29 Mayıs 2013 Çarşamba

06.00...


Ne ilginç bir sabahtı.
Saat 6'ya 10 kala içeriden anne diye çağırmasıyla uyandım.
Kendisini yatak odasında bulacağımı, su falan isteyeceğini düşünürken,
baktım ayakkabılarını bile giymiş, sokak kapısının önünde!
Anne ben hava almak, dışarı çıkmak istiyorum dedi.

Bi an deli miyiz ayol, yatalım uyuyalım diye düşünürken
hadi belki yürüyüş iyi olur dedim. 
Kendimizi sokaklarda bulduk. 
Saat 6.00'da yürüyüşe çıkan ne yapar, bari kahvaltıya simit alalım dedik.
Ama kargaların bile kahvaltısını yapmadığı o saatte simitçinin açılmadığını gördük.

Eve döndük, iş ve okul için çıkmaya yakın, ağlamaya başladı.
Ben sizden ayrılmak istemiyorum, bugün annemin işine gitmek istiyorum.
Yarım saat! 

Bi hasret durumu var anlaşılan... 
Neyse bugün biraz erken çıkıp, okuldan alacağım.
Çocuğun da arada rutini kırmaya ihtiyacı var görünen o ki...
Hepimiz gibi...






28 Mayıs 2013 Salı

Arko Nem, Facebook Sayfasında Ayça Şen'i Ağırlıyor!


Arko Nem, Facebook sayfasında başlattığı 1 Konu 1 Konuk projesi ile takipçilerini yaza hazırlıyor. Sosyal medyanın sevilen isimlerinin Haziran ayının sonuna kadar yer alacağı proje kapsamında bu hafta konuğumuz Ayça Şen.

Alışveriş Cini, Ayça Şen, iconjane ve Blogcu Anne, bu yaz Arko Nem’in https://www.facebook.com/arkonem adresindeki Facebook sayfasında bir araya geliyor. 30 Haziran tarihine kadar sürecek “1 Konu 1 Konuk” projesiyle Arko Nem sayfasını bizzat yönetecek olan ünlüler, kendilerine ayrılan 1 haftalık süre içinde ilgi alanlarına giren konularda içerikler paylaşıp sizlerden gelen soruları yanıtlıyor.

Arko Nem Facebook sayfasının 27 Mayıs - 2 Haziran tarihleri arasındaki ikinci konuğu Ayça Şen ise kendine has üslubuyla “Yaza hazır mıyız?” sorusuna yanıt arıyor. Araştırmacı kişiliğini bu kez sizleri yaz tatiline dört dörtlük hazırlamak için devreye sokan Ayça Şen, yaz aşkları konusunu da sayfaya taşımayı ihmal etmiyor.

arko-nem-1k1k

Hem cildinizi hem kendinizi hem de sevdiklerinizi keyifli bir yaz tatiline hazırlamak için siz de Arko Nem Facebook sayfasını takip edebilir, ünlü konuklara soru sorabilir ve yanıtlarını direkt kendi ağızlarından özel hazırlanan videolarda izleyerek aklınızdaki soru işaretlerini giderebilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Skype iyi ki varmış


İyi ki Skype diye bişey var. Babamız bu sıralar şehirlerarası mekik dokuyor. 
Kızımız ise özellikle akşam saatleri yoğunlaşan hasret semptomları yaşıyor.
Dün akşam açtık Skype'ı...  Ağlama krizini bi nebze olsun azaltmaya çalıştık.
Ama İpad'deki babasına bi sarılmaya çalışması vardı ki, insanın yüreğine dokunuyor.
Allah kimseyi anasından, babasından ayırmasın... 

Neyse geleneksel olarak ikisi de gökyüzünden birer yıldız tutup ,ona el salladılar.
Dün geceyi de böylece atlattık. 

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Yenilgiyi ve reddedilmeyi öğrenmek


Yenilmek ve reddedilmek hayatın içinde. 
En pozitif, en Polyanna olan insanlar bile bu durumları tadıyorlar yaşamlarında. 
Ama sanırım, yenilmek ya da reddedilmek değil sorun olan, bunu nasıl karşıladığın ya da kabul edebilip edemediğin...

