28 Haziran 2013 Cuma

26 Haziran 2013 Çarşamba

"Ne gerek var?"


Çocukken ve hatta gençliğe geçişte, 
okul gezisi, şehir dışında kalmalı kamp, 
uzak bir semtte doğum günü, 
arkadaşa yatıya gitmek, 
konser ve sinema planları,
okulun ezeli rakibiyle basket maçı gibi faaliyetler olduğunda
ve ben gitmek istediğimde annemlerin söylediği artık gelenekselleşmiş bir soru vardı?
"NE GEREK VAR?"

Evet şu an şaka gibi geliyor ama ne gerek var şimdi derlerdi.
Eee baktığında gerçekten de, gitmezsen bişey olmuyordu. Verecek mantıklı bi cevap yok bu soruya.

Aşırı korumacı bir yaklaşım...
Belki 80'lerden yeni çıkmış, birçok şeye şahit olmuş olmanın verdiği endişeler de vardır içinde.
Düşünüyorum da, "ne gerek var?" kuşağıyla Y kuşağı arasındaki en önemli fark bu.

Y kuşağını, "ne gerek var?" diyen endişeli ailelerine inat, özgürlükçü, meraklı, aktif, keşfetmeye odaklı yetiştiren aileler...


Nereden mi aklıma geldi ; ) 
Sabah kızımla gideceği bir okul gezisiyle ilgili konuşurken
biliyor musun, annem beni bazen okul gezilerine göndermezdi dedim.
Kulaklarına inanamadı.
Ama sen beni gönderiyorsun, çünkü mutlu olmamı istiyorsun diil mi anne dedi...
Oradan geldi aklıma... 



24 Haziran 2013 Pazartesi

"Opposite of LOVE 
is not HATE,
INDIFFERENCE... "

Az önce okudum, çok sevdim. Sevginin karşıtı nefret değildir, kayıtsızlıktır...
Çünkü her canlı, tüm hücreleriyle varoluşunun nedenini yaşamak ister, yani sevgiyi... 

Ya politik olmayı ne zaman öğrenir insan evladı? İşe yarayacak olanı söylemeyi... Çocuklara bakıyorum, onlar bile öğreniyorlar, keşke hiç ihtiyaç duymasalar... 

Bakıyorum Yaz'a o bücür boyuyla, nabza göre şerbet veriyor bazen.  Yine de çocukça ve masumca yapıyorlar  en azından... 



Politikliğin yanında reklamcılığı da öğrenmiş hatun... Geçen gün ajansa geldi, aynı anda üç kız oldular iş yerinde... Ben toplantıdayken, az sonra film sunacağımız müşteri ajansı geziyormuş, ona siz filme onay verecek kişi misiniz demiş? Çok güzel oldu, mutlaka çok seveceksiniz, oyuncunun birini de ben seçtim demiş! Müşteri toplantıya girdikten sonra hayret içinde anlattı şahit olduğu olayı... 
Buyrun bakalım... 

Y neslinden sonra Z nesli de hayli iddialı geliyor, bizzat görüyor, yaşıyoruz... Ama ister y, ister z, isterse x kuşağı olsun, herkes duyulmayı, hislerine saygı duyulmasını istiyor, o kesin... 




 




Bebeğiniz her yere dokunur, Dalin Yüzey Temizleyici onu korur.


Bebekleri için her zaman en iyisini düşünen annelere Dalin Yüzey Temizleyici…

Dalin Yüzey temizleyici diğer yüzey temizleyiciler gibi cilde zararlı kimyasallar içermez, %98 doğaldır. Dalin yüzey temizleyici bebeklerini düşünen annelerin bir numaralı tercihidir. Hassas ciltler için özel olarak geliştirilmiş hipoalerjenik formülü ile Dalin her zamanki gibi bebekleri anneleri kadar önemsiyor. Floral ve Natural çeşitleri ile sizleri en yakın marketlerde beklemektedir. (7.90TL)

dalin-yuzey

http://www.dalin.com.tr
https://www.facebook.com/dalinbebekbakim

Bir bumads advertorial içeriğidir.

20 Haziran 2013 Perşembe

Yıl sonu gösterisi de geçti arada....


Dostluğunuz, 

ışığınız,


şefkatiniz,


 enerjiniz,

 ve coşkunuz hiç azalmasın canlarım benim... 

4 Haziran 2013 Salı

Ne mi istiyorum?


Sadece Türkiye değil, dünya tarihine geçecek günlerden geçiyoruz.
 Çok büyük bir kalabalık var sesini duyurmaya çalışan.
Ben kimsenin ne istediğini, yüreğinden geçeni söylemekle yükümlü değilim.
Sadece kendim ne istediğimi söyleyebilirim. Söyleyeceğim de,
 ama önce biraz evdeki durumdan bahsedeyim.

