30 Ocak 2013 Çarşamba

Yeni başlayanlara annelik...


Bebekken emzik kullanmam dedim, baktım kullanınca hem çocuk daha mutlu oldu, 
hem biraz kendime geldim.
Hiiiç mama vermem dedim, sütümün az geldiği zamanlarda
ara öğün olarak verdim ,çok kısa zamanda sütüm kendini toparladı.
Sonrasında ek mamaya gerek bile kalmadı.
Biri ceza şart dedi, biri kendi yasaklarını anlattı.
Demem o ki, yeni başlayan ey sevgili anne(ler),
gördüm ki bu iş tam bir denge işi.
İki ileri bir geri... 
Ama kimsenin çocuğuna göre değil bu denge işi.
Sadece kendi çocuğunuza göre.
Her çocuğa uygun yol yordam farklı.


Gördüm ki, sizin kuracağınız denge çok önemli de...
Daha da güzeli yavru kuş dengeyi bulurken, 
onun yamacında, tanık olarak ona destek olmak.
Çünkü bazen o kendi dengesini (herhangi bir konuda) 
bulmaya çalışırken ona dokunmak,
yani belki biraz baskı yapmak dengeyi tamamen sarsabiliyor.

Yani sevgili yeni anne,
çok fazla takma kafana, onu bunu.
Senin taktıklarını o bilinçaltından okuyor çünkü.
Rahat ol :)

Ve bil ki dengeyi bulacaksın.
Hamurun kıvamını tutturmak gibi.
Biraz su ekle, baktın fazla yumuşadı,
biraz un,
aaaa çok mu katılaştı,
biraz daha su...



Şu dönem, bazı sabaha karşılarımız böyle mesela.   
Ama gördüğüm, 'içimden' çok güçlü bir tepki vermedikçe
o da bunu kafasında büyütmüyor.
Her sabah böyle gelmiyor mesela artık...

Bakalım, neydi bir bardak su... 
biraz un.
 Anneliğin sırrı dengeleme... 


28 Ocak 2013 Pazartesi

Bize sömestir tatili yok derken...

Oh, bizim okul sömestir tatiline girmiyor Allah'tan derken,
haftanın ilk günü, miniş evde.
Dün kustu, etti, bugün evde biraz dinleniyor. 
Hafta sonu biriktirdiklerimize gelince...


Cuma gecesi bir ajans krizinden apar topar çıkıp, 1 dakikayla yetiştiğimiz Şişman Domuz adlı 
tiyatro oyunu çok keyifli ve komikti. Toplumsal önyargılar,
önyargıların kararlara etkisi, yine önyargıların mutluluğa koyduğu engeller 
keyifli bir dille anlatılıyor oyunda. Keyifli bir tiyatro akşamı geçirmek isterseniz
tavsiye ederim.


 Cumartesi, Metrocity'e gittik, ilk defa paten kaydık. 
Derin Yaz dayanışmasıyla yarış bile kazandılar :)


Bazı pastalar mumu hak eder.
Doğum günü olmasa da ; )


İnsanlık için küçük, bizim için büyük bir adım.
Annem maillerine bakıyor!!! 



Bu yangöz bakışların huysuzluğun nedeni varmış meğer.
Mide error vermiş.


Sanki evde dinlensin dedikten sonra,
çok daha iyi görünmeye başladı mı ne?






25 Ocak 2013 Cuma

Hepimize iyi karneler

anne, baba, çocuk kalp el ele...

Geçenlerde duydum çok hoşuma gitti.
Hz. Muhammed dermiş ki, elinizden tutan çocuğun
elini o bırakmadan siz bırakmayın. Öyle de davranırmış.
Günümüzde de söylenen bişey,
sevdiğin biri sana sarıldıysa, o bırakmadan sen onu bırakma...

Paylaşayım, kulağımıza küpe olsun istedim.

Bugün karne günü.
Aslında bir karne de velilere verilmeli di mi? : )

Herkese iyi karneler. Hem miniklere, hem velilere...


23 Ocak 2013 Çarşamba

Kadınlar için 2 sosyal sorumluluk hareketi

İkisinin de özelliği ağlamadan, ağlatmadan, ajitasyon yapmadan
sorunun çözümüne ve pozitife odaklı olması...

