31 Ekim 2013 Perşembe

Karşınızda rol model!


Dostlar sorumluluk büyük. 
Ne yapsam aynısını yapmaya çalışan küçük bir takipçim var.
İşe kısa kollu giyemiyorum, çünkü ben kısa giyersem o da ben niye kısa giyemiyorum diyor.
Askılı gecelik giysem, ama şimdi seni gördüm, ben de böyle istiyorum diye tutturuyor. 
Normalde sabah kahvaltısını okulda yapıyor artık, çünkü epey erken oluyorlar okulda, 
ama ben evde kahvaltı yapıyorum diye, köründe uyanıyor. (6.15) 
Kendine omlet yapıyor.

Yani gördüğünüz gibi ne yaptığıma aşırı dikkat etmem lazım :))
Pop star, top model olamadık ama rol model olduk Allahımıza bin şükür... 

Şimdi bir omlet tarifi almaz mıydınız? 

30 Ekim 2013 Çarşamba

Kız arkadaş...


Ne güzel şey... Kumaşına en uygununu bulmuş, kudurmuş, eğlenmiş, coşmuş...
Yuva boyunca en iyi arkadaşı olmuş...
Defne tam Yaz'ın kalemi...
Ses tonları, konuşmaları bile benzemiş zamanla birbirine
 Aralarındaki uyum harika.
Bize geldiler dün gündüz.
Yine ikisinin ilişkisine hayran kaldım.
Umarım, yıllarca sürer gider.

Ne komikler di mi, evde kostüm falan giydiler, hiç üşenmeden... 





Ne mutlu bize!


28 Ekim 2013 Pazartesi

Yarın en büyük bayram...


Bugün okulda Cumhuriyet Balosu var. 
Kırmızı-beyaz giyindiler, gittiler.
Öyle bi' heyecanlıydı ki, saatlerin de değişmesiyle 05.30'da 
uyandı, elbisenin yerini kontrol etti. Kucağına alıp, yattı, kalkma saatine kadar.
Hafta sonu boyunca da öğrendiği Atatürk şarkılarını söyledi.

Tabii, adı balo, eğlencesi falan da var işin içinde.
Bu kadar heyecan biraz da ondan.
Ama bu tatlı heyecanları- bizim çocukluğumuzdan da kalan-
yaşamaları öyle güzel ki... 

Sadece bize ait, bizi bir arada tutan günlerimiz, değerlerimiz.
Bizi heyecanlandıran, coşku veren...

Cumhuriyet ve demokrasi, bunca çeşit insanı içinde barındırabilen,
özgürce yaşamasını sağlayan çimento değerler...  
Her düşüncenin var olmasına imkan veren, düşünce ve inanç özgürlüğünün 
 garantisi onlar.

İyi ki varlar...  


Ağzından çıkanı kulağın duysun...


Daha önce sözcükler sihirlidir yazımda da söylemiştim, 
çocuğa söylenenler onun bütün hayatını etkileyebilir.
Böyle olduğu halde, çevrede kelimelerin ne kadar  
hoyratça kullanıldığını görünce
şaşırıyorum. 

Mesela geçenlerde, yürüyüş yaparken Yaz'ı bir kedi kovaladı. Kedi kovaladı dediysem,
yavru bir kediydi, yemek falan verecek zannetti herhalde peşinden hoplaya zıplaya geldi.
O da bir anda boş bulundu ve korkup, koşmaya başladı. Karşıdan yürüyüş yapan iki kadın geliyordu.
- Ay canım nasıl korktu, hemen su içirin dediler. Buraya kadar iyi...
Sonra zaten korkmuş olan çocuğun yanında başladılar anılarını anlatmaya.
-Ben çocukken şöyle bir olay olmuştu da, sonra da ömür boyu korktum kedilerden.
-Yok 3 köpek gelmişti, falan filan olmuştu da , yeğenim şöyle yaptı...
Hemen uzaklaştım oradan. 
Bir de şahit olduğum çocuğunu salak şey, gerizekalı diye sevenler var.
Şaka bunlar di mi? Çocuklar neyi ne kadar şaka olarak algılıyorlar peki?
Yoksa alıp, annenin söylediğini üzerlerine etiket olarak takıyorlar mı?
Sonra doğru konuş diyebilir mi insan çocuğa?... 


Yine bir kez daha... SÖZCÜKLER SİHİRLİDİR...

25 Ekim 2013 Cuma

Uzun ince bir yolda....


Büyüdükçe daha iyi anlıyor her şeyin, her anının kıymetini...
Babanın sana vermediği izinleri, kızışını bile özlüyorsun...
Olsaydı da kızsaydı diyorsun. 

Aklına kazımaya çalıştığın anları arşivden çıkartıyorsun, bakıyorsun.
Üfleyemediğiniz mumlara üzülüyorsun. 

