5 Mayıs 2014 Pazartesi

Bahar kokulu günler…

Cuma akşamı bana çok iyi gelen bir şey yaptık, Enver Aysever'le Aykırı Kumpanya'ya gittik.
Sanki karşılıklı dertleşme tadında geçen içten, bilgilendirici, dinlendirici bir sohbet.
Aşağı yukarı aynı nesilden de olduğumuzdan, Erovizyon anıları, Demirelli Ecevitli yıllar
kendimizden bir şeyler bulduk. 

Güncel olaylar konusundaki hicivlerde içlendik, 
edebiyat konusunda bilmediğimiz şeyler öğrendik.
Ben kendi adıma Sabahattin Ali'nin nasıl öldüğünü bilmiyormuşum, o kadar da sevmeme rağmen…

Sabahattin Ali'yi yolculuğa çıkaran şoförü, bir kenarda durup, başına taşla vurarak öldürmüş
biliyor muydunuz, sonra da savunmasını ben milliyetçi bir insanım, onu vatan haini(!) olduğu için öldürdüm demiş!!! 

Zaten cehenemme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşeliymiş di mi?
Sivas katliamı gibi sayısız olay, kendini diğerlerinden 'iyi' olarak görenler tarafından yapılmamış mı?
Ya da seyredilip, tempo tutulmamış mı?

Ne enteresan ki, Nazım Hikmet gibi aslında gerçekten vatanını seven birçok aydın,
anlaşılamamış ve vatan hainliğiyle suçlanmış. 
Oyunu seyrederken bunu düşündüm. Aynı şekilde sevmeyince, ya da kuşbakışı görüp, doğruları söyleyince tu, kaka olmuş aydınlarla dolu Türkiye'nin düşünce hayatı…

Velhasıl, iyi etmişiz gitmekle oyuna. Sibel Alaş'ın besteleri ve yorumu da sohbetin tuzu biberi…
Bir alışveriş merkezinde bağıra çağıra 1 Mayıs marşını ve kızlı erkekli şarkısını söylemek biraz ironik oldu ama neyse…

……..   

Cumartesi ise baharın klasik açılışlarından birini yaptık.
Ben baharı açmak için iki yere mutlaka gidiyorum.
Bunlardan biri de Fenerbahçe Parkı…
Bizim eve göre dünyanın bir ucu.
Ama çok güzel. Doğa, yeşil ve deniz yan yana…

Ohhh efil efil esen bir bahar rüzgarı vardı,
uzun kollulardan, kısaya geçenler çoğunluktaydı. 
Çiçekler kokuyordu mis gibi.
Mart'ta coşan kedicikler doğurmaya hazırlanıyorlardı.
Ben bir ağaca sarıldım. Eski bir dosta sarılır gibi…


Yaz koştu, koştu...


Paşa çayı içti, martılara ekmek attı.


 Anne olmaya hazırlanan kediciği seyretti, hikayesini dinledi.


Bi kenarda da daha önceden doğan dünya tatlıları vardı.


Dondurmayla mest oldu...


Ve hafta sonlarının en huzurlu anlarından biri…
Banyolar temizlikler, yemeler içmeler biter.
Kucağımın yarısında kitabım, yarısında kızım…
Oh mis...

 Önünüz arkanız, sağınız, solunuz güzellik dolsun :) 
İyi haftalar


Hiç yorum yok: