29 Mart 2013 Cuma

Klişeler var ya o klişeler...


Öyle klişelerle yoğrulmuş ki bizim neslin çocukları küçükken.
Kadın-erkek rolleri, insan ilişkileriyle ilgili...
Mesela kadının yeriyle ilgili kendimizi yırtıyoruz da,
kadınlar olarak kendimizle ilgili ne önyargılar barındırıyoruz acaba? 
Ben çevremde duyduğum bazı örnekler ve genellemeler 
karşısında gerçekten şaşırıyorum.
"Kadın şoförler kötüdür. Kadınlarla çalışmak zordur. Kadın doktora gitmem.
Kadın kadının kurdudur. Erkekler daha yetenekli diyen bile var."
Ve bunların hepsini söyleyen, çok hüzünlü ama kadınlar. 
Üstelik son derece yetenekli, son derece iyi araba kullanan, kadınlarla gayet de iyi çalışan kadınlar.
Ama öğretilmiş, öğrenilmiş jenerik cümleler sinmiş çocukluk hatıralarına.
Gelin de, aynı fikirleri dillendiren erkeklere kızın şimdi.
Önce bizim hamurumuz değişmeli...

Haa bu arada ters açıdan kurulan jenerik cümleleri de yanlış buluyorum.
Bir kısım kadın da, aman domestik olmayayım diye örgüden, hamurdan, yemekten,
nakıştan, tarhanadan soğutuldu. 
Oysa o uğraşlar, kadın ruhunu iyileştiriyordu, inceltiyordu, kokusu, dokusu huzur veriyordu.
Mantı açan, kek yapan kadın dışarıda nasırlaşan yüreğini
yumuşatabilirdi.

Bu klişelerin var ya, topunu çöpe tıkmalı başka bir şey değil. 

Neyse ki, bir süredir klişeler nötrleştirip, dengeler yerine oturmaya başladı sanki.

Peki klişeler nereden geliyor, uzaydan değil tabii.
Marketten kitap almak çok adetim değildir, ama fiyatı da çok uygundu aşağıdaki masal kitabını aldım.
Okuduklarıma inanamadım.  Hayatta gördüğüm en psikopat kral tiplemesi ve 
çaktırmadan da erkek protipi... Adı Griselda! Sakın almayın... 
" Kral, karısının bu kadar sevilmesinden, saygı gösterilmesinden rahatsız oluyordu.
Onun bu kadar iyi olamayacağını düşünüyordu. Onu zorlu bir sınavdan geçirmeye karar verdi.
Bu şekilde onun gerçekten ne kadar sabırlı olabileceğini öğrenecekti... " 

Klişelerin hepsini yok etmek ne kadar mümkün bilmiyorum 
ama en azından uyanık olmak lazım, uyanık.




28 Mart 2013 Perşembe

Bebeklerinizin ihtiyaçlarını %90'a varan indirimlerle karşılamak için artık mompery.com var!


Anne ve hamile kadınların tüm ihtiyaçlarını bulabilecekleri, uzun yıllar severek kullanacakları en tanınmış ve kaliteli markalara ait ürünleri %90’a varan indirimle alma fırsatı sunan yeni anne bebek alışveriş sitesi açıldı: Mompery.com!

Bebeğinize ipeksi bir dokunuşla yaklaşacak bebek battaniyeleri, yeni doğmuş bir bebeğiniz varsa her gün birden fazla adet kullanmaya mecbur olduğunuz bebek bezleri ve yemek yeme alışkanlığı kazandırırken kullanacağı şirin ve renkli önlüklerle sizler de onunla çocuk olacaksınız. Anneleri anlayan Mompery.com’da Trenyol’da tecrübe sahibi olan gençlerin, ‘Mutlu çocuk mutlu aile’ kavramıyla yola çıkması da bu yüzden.

