8 Nisan 2014 Salı

Balkanlar üzerinden gelen sıcak hava dalgası… :)


Yakın arkadaşım Ebru, 10 senedir Saraybosna'da oturuyor.
Senelerdir bir sen kaldın gelmeyen diyordu, neyse ki Murat'la ortak bir müsait zaman bularak
yanlarına gidebildik. -Eşi eşimin, kızı da kızımın arkadaşı oldu sonradan ne mutlu ki…-
 Hem hasret giderdik, hem de farklı bir kültürü 
yerlisinin gözünden tanıma fırsatı bulduk.  Üstüne de Dubrovnik keyfi eklenince unutulmaz günler ekledik anı koleksiyonumuza… 

Önce Saraybosna izlenimlerimizi paylaşayım. 
Burası için acıların coğrafyası diyebiliriz. Eskisi gibi olmasa da,
savaşın izleri her yerde. Bomba ve kurşun izlerinin durduğu binaları her yerde görebilirsiniz. 
Şehrin göbeğinde çok büyük bir alanda şehitlikler göze çarpıyor.
 Saraybosna'nın etrafı dağlarla çevrili, şehir çukurda…
Bir sabah, kalkıyorlar ki, tepelerde Sırp tankları… 
Bir şey yok, sizi korumak için buradayız diyorlar ama…
Çok kısa bir süre sonra olan oluyor. Yakın tarihimizin en kanlı, en vahşi günleri yaşıyor şehir.
Bugün, neredeyse her ailenin savaşla ilgili anlatacakları var, ama Ebru'nun söylediği bu konuyu konuşmaktan hoşlanmıyorlar. 
İnsan nasıl savaş ister, insan anlayamıyor…

Aşağıdaki ateş, şehrin merkezinde. Doğalgazla sürekli yanıyor.
Arkada Tito'nun bir sözü var.
Bu ateş yandıkça, Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar kardeş kalacaktır demiş.
Savaşta sönmüş mü acaba? 

Bu ateşin az ilerisinde pazar katliamı diye geçen pazar var,
burada onlarca insan olmuş, bugün yine pazar… 
(Bosna marşının dünyada benzeri yok biliyor musunuz,
sözleri yok. Çünkü hangi dilde olacak ki, Hırvat, Boşnak, Sırpça? Orada üç etnik grup bir arada, hala)


Saraybosna insanı bize çok yabancı değil. 
Ortak birçok kelime var.
"merhaba, haydi vs…"
Hele Türk dizileri burada ve Hırvatistan'da kültür elçisi görevi yapmış,
hepsi Türk dizisi seyrediyor. Bizim Türkiye'den geldiğimizi duyan
Sülüman, Dila Hanım falan diyor.
Bu arada Kıvanç onlara çok benzediğinden pek beğenilmiyormuş, 
asıl Burak Özçivit falan daha ilgi çekiyormuş.

Saraybosna lüksün olmadığı, her şeyin yeterli olarak bulunduğu bir yer.
Arkadaşımın söylediği, semtlerde zengin, fakir ayrımı yokmuş.
Aynı mahallede zenginin de, fakirin de evi olabiliyormuş.
Ekonomi rezalet bildiğiniz gibi. %60 işsizlik var.
Çöplerin yanına ekmek, artan yemekler falan asılıyor,
insanlar çaktırmadan bunları gelip topluyor, yiyorlar…

Ben Ebrular'ın bahçesine ve evine bayıldım.
Dediğine göre aynı sokakta, iki ev sonra bahçevanın evi varmış,
 herkes birlikte yani … 


Tarih kitaplarımızdan hatırladığımız 
1. dünya savaşının çıkmasına neden olan Sırp öğrenciyi hatırlarsınız,
hah, aşağıdaki arkadaş o… Burası da 1. dünya savaşının başlayışını anlatan müze...


Dediğim gibi ortak kelime çok...

  
Yolunuz düşerse, yöresel lezzetleri deneyebileceğiniz
harika bir yer Kibe Cahala… Boşnak böreği, köfte, orijinal adını unuttuğum bir çeşit mantı,
nefis şarap… Mmmm nefisti.  


Yaz bu kuzu çevirmeyi görünce yazıııık yazııık diye
söylendi durdu. Haklı çocuk…


Babalar ve kızları… Ecesu'yla Yaz tam birer kanka oldular. 

Aşağıdaki ev, meşhur tünel…
Savaşta bir kadının evinin altından halk tünel kazmış ve
abluka altındaki şehirden kaçmak için çok uzun bir geçit yapmış. 
Utanç tarihi… Binanın üzerindeki izleri görebilirsiniz…  


Ve hep sarmaş dolaş gezinen kankiler…


Yaz'ın öğretmenine göstermek için çektirdiği fotoğraflardan biri…


Ve hayal şehir Dubrovnik… Denizin dövdüğü muhteşem kayalıklarını mı söylesem, içeri girer girmez film seti gibi sizi karşılayan tarihi dokusunu mu, nefis deniz mahsüllerini mi, sokak müzisyenlerini mi?
Biraz zorlu olmakla beraber size tavsiyem, mutlaka surlarda şehir turunu alın. Avluları, günlük yaşamı
kuş bakışı gözlemleyebiliyorsunuz… Ve turistik kazık yememek için kenarda değil, bir iki sokak arkadaki restoranları tercih edin. 
Bir de bazı tasarımcı mağazalar var, meleklere bayıldım resmen… 


Sonrasında da dönüş yolunda Mostar'a uğradık. Mostar köprüsü de 1993'teki savaşta 
bombalanmış ve yıkılmış.
O yüzden, her yerde 93'ü unutma! yazılı taşlar görmeniz mümkün…









Ebrular sağolsunlar, bizi sahil yolundan göre göre Saraybosna'ya geri getirdiler.
Hele Cavcat diye bir sahil kasabasına uğradık ki, 
cennet gibi bi yerdi.

Nereler var hiç haberimiz olmayan diye düşünüyor insan.
Ve bunca yaşanacak şey, görülecek yer, konuşacak güzel konular varken
bizi meşgul eden gündem öyle uzaklarda görünüyor ki, sınırında dışına çıktığında…

 Görüşünceye kadar hoşçakalın dostlar, 
hoşçakal Sarajevo, Dubrovnik, Adriyatik!


2 yorum:

Oytunla Hayat dedi ki...

harika bir gezi olmuş, iyi ki gitmişsiniz... Dubrovnik'i bende çok merak ediyorum. İnşallah birgün bizde gidebiliriz

dijle dedi ki...

İnstagramdan keyifle takip ettikleriminin burada hikayesini okumak ayrıca hoşuma gitti...