30 Nisan 2013 Salı

Günün haberi



Aynı dolabın üstünde...
Göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş zaman...

Çok yakında, bir başka zillinin aynı masada altı değiştirilecek.
Kısacası kız teyzesi oluyorum :) 






29 Nisan 2013 Pazartesi

"Köpek olsaydım keşke..."


Annemin apartmanının karşısında bir köpek yaşıyor. 
Caddenin karşısındaki simitçinin etrafından ayrılmıyor.
Sanki nöbetçi, sanki koruyucu gibi...

Geçenlerde küçük bir kaza geçirdi, evi tam trafik lambasının civarı olduğundan,
duramayan bir aracın gazabına uğradı. 
Arabanın sahibi, insandı(!) Allahtan, aldı götürdü, tedavi ettirdi.
İyileşir iyileşmez geri gelmiş, evine, tam caddenin göbeğindeki yerine yerleşmiş.

Sabahları Yaz kızımı okula götürürken onu görmek için bakınıyoruz, oradaysa rahatlıyor, yolumuza devam ediyoruz. Bu sabah, Yaz onu böyle yatarken gördükten sonra, 
"Keşke ben de köpek olsaydım..." dedi. Niye acaba? Hah bakalım ne yumurtlayacak Deniz, bekle bakalım...


"Okula gitmezdim, yatardım, arkadaşlarımla oynardım, dolaşırdım."
Buyrun Deniz Hanım, cevabınızı alalım :
" Tatlım okul çok eğlenceli değil mi ama, faaliyetler, arkadaşlar, etkinlikler..."
"Ben okuma-yazma öğrenebilecek miyim acaba diye korkuyorum.!"
Ah be bebeğim, kıyamam ben sana. Neler kuruyorsun küçük kafanda.
"Kızım daha çok vaktin var okuma-yazma öğrenmek için. Akıllı kızsın niye öğrenemeyeceksin. Her şeyin bir zamanı var, küçükken de resim yapamıyordun, bak şimdi ne güzel yapıyorsun."

Tamam Deniz, konuyu uzatma. Toparla, yuvarla bitir! Ama yok duramazsın tabii. 
"Meyveler bile dalında yavaş yavaş büyüyor, ancak o zaman olgunlaşıyor."
Alacaksın cevabını, hah az kaldı. 

"Anneee, tamam anladık! Kesebilir miyiz artık!" 



  Aslında her şeyin cevabını biliyorlar da, onlar da bizimle kafa buluyorlar sanırım.
Bi' yandan da, içlerinde ne farklı endişeler yaşıyorlar.

Nasıl yazacakmış, nasıl okuyacakmış...  
Biz de mi böyle yapıyoruz acaba? 
En basit şeyleri, olması en olağan şeyleri bile gözütümüzde büyütüyor, 
endişeleniyoruz.  

Bu arada, köpek olmak istiyormuş ya,
köpeklerdeki şu bilge duruşun hastasıyım.
Sanki dünyanın sırrını çözmüş gibi değiller mi?
Oldukları yerde, öylece, huzur içinde duruşları, sadece varoluşları...
Bazen yetişecekleri bir yer varmış gibi gruplar halinde tin tin hedefe doğru koşuşları...
Çok ilginç görünmüyorlar mı? 

25 Nisan 2013 Perşembe

Mutluluk içten dışarıdır, dıştan içe değil...


Hani bir oyunun ortasında, bir şeye üzülüp ağlamaya başlıyorsun ya,
sonra da, 'anne beni sakinleştir, yoksa oynayamıyorum' diyorsun.. 
Ben kendi kendime sakinleşemiyorum diyorsun hani...

O anlarda, seni alıp, göğsüme bastırıp, sırtını sıvazlayıp sakinleştiriyorum da...
Ömrüm yettiğince, bunu yaparım Yaz kızım, benim için sorun değil.
Ama sen, kendini sakinleştirmenin yolunu öğrenmelisin.
Kendi yolunu bulmalısın bunun için. 
İçine bakabilirsin, içine dönebilirsin... Kendini dinleyip, sonra yeniden başlayabilirsin.