İlki bizim de ajansca bizzat içinde olduğumuz, logo tasarımından
her türlü tanıtımına görev aldığımız
"Annemin işi benim geleceğim!" projesi...

Çalışmak isteyen ama çocuğunu bırakacak bir yer bulamayan anneleri 
çalışma hayatına kazandırmak amacıyla yola çıkan 
"Annemin işi benim geleceğim!" projesi.

Proje kapsamında organize sanayi bölgelerine,
yani kreş bulma, bulsa da bunun için para bulma sorunu yaşayan 
anneler için 
Neşe Fabrikası adında kreşler açılacak.

Türkiye'nin dört bir tarafında açılacak Neşe Fabrikaları 
sayesinde hem çocuklar en öğrenmeye açık oldukları zamanda
dört duvar arasından çıkıp, eğitim alabilecek,
onlar bu güvenli ortamda sağlam bir temel alırken 
anneler de ekonomiye katkıda bulunacak.



İkinci duyurmak istediğim proje ise global.
14 Şubat'ta kadına şiddete dikkat çekmek ve kadının gücünü göstermek için milyonlarca kadın dans edecek. Videosu ve facebook adresi ekte.

Break the chain! sloganıyla başlamış proje... 
Zinciri kır...  Evet, neden olmasın? 



 Kadınlar ve anneler için daha nice pozitif girişimlere....

22 Ocak 2013 Salı

Çocuklar için Ipad uygulamaları


Geçenlerde Instagram'da paylaştığım bir çizim üzerine bir arkadaş 
application önerileri sormuş.
Ben de kullandığımız birkaç application'ı paylaşayayım dedim.
Tamamen eğitici, öğreticiler olduğu gibi 
eğlence amaçlı ama bir tarafı da besleyen oyunlarımız mevcut.
Ve bunları ücretsizler arasından seçiyorum genellikle.

Math age 3-5 çok faydalı, eğitici bir uygulama.
Benzerleri bulma, mantık kullanma, matematik, İngilizce 
hepsini birden geliştirebileceği bir uygulama.
Bir de bölümleri tamamladıkça bir sonrakine geçebilmesi çocuğu motive ediyor.


Hadi Bakalım (Mini dahi) de harfleri, sayıları, şekilleri 
öğretmek için faydalı.


Bu küçük kız, gerçek çocuk gibi acıkınca ağlıyor, uyarı veriyor.
Zamanında besleyip, eğittikçe daha fazla özellik kullanmaya hak kazanıyorsunuz.


 Bunu çoğunuz biliyorsunuzdur, kurabiye yapıcı.
Eğlence amaçlı olsa da, mantık sırasıyla işlemleri yapmak,
süslerken yaratıcılığı kullanmak gibi faydaları var.


Talking Ginger, konuşan uygulamalar arasında en faydalısı.
En azından tuvalet kullanımı, diş fırçalama, banyo  yapma gibi fonksiyonları destekliyor.


Boyama, çizme programlarından biri.


İsmine bakmayın, resim, şarkı içinde farklı kullanımlar mevcut.


Parlayan boyama :)


Paper 53 bizim de kullanabileceğimiz bir eskiz uygulaması.


Bu da :)


Eğlencelik :) El çabukluğu istiyor.


Yukarıdaki gibi, keyifli eğlencelik. 


Ipad uygulamaları için süresini abartıp, çok gözlerini yormadıkça faydalı olduklarını 
düşünüyorum. İyi seçersek tabii.
Mesela ben kendim de Angry Birds oynuyorum.
Göz yorgunluğundan başka bir şey değil.

Bir başka sefere de büyükler için Applikasyonları yazayım ; ) 

21 Ocak 2013 Pazartesi

"Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür"


Avustralya yerlileri olan Aborijinler, beyaz adam gelmeden önce doğayla uyum içinde,
hatta iç içe, tamamen yürekleriyle, yürekten gelen hislerle yaşamaktadırlar.
Ağaçlara sarılıp, doğadan gelen bilge cevaplarla yön verirler yaşamlarına...
Her canlıya saygılıdırlar, gelen her bebeğin büyük bir bütünün parçası olduğuna inanmakta,
saygı duyulması gereken bu ruh sevgiyle selamlamaktadırlar. 
Mesela doğum yapan bir anne, yeni doğan bebeğine şöyle seslenir :
"Bu yolculukta sevildiğini ve desteklendiğini bilesin.! Gözlerimin gerisinden sonsuz parçamdan senin gözlerinin ötesine konuşuyorum." Bu kadar hassas, bu kadar sevgi dolu, aslında bu kadar gelişmiş ruhlardır Aborjinler...