Gezi Parkı'nda geçirilen ilk günler boyunca, kızımı televizyondan uzak tuttuk. 
Onu yatırır yatırmaz, endişe içinde takip ettik.
Ailemizden temsilci olarak babamızı Gezi'ye yolladık.

Sonra bir an geldi, tencereler tavalar çıktı ortaya,
sokaklar akın akın doldu insanlarla.
Kızım bunları duymaya başladı.
Ben öğretmeden, birkaç slogan duydu, öğrendi.
Artık anlatmak zorundaydık. 
İnanın, bir şeyin ne kadar saçma olduğunu anlamak için
çocuğunuza anlatmak yeterli.

Bugüne kadar çocuğunuza vermeye çalıştığınız her şeyle o kadar tezat ki anlattığınız hikaye.
Hırsızı ve kötü adamları yakalayan polisler vardı onun dünyasında..
Şimdi bu polis amcaları nasıl açıklayacaktım...


Tohumlar fidana, fidanlar ağaca dönmeli yurdumda diye şarkılar öğrenen bir çocuğa
ağaçları savunan insanların saldırıya uğradığını nasıl anlatırdım.
Biz ona kağıdı, tuvalet kağıdını dikkatli kullanmasını, ağaçların bizim oksijenimiz olduğunu öğrettik bugüne kadar.  


Tabii Gezi bardağı taşıran son noktaydı aslında.
Orada buluşanlar belki sakin bir ses tonuyla konuşulsa ikna edilirdi.
Çünkü ağaç seven, kin tutmaz. Ama olmadı. 


Psikolojide yeri var, çocuk bile ailesi kendisini dinlemiyorsa,
bağırır, çağırır, ağlar, tepinir, kendini yerlere atar!
"DUY BENİ!" diye...
Bu yaşananlar bir ülkenin "DUY BENİ" çığlığıydı!




DUY BENİ! 


Olayların seyrinin de değiştiği oldu bu süreçte.
"Ağlıyorum, bağırıyorum, çığlık atıyorum, tepiniyorum, hatta ölüyorum" 
diyordu sokak  
DUYMUYORSUN BENİ, HALA! 


Daha da acısı insanlar, her gün izledikleri kanallarda kendilerini bulamayınca
iyice dışlanmış hissettiler, dışlanmış ve yok sayılmış...


Artık herkesin bildiği onlarca sıfat eklendi tepki gösteren bu kitleye
Çapulcu, ayyaş, alkolik, aşırı uç!... 

Tek başına yaşayan, karanlıkta tek başına sokağa çıkmaya çekinen annem,
ben kızı uyutuyorum diye çıkamadığım için bi' baktım, kendi başına tenceresiyle yola çıkmış.
Telefonla arayıp, evde bulamadığımda, onun bir grupla yürüdüğünü öğrendim.
Avukat, emekli, ressam, keman çalan bir kadın. 
Kim çapulcu diyebilir ki ona? 
Kimse kandırıp, sokağa çıkarmak için kolundan çekmedi onu... 





Peki ben ne mi istiyorum?

Ben de yurtdışındaki arkadaşların sahip olduğu gibi parklar, 
bahçelerle dolu bir şehir istiyorum... 
(Ki bence şu an bile öyle yetersiz ki, bari olan korunsun istiyorum.)  
İnsanın olduğu gibi var olabilmesini...
Günahıyla sevabıyla kabul görmesini...
Kimsenin birbirini değiştirmeye çalışmamasını...
Korku değil sevgi dilinin kullanılmasını istiyorum...
Bu toprakların genetiğinde (!) olan ağaca, suya, her türlü canlıya duyulan saygının hatırlanmasını...
Çocuğumun GDO'lu ürünlerle beslenmemesini istiyorum.
4+4+4 ve benzeri birçok gelişmede, bunun arkasında nasıl bir şey vardır diye endişelenmek,
benimle ilgili bir sürü yeni "düzenleme" yapılırken, hiçbir söz hakkım olmadığını düşünmek istemiyorum
Sen ne dersen de, seni duymuyorum! tavrını - el kadar çocuk bile kabul etmezken-
 bu yaşta bir insan olarak kabul edemiyorum. 
İnsanın değerli olduğunu hissetmek istiyorum. Bir tek sözle, belki insanların canı acımayacakken
inat etmeyi anlamıyorum.

Marjinal, gay, başörtülü, odur budur şudur kimsenin etiketlenmemesini istiyorum.
Ve beni de kimse etiketlemesin lütfen.        

Evet kuş, börtü, böcekle pozitifte kalmak istiyorum.
Çok mu banal?! 

Ancak insan,
kök salamadığı, renk göremediği, "sıradan bir gün" yaşayamadığı 
bir ortamda ne kadar bunu başarabilir ki?

Bunlar tek başıma benim fikirlerim, 
ama umut veren şey tek başıma olmadığımı bilmek...