21 Ocak 2013 Pazartesi

"Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür"


Avustralya yerlileri olan Aborijinler, beyaz adam gelmeden önce doğayla uyum içinde,
hatta iç içe, tamamen yürekleriyle, yürekten gelen hislerle yaşamaktadırlar.
Ağaçlara sarılıp, doğadan gelen bilge cevaplarla yön verirler yaşamlarına...
Her canlıya saygılıdırlar, gelen her bebeğin büyük bir bütünün parçası olduğuna inanmakta,
saygı duyulması gereken bu ruh sevgiyle selamlamaktadırlar. 
Mesela doğum yapan bir anne, yeni doğan bebeğine şöyle seslenir :
"Bu yolculukta sevildiğini ve desteklendiğini bilesin.! Gözlerimin gerisinden sonsuz parçamdan senin gözlerinin ötesine konuşuyorum." Bu kadar hassas, bu kadar sevgi dolu, aslında bu kadar gelişmiş ruhlardır Aborjinler...


Derken, bu "ilkel, siyah, Hristiyanlığı bilmeyen" insanları hizaya sokmak misyonuyla
Hristiyan din adamları ve bir grup beyaz insan gelir Aborijinlerin yaşam alanına...
Az önce çocuğuna, "Bu yolculukta sevildiğini ve desteklendiğini bilesin.!" diyen yüksek ruhun elinden
ikiz bebeklerini alırlar. Hristiyanlığı öğretmek ve bu ilkelleri medeniyete kazandırmak 
için kurdukları Hristiyan köyüne götürürler.
Kızı rahibelerin yönettiği bir yetimhaneye verirler. 
Rahibeler kızları belli bir yaşta ameliyat ettirip, bu ilkellerin kafasına göre çoğalmasına engel olurlar.
Öbür çocuk bir din adamı tarafından evlat edinilip,
Amerika'ya götürülür. Her fırsatta vaazlarda, ne kadar büyük bir şey yaparak
bu çocukları kurtardıklarını anlatırlar. Çocuk da ne kadar korkunç, ilkel yaratıklar olduklarını dinleyerek büyür. 


Ne kadar iyi niyetle(!) yapılan hareketler değil mi?
Nefis bir kitap Sonsuzluğun Mesajı...
Aslında ne kadar ders alınası insanlık adına...

Tarihte yapılan bir sürü şey, kendimizden farklı olanı ehlileştirmek, doğru yola sevketmek 
için "iyi niyet"le yapılmış. 
O kadar iyi niyetli bir şekilde kendi doğrumuzu savunuyoruz ki, 
diğerini kolayca harcıyoruz.

Vatanımı en çok ben seviyorum diyen gider Hrant'ı vurur,
en çok ben inanıyorum diyen diğerine eziyet eder,
kendi ulusunun üstün ırkını yaratmak isteyen gaz ocakları yapar,
doğru yolu (!) savunmayan gazeteciyi susturur,
mini etek giyip, saldırıya açık hale gelen kadınını önce o yere serer ki,
zarar görmesin dışarıdan!

Hep iyi niyetle... Herkes kendine göre iyi niyetle, kendinden olmayanı hizaya getirmeye çalışmasa
olduğu gibi olması için özgür bıraksa
asıl iyi niyet bu olmaz mıydı?


Pusulamızın hep sevgi olması dileğiyle...

1 yorum:

yıldız dedi ki...

herkes sadece kendini halı gördüğünden hep karşındakini de kendileştirmeye çalışıyor.

olanı olduğu hali ile sevmek diye bir şey yok.

benim gibi olsun,düşünsün,yaşasın.