Yaz'da kaybetme konusuna karşı bir hassasiyet var. Bunun adı kaybetme/yenilme
 korkusu mu bilmiyorum. 
Aslında nutuk çekmeye geldi mi, önemli olan kazanmak değil diyor. 
Ama ne zaman bir oyun ya da yarış gibi bir ortamın içinde olsa, 
hep yenen taraf olmak istiyor. Olamayınca üzülüyor, ağlıyor, bazen de yarıda bırakıyor. 
Geçen gün bir kitabında yakan top anlatılıyordu, 
ben biliyorum oyunu, ben vurulmak istememiştim ama sen beni vurmuştun diye 
yaptığımız bir pikniği hatırlattı. 
Vurulmak istemiyor, ebe olmak istemiyor, sobelenmek istemiyor... 
Kaybedince üzülüyor, ağlıyor. 
Elimden geldiğince asıl olanın eğlence olduğunu anlatmaya çalışıyorum...
Ve onun kendini ifade etmesini sağlamak istiyorum.
Bunda ağlanacak bişey yok, ebe de olacaksın, yeneceksin de, yenileceksin de! deyip kestirip atmaktansa niye böyle hissettiğini,  yenmenin niye bu kadar önemli olduğunu anlamaya çalışıyorum. 

Dün de okulda puzzle günüydü.
Efendim götürdüğü puzzle'larla kankası Defne oynamıyormuş,
"çok korkuyorum benimle puzzle yapmayacak diye" ağlamaya başladı.
Amaan eskiden
olsa belki aileler derlerdi ki:
"Aman boşver oynamazsa oynamasın, sen de onun puzzle'ıyla oynama"! 
Bilinçli anne baba olacağız ya, 
niye korkuyormuş, korkusunu anlayalım, anlayışlı olalım, korkusunu bize açması için cesaretlendirelim
diyerek okula çıkmadan 20 dakika konuşma, paylaşma seansı yapıldı. 
Yaz'ın duygularını ifade etmede problemi yok Allah'a çok şükür.
Korkuyorum, üzülüyorum vs... diye duygularını söylüyor, tespit koyuyor.

Şimdi gel gelelim next level'a... Yenilgi, reddedilmeyi hayatın doğal bir süreci olarak kabul etmek,
bunlar olduğunda değerinin eksilmediğini, olduğu gibi sevildiği ve kabul gördüğünü öğretmek kısmına...  Örnek olmak, başarıya da çok fazla tezahhürat göstermemek belki, yenilmenin de oyunun bir parçası olduğunu benimsetmek... Ya da, yaşayarak kendi yolunu bulmasına, bu duygularla başetmeyi öğrenmesine izin vermek...





21 Mayıs 2013 Salı

Yaz köşesi...


Bir süredir kafamı meşgul ediyordu. Yaz'ın odasını ele almak! 
Yukarıda gördüğünüz gibi, hem bebeklik yatağı olmasından dolayı
yatağı dar geliyor, kaçıp kaçıp yanımıza gelmesine bahane oluyordu, 
hem de ortadaki oyuncak yığını ve bilumum kalabalık üstüme üstüme geliyordu.
Toplamaktan falan vazgeçmiştim neredeyse...


Ve hem sade, hem de yeni olduğu anlaşılacak bir yatak/ dolap takımı aramaya başladık. (Tabii fiyatı da uygun  olan demeyi unutmayalım. Çünkü piyasada uçuk fiyatlı çok ürün var. )
 O alengirli, ranzalı, merdivenli takımlara da takılmadık değil. 

Sonunda aradığımı Conforama da buldum. Conforama İkea'nın rakibi olarak piyasaya girdi.
Seçtiğimiz takım, hem öyle İkea'nın zıplasan ikiye ayrılacak gibi duran bazı modellerine benzemiyor,
hem de kampanyalı fiyatı son derece uygun. 


Sonra detaylarla oynamaya başladım. Dedim ya, sade bir yatak seçtik, 
ama 2 yıl önce alıp, hiç takmadığımız İkea zıbınlık odaya romantik bir hava verdi. 
Kitapların daha elinin altında olacağı bir kitaplık yaptık. 
O da İkea'dan... 