Dün bunu anlatmak için bebeklerinle bir oyun kurmaya çalıştım, 
dilim döndüğünce bir piyes yazdım.

Kendi başına gülemeyen, ağlayamayan, sakinleşemeyen bir kız vardı başrolde.
Duygularını hep dışarıdan birileri yönetiyordu.
Gülmesini sağlayacak bir kız daha katıldı oyuna, başroldeki kızı güldürdü,
sonra sakinleştirmesi için yanlarına bir kız daha katıldı,
en son ağlaması için başka biri daha geldi aralarına...

Kız ve onunla kol kola gezen duyguları... Oysa kız, yaşadığı duyguları kendi yönetebilirdi.
Üzüldüğünde biraz kendinle kal düşün, sonra kaldığın yerden mutlu olarak devam etmeye karar ver ve devam et. Piyesin ana teması buydu. 

Sonra bu sabah, insanın nasıl hissettiğini aslında seçebileceğini anlatan,
başkalarının düşünceleriyle mutlu/ ya da mutsuz olmanın ne kadar saçma olduğunu gösteren harika bir öykü okudum. Dinle, bak seninle de paylaşayım; kulağına küpe olsun :

Yukarda melekler konuşuyormuş...
"Mutluluğu nereye koyalım ki zor bulunsun?" Bir tanesi demiş ki " Dağın en tepesine koyalım orada bulamazlar .... Diğer demiş ki yok denizin en dibine koyalım orada daha zor bulunması ... Sonuncusu demiş ki "YOK EN İYİSİ İNSANLARIN İÇİNE YERLEŞTİRELİM ORADA HİÇ BULAMAZLAR ".....

Ve çok doğru ... Biz hep başka yerlere bakıyoruz MUTLU olmak için ..... Ama maalesef işe yaramıyor çünkü geçici... Ve hep mutsuzuz... Her şey içten dışarıdır... Dıştan içe değil...

Yaz kızım, bi' yere...

22 Nisan 2013 Pazartesi


Hafta sonu nasıl da hızlı geçiyor. 
Ziplenmiş dosya gibi, bütün hafta yaparım diye biriktirdiğin her şey
unzip yaparak dışarı çıkmayı bekliyor.
Eve şekil şemal verme, alman gerekenleri alma, belki biraz eğlence...


En önemlisi Yaz kızımla, icikli cicikli bol vakit geçirmek.
Çünkü hafta ortasına doğru yaptığımız şarj azalmaya başlıyor,
sorular geliyor, "bugün tatil mi, okul mu?"

Bazen her şeyden yarım yarım oluyor. Olsun, her şey olması gerektiği gibi...
Zaten her şeyi mükemmel yapmaya çalışmak saçmalık ve hastalık diil mi?

Adı bile varmış bakın... 


18 Nisan 2013 Perşembe

Bir günlüğüne...



Sadece bir günlüğüne...
Babalarla anneler yer değişse.
Her zaman durdukları yerden değil, 
tam diğerinin durduğu noktadan yaşananları hissedebilse...
Anne babanın halinden anlasa, baba annenin.

Sadece bir günlüğüne...
Müşteri ilişkileri, kreatif bölüme geçse.
Bir işi yetiştirmeye çalışanın, kafa patlatanın, emek verenin, üstüne üstüne yığılan
kreatif brieflerin arasında kaybolanın yerine.
İşini bebeği gibi gören, hoyratça edilen yorumları göğüsleyen...

Kreatifler de bir günlüğüne müşteri ilişkilerine geçseler...
Bir iş azıcık gecikince, tüm gemileri yakacakmış gibi tehditler savuran müşterilerle konuşsalar
o bi gün içinde.
Fikir söylemeye korka korka, 
yaratıcı ekibe yorumları iletmeye çalışsalar...

 Sadece bi' günlüğüne,
çiçek su olmanın ne demek olduğunu anlasa,
su çiçeğin niye kendine ihtiyaç duyduğunu görse...


Bi günde hiç bi şey değişmese bile, eğlenceli olmaz mı en azından?





17 Nisan 2013 Çarşamba

Düttürü...


