yanındalar.
Özledim...  Özlemlerim var bu hafta. 
Hem canlarımı özledim, hem de yurtta barış, dünyada barış dediğimiz günleri...



 Barış dolu bir hafta diliyorum.... İyi tatiller. 



3 Ekim 2012 Çarşamba

Ortam yumuşatan...

Hani öyle sabahlar vardır ya,
yetişilecek bir yer vardır, 
ama bir türlü toparlanamazsınız.
Çocuklu aileler iyi bilirler.
Bir türlü tuvalete gitmeye ikna edemezsiniz.
Kıyafet beğendiremezsiniz.
5 dakika daha diye diye 1 saat edersiniz.
Hafta sonu bir yere yetişmem gerekiyordu,
zaman hızla aktı, çanta hazırla, giydir, kahvaltı falan derken
çıkıp arabaya bindiğimizde pestilimiz çıkmıştı.
Hele çıkmadan az önceki son bir iki  huysuzluğunun da gayet farkındaydı
evin küçüğü.

Arabaya bindik. Herkes biraz yorgun, biraz gergin...
Sessiz sessiz oturuyoruz.
Arka koltuktan şöyle bir ses geldi.

Ben bu şarkıyı çok seviyorum, çok güzel ya...
Bir anda hepimiz çözüldük, havamız değişti,
güne ve yola keyifle devam ettik.
İyi ki varlar...
 Radyoda bu şarkı çalıyordu,
hep beraber söyleyerek gittiğimizi 
gözünüzde canlandırın dinlerken:

Şimdi bana öyle şeyler söyle ki durup dururkeeeen.....



2 Ekim 2012 Salı

Anneliğinizi karşılaştırmayın


Geçenlerde, annelerin beyin fırtınası yaptığı bir ortamda bulunma fırsatım oldu.
Ve bir kez daha gördüm ki, dünya üzerinde ne kadar anne varsa, o kadar da çeşitli annelik var.
Nasıl çocuklarımızı birbiriyle karşılaştırmanın yanlış olduğunu biliyor,
gelişimlerinin farklılık gösterebileceğini, kişiliklerinin onları özel yaptığını kabul ediyorsak,
bence anneliğimizi de öyle kabul etmeliyiz.

Sadece orada değil, her yerde anneler konuşuyor, fikirlerini söylüyor.

Biri çocuğunu asla AVM'ye sokmuyor,
biri fark etmez diyor,
biri sadece organik yediriyor,
biri o kadar da hassas olmaya gerek yok diyor, 
biri ödül-ceza şart diyor,
biri hiç gerek yok olmamalı diyor,
biri şımartalım gitsin diyor,
biri oldu canım diyor,
biri bütün hafta sonunu el işi, ev işi geçiriyor,
biri bütün hafta okulda, evde faaliyete gerek yok diyor.
Biri asla kostüm almıyor,
biri çocuk mutlu olsun ne var diyor. 
Biri oje sürmüyor, biri bırakalım eğlensin diyor.
Biri silah alıyor, biri adını bile anmıyor.

Şimdi bunlarda kesin doğrular var mı?
Kendimizce var, kendimize göre. 
Temel genel geçer doğrular olmasına rağmen,
bence iki kişi arasındaki ilişkiyi, ilişkinin içindeki elemanların dengesini
en iyi o iki kişi belirler. Ve de elde etmeye başladığımız sonuçlar sağlamasını yapar.
Tango gibi.  

Öğrendim artık.
Anneliğimin acemilik döneminde
kim ne derse kulak kabartıyordum,
şimdi duyduklarımı bir kenara yazsam da,
çok da fazla merkeze koymuyorum.

Uzmanların belli yaş dönemleri için 
bahsettiği belli kalıpları bilip,
kendi yolculuğumuza bakıyorum.

Bir yerde hata olduğunu düşündüğüm
zamanlarda ise direkt aynaya bakıyorum. 


Bu aralar bir yeniden öğrenme, öğrenci olma ruh halim var,
kurdu olduğum konular dışında, bir şeylerde uzmanlaşma isteğim var.
Gezegenlerde öyle bir hareket varsa eğer, öğrenme/ öğretme yıldızım tetiklenmiş olmalı...
 Yeni bir şeylere kafa yormak iyi gelecek.
 Tetiklenmiş dedim de, Yaz'a bu kelimeyi açıklamak zorunda kaldım bu sabah,
bir şeyin, bir olayın başka bir şeyi harekete geçirmesi... 

Hepimize güzel şeyleri tetikleyecek, hayırlı olaylar, düşünceler diliyorum...
 

1 Ekim 2012 Pazartesi

Türküler birleştirir bizi...

Cumartesi akşamı bir kaçamak yaptık, konsere gittik Murat'la...
Şevval'in Toprak kokusu konseptli Harbiye Açık Hava Konseri.
İzleyenleriniz bilirler, Şevval Sam reklamlarımızda oynadığından 
kişisel olarak da tanıyoruz. 
Hem yüz yüze ne kadar tatlı, içten, samimi, alçak gönüllü olduğunu bildiğimden
hem müziğini, daha doğrusu müziğe bakışını sevdiğimden
başkadır bende Şevval Sam...

Adından hafiften anlaşıldığı üzre, bu topraklarda hayat bulan 
müzikleri buluşturmuş.
Sanat müziğinden, türkülere uzanan bir müzik ziyafeti çekti açık havadakilere...
 İkinci bölüm, yani türkülerden oluşan bölüm çok daha etkileyiciydi.
Orta Anadolu'dan Ege'ye,
doğudan batıya,
oradan yukarıya Karadeniz'e duygu dolu türkülerle 
kalpleri birbirine kenetledi.
Ege'de Efeler çıktı, Karadeniz'de horon ekibi...
O anda içimden geçen,
"türkülerle aslında nasıl da kardeşiz, keşke hep türkü kalbiyle bakabilsek,
bu topraktaki herkese." oldu.

Bu topraklarda öyle bir manevi zenginlik ve çeşitlilik var ki,
türkülerinden belli işte. 
Neyse ruhen beslendik, kuzucuk babaannesinde uykuya daldığı saatlerde,
biz de "beslenme saati"ndeydik işte böyle.


 




Bu arada, bir önceki postta göreceğiniz gibi araya reklam/advertorial aldık. 
Epey bir gelgit yaşadım. Daha önce Deli Anne de yazmıştı bu konuyla ilgili...
Şöyle oldu gel gitler:
Gel: İyi işte ne güzel, bu da bir motivasyon!
 
Git: Ama bu sayfada bunun ne işi var şimdi! 
 
Gel: Ama niye öyle diyorsun, bir kitap bile alsan kuzuna fena mı?
Ya da Lösev'e yollarsın daha da iyisi...
 
Git: Sayfa samimiyetini yitirir mi?
 
Gel: Senin samimiyetin böyle mi yitecek yani?
 
Git: Peki insanlar ne der?
 
Gel: OFF bu en kötü soruydu! 
Neyse, işte ne bileyim. Yaşayıp, göreceğiz. 
Yarın ne eser içime, nereden eser... 
Sevdiğim bir laftır; KISMET...