Plastik İkea bardakları çim kafalara yuva oldu, pencerenin önünü süsledi.


Oyuncaklar ayrıldı. Küçükken oynadıkları  kuzene ayrıldı, ya da etrafa dağıtıldı .
Bir kısmı da paketlenip, kaldırıldı. 


Tabii onlarsız olmaz... Bir köşede bekliyorlar...


Haftalık eserleri sergilemek için elbise askılarını kullandık. 


Ve oh be oda nefes aldı, ben de aldım...


17 Mayıs 2013 Cuma

Ey genç,




...bambaşka şeyler düşlüyorum senin için. İnsanlığa nasıl katkıda bulunabilirim diye
hayaller kurduğun bir dünya... Birinin hayatında nasıl fark yaratabilirim diye kendine sorduğun.
Sorguladığın, ama yargılamadığın... 
Başkalarının ne yaptığına laf yetiştirmek için değil, kendini daha iyi bir sen yapmak için uğraştığın...
Karamsarlıktan değil güzelliklerden bahsettiğin.
Keşifler yaptığın, sporda, sanatta, kültürde, edebiyatta dünyadaki akranlarınla aşık attığın... 
Google gözlüğü gördüm, okudum bugün.
Dünya oraya gidiyor.
Bir gözlük takacaksın ve hava durumundan yol tarifine gözünün önünde...
İnsanlar böyle şeylerle uğraşıyor, dünyanın bir yerlerinde.
İnsan ömrünü uzatmaya, yeni ufuklar keşfetmeye çalışıyor...
Benim gencim? 

Gencim için bambaşka şeyler düşlüyorum gündemden.
Talan edilmemiş bir eğitim sistemi...
Ezberleten, dayatan değil merak ettiren, araştırmaya yönelten...
Sonundaki işe odaklı değil, sürecin tadını çıkartan.

Benim gencimin ne giydiğinden çok, ne düşündüğüyle ilgilenilsin istiyorum.
Üzerine gaz sıkılacağı yerde, sevgiyle sarıp sarmalansın...
Özgürce düşünsün, sanatla uğraşsın, yazsın, çizsin, 
BİLSİN... İnansın, güvensin, sonra da övünsün ...

Hümanist olsun, hayvansever olsun, doğa dostu olsun.
Kendi gibi düşünmeyene saygı duymamak aklından bile geçmesin.


Bambaşka şeyler düşlüyorum gencim senin için...
Ve büyüyüp de genç olacak küçüklerim için...
Gündemden ve güncelden çok başka
gencim için istediklerim... 

Ey gencim, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramın kutlu olsun.
Kıymetini bil! 










13 Mayıs 2013 Pazartesi

Yİne de...


En kıymetli hazine, sağlıkla, huzurla bir arada olmak...
En değerli hediye aşağıdaki gibi küçük parmaklarla şekillenenler...
Hayatıma dokunan bütün annelere sağlık ve huzur diliyorum en önce.
Çocuklara ise anneleriyle doyasıya vakit geçirme şansı...


Gelin görün ki, yazdım yazdım sildim bu yazıyı, bir yandan yaşadığımız özel günlere bir sayfa kıvırmak istiyorum, blogda bulunsun diye. Bir yandan içim buruk, kanadım kırık.
Alev almış, ülkenin ucu... Güzel şeyler düşünmenin zor olduğu zamanlardan bile geçsek...

Ruhum güzel, güneşli düşünceleri uçurmak istiyor gökyüzüne.

Yine de...























10 Mayıs 2013 Cuma

Koalalar gibi kalalım ömür boyu



" Yaz kızım,
Sen doğduğundan beri en sevdiğim hayvan koala.
Onlar gibi sıkı sıkı sarılıp durmayı çok sevdiğimden.
Bakma sen, biz anneler bazen çok yorulduğumuzdan dem vururuz, bazen bizi ne kadar yorduğunuzdan, bazen ne kadar inatçı olduğunuzdan 
ama istemem yan cebime koy, bayılırız sizinle olmalara... 
Kokunuzdan sarhoş olmaya.
Anneler günü, annelere teşekkür etmek için ya,
asıl sizlere teşekkür etmeli.
Bize bu duyguları yaşattığınız için.