Mompery.com’un size özel sunacağı fırsatlardan yararlanmak için hemen siteye giriş yapmanız yeterli. Üye olduğunuz anda hemen 20 TL hediye çeki kazanıyorsunuz. Avantajlar bununla da kalmıyor, ilk 100 TL alışverişinizde 20 TL indirim kuponunu da kazanabiliyorsunuz. "Avvio, Hello Kitty, Huggies, Kotex, Wonderwalls, Be Cool” gibi seçkin ve kaliteli markaların inanılmaz indirimleri için günlerce beklemenize gerek yok artık.

Her sabah 7’de siteye yapacağınız girişle birbirinden güzel fırsatları görebilir, 3 günde bir yenilenen butik anlayışıyla herkeste bulunmayan bir çok özel ürüne sahip olabilirsiniz. Bebeğiniz ve siz için yaratılan bu fırsatları sakın kaçırmayın!

Bir bumads advertorial içeriğidir.


27 Mart 2013 Çarşamba

İsteksiz köyün kavalcısı...


























Kırk yılın başı vakit buldum. Daha doğrusu vakit bulmak da değildi de bu
iki araya bir dereye sıkıştırmaktı aslında, kuaföre gittim geçen akşam.
Önce her zaman kaş vs. için gittiğim kızın çıktığını söylediler. Ama hala çarşı içindeyse arayalım gelsin dediler. Uzakta fısır fısır cepten aradılar kızı. Bana geri dönüp, kızın çıktığını söylediler. Olur, dert değil. Başkasını yolladılar. Sonra içeriden uykulu gözlerle çıkan çırak çocuklar gördüm. Sanırsınız ruhlarını almışlar, beden öyle takılıyor.
Saçımı kesecek çocuk da ortada yoktu, o geldiğinde onlar kadar isteksiz değildi Allah'tan...
Derken, yine kapı açıldı. Az önce çıktı denen kaşçı kız, içeriden çıktı. Meğerse içerdeymiş, onca saat. Kuaför salonu değil, dipsiz kuyu mübarek.
Çok beli ağrıyormuş, meğer hamileymiş. Yalanını yüzüne vurmadım, ama şu an kendimi kötü hissediyorum deseydi öncesinde, çok daha şık olacaktı... Sonra şöyle konuşmalar olmaya başladı; çarşı 10.00'a kadar açıkmış, bunlar da kalmak zorundaymış, bazen hastayız diyorlarmış izin yapmak için...
Tabii bunlar 2 saat içine yayılmış laflar, yüzler, durumlar... Oysa arka arkaya yazıldığında ne kadar acıklı görünüyor değil mi? İşveren şöyle böyle olabilir, şartlar zorlayabilir. Ama hayat da bu kadar isteksiz, bu kadar suratsız dolaşmayacak kadar güzel. Evet bu koşullarına sinirlenip, kendine acıyıp hem karşındakinin de içini sıkarsın, hem de bütün gününü böyle geçirirsin. Ya da orada potansiyelinin en iyisini verip, isim yaparsın, belki de kendi ye
rini açarsın yarın.

İsteksiz köyün halkıyla kaval çalmak zor be dostum.

İyi cadılar, kötü cadılar


Yaz'a günaydın demek için yanına gittiğimde
gördüğü rüyayı anlatmaya başladı.

"Nazım Can'la bir şatoya gitmişler. 
Bir cadının şatosuymuş bu.
Buruşuk yüzü, uzun tırnakları, yüzü gibi buruşuk siyah bir kıyafeti varmış.
Sen iyi cadı mısın, kötü cadı mısın,
çocukları yer misin diye sormuş.
Cadı bunları kandırmış.
Yemem, yemem iyi cadıyım ben demiş.
Sonra mutfağa gitmişler, 
tencerenin içinde bir sürü çocuğun pişmekte olduğunu görmüşler.
Sonra cadıdan kurtulmanın yolunu bulmuşlar.