Yaz kızımın pijama partisi var bugün. Bütün sınıf 1 haftadır heyecanla bugünü bekliyorlarmış.
Ne güzel şey, böyle bişeyleri beklemek... Küçük, basit ama günü renklendiren...
Bizim, yani büyük dünyasının böyle şeylere ihtiyacı var bence.
Günü renklendirecek küçük şeylere. 

Çocukluğumuzu hatırlıyorum, 23 Nisan'ı ne heyecanla beklerdik. 
Şiir okuyacaksak, midemize kramplar girerdi heyecandan.
Yeni ayakkabımızı giyebilmek için yağmurun yağmamasını dilerdik.
Hep beklediğimiz şeyler vardı. 
Bayramlar, sömestir tatilleri, yaz tatilleri, doğum günleri...

Şimdikilerin, (eskileri elinden alınmazsa) yeni yeni bir sürü daha günleri var.
Çılgın saç günü, pijama partisi, okul gezileri, piknikler vs...

Ne güzel renklendiriyor böyle şeyler çocukların rutinlerini.


Yaz kız, pijama partisine, düttürü gibi çeken üstü perili pijamasıyla gideceğim (en üstte çizdiğim)
 diye tutturdu sabah.
Neyse ki, annenin de bi' takım taktikleri var elbet ; )


16 Nisan 2013 Salı

Yağmur çamur ne yazar...


Bir annenin güneşi,  ateşi düşmüş, keyfi yerine gelmiş
çocuğunu okula gönderebilmektir. Yoksa yağmur, çamur olmuş vız gelir, tırıs gider ;) 
Bu laf da amma komikmiş hee...
Yazarken fark ettim...


Mimikli Miss Little Sunshine huzurlarınızda... 


15 Nisan 2013 Pazartesi

Azıcık aşım, ateşli başım...


Hareketli, keyifli bir hafta sonunun ardından gelmeyeydin iyiydi be ateş.
Ama belki de bu hareketin üstüne dinlenmek istedi belki 
Yaziko'mun bedeni...




Hava da tam bi tişört, bi palto havası,
Vasfiye Teyze olsa, 
ne çektin sen bu havalardan, ne çektin derdi :)) 

Küçük aşkım bugün evde, babasıyla...
Babasının pazar günü çalışmış ve akşama maç seyretmiş olmasının
acısını bugün fazlasıyla kendisinden çıkartır tahmin ediyorum.

Ama benim sorumluluk sahibi kızım,
sabah okulunu kendi arayıp, gelemeyeceğini haber verdi biliyor musunuz ;) 

11 Nisan 2013 Perşembe

Ne çektin sen...


Son zamanlarda beni çok güldüren kadın. Yalan Dünya'nın yeni fenomeni
Vasfiye Teyze... Bacağını altına alıp oturduğu yerden, ince ince laf sokan kadına çok gülüyoruz.
Kadın bildiğin vampir, kan emici...
Böyle dizide gülmek iyi de, günlük yaşamdaki Vasfiye Teyzeler, 
adama feleğini şaşırtır valla.  

Amaan he, uyanık olun ; )

9 Nisan 2013 Salı

Bazen



İnsan bazen ne kararsız oluyo yahu. 
Bugün yazsam mı, yazmasam mı? Yazsam kaç yazar, yazmasam kaç yazar? 
Söylesem mi, söylemesem mi? Komik mi yazsam, ciddi ciddi mi?
Adımın önüne TC mi eklesem, ya da dünya vatandaşı mı olsam?
Ağlasam mı, gülsem mi?
Kızsam mı, boşversem mi?
Haber mi dinlesem, müziği mi açsam?

Ne tuhaf yafu bazen insan. 

8 Nisan 2013 Pazartesi

öyle işte...

Seviyorum sizi...
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi 

5 Nisan 2013 Cuma

İLK HAYAT'IM


Bebeğinizle geçirdiğiniz her an çok önemlidir; özellikle de "ilk anları" hayat boyu unutulmaz. İlk bakışı, ilk adımları, ilk kelimesi bir ömre bedeldir. Peki, bebeğinizin ilk’lerinden oluşan bir video yapmak ister misiniz?