Bakıyorum da, hele ki sen küçücükken çektirdiğimiz fotoğraflarda
gözlerim yorgun yorgun çıkmış, biraz da süzük...
Ama fark etmez, daha güzelim şimdi.
Yaz gelince Deniz daha güzel olur çünkü değil mi ; )

Bazen sabrım tükenmiyor mu küçüğüm, tükeniyor.
Çünkü annen de bi insan sonuçta. 
Girmeyen bir ayakkabı, yetişilmeye çalışılan işler, yenmeyen kahvaltılar, 
bi tane fazla yenmek için direnen çikolatalar, saçımı çekiştirerek giyilen çoraplar, 
giyindikten sonra darmadağın olan kıyafetlerim...

Öyle zamanlarda biraz çatık kaşlı görünebilirim.
Şşşşt bir formülüm var, istersen sen de ömür boyu bu formülü kullanabilirsin,
hem de hayatının her anında, her alanında.
Sabrın mı tükendi, sabrını tüketen şey için şükret! 
Gerçekten yaşanan her şey şükredilesi çünkü. 
Ve o an, seni kendine getiriyor, kızdığın şeylere bile şükretmek.

Teşekkürler bebeğim, teşekkürler minişim, teşekkürler kuzum,
teşekkürler ballı çöreğim... 
Kızım olduğun için. Beni anne yaptığın için...
Ömür boyu sürecek bu ayrıcalığı bana verdiğin için ; )

Anneee, anneee, annee sesini duymanın mucizesini bana yaşattığın için. "

9 Mayıs 2013 Perşembe

Ispanak, annelerin gözünü yaşartır!


Başlığa bakıp da, ıspanağın faydaları konseptli bir yazı beklemeyin.
Dün sabah tam evden çıkarken, 
yaşadığımız bir diyalogdur bu yazının konusu.
"Anne, bugün Şadiye abla gelecek mi ?"diye sordu küçük hanım.  
Şadiye ablamız, haftada bir gelen yardımcımız.
Yooo neden dedim. Ben bugün okulda ıspanak yedim, çok beğendim, iki tabak yedim. dedi.
Ben şamşirik anne, iki tabak ıspanak yemiş ve evde de isteyen çocuğun yarattığı mutluluk sarhoşluğuna kapıldım, o noktaya kanalize oldum. Çünkü evde ıspanak, mercimek ve benzeri sulu sıcak yemeklere hiç sıcak bakmaz kendisi. Dolmanın yeri ayrıdır bi tek.
Sonra jeton düştü, cümlenin içindeki ikinci ana fikiri keşftettim!
Çocuk anne bana ıspanak yap demiyor da, Şadiye abla ne zaman gelecek diye soruyor.
Sanırsın, bu anne ıspanak yapmaz. Zavallı çocuk da Şadiye ablanın haftada bir gelip, sıcak yemek yapmasını bekler. Çalışan anneyiz ya madara oluruz böyle.


Çocuk bakış açısı insanı gerçekten eğlendirirken düşündürtüyor :)
Geçen akşam, Aret Vartanyan'ın kitap tanıtımına gittim
Sabah yolda, Yazcım akşam Aret'le ilgili bir toplantıya gidiyorum dedim.
Aret'in nereden mi tanıyor, her sabah Buyrun Paylaşalım'ın tekrar bölümlerini izliyorum
ve Yaşam Atölyesi'ne gittiğimden, Aret evden biri gibi... Her sabah, televizyonda o açık oluyor, kalktığında.
Her neyse, akşam gideceğim deyince, zaten "babam maççı, sen Aretçi" deyiverdi.
İşte çocuğun gözünden ilgi alanlarımız : )



6 Mayıs 2013 Pazartesi

Analı kızlı...