Birden bire küçüldüğünü fark etmiş. Parmak kadar olmuşlar.
Karşılarına köstebekgiller çıkmış. (Kendi ifadesi bunlar.)
Sonra kendilerini bir panayırda bulmuşlar.
Boyları eskisine dönüşmüş.
Anne babalarını aramaya başlamışlar.
Yaşlı bir kadın yardım etmiş.
Onu bize getirmiş."

Epey uzun metraj gibi di mi? 
Gece bayaa yorulmuş olmalı...


Ah kuzucum, keşke insanlara iyi cadı mısın, kötü mü dediğinde
gerçek cevabı alabilsen...

Bu konuda da sadece kendine güvenebilirsin.
İçgüdüne.
Eğer benliğini iyi dinlemeyi öğrenirsen, 
cadının iyi mi kötü mü olduğunu sormadan bile bilirsin.  
Zaten...
Herkes birilerine göre iyi, birilerine göre kötü diil mi? 
Aslında iyi ve kötü de yok ki. 

Rüya işte...

25 Mart 2013 Pazartesi

Her gün bir doz...


Ne yol kadar yol geçtik, hafta sonu onu düşündüm.
Kimi karnında, kimi koltuğunun altında boy boy bebelerini taşıyanların arasında.
Bazıları derler ya, "kardeş bu bebeler büyüdükçe dertleri de büyüyor." diye...
Bence tam tersi...
Büyüdükçe bir kısmını anlayamadığımız 'bebekçe'den  
daha tanıdık bir dile geçiş yapıyoruz.


Ha biz ne kadar o dili iyi yönetiyoruz o da ayrı.

Bugünlerde iletişimle ilgili 2 farklı kaynak düştü kucağıma :) 
Biri Tongue Fu, sözlü dövüş sanatı.
Anlaşmazlıklar ve çatışmalarla ilgili çok faydalı ipuçları veriyor.
AMA kelimesinin arkasından hep olumsuz cümleler geldiğini söylüyor kitapta.
Yıkıcı ama yerine ve sözcüğünü kullanmaya başlayın diyor.
Ama sözcüğü genellikle olumsuz bir haberden önce geliyor. 
Ve bu da karşıdakini kızdırıyor. Çünkü 'ama' geldiği anda baştaki olumlu cümlenin değeri sıfır.

Yine aynı şekilde Nil Gün'ün pozitif ebeveynlik isimli CD'sinde
çocuğa ama'lı cümleler kurmayın, kurarsanız da, ama'dan sonra pozitif cümleyi söyleyin diyor.
Tabii kaale alınmak istiyorsanız. 
Mesela... Oda çok dağılmış ama yatağını güzel toplamışsın...  

Birisi AMA sözcüğünü kullandığı anda, 
"bu benim yolum seninkinden iyidir 
ve senin yolun yanlıştır" anlamına gelir. 

 Ve diğer sakınılması gereken kelimelerden biri :YAPMA!

"Akıl her şeyi harfiyen alır ve bir fikrin tersi üzerinde odaklanma yeteneği yoktur."

Bu yüzden, "Bu kadar hızlı sallanma!" yerine " Daha yavaş sallan!" daha doğru oluyor bu durumda.
Ve suçlamak yerine şöyle bir dil kullanılabilir :
"Çok hızlı koştun, o yüzden düştün " değil "Bazen insan koşarken düşebilir." 

Nil Gün, diyor ki, özsaygının oluşmasının yanında diğer bütün sorunlar eften püften
kalır. 
Çocuğu için çok şey yapan anne/babalar, çocuğun özsaygısını zedeler.
Göreviniz antrenör olmak, onlar yerine her şeyi yapmak değil.
 Çocuğun ağzından anne babaya mesajlar da vermiş Nil Gün,
şurada paylaştım. 

İlk şık ne  biliyor musunuz?

"Beni şımartma! Aslında her istediğimin olamayacağının farkındayım, sadece seni deniyorum." 