Hayat Su, Bebeğimle Hayat Facebook sayfasında bu özel anları unutulmaz kılmak ve sevdiklerinizle paylaşabilmeniz için İlk Hayatım video uygulaması hazırlamış.



Bebeğinizin fotoğraflarını uygulamaya yükleyerek çok sevimli  bir video hazırlayabilirsiniz. Bebeğinizle hazırladığınız videoyu da sevdiklerinizle Facebook, Twitter ve E-posta yoluyla paylaşarak onun ilk anlarını ölümsüzleştirebilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Bilimadamları anne kasını bulmuş!


Anne eve gelir, bi' bakar bücür koltuğun üzerinde sızmış.
Oyun ablası şöyle der :
Valla çok büyüdü, içeri yatağına taşıyamıyorum artık.

Anne, aynı büyüyen çocuğu her akşam taşıyan pazularına gururla bakar,
"vay be ne güçlüyüm" demek der. Alır kucağına kuzuyu götürür.

Sonra etraftaki dağılmış oyuncaklara bakar, can havliyle onları ortadan kaldırır,
yine gururla kendine "vay be ne kadar enerjiğim demek ki" der.

Daha verseler gazı neler yapar neler? 
Süpürür, siler, köpürür, emer,
bisküvi denince akla hemen onun adı gelir,
büyüdü büyüdü Pınar'la  büyüdüüüü diye şarkılar söyler 
ve reklamcı anne, en son "annelerin gücü adınaaaa" diye bağırırken görülür.

Kıssadan hisse; 
özel anne kası diye bi şey var mıdır, 
kuvvetle muhtemeldir,
çevreden pompalanan gazlarla mı çalışır,
o daha da muhtemeldir.


Allah anne kaslarınıza zeval vermesin der,
iyi tatiller dilerim.  








3 Nisan 2013 Çarşamba

Level atlamak...



Size de oluyor mu? Bi bakıyorsunuz, miniğiniz yeni bir level'a geçmiş,
ama siz hala eski level alışkanlıklarınızı sürdürüyorsunuz.
Geçenlerde bir yerde duymuştum, sanırım Nil Gün'ün Pozitif Ebeveynlik CD'sindeydi,
çocuğun gelişim evrelerine ayak uydurmanız önemli diyordu, doğru...
Mesela miniş, 1 level atlamış, korumalı salıncaktan arkası açık salıncağa geçebilecek evreye gelmiş,
ama siz ısrarla öbürüne bindirmeye çalışıyorsunuz.
Ya da okulda her şeyini giyip çıkartıyor, ama siz evde hala eski level davranış modellerindesiniz.
Telefon numaranızı öğretme yaşı gelmiş belki, siz hala öğretmemişsiniz.
Ya da bebekken ilk vıykladığında koşmaya alışıyoruz,
çocuk kaç level atlıyor, biz hala her vıyka koşuyoruz.
Bu eski level'a takılma süresi çok uzun sürmüyor aslında.
Bir ayma anı geliyor ve siz de kendinize çeki düzen verip, level'ınızı yükseltiyorsunuz,
karşınızdaki bücüre göre...

Sadece bu level'lara uyum sağlama, dengeleme süreci var.
Zaten uymadınız mı, tam "benim gözümde o hep bir bebek" modunda kalıyorsunuz.
Yok mu öyle analar, kazık kadar çocuğun peşinde bebek gibi dolaşan.
Var... Zararı mı ne? Çocuğun level atlaması için bazen de annenin, ebeveynlerin desteği gerekiyor.

En başarılı ebeveynlik, hayat koçu gibi olanmış...
Onun yerine her şeyi yapan değil, yol gösteren...
Yöneten/ yönetilen değil yönlendiren...


Ama napacaksın, arada yönetildiğimiz doğrudur. 
Ya da onun yönettiğini düşündüğü anlar ; )




2 Nisan 2013 Salı

Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor


Sanat, tıp ve iş dünyası, kalp hastası çocuklar için el ele veriyor. Ünlü ressam Renée Niklan’ın 17 eseri, 10-14 Nisan tarihlerinde Ekavart Gallery’de sergileniyor. Ekavart Gallery nerede diyenlere, işte adres:  The Ritz-Carlton Hotel, Süzer Plaza, No: 15, Gümüşsuyu-İstanbul. Sergi, çarşamba-cuma günleri 11.00-18.30, cumartesi günü ise 12.00-18.30 saatleri arasında gezilebilir.