Bugün olaydı da, yeni yaşının mumlarını üfleseydik babam.
Doğum günün kutlu olsun... İyi ki doğmuş, iyi ki babam olmuşsun.

Bu sabah öğrendim, duymamıştım daha önce Aşık Veysel de seninle aynı gün doğmuş...
İkinize de selam olsun...





24 Ekim 2013 Perşembe

İspanyalar'dan selamın var küçük hanım


Geçen sene, Murat'la birlikte Pink Martini konserleri için
Madrid'e gitmiştik.
Şurada bahsetmiştim. 

Grubun solisti Storm, Yaz'a ninni söylemişti kucağında.
Bu sene Murat yine konserlerin prodüksiyonu için İspanya'ya gitti.
Storm Yaz'a videoyla selam yollamış, ne şeker ya...



23 Ekim 2013 Çarşamba

Anne gelir misin, seni öpmek istiyorum...



Artık anladım ki, annelikte kararlar alırken işimi kolaylaştıran şey,
yarar-zarar hesabı yapmak...

Çocuğunuza bir şey yaptırtmak, öğretmek, vazgeçirmek isterken kaybedeceğinizle
kazanacağınız şeylerin ve tabii onun kazanacaklarının dengesini düşünmek...

Şöyle bir örnek vereyim;
aslında 5 yaşında bir çocuk artık kendi başına uykuya dalabilir.
Belki de kesinlikle öyle olmalıdır birilerine göre...
Ama bence her anne-baba/ çocuk ilişkisi kendine özeldir.
Kendi içinde değerlendirilmelidir o yüzden de... 

Mesela, bizim durumumuza baktığınızda, eve en erken 8'de gelebilen bir anne için
çocuğuna kitap okumak, günü birlikte bitirmek, o arada uyumamak için anlatılan günün yorumları 
paha biçilemez. İşte anlatmak istediğim yarar-zarar hesabı...

Aslında 5 yaşında kendi başına uykuya dalabilmesi bir çocuk için 
bireyselliğini, büyümeyi kanıtlayan bir yetenektir belki 
ama o anlar anne ve çocuk arasında bir bağ ise yarar-zarar dengesinde terazi ne yana ağır basar?

Hele ki akşamı birlikte bitirip, sabahı da "Anne gelir misin, seni öpmek istiyorum" sözüyle başlatınca
benim terazim bir süre daha o anlardan vazgeçmemekten yana.  


Dün bir blog arkadaşımın yazdığı yazı düşündürdü bana bunları.
O yalnız uyutmaya çalışıyormuş da şu sıralar...
Kendisine teşekkür ederim, ben de içimde bu konuyu sorguladım ve yarar-zarar terazimi yorumladım ; )


22 Ekim 2013 Salı

Bepanthol ile Bebeğim Artık Daha Rahat




Yıllardır güzellik çantamdan eksik etmediğim Bepanthol ailesi hem minikler için pişik merhemi hem de bizler için cilt bakım kremi olmak üzere iki ayrı yeni ürünüyle cildin farklı dönemlerindeki farklı ihtiyaçlarına cevap veriyor.

Edindiğim tecrübelere göre pişiği, pişik olmadan önlemek alabileceğimiz en iyi önlem. Her bez değişiminde kullandığım Bepanthol pişik merhemi, pişik oluşumunu önlediği gibi Alin'in cildinin nemlenmesini de sağlıyor. Nemlendirici özelliğiyle pişiğin bakımını yapıp, sonrasında cilde nefes aldıran özelliği ile pişiğin oluşmasını önlüyor. Bu sayede ben huzurluyum, Alin de mutlu:)

Bepanthol Pişik Merhemi, içeriğindeki Pro Vitamin B5 ve Lanolin ile pişiğin önlenmesi ve bakımında çift yönden etki gösterirken cilde nefes aldırıyor. Bepanthol Pişik Merhemi hassas cilt bariyerinin güçlendirilmesine yardımcı olurken, cildi sağlıklı ve nemli tutuyor. Ayrıca, şeffaf yapısı sayesinde bebek cildinin nefes almasını sağlayarak pişik oluşumuna karşı koruyucu bir etki oluşturuyor.

Koruyucu madde içermemesi, parfüm içermemesi, antiseptik içermemesi, nem kapasitesinin iyi durumda tutulması, etkililiği ve güvenilirliğinin bebekler üzerinde yapılan çalışmalar ile kanıtlanmış olması, potansiyel zehirli maddeler içermemesi, katkı maddesi içermemesi özellikleri ile de Bepanthol Pişik Merhemi bir pişik ürünü için uzmanlarca belirtilen 7 İDEAL ÖZELLİK’in tamamını da karşılıyor.