22 Mart 2013 Cuma

Kızıma mektup


Bugün ilk defa gözlükle nasıl gördüğüyle ilgili bir yorum yaptı.
Ufak ufak çiseleyen yağmurdan buğulanmıştı gözlüğü, bana verdi silmem için.
Gözlüksüz arabanın koltuğunu itilmiş gibi görüyorum dedi.
Çok merak ediyordum, gözlük bir fark yapıyor mu, ya da daha doğrusu nasıl görüyor gözlükle diye
bir yorum duymuş oldum.

Tam gün gözlüklü yaşantısına alıştı. 
Aslında önyargılar büyüklerin dünyasına ait.
Çocuklar kendi hallerinde gayet mutlu.
Arkadaşlarının arasında, Yaz taktıktan sonra gözlük takmak isteyen 
hatta tutturanlar var.
Seviyorum onun bu küçük bilgin havasını.



Her şeyin netliğini kaybettiği bugünlerde,
asıl gönül gözünün net görmesini istiyorum insanların.
Bugün asıl mektubu ben yazmıyorum, 
Bülent abiye bırakıyorum.


21 Mart 2013 Perşembe

Oh be söyleyebilirim artık!



Çok heyecanlıyım. TEYZE OLACAĞIM TEYZE....
Biz el ele omuz omuza yürüdük bu hayatta.
Darısı çocuklarımızın başına, onlar da kardeş çocukları olarak omuz omuza olsunlar hep.
Çok heyecanlıyım çok....




Bi de bugün dünya şiir günü, hadi siz de seçin bugün şerefine,
arkanıza yaslanıp dinleyin... Sevgiler... 

20 Mart 2013 Çarşamba

Anneanneli diyaloglar


Çilek almış dün annem Yaz'a. Daha yeni yeni mevsimine geliyor ya,
daha önce çok vermek istemiyordum.
O nedenle Yaz'a çileği verirken annene soralım, korkarım ben vermeye dedi.
Gözümüzün içine baktı ve anneannesine "korkma neden korkuyorsun o senin kızın" dedi.
Annem de çevirmeye çalıştı, korkmak değil de sormak lazım onun için öyle dedim diye açıklama yaptı.

"Sen annesin, sen ona sormayacaksın, o sana soracak." dedi.

Sonra mı? Ne olacak, kaldık!


NOT: Resmi annem yapmış, karakalem Yaz ve kendisi ; )








18 Mart 2013 Pazartesi

Göz tembelliği


İnsan adını duyunca kalıyor şöyle bir.
Hakkında çok fazla da bir bilgin olmayınca ne ola ki bu diyorsun?
Aslında olayın özeti şu:
İki gözün numaralarının arası açıldı mı, daha iyi gören, daha düşük numaralı olan
göz daha fazla çalışıyor. Diğeri de tembelliğe alışıyor. 
İşin temeli bu.

Biz biliyorsunuz, gözlük takmaya başlamıştık, geçen yıl.
Cuma günü kontrole gittiğimizde öğrendik ki, 
göz numaralarımız düşmüş. 
Ama ikisinin arası açılmış, sağ gözün numarası daha çok düşmüş.
Bu durumda üç ay boyunca, akşamları 30-45 dakika 
daha düşük olanı kapatıp, diğerini çalıştıracağız.
Doktorumuz öyle dedi. Daha çok başında, tam da yaşında, kolayca dengelenir...

Anlatmak ve ikna etmek için şöyle pozitif bir anlatım bulduk, işe yaradı.
Sağ gözün çok çalışmış arada dinlendireceğiz.

Sonra çok çeşitli malzemeler denedik, fular, bandana, uyku gözlüğü
hepsi çok rahatsız oldu. En son dün, elimle kapattım, o film seyrederken...
Ama sürekli böyle olması zor tabii.

Beste'yle Ufuk iyi akıl etmiş, parti gözlüğünden şöyle bir şey yapmışlar
Gayet pratik gözüküyor. 

Umarım üç ay sonra gittiğimizde dengelenmiş olacak .  










14 Mart 2013 Perşembe

Annemle film gecelerimiz...


