27 Şubat 2014 Perşembe

İyi ki


Çocuklar… İyi ki varlar. 
Gün boyu ne yaşarsak yaşayalım, 
yüzümüzü güldürüyorlar… 

26 Şubat 2014 Çarşamba

Vakıf Taşdelen 15 Litre Cam Damacana Artık Mutfaklarda

Hayatımızdaki önemi nedeniyle içeceğimiz suyu seçerken çok titiz davranıyoruz.

Bunun için de suyumuzun özellikle cam ambalajda olmasını tercih ediyoruz.



Uzun yıllardır bu hassasiyetle suyu bize cam şişelerde ulaştıran Vakıf Taşdelen’den beklenen yepyeni ürün işte karşınızda.

Vakıf Taşdelen 3 litrelik cam şişesinin yanısıra şimdi de 15 litre cam damacanada.

Tabii konu sağlık olduğu için Vakıf Taşdelen bu yeni ürününde bütün ayrıntıları da düşündü.

Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı sipariş ettiğinizde, BPA içermeyen sağlıklı pompanızı, cam boru seçeneğiyle tercih edebiliyorsunuz. Kısaca sağlıklı cam damacanayı, sağlıklı cam boru ile kullanabiliyorsunuz.

Cam damacanın diğer bir özelliği de plastik olmayan, özel sağlıklı kapağı…

Ayrıca Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı, gün ışığını kırarak suya olumsuz etkisiniz azaltan özel tasarım koruma ve taşıma kasası ile birlikte kullanabiliyorsunuz.

Siz de sevdikleriniz için Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı tercih edin,

hayatınızda sağlıklı suya yer açın.

Vakıf Taşdelen Facebook

Vakıf Taşdelen Twitter

Vakıf Taşdelen Web
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->

25 Şubat 2014 Salı

Kızıma kulak vermek terapi gibi


Gündem sıcak… Bari elalemin oğlu ne demiş gündeminden biraz buraya kaçayım dedim. 
Çocuk felsefesinin, masumiyetinin sıcaklığına sığınayım… 

3 laf kaydettim köşeye, yazayım da unutmayayım diye…
Hayranım bu laflara :) 


Birincisi sanırım bir Murat Boz klibi izlerken, 
aaaaa baba, anne bakın göğüslerini açmış, gösteriyor dedi.
Niye erkekler bikini üstü giymiyor, biz giyiyoruz?
En azından atlet giyseydi diyor…

Ben bu cinsiyet ayrımcılığının önünde hiçbir şey söyleyemiyorum.
Göğüsse erkekte de var, onlar niye örtmüyor?
Ne diyeceksin, erkeğe ayıp yok kızım mı?

………….. 

İkincisi ajanstan bir arkadaşımın aldığı evlilik teklifiyle ilgiliydi.
Ona günlük olaylardan bahsederken, Merve ablana sevgilisi evlenme teklifi etmiş,
bir tekne kiralamış, müzik çalmış, yüzük vermiş dedim. Çok romantik olmuş dedim.
Gün batarken mi dedi? Niye dedim? 
Gece ve gün batımında daha romantik oluyor dedi :))) Cadı ; )

………… 

Üçüncüsü de dün akşamdan…
Yatmaya hazırlanırken, bir an gözüm telefonuma takıldı,
foursquare'den gördüm, aaa bak İrem ablan evdeymiş dedim.
Tabii o foursquare bilmiyor, 
"niye haber verme gereği duymuş ki" dedi…
Al sana dışarıdan, hiç bilgisi olmayan birinden sosyal medya yorumu :)) 
O mesaj olarak bana gönderdi herhalde…


Velhasıl arada kendi t.a.p.e'lerimize dönmekte fayda var. :) Bİzdekiler böyle işte… 

21 Şubat 2014 Cuma

Mutlu Krallık


Size reklam ajansında uzun yıllar çalıştıktan sonra kendine yepyeni bir kariyer yapan bir arkadaşımdan bahsedeceğim; Meltem… Oğlu olup evde oğlunu büyütürken kendine Mutlu bir Krallık kurdu.
Birbirinden renkli atölyelerin, oyun gruplarının yapıldığı şeker mi şeker bir mekan açtı.

Şimdi bir de annelere özel atölyeler düzenlemeye başladı. Anneler yeni bir şeyler keşfedip, yaratıcılıklarını ortaya çıkaracaklar, çocuklar da mutlu mesut oyunlar oynayacaklar.