Bepanthol Pişik Merhemi, içeriğiyle, pişiğin bakımı ve önlenmesi için özel olarak oluşturulmuş olup Provitamin B5 ve Lanolin içerir. Şeffaf yapısı sayesinde en hassas cildi bile çiş ve kaka gibi tahriş edici maddelerden ve sürtünmeden koruyan Bepanthol Pişik Merhemi, yapışkan olmayan yapısı ile de bebeklerimize ekstra rahatlık ve biz annelere de bebeğimizin poposunu kolay temizleme imkanı sunuyor.

Eczanelerden kolaylıkla temin edebileceğiniz Bepanthol Pişik Merhemi ile ilgili detaylı bilgi için www.bepanthol.com.tr sitesini ziyaret edebilirsiniz. Sitenin anneleri bebek bakımıyla ilgili bilgilendiren bir platform olduğunu da unutmadan söyleyeyim.

İçerik: http://www.kokoshanne.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Sözcükler sihirlidir!



 Kişisel farkındalık bir yol... 
Bu yolculuğu kat ederken, 
yetiştirdiği çocuğa da bunları aşılamak istiyor insan...

Hani bizim yıllarca oku oku içselleştirdiğimiz şeyleri o baştan bilsin istiyorsun.
(Aslında onlar her şeyi biliyorlar da, bize hatırlatmak, ya da yanlış öğrenmemelerini sağlamak kalıyor. )
Mesela ağzımızdan çıkan her şeyin, geleceğimizi formatladığı bilgisi...
Olumsuz olarak dile getirdiğimiz her şey, bir süre sonra gerçeğimiz oluyor ya, işte o...

Louise Hay, "Yaşamdaki her şey gibi beden de içsel düşüncelerimizin ve inançlarımızın bir aynasıdır. Her hücre, her düşüncenize ve her kelimenize tepki verir." der. Ki doğrudur.
Siz ne derseniz, bedeniniz de ona inanır. 

Geçen gün, Yaz bir konuyla ilgili olumsuz bir tespitte bulundu.
Bir oyuncak istemişti bayram hediyesi olarak,
"Kesin kalmamıştır anne...!" dedi.

Ben de ona dedim ki, 
bak canım sözcükler sihirlidir. 
Hep olumlu kur cümlelerini.
Kesin bulacağız de mesela.

Epey bir benimsedi.
İki gün sonraydı sanırım,
arabada radyo açık giderken durdu durdu, tespiti patlattı.
"Anne, bu şarkıları yapanlar sözcüklerin sihirli olduğunu bilmiyor galiba."

Gerçekten de doğru. Ben de düşünmüşümdür hep,
Türkçe şarkılardan buram buram karamsarlık, olumsuzluk yayılıyor.
Ama sevmiyor muyuz, seviyoruz, dinliyoruz.

En azından farkında olalım, di mi?  




21 Ekim 2013 Pazartesi

Yeni bir anne, yeni bir teyze, yeni bir kuzen : )


Bayram öncesi teyze oldum ben :) 
9 Ekim'de aramıza katıldı Derin Mavi...
Hem de normal doğumla...
(Ne tuhaf bir laf değil mi, normal doğum. Ama halk dilinde böyle)

1 hafta ha geldi gelecek derken, 
9 Ekim günü çat kapı geliverdi.
İlk defa normal doğum sürecini yaşayan birinin yanında bulundum.
Hele de bu kardeş olunca, enteresan bir deneyim oldu.
Kimse demesin, sezaryen zor, o zor bu kolay diye.
İkisinin de yeri ayrı gördüğüm kadarıyla. 


Bayram şekeri olarak aramıza katılan Derin Mavicik'e 
Yaz da bi düşkün ki...
Anne ya, çook tatlı diye dolaşıp duruyor.
Allah hiç ayırmasın sizi, böyle kardeş kardeş büyüyün inşallah... 


Ve hoş geldin kuzucuk : )  
Büyü biraz da teyzen seni yesin :-P 

9 Ekim 2013 Çarşamba

....


Bugün barış ustasının doğum günü... 
İyi ki sizin gibi yürekler var olmuş ve oluyorlar...
Selamlar sana "dreamer"... 

8 Ekim 2013 Salı

Dün akşam ben...


...Akşamın köründe hala ajansta
bir toplantıda, acayip acayip şeyler tartışıyordum.
Hani olur ya biz ne tartışıyorduk dersin, aynı öyle.
O kadar garip yerlere takılmıştı ki müşteri,
cümlenin sonunda Allaaam neyi tartışıyoruz biz noktasına geldik çıkışta. 
Dünya toz ve gaz bulutundan mı oluşmuştu, yoksa gaz ve toz bulutu dünyayı mı oluşturmuştu?
Nerdeyiz, biz kimiz şeklinde kapadık ofisi.