Ne zamandır, birlikte yetişkin saatleri paylaşamamaktaydık. Birbirimizi dinlediğimiz, dinlemesek de ilginin bir ufaklıkta toplanmadığı saatlerden bahsediyorum. Ve hem özlüyordum bu saatleri, hem de böyle bir vakit bulamadığım için suçluluk da duyuyordum.
Aynı zamanda, vakit bulamamaktan rahatsız olduğum bir diğer konu da, yeni filmleri takip etmekti. Ben ki çok severim sinemayı, Yaz'ı yatırdıktan sonra 10.30'da uykusu gelen kişi olarak, uyutma aktivitesi sonrası yapılacak bir iş olmadığına karar vermiştim.
Sonuçta şöyle bir düzen kurduk, 1 aydır falan. Haftada bir Murat müsait olup evde olduğu zamanlar annemle film geceleri yapıyoruz. İyi oldu iyi...  Annemi bilmem ama bana iyi geldi. Bu ayki 4. filmimi izledim.



( Taciz olmadı mı, oldu, Yaz aradı bir iki kez, annem gelmeden uyumayacağım dedi mi dedi. Ama olacak o kadar. Kızların analarla, anaların kızlarla vakit geçirmeye ihtiyacı var. )



Film mi nasıldı? İsminden korkmayın, varılan nokta pozitif...

11 Mart 2013 Pazartesi

Zaman...





























Hiçbir şeye yetmiyor mu zaman? Hep koşturduğunu mu hissediyorsun? Hiç neşelenmeye vakit kalmıyor mu? Belki öyle zamanların peşinden koşacağına, içinde bulunduğun zamanı sündürmeye çalışmalı insan.

Duşta şarkı söylemek için zamana ihtiyaç yok mesela.
Ya da dans ederek giyinmek için.
Kahvaltı ederken, kitabından bir sayfa okumak için de ekstra zamana gerek yok.
Kahve makinesinin başında bir arkadaşla sohbet edebilir insan mesela,
ya da bilgisayar kilitlenip yeniden açılırken bir dostu arayabilir.
Ekstra zamana ihtiyaç yok, güzel bir müziği keşfetmek için.
Bahar dallarını, işe yetişirken de görebilir insan.
Çocuğuna seni seviyorum demek için de ekstra zamana ihtiyaç yok,
asansörde atkısını bağlarken de söyleyebilir. Gözlerinin içine bakarak.

Güzel anlar için hep geniş anlar arar ya insan şairin dediği gibi.
Zamanı kendi içinde genişletmektir belki çare.

Aslında zaman dediğin şey de yoktur ya, o epey uçuk bir konu :)

8 Mart 2013 Cuma

Girl power!



Sizin de küçük bir kızınız varsa, yukarıdaki animasyon kahramanlar
aileden biri olmuştur çoktan. 
Zaten animasyonsever olan ben, defalarca izledikçe onlar hakkında epey bir
tahlil yapacak hale geldim.

Bir de üstüne geçenlerde  - Colin Stoke'un TED sohbetlerinden birinde-
çocuk filmlerinin içerdiği gizli anlamları dinlediğimde taşlar daha bir oturdu.  

Öncelikle gözlemlediğim 'kız dünyası'na seslenen kahramanlar
epey bir evrim geçirdi, özellikle de son zamanlarda.

O naif, herkes tarafından kolayca aldatılabilen, bir elmaya tav olan,
prensler karşısında dibi düşen Pamuk Prenses ve benzerleri 
yerlerini hayli  'dişli'  dişilere bırakıyor.

Kendisini koruyabilen, eli tavalı Rapunzel yeri geliyor,
kendini gerçekleştirebilmek, hayallerinin peşinden gitmek için
annesine meydan okuyor. Mulan aşık olduğu savaşcı sevgilisine fikrini beğenmediği
noktada ayar veriyor.
İmparatorun kızlarını komşu ülkeye evlendirmeye götürmekle görevli nişanlısını
sen yüreğinin sesini dinlemeyi unutmuşsun diye  azarlıyor.
Pocahontas, yerlilere ilkel gözüyle bakan aşık olduğu beyaz adam
John Smith'e haddini bildiriyor. 
Hele ki Brave'in kızıl afeti Merida... Favorim.
Geleneksel biçimde önüne sunulan yaşama karşı duruyor.
Güçlü, kararlı, iradeli...