Derken, bu "ilkel, siyah, Hristiyanlığı bilmeyen" insanları hizaya sokmak misyonuyla
Hristiyan din adamları ve bir grup beyaz insan gelir Aborijinlerin yaşam alanına...
Az önce çocuğuna, "Bu yolculukta sevildiğini ve desteklendiğini bilesin.!" diyen yüksek ruhun elinden
ikiz bebeklerini alırlar. Hristiyanlığı öğretmek ve bu ilkelleri medeniyete kazandırmak 
için kurdukları Hristiyan köyüne götürürler.
Kızı rahibelerin yönettiği bir yetimhaneye verirler. 
Rahibeler kızları belli bir yaşta ameliyat ettirip, bu ilkellerin kafasına göre çoğalmasına engel olurlar.
Öbür çocuk bir din adamı tarafından evlat edinilip,
Amerika'ya götürülür. Her fırsatta vaazlarda, ne kadar büyük bir şey yaparak
bu çocukları kurtardıklarını anlatırlar. Çocuk da ne kadar korkunç, ilkel yaratıklar olduklarını dinleyerek büyür. 


Ne kadar iyi niyetle(!) yapılan hareketler değil mi?
Nefis bir kitap Sonsuzluğun Mesajı...
Aslında ne kadar ders alınası insanlık adına...

Tarihte yapılan bir sürü şey, kendimizden farklı olanı ehlileştirmek, doğru yola sevketmek 
için "iyi niyet"le yapılmış. 
O kadar iyi niyetli bir şekilde kendi doğrumuzu savunuyoruz ki, 
diğerini kolayca harcıyoruz.

Vatanımı en çok ben seviyorum diyen gider Hrant'ı vurur,
en çok ben inanıyorum diyen diğerine eziyet eder,
kendi ulusunun üstün ırkını yaratmak isteyen gaz ocakları yapar,
doğru yolu (!) savunmayan gazeteciyi susturur,
mini etek giyip, saldırıya açık hale gelen kadınını önce o yere serer ki,
zarar görmesin dışarıdan!

Hep iyi niyetle... Herkes kendine göre iyi niyetle, kendinden olmayanı hizaya getirmeye çalışmasa
olduğu gibi olması için özgür bıraksa
asıl iyi niyet bu olmaz mıydı?


Pusulamızın hep sevgi olması dileğiyle...

18 Ocak 2013 Cuma

Çılgın profesörler


Dün okul gezisi vardı, 
Çılgın Profesörler diye.
Yaz bir türlü profesörler diyemiyor.
Profö, prifore :))) gibi gibi garip kelimeler çıkıyor.

Sabah anneme anlatıyordum da
çok şeker söylüyor diye,
annem dedi ki, 
4-5 yaşındaydım, bir türlü teşekkürler diyemiyordum,
dememek için, kimse bana bişey demesin isterdim neredeyse dedi.

Anaaa, yani kulağınıza küpe olsun.
Çocuk bişey söyleyemeyince onu sakın vurgulamayın.
Ya da tekrarlatmaya çalışmayın.
Size sevimli geliyor belki ama kim bilir bücürler ne hissediyor....
Hele benimkine sakın profesör dedirtmeye çalışmayın, e mi?


Keyifli hafta sonları hepinize,
ben muhtemelen çalışıyorum : )



17 Ocak 2013 Perşembe

Kahraman bakkal, süper markete karşı


Ortaköy'de yeni bir yüncü keşfettim, yeni açılmış zaten.
ME-time
Sahibi bir kadın. Nasıl özenli, sımsıcak bir dükkan.
Kadın da, bence yaptığı işte fark yaratmak isteyen biri.

Zaten Ortaköy, küçük esnafın çok olduğu bir mekan.
Yol boyu karşınıza, irili ufaklı restoranı, tuhafiyecisi, fırını, terzisi, ayakkabı tamircisi çıkıyor.
Bazıları yaptıkları işe kattıkları farkla öne sivriliyor.
Bir süre sonra hepsini tanır hale geliyor, içlerinden bazılarına daha fazla bağlanıyorsunuz.
Kafes Restoran'ın güleryüzlü, yeni anne olan sahibi,
çevre  bölgeye çay kahve servisi yapan çay ocağının sahibi amcamız,
Sevinç Eczanesinin tatlı eczacı teyzesi,
bir gün bile gülmeden görmediğimiz geçenlerde rahmetli olan Burak Kafe'nin Burak'ı, indirimli parfümerimiz Tempa...