Yaz kızımla, çok faal bir hafta sonu geçirdik. Babasını bir organizasyon için İsrail'e yollamıştık,
cumartesi sabah bir arkadaşımın düzenlediği bez bebek atölyesine katıldık.
Yanlış anlaşılmasın, ufaklıklara değil, bizzat kendim içindi bu atölye.
Ama kendisi için hazırlanan programlara değil, bez bebek atölyesine katılmaya karar verdi
küçük hanım. Acaba rahatça yapabilir miyim, arıza çıkar mı dedim, ama 3-4 saat kumaşlarla,
ipliklerle haşır neşir, mutlu mesut geçirdi zamanını... 
Bebeğin surat kısmında illa ben de çiziktiricem demeyeydi iyiydi :)) 
Onun dışında keyifli vakit geçirdik.
İşte ilk kızımız Gelincik :) 
Teyzeye de benzemiş biraz, renklerden...

Cumartesi sen benim atölyemde uslu uslu dur, pazar günü seni karton atölyesine götüreceğim demiştim.
Atölye 5'te Serbest Karton diye keyifli olacağını düşündüğüm bir atölye vardı.
Söz verince, pazar kalktık, hadi bi arayayım dedim, ne olur ne olmaz, taaa karşıya geçeceğiz dedim.
İyi ki aramışım, başvuru olmadığından iptal olmuş.

Gel de kendini hazırlamış küçük hanıma bunu anlat! Birden Türk Filmlerinde yan yan koşan
Necla Nazır gibi seğirte seğirte ağlayarak içeri kaçtı. En son şöyle bi şey diyordu :
"Hep bişeyler iptal oluyor, ben de başka bişey yapmak zorunda kalıyorum, 
bu nasıl hayat böyle?" 
Ben dumur olmuş şekilde arkasından bakakaldım, kesin tiyatrocu bu kız. Doğuştan...
Neyse kader bizi güzel bi yerlere sürükledi.
Oyuncak Müzesi'nde seramik atölyesine katıldık. 



Ne keyifliymiş... Sonra bi de baktık, biraz daha beklersek, Bremen Mızıkacıları oyunu sahneleniyormuş müzede. Hadi geçtik karşılara, bekleyelim dedik.
Yok yok, bizim kızda sahne ışıklarına bi tutku var kesin. 
Her soruda bir parmak kaldırma, bi konuşma, sahneye çıkma hevesi...
Bu arada çok güzel bir uyarlamaydı oyun. Mehmet Ali Erbil sahneye koymuş.

Çok sonra aklıma geldi. Ben de çocukken Bremen Mızıkacılarına gitmiştim,
ve eşeği mi, horozu mu seslendirmek üzere sahneye çıkmıştım... Hey gidi günler... 
100 yıl önce falandı galiba.

Aşağıdaki fotoğraf, tiyatronun önünde başlamasını beklerken, bana anlatıyor da anlatıyor bişeyler...



Bunlar da işte hafta sonunun hasılatları :)  





Dün o kadar koca hafta sonu geçirmişiz, evcilik oynama safhasında
bebekleri yanlış oynatmışım diye başladı ağlamaya. Uykusu da gelmişti sanırım,
bak dedim, sen böyle yapınca üzülüyorum, kendisini teselli edeceğime kendi duygumu net bir şekilde dile getirince,
" ühüüüü annem geri dönsün, o tatlı günlerimiz geri gelsin diye ağlamaz mı? "

Bu kıza biri Türk filmi falan mı seyrettiyor diye düşünüyorum, ne yalan söyleyeyim... 







3 Mayıs 2013 Cuma

Zamanın değişimine alışmak...


Garip... Zaman geçerken, insanlar büyüyor. Bazen buna alışmak zaman alıyor.
Asla yaşlılıkla aynı cümle içinde adının geçmesini istemeyen annem ilk defa "yaşlandım" diyor.
Kabul edemeyen beyin, itiraz ediyor. 
Küçük, miniminnacık kardeşim büyümüş de anne oluyor.
Ve en küçük numara, hızla büyüyor.
Bugünlerde, kendi başına yatıyor, kendi başına giyiniyor. Külotlu çorabını bile...
Kocam büyüyor, ben büyüyorum...
Büyüyoruz...
Sadece alışmak zaman alıyor...