Colin Stoke, kızlar ve erkeklere küçüklüklerinden itibaren çok farklı dünyalar sunulduğunu vurguluyor.
Kızlar artık güçlendiriliyor. Erkeklere karşı nasıl davranılacağının ipuçları veriliyor.
Nasıl kendini olduğu gibi ortaya koyabileceğinin...
Kendinden vazgeçmeden nasıl "aşık olabileceğinin"...

Ancak erkeklere sunulan dünyada, dünyayı kötülerden kurtaran kahramanlar,
çatışmalar, kavgalar, dövüşler ama hep ama hep erkekler var.
(Bazen araya serpiştirilen bir iki kız motifi var ama onlar da çok net değil.)
Hal böyle olunca da, kızlar erkeklerle nasıl başedeceklerini, ya da aslında daha güzeli nasıl anlaşacaklarını biliyorlar da, erkekler bu konuyla ilgili pek mesaj almıyorlar.
Bir kadınla nasıl konuşulur, hangi kaş göz işareti nedir, nasıl anlaşılır bunlarla çok sonraları karşılaşıyor.
Belki de bu sebeple erkekler aslında pek de kadınları anlamıyor.
Onlar arabalar, dövüşlerle uğraşadururken,
kadınlar erkeklerin kitabını yazmış oluyor neredeyse.

Oysa kadının mutlu olabilmesi için kadının güçlenmesi yetmiyor, erkeğin de kendini kadınla uyumlamış olması gerekiyor.

Tabii ki, bu iş, ne sadece Disney'e, Ben Ten'e, Pixar'a kalmış, ne de tek uyaran bu filmler ama
çocukların hayatlarının da çok önemli bir bölümü.
 Bu yüzden de bu konferans ilgimi çekti.
Dinlemek isterseniz...

 

Ayrıca da reklamcı olsam da,
bir kadın olarak ev aletli, pırlantalı, çiçekli böcüklü kadınlar günü mesajlarına da
gerçekten sinir oluyorum, söyleyeyim. 














7 Mart 2013 Perşembe

Hem öğrenciyiz, hem öğretmen



























Hayat tek boyutlu bir düzlem değil. Kimi yerde öğrenci oluyoruz, kimi yerde öğretmen.
Hatta bi' bakıyoruz, öğrencimizden öğrenmişiz en bilmediğimizi.
Çocuk yetiştirirken de, kim kimi yetiştiriyor şaşıyor bazen insan.
Çocuğa hortlaklardan korkma derken, kendi hortlaklarımızla uğraşıyoruz.
Kuzu sanırken kendimizi, zora geldiğimizde bi bakmışız kurt olmuşuz.
Ağlayanken, ağlatan olmuşuz dönüp baktığımızda geçmişe...
Biri dünyanın en iyi insanı diye tanımlamış bizi, biri uzak durmuş.
Birinin dobralığı karşısında affallayıp, başka birine dan diye söylemişiz belki.
Hayat yargıladığını yaşatmadan bırakmazmış ya yakanı. O hesap...

Her iki tarafı da deneyimleye deneyimleye "bir" oluyor insan.
"Taraf olmadan tanık olduğunda"* öğreniliyor hayat dediğin...

Bazen bir çocuğu büyütürken, sen çok daha hızlı büyüyorsun düşündüğünden.






5 Mart 2013 Salı

4,5'tan 5...

Hafta sonu içeriden mızıka sesleri gelirken düşündüm.
Şu an evin içinde bir ben varım, bir o.
4.5 yılldır evimizde. 
Sessizliğin ortağı olmuş, 
evin sesi, neşesi olmuş.
Şimdi mızıka çalıyor, kendi telinden takılıyor.
Birey olmuş iyiden iyiye...