Hepsi de selamlaştığımız yürekten gülümsediğimiz insanlar...
Hepsi küçük ya da büyük umutlarla, kendi kanatlarıyla uçmak cesaretini göstermiş insanlar.
Belki içimizden bizim de geçirdiğimiz hayalleri gerçeğe dönüştürmüşler.
Bir yanda dev şirketler, uluslararası zincir mağazalar bir yanda onlar...

Meşhur zincir restoranlara karşı bizim köşe başındaki kafeler,
büfelerimize karşı hipermarketler,
küçük butiklerimize karşı AVM'ler...

Aklıma Mesajınız Var filmindeki Meg Ryan'ın, dev kitapçıya karşı ayakta kalmaya çalışan
 küçük kitapçı dükkanı geliyor. Büyüklerin ve kurumsalllaşmış yapıların yeri ayrı,
ama küçüklerin sıcaklığı bambaşka.

Düşünüyorum ki onların bu büyük düzene karşı hayatta kalabilmeleri aslında bize bağlı.
Seçim yapabileceğimiz durumlarda, onları tercih edebiliriz rahatlıkla...
Onları yaşatabiliriz. Hediye  mi arıyoruz, internetten satış yapan bir tanıdık,
komşunun yaptığı bir tepsi, mahallede açılan küçük bir butik,
evin altındaki kırtasiye,
caddenin karşısındaki peynirci...

Onlar oldukça hayatımız daha zengin olacak,
daha çok hayallerini gerçekleştirmek isteyen insan 
kendi kanatlarıyla uçacak...

Bizimle... 


16 Ocak 2013 Çarşamba

Bir Ocak sabahı...


Sabah anne-baba yatağında zıplayarak güne başlamak...





Günaydın : -) 



15 Ocak 2013 Salı

Oynama benimle bahar...


Yollarda en sevdiğim çiçekler satılıyor,
güneş parıldıyor. Kuş sesleri duyuluyor etraftan.
Kandırma beni bahar.
Sen geldin sanıyorum...
Sen geldin diye seviniyorum. 
Bahar geldi sanıp
uçuşuyor ruhum.


14 Ocak 2013 Pazartesi

Belki biz de bir tablodayızdır...


Güzel bir animasyon film seyrettik hafta sonu...
Bir ressamın tablosunun içindeki resimler, kendi içlerinde bir yaşam sürüyorlar
ve bir kısmı aslında tablo içinde olduğunun farkında değil.
Ressamın taslak olarak bıraktığı, renklendirmediği figürler aşağılanıyor,
renklilerle renksizler ikiye ayrılıyor.
Yüzü renksiz kalmış bir kızla renkli bir çocuk birbirine aşık oluyor,
ama kavuşmak için çaba harcamaları gerekiyor. Ressamı arıyorlar,
geriye kalanları renklendirsin diye...
Filmin sonunda küçük filozoftan süper tespit geldi:
"Belki biz de bir tablodayızdır..." 

Olamaz mı, olabilir...


Bu hafta iletişim/ haberleşme konusu okunuyormuş okulda 
bugün için mektup yazmamızı ve duygularımızı anlatmamızı istediler.
Blog adresini mi verseydim acaba ; )

Yazdım, hafta sonunu nasıl geçirdiğimizi, o yanımda yokken özlediğimizi,
ama okulunda keyifli vakit geçirdiği için  mutlu olduğumuzu...
Sahi, hafta sonları dip dibe, yapış yapış geçiyor ya,
pazartesileri herkes için toparlanmak bi zor oluyor. 