Anne Sözü'nde bu hafta sonu için böyle bir atölyeye 2 anne, 2 çocuk için bir davet armağan ediyoruz. Desen Atölyesi artı oyun grubu…

Katılım için bugün son gün.  Buraya yorumunuzu bırakarak katılabilirsiniz.
Siz de bu hafta sonu, kendiniz ve miniğiniz için Mutlu Krallık'ı keşfedip, güzel anlar geçirirsiniz umarım.


Mutlu Krallık programını şuradan takip edebilirsiniz.

20 Şubat 2014 Perşembe

Anne-babaların sınavı


Dün okuldaki toplantısına gittim Yaz'ın… 
Erken çıkıp, onu okuldan alabilmemin şerefine
Florya Aqua'ya gittik, ana-kız yemeğe gittik,
 bir şey lazım oldu Joker'e girdik.

Etrafındaki oyuncaklara baktı, baktı 
"Kızlar için böyle cicili bicili, renkli renkli şeyler koymamalılar bence" dedi.
Neden? dedim.
Eee insanın canı çekiyor, sonra annesi de hepsini almıyor dedi.

Tataaaaa hani çok önemli bir şey söyleyebileceğin anlar vardır ya, bilir tanırsın..
O noktada söyleyeceğin şey birçok şey değiştirebilecektir hani…
Tanıdım o anı… Dedim ki :"İnsanları satın almaya ikna etmek için her şeyi koymaya devam edecekler.
Bak biraz büyüyünce ne olacak biliyor musun? 
bir sürü giysiler, makyaj malzemeleri, ıvır zıvırlar isteyebilecek canın.
Önemli olan ihtiyacına göre ve kararında almak.
Önce tamam, tamam anladım dedi.

Şakalaşmaya, güldürmeye çalıştım.
Hadi mesela gel benim için bütün makyaj malzemelerini, giysileri, ayakkabıları alalım.
Pöffff diye gülmeye başladı.

Yaz'ın en sevdiği şey bebek. Evde de bir dolu bebek var. Çok kısıtladık artık almamaya çalışıyoruz.
Oysa eskisi gibi değil fiyat olarak. Bizim zamanımızda bir Barbie kolay alınmıyordu.
Günümüzde alsan, ucuzlarından her zaman alabilirsin… 
 Hiç kolay olmuyor, ama almamaya gayret ediyorum. 
Dün almadım mı, aldım bi tane. Okulda duyduğum güzel şeylerin hatrına…

Mutluluğuyla mutlu olduğun çocuğunun isteklerine- çocuğun için- 
karşı koymak da ana-babanın sınavı işte. 
Beklemeyi, dilemeyi, istemeyi, yetinmeyi  başka türlü nasıl öğrenecekler ki?




19 Şubat 2014 Çarşamba

Gazlı Bebek, Anlatılmaz Yaşanır!

Bebeğiniz gazlıysa, kime ne kadar anlatsanız da sizi en iyi, bebeği gazlı olan bir anne anlar. Paylaşılan çareler, anneanne/babaanne önerileri, doktor kontrolleri… Annelerin geçirdikleri o günlerin tarifi yoktur.

Tıpkı anne olduğunuzda, bebeğinizi kucağınızı aldığınız zamanki duygularınızı tarif edemediğiniz gibi…

Uykusuz geceler, insanın kendine ‘acaba sorun ben de mi’ diye sorduğu zamanlar elbette geride kalacak ve o tatlı varlık bir gün en tatlı gülüşüyle size bakacaktır. Peki ama ne zaman?

Dilerseniz biraz neden bebekler gazlı olur bir bakalım, anlamaya çalışalım.

Bebeklerin 55%‘i yaşamlarının ilk aylarında sindirim problemi yaşayabilir çünkü dünyaya geldiklerinde sindirim sistemleri henüz tam olarak gelişmemiştir.

Bebekler için en uygun besin anne sütüdür ve hayata en iyi başlangıcın yapılmasını sağlar.

Bebeğin anne sütü ile beslenmesi için hazırlık yapılması aşamasında ve emzirme esnasında sağlıklı ve dengeli bir diyet uygulamanız önemlidir.

Sütünüzün az olduğunu hissettiğinizde bebeğinizin beslenmesi konusunda her zaman doktorunuza ya da sağlık profesyoneline/uzmanına danışmanız doğru olacaktır.

Doktorunuzun da görüşüyle, gazlı bir bebek için en doğru seçim,

bebeğinizin sindirimi kolay besinlerle beslenmesidir.

Bebelac Nutrikonfor devam sütü, fermentasyon teknolojisi ile üretilmiştir. Fermantasyon, yoğurt ve benzeri ürünlerin üretiminde kullanılır. Fermente ürünler sindirime yardımcıdır.