Bir dörtbuçukluk o.
Kendisine 5 yaşındayım diyen, şimdiden.
Kekini yerken, dökülmesin diye
örtülerin durduğu çekmeceyi açıp, altına seren...
Arabada giderken arkadan uzanıp, şap diye öpüveren.
Telefonda konuşmayı sevmeyen.
Telefonda konuşmamak için içeri saklamayı akıl eden.
Resim yapmayı, sanatsal faaliyetleri, müziği, tiyatroyu, sinemayı çok seven,
şarkı sözlerini -İngilizce olanları bile- nasıl yapıyorsa iki dinleyişte ezberleyiveren.
Sporla pek arası olmayan.
Sosyal, sevgi dolu. Okul tanıtımında ilk defa gördüğü öğretmene sıkı sıkı sarılacak kadar sıcak.
Bazen oyunlarda dediği olmayınca ağlayacak kadar mızıkçı.
Kullandığı kelimelere hem şaşırıyorum, hem sayamıyorum. 
Kargaşa vardı diyor, vücut organlarını çok iyi tanıyor, tembel hayvan, lemur gibi hayvanları biliyor,
o kaplan değil, panter diye beni düzeltiyor. Demek istediğim şu diye başlıyor bazen lafa. Bazen çapak diyeceğine paçak diyor ki, insan böyle tatlı hataya bayılıyor. 
Eskimoların yanına gideyim yerleşeyim diyen annesine, sen iyisi mi yenimoların yanına git anne! diyor.
Ve o zaman hah tamam küçük hanım, bak her şeyi de bilmiyorsun diyorum. İçimden tabii.

Tutması gereken sırları iyi biliyor, bizden bir göz işareti çıkmadan, açıklamıyor.
Arızaya bağlamıyor mu hiç? Bağlamaz mı, tabii bağlıyor.
Kırdığını, üzdüğünü ya da haklı olduğu zamanı aslında çok iyi biliyor.
Yan yan cilveli cilveli bakıyor, özür dileyeceği zaman.
Ya da bişey yaptırmak, bizi protesto etmek için: Ama anne!!! diyor ki evlere şenlik. 

Aslında birlikte büyüyoruz. "İyi eğitim, değişikliklere hazır olmaktır." diye okumuştum bir yerde.
Onun etrafında, okulunda, çevresinde olabilecek değişikliklerde kendisini kurtarabilecek, hazır olabilecek bir birey olmasını umuyoruz. 

Ne mükemmel çocuk var şu hayatta, ne de mükemmel aile. Ya da tam tersi.
Her çocuk ailesine mükemmel, her aile de evladına...  Çocuk yetiştirirken, en doğru pusula sevgi. 
Yani, bence böyle... 

4-6 yaş arası çocuklar ne yapar diye bir makale okudum. Düğme ilikleyebilir diyor mesela, ben iliklerken görmedim hiç.Ama böyle de güzel resim yapar mesela. Her çocuk farklı, yetenekleriyle, korkularıyla, yaşamımıza getirdikleri, bize öğrettikleriyle...

Bir 4.5'luk o.
Her gün şükrettiğim, mutluluğunu dilediğim.

1 Mart 2013 Cuma

Günde 1 saniye- şubat

Bir projeden bahsetmiştim size,
günde 1 saniye hayatınızın videosunu çekmeyi önermiştim,
şu yazıda da bahsetmiştim.

Şubat ayında yapmaya başladım,
kimi kez, 1 saniye aştım ama Şubat ayı videosu tamam!

Gerçekten eğlenceli. 1 saniyelik bile olsa
o an nerede olduğumuzu hatırlatacak cinsten...
Darısı martın başına...




İyi hafta sonları dostlar,
bahar geldi bahar... 
Arada, bir iki kar yağışı olsa bile 
havalar bile daha geç kararmaya başladı sanki.

Hafta sonunda her saniyenizin tadını çıkartın.