27 Mart 2013 Çarşamba

İsteksiz köyün kavalcısı...


























Kırk yılın başı vakit buldum. Daha doğrusu vakit bulmak da değildi de bu
iki araya bir dereye sıkıştırmaktı aslında, kuaföre gittim geçen akşam.
Önce her zaman kaş vs. için gittiğim kızın çıktığını söylediler. Ama hala çarşı içindeyse arayalım gelsin dediler. Uzakta fısır fısır cepten aradılar kızı. Bana geri dönüp, kızın çıktığını söylediler. Olur, dert değil. Başkasını yolladılar. Sonra içeriden uykulu gözlerle çıkan çırak çocuklar gördüm. Sanırsınız ruhlarını almışlar, beden öyle takılıyor.
Saçımı kesecek çocuk da ortada yoktu, o geldiğinde onlar kadar isteksiz değildi Allah'tan...
Derken, yine kapı açıldı. Az önce çıktı denen kaşçı kız, içeriden çıktı. Meğerse içerdeymiş, onca saat. Kuaför salonu değil, dipsiz kuyu mübarek.
Çok beli ağrıyormuş, meğer hamileymiş. Yalanını yüzüne vurmadım, ama şu an kendimi kötü hissediyorum deseydi öncesinde, çok daha şık olacaktı... Sonra şöyle konuşmalar olmaya başladı; çarşı 10.00'a kadar açıkmış, bunlar da kalmak zorundaymış, bazen hastayız diyorlarmış izin yapmak için...
Tabii bunlar 2 saat içine yayılmış laflar, yüzler, durumlar... Oysa arka arkaya yazıldığında ne kadar acıklı görünüyor değil mi? İşveren şöyle böyle olabilir, şartlar zorlayabilir. Ama hayat da bu kadar isteksiz, bu kadar suratsız dolaşmayacak kadar güzel. Evet bu koşullarına sinirlenip, kendine acıyıp hem karşındakinin de içini sıkarsın, hem de bütün gününü böyle geçirirsin. Ya da orada potansiyelinin en iyisini verip, isim yaparsın, belki de kendi ye
rini açarsın yarın.

İsteksiz köyün halkıyla kaval çalmak zor be dostum.

3 yorum:

Tibetin annesi dedi ki...

ama sen enerji verensin... bunu unutmamalısın ;)

İkizBebek dedi ki...

etraf öyle negatif oluyor ki bazen, istediğin kadar çabala bazen telim oluyorsun.

Deniz dedi ki...

... diyosun :) Bazen de almak lazım be


Özge valla öyle...