27 Şubat 2013 Çarşamba

Anı yaşamanın önündeki engellerden biri



























Anı yaşamanın önündeki engellerden biri de 
gereğinden fazla (!) empati.

Tabii farkındalık, her engelde olduğu gibi
bu konunun da ilacı. 
Farkında olmaya başladığımız zaman, daha dikkatli olup,
çözüme doğru ilerleyebiliyorsunuz.  

Geçtiğimiz pazar günü düşündüm bunu.
Murat'la sinemaya gitmeye karar vermiştik,
- ki 5 yıldır bunu yaptığımız gün sayısı parmakla
gösterilecek kadar azdır -
Bütün koşullar sağlandıktan sonra, sinema salonuna 
girip, pofuduk koltuğa oturduğumda
aklımdan geçenlerin hepsini sineklikle kovalar gibi yakaladım.
Neyse ki, daha gelecek program ve reklamlar varken yakaladım onları da,
"Kelebeğin Rüyası" gibi nefis bir filmi doyasıya seyredebildim.

Neler geçiyordu kafamdan?
Kıza, kardeşim bakacaktı, bir de arkadaşı ve kızı da gelecekti.
Sağ salim eve girdiler mi, ev dağınık mıydı, çayı bulabilecekler miydi,
Yaz onları yoracak mıydı, eğlenecekler miydi? Murat birşey yiyemeden apar topar 
gelmişti sinemaya, zor yetişmiştik çünkü. Aç aç filmden keyif alacak mıydı?
Önce bir şey atıştırsa mıydı? Filmi beğenecek miydi, benim seçimimdi çünkü film,
yoksa duygusal mı gelecekti? Annem napıyordu bugün, haftasonu onunla da görüşememiştik...


Ve DAN! Sinekliği düşüncelerin üzerine indiriverdim, fark ettiğim noktada.
Yahu noluyoruz, Beste kocaman kız, Yaz da onun yeğeni.
Nasıl yaparlarsa, yaparlar, eğlenemezlerse eğlenemezler.
Yanımda açlığını düşündüğüm adam da 40 yaşında adam!
En kötü ihtimal büfeden birşeyler alır...

O andan itibaren rahatladım, içinde bulunduğum ana odaklandım. Her halükarda oradaydım ve o filmi her anıyla yaşamalıydım. Sonrasında filmin içine girdim, Zonguldak'a gittim, şairlerle ağladım. Ve harika geldi film bana. 

Tabii, hiçbir şey düşünmeden, öküz modunda yaşamak değil  kastettiğim.
Ama her konuda olduğu gibi her şeyin fazlası zarar. 
Gereğinden fazla empatinin de öyle.

Neyse ki, daha çok "an"ın farkındalığını yakalamaya alıştıkça ve pratik yaptıkça
kendini bir kement atar gibi yakalıyor, bulunduğun mekana hooop diye getiriveriyorsun.

Empati kurmak karşındakinin yerine düşünmek değil, yaşadıkça daha iyi anlıyorsun...

2 yorum:

güz dedi ki...

Ah ah ne iyi demişsin
Benim çok düşünmekten beynim infilak edecek yakında hem de çok yakında

İkizBebek dedi ki...

Denizim ne güzel yazmışsın.
ben de öyleyim.Kafamda binbir düşünce ile.Kovalamam gerek onları.
ama empati değil yaptığımız şey, empati o kişinin düştüğü durumda nasıl hissedeceğini hisetmeye çalışmaktır.
bence bizim yaptığımız ise kendimize öncelik vemeden, hep başkalarına öncelik vermektir.