Bebelac Nutrikonfor 2, 6. aydan itibaren kullanılabilen devam sütüdür. 6. aydan itibaren her gün en az 500 ml anne sütü veya yetersiz ise doktorunuza danışarak devam sütü vermeniz önerilir.

Bebelac Nutrikonfor 2’yi bebeğiniz 1 yaşına gelene kadar kullanabilirsiniz.



Detaylı bilgi için tıklayınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Şubat 2014 Salı

Fark yaratan insanlar

“Tanrı birinci el insanları sever. Orijinal ol, kendine özgü ol, birey ol, kendin ol.” der Osho EGO adlı kitabında. 

Fark yaratan, orijinal insan olmak için illa bir Mandela, bir Einstein, bir Gandhi, bir Osho olmak gerekmiyor. Kendimizi yansıtan, yaşama özenle dokunan, birinin gününü güzelleştiren, fark yaratan insanlar önce kendi enerjilerini yükseltiyorlar, sonra çevrelerini, sonra da kelebek etkisiyle birçok kişiyi etkiliyorlar…    

Her gün onlarca CV geliyor mesela. Ama yukarıdaki posta  kartına yazılmış işgörüşmesi isteği gibisi gelmiyor her zaman…  
Yüzünü gülümsetiyor, çünkü orijinal. Kendi olabilecek kadar cesur…

Bir diğeri...Bizim işyerinde dönemsel olarak çalışan başka biri… Öylesine orijinal ve kendi ki. İyi ki gelmiş, buraya yolu düşmüş diyorum. Bir kutu koydu önüne… İçinde bir dolu küçük kağıtlar üzerine yazılmış mesajlar. İsteyen kutudan bir tane çekiyor, yerine bir tane kendi yazdığı bir mesajı atıyor. O gün içinden ne gelirse…  Zaten neye ihtiyacın varsa o mesaj seni buluyor bir şekilde. Bu fikri yaşam alanımıza taşıyarak, ortamın enerjisini ve frekansını yükseltti, bu net. 


Orijinal olmanın sırrı, cesarette biraz da. Senin orijinal fikrine gülünebilir belki, belki alay edenler de çıkabilir.
Oysa senin hücrelerinden, ruhundan, benliğinden yansıyorsa birileri mutlaka değerini bilir.
Zaten en değerlisi de kendini bulmak ve olduğu gibi ifade edebilmek değil mi, kimse değerini bilmese ne yazar ki ;) Öyle değil mi?

Fark yaratmak, herkesin sunduğu kurabiyenin üzerine küçük bir iyi niyet yazısı ekleyerek satmak bazen. Ya da yemeğin yanına mesajını vermek… Kalplerde karşılık bulacak "insani" yanını, mizahi tarafını göstermek...

Marc Levy'nin Sonsuzluk için 7 gün kitabında, romanın kahramanı dünyayı iyiye götürecek bir yol aramaktadır. Sokakta karşılaştığı bir adama sorar : 
                                   "İyilik yapmak için en iyiyi gerçekleştirmek için ne yapardınız?"
"Yanımdaki herkese bütün olasılıklara dair ümit verirdim. 
Biraz önce harika bir şey keşfettin, farkına bile varmadan… 
"Benim durduğum kemerin önünden geçerken bana gülümsedin. Ardından, sık sık buraya yemek yemeye gelen o dedektif arabayla geçti, Suratından hiç eksik etmediği somurtkan haliyle bana baktı. Bakışlarımız karşılaştı. Ben ona senin gülümsemeni aktardım. sonra da onu ayrılırken gördüm.  Dudaklarında senin gülümsemen vardı. O halde, birazcık ümitle o da göreceği kadın ya da erkeğe bu gülümsemeyi iletecek. Ne yaptığını anlayabiliyor musun? Kötü olma ihtimaline karşı bir tür aşı buldun sen. Herkes böyle yapsa, günde yalnız bir kez, sadece gülümsese, yeryüzünde dolaşacak mutluluğun bulaşıcılığını hayal edebiliyor musun? "
İşte kelebek etkisi… Fark yaratmak, yolunu bulabilene, kelebeğin ilk kanat çırpışıdır, her şeyin başlangıcıdır, romandaki o sihirli gülücük gibi.
    

17 Şubat 2014 Pazartesi

Taksim macerası



Vay be, kızımla Taksim'e, İstiklal'e de gidiyoruz ya artık.
Pek bi' hoşuma gitti. Taksim kimliğini hiç kaybetmesin istiyorum, o da büyüyünce bizim gibi
eğlenmeye, öğrenmeye Taksim'e gitsin... 