Bu serginin diğerlerinden farkı ne derseniz, salt bir resim sergisi olmanın ötesinde bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Sergideki eserlerin satışından elde edilecek gelirin tamamı, gelişmekte olan ülkelerde doğuştan ya da sonradan kalp hastası olan çocukların tedavi edilmesi için kullanılacak. Tedavileri, bu işe gönül vermiş bir avuç tıp insanının kurduğu Herkes İçin Kalp Derneği (www.cptg.ch) gerçekleştirecek. Dernek, modern tıbbın sunduğu olanaklardan yararlanamayan bu çocukların İsviçre’de ya da kendi ülkelerinde ücretsiz tedavi olmalarını sağlıyor.

Ne yazık ki, gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 2 milyon çocuk kalp bozukluklarıyla doğuyor ve bu çocukların yarısı maddi kaynak veya sağlık sektöründeki insan kaynağı yetersizliği nedeniyle ilk iki yıl içinde yaşamını yitiriyor. Bu ülkelerde açık kalp ameliyatı olmayı bekleyen çocukların sayısı ise 8 milyonu buluyor.

Herkes İçin Kalp Derneği’nin kurucusu Ord. Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos. Kalangos, iki kez Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilmiş bir kalp cerrahı. Bu alanda 14 ayrı teknik geliştirmiş. Son 100 yılın en iyi cerrahlarından biri olarak tanınıyor. Ayrıca, dünyanın en prestijli tıp ödüllerinden Fransız Tıp Akademisi Ödülü’ne sahip.

Sergi, Alvimedica’nın sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Alvimedica Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, hayır amaçlı bu tür etkinliklere özel önem veriyor ve Herkes İçin Kalp Derneği’ni yürekten destekliyor.

Niklan’ın mutluluk, umut ve sevgi mesajları içeren eserlerinden oluşan  “Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor” temalı sergisini mutlaka görün. Gidemem diyorsanız, sergiyi Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu www.ekavart.tv’de de izleyebilirsiniz. Resimler, yüreğinizi ısıtacak…

Hem dernek hem de sergi hakkında şuradan bilgi alabilirsiniz: http://alvimedica.com/hearts-for-all/tr/

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.




Mart "günde 1 saniye" filmi





Her ay günde 1 saniye diye bir proje başlatmıştım.
Mart sayısı karşınızda. Yalnız bu ay biraz tembellik yapmışım, ama olsun...
İlki şu linkteydi, tık tık.

1 Nisan 2013 Pazartesi

1 Nisan...




Nisan 1 şerefine 
salonun elektrik düğmesinde 
iki tane göz çıkartması bulmak...  
Ne güzel...

Nisana ve bahara başlamak için ne kadar tatlı, 
ne güneşli bir hafta sonuydu.
Kırların açılışını yaptık.
Oksijenin, dondurmanın, içimizi ısıtmanın tadını çıkarttık.


Çeşitli dönemler ve gelişim evreleri yaşıyor çocuklar...
İçinde bulunduğumuz devre 
"Ben yaparım" la 
"Anne seninle yapalım" çelişkisi dönemi.

Hem her şeyi kendi yapabileceğini iddia ediyor, 
ama yapamayınca kızıyor.
Oyunlarında ise illa beni de istiyor.
Oysa bi dönem, odaya kapanıp kendi başına oynamayı tercih ediyordu.
Anladım artık, onların da dönemsel evreleri ve heyheyleri var.
Şu sıra en çok duyduğum emir cümlesi
"Oynat anne!" "hadi!"
Kendi istediğim gibi de oynatamıyorum bebekleri.
O yapımcı yönetmen, ben oyuncu. 
Ben de zorlamıyorum, şimdi ne yapayım diye soruyorum :) 
Okulda da mı böyle oynuyorsunuz siz diyorum, yok okulda herkesin isteği sırayla oluyormuş...

Bu arada, Nisan 1 kayıtlara geçsin.
Şaka değil, okula kayıt yaptırdık.