Hımmm neler yaptık peki başka?
Tiyatro Alkış'ın Sevimli Periler oyununa gittik.
Tiyatro Alkış, çocuk oyunları konusunda çok başarılı.
Turne gibi şehrin çeşitli yerlerini dolaşıyor.
Katılanların bilgilerini alıyor, oyunun müziklerinin CD'lerini veriyor.
Mesela biz çok oyununa gittik Tiyatro Alkış'ın, telefonla arayıp oyun tarihlerini ve
mekanlarını bile haber veriyorlar.
Oyunların sonunda da, çocukları sahneye alıp fotoğraf çektirtiyorlar.
Çocukların az önce izledikleri kahramanlarla canlı kanlı fotoğraf çektirtmek çok hoşlarına gidiyor.
Tiyatro Alkış'ı takip etmenizi öneririm.



Sonra evde geçirdiğimiz zamanımızda
rulo kafalar serimizi çoğaltmakla uğraştık.
Yaz çok eğleniyor, bunları yaparken ayrı 
ama benim de çok hoşuma gidiyor.
Evde parça pinçik şeyleri atmıyorum bu kafalar için 
eski çorap, eski eldiven...
Giydirip giydirip süslüyoruz. 




Evcilik oynadık sonra, çay partisi düzenledik... 
Ben yemek hazırlarken salata yapmama yardım etti.




Eee tabii bütün gün aktiviteye hangi anne dayanır, arada soluklanmak için televizyon da açtık tabii.
Zaplarken, Bugün ne giysem'in bir bölümüne denk geldik.
Onların bir ağızdan 'Bizimlasın" demesi üzerine,
anne bence sana da bizimlesin derlerdi dedi.
İltifatı aldım oturdum derken, yine zaplama esnasında, beni baştan yarat tarzı bir program çıkmasın mı,
"Anne buna katılsana sen..." dedi.
"niye ben kendim giyinip süslenebiliyorum kızım" dedim,
'ama hiç saçını böyle boyatmıyorsun" dedi.

Bilmiş bücür noolacak. Bilmiş dedim, alttakini 
de not düşeyim.  

Ona mosquito diye sorayım da, bilmişlik neymiş görsün :-P 





11 Ocak 2013 Cuma

Ne çabuk...



Zaman nasıl da geçiyor.
Kısa saçlar yeniden toplanmaya başlıyor, iki kuyruk yeniden hayatımıza giriyor. 

Geçen gün güzel bi laf okumuştum;

"Küçük şeylerden tat almaya bakın,
bir gün gelir geriye baktığınızda küçük şeylerin büyük olduğunu fark edersiniz." 
diyordu.

Aslında burada denmek istenen başka,
ama çocuklarımıza da uygulanabilecek bir söz.

Bi bakmışız ki büyümüşler...
Küçüklerimizin küçüklüklerinin
tadını doyasıya çıkartabileceğimiz bir hafta sonu olsun. 

10 Ocak 2013 Perşembe


Günaydın güneş...
İyi ki geldin.
Çantamdan çıkan şu resim gibi içimi ısıttın. 

8 Ocak 2013 Salı

Bugün evde kış şenlikleri var...


İstanbul beyazlarını giydi. Ama beyaz giymek İstanbul'un neyine.
Çamuruyla üstünü kirletmesi an meselesi.
Okullar tatil oldu ama gece yarısı.
Kimi veliler, arabada gelirken radyoda duymuşlar tatil olduğunu...
Çocuklar okula gidemeyip, işe gelmiş oldular...

Ama yaa, yine de öyle güzel ki...
Ataköy bile Sarıkamış'tan halliceydi,  
bahçelerden aralara sığınan kuşların sesleri geliyordu.
Yollar kirlenmemişti henüz.
Tekerlek izi bile yoktu neredeyse...
Ne betonların soğukluğu, ne çerçöpün görüntüsü kalmamıştı.
Her yer güzelce süslenmişti sanki. 
Sonra sahil yolundan gelirken, bi de güneş açmasın mı,
karların üstünü elmas gibi parlatmasın mı?
Güzel bugün hava çok güzel...


Evi de sorarsanız, sanırım bugün çok şenlikli olacak.
Bas bariton bir baba, soprano bir velet ve orkestra şefi, temizlik aletlerinin usta yorumcusu 
Şadiye abla...

Yani elektrikli süpürge uğultusu, baba homurtusu, çocuk vızıltısı :))



7 Ocak 2013 Pazartesi

Yaz'ın kitaplığından...

Çocuklara "iyi hissetmenin" nasıl mümkün olduğunu, güzel şeyler yaptığında
hayatlarının nasıl da güzelleşeceğini anlatan çok pozitif bir kitap.