Eve gittiğimde, bugün kırılacak, dökülecek mutfak için
bütün dolapları boşaltmam gerekiyordu. 
Öyle basit gözükmesin, mutfaktan çıkan şeyler şu an küçük bir odayı doldurur miktarda.
Keşke ne nereye girdi, tam da yok olmadan, bir huni ayırsaymışım kendime...
Neyseee...

Yaz olan bitene baktı, ama hiç mi umurunda olmaz bir insanın.
Anne ne yapıyorsun bile demedi...
Ama, anneeee kuyruğu oynayan denizkızımı bulur musun lütfen dedi.
Sesindeki tehditten bulmazsam başımın çok ağrıyacağını hissettim.
Ne olduğunu anlamadığım 2 mutfak aletini bir yere sokuşturduktan sonra
denizkızını buldum.

Bu kadar da değildi. Bugüne okulda şapka partisi varmış hanımefendinin.
Ama takdir edersiniz, öyle düz, basit bişey olmaz.
Bir plaj şapkamın üstünü iğne, rozet, ne bulduysam süsledim, o da gayet beğeniyor gözüküyordu.
Şapka işini de hallettikten sonra
 hiç kullanmadığım düdüklü tencere ve hiç kullanmadığım diğer ıvır zıvırı kaldırmaya gittim.

Sabah kalktığımızda bu şapka bana büyük geliyor demez mi? 
Şapkayı yemek istedim ama cool anneliğimden hiç taviz vermeyerek
babasının bir şapkasına mor bir çiçek takarak hatunu servise yetiştirdim.

Bugün şapka günüyse, huni başıma :)) 


7 Ekim 2013 Pazartesi

Gerçek Taksim


Cumartesi günü bir tiyatro oyununun çıkışında, babasını almak için 
Taksim'e uğradık. 
Odakule'den geçtik, beraber...
Odakule geçidi, çevik kuvvet kaynıyordu, silahlar tetikte...

Yaz'dan tırsmış bir şekilde şöyle bir mırıltı duydum.
Gerçek Taksim neymiş şimdi gördüm! 
(Çünkü televizyonda ve çevrede gaz atılması, polisin yaraladığı insanlar ve Gezi Parkı konusunda 
bir altyapısı var) 

Anne bize gaz bombası atarlar mı? dedi. Yok kızım niye atsınlar dedim?!
Niye atsınlar di mi durduk yere!

O an sorduğu soru acıklı gelmemişti de, sonra düşündüm.
Gerçek Taksim, polisli, gazlı, coplu değildi ki,
gerçek Taksim, müzikti, sanattı, gençlikti, keyifti, çakırkeyiflikti, havailikti, kitaptı, 
sinemaydı, aşktı, sevgiliydi, İstanbul'du...

Şimdi gerçek hangisi acaba? 


Bi de arabadayken şöyle bir laf etti, Taksim'de oturmayanlar da direniyor di mi anne?

"Her yer Taksim, her yer direniş" sloganını da duymuş ya, o bakımdan...



4 Ekim 2013 Cuma

İnsan insana el kaldırır mı?



Bi' geliyor ki eve, pestil..
Serviste uyuyormuş, gelince uyandırdıklarında 
kendi deyimiyle uykusu kesiliyormuş...

Ne kadar yorgun olsa, sohbet zamanı mutlaka yaratıyoruz.
Geçen gün konuşurken,
sınıfında bir çocuğun çok itmeli kakmalı oynadığını öğrendim.
Ben de dedim ki,
bak canım, kimse kimseye el kaldıramaz. Böyle bir hakkı yok.
Söyle ona bunu.

Şöyle bir düşündü.
ama selam vermek için insan elini kaldırabilir diil mi? 

Yemez misin bunların naifliğini? 

1 Ekim 2013 Salı

Ne paketi?


Bugün Dünya Çocuk Günü...
İzlerseniz şurada çocuk haklarıyla ilgili çok güzel bir video var.
BM Çocuk Sözleşmesi'ni imzalamışız ama bunların ne kadarını çocuklara sunabiliyoruz.
Mesela 18'den önce herkesin çocuk sayıldığını,
her türlü saldırıdan, silahlı eylemden, cinsel istismardan onları korumamız gerektiğini,
tüm sağlık, barınma, korunma ihtiyaçlarının karşılanma hakları olduğunu biliyor muyuz?
Oyun oynama, okuma haklarını veriyor muyuz? 

Biz değil 18, 
15 yaşında onları evlendiriyoruz. İstismara uğrasalar sanıkları salıyoruz.
Okutmuyor, çalıştırıyoruz.
Bu sabah dinledim.
Doğuda bir köyden okula gitmek için çocuklar 10 km yürümek zorunda kalıyorlar.
Tomalara su buluyoruz bi güzel ama Siirt'teki kız yurduna 3 günde bir su veriliyor,
1 haftadır da hiç verilemiyor.

Daha ne konuşuyoruz dostum paket falan...