Cumartesi günü hangi rüzgar attı bizi Taksim'e derseniz, 
Pera Müzesi'nde çocuklar için bir atölye vardı, önce Picasso sergisini gezdiler, sonra 
aşağıdaki atölyede gördüklerini resmettiler.



Oradan çıkınca çarşı pazara daldık. En sevdiğim pasajlardan Aznavur'a soktum onu.
Dansöz kıyafetini görünce, üşürsün kızım dedi ; )



Ama büyülenmiş gibi bakması da gözümden kaçmadı.
O dükkanlara girişi çıkışı, sanki 40 yıllık İstiklal sakini...


Tabii olmazsa olmaz protestolar da gördük. 
Bu bir tanesi… Tecrit öldürüyor, diyen abiler, ablaların protestosu…

Daha sonra ise Ali İsmail Korkmaz'ın annesinin başta olduğu 
bir grup yürüdü. Arkalarından da polisler…
Aaa ilk defa bunları gerçek hayatta gördüm dedi Yaz...

Bu arada, meğerse Hard Rock Cafe açılmış, benim haberim yokmuş.
Hanım, 5.5 yaşında, Hard Rock Cafe de gördü maşaallah.



 I love rock'n roll diyen bi hatun için çok uygun bir mekan.


 Sonrasında ise Hakan Gerçek tiyatrosunun sahnesi hazırlanıyordu, arkadaşlar çalışıyor orada.
Uğradık, bizzat sahne kontrollerini yaptık ; ) Savunma oyununun dekoru olur aşağıdaki….


Haaa söylemeden geçemeyeceğim, sevgililer günü akşamını aldığım 
şarap ve mezelerle 
tek başıma kutladım :) Çünkü koca efendinin beli tutulmuş, kendini yataktan kaldıramadı.
Ama mühim olan kutlama yapılacaksa, kendi başına da olsa, o kadehi "şerefe" diye kaldırabilmek… 


14 Şubat 2014 Cuma

"Seviyorsan git konuş bence!"


Sorduğunda birçok kişi seviyor. 

"Seviyorum tabii"… "Sevmezsem burada ne işim var?" "Belli değil mi?" 
"İlla söylemek mi lazım?" "Önemli olan belli etmek."

Sevgilisi, karısı, kocası olmayanın arkadaşı, çocuğu, kardeşi, kedisi, köpeği var.
Sevdikleri, sevdiğini söyleyecek birileri var. Hiç kimseyi sevmiyorsa, zaten durum vahim.

Herkes "için için" seviyor. 
İçinden… İçinden…
Bizim kültürümüzde sevgiyi dillendirmek çok yaygın değil. 
Çin'le ilgili bir makale okudum, 
Çinli öğrenciler ailelerine seni seviyorum diyen videolar kaydetmişler,
aileler şoka girmiş, hala şoktan çıkamamışlar. Çoğunluk kısa kesmeye çalışmış, biri sen sarhoş musun demiş, biri şimdi toplantıya gitmem lazım demiş.
Utanmışlar genellikle, alışık değiller çünkü. 
Bunun nedenleri araştırıldığında, Çin toplumunun negatif dille yetiştirildiği görülmüş. 
Yani olumlu cümleleri ve olayları çok fazla dillendirmiyorlar. 

Biraz Türk usülü değil mi? 
"Önemli olan sevdiğini belli etmek." 
Evet, belli etmek önemli tabii…

"İlla söylemek mi lazım?"
Evet, söylemek lazım…

Çünkü kelimeler canlı için sihirli ve bir o kadar gerekli.
Bir su deneyi yayınlamıştım aylar önce…
Sevgi dolu sözler duyan suyun molekülleri nasıl sağlıklı ve güzel kalıyor.
İlgisiz bırakılan ve kötü sözler söylenen su nasıl deforme oluyor, molekülleri bozuluyor.
İlgilenirseniz deneylerden biri burada

Ben şanslıyım.
Sevgiyi rahatça dillendirebilen bir insanla yaşamımı birleştirdim,
kendimi bu konuda geliştirmeye çalışırken, ondan da öğrendim. 
Şimdi kızımıza da sık sık söylüyoruz,
"seni seviyorum" diye…

Sosyal medya jargonuyla bitirmek gerekirse
belli etmek yetmez, 
"seviyorsan git konuş bence!" 

13 Şubat 2014 Perşembe

0'dan bugüne...

Yarıyıl tatilinde ödev olarak bebeklikten bugüne fotoğraflarını bir araya getirmelerini istemişlerdi. Babası hazırlamış aşağıdaki videoyu :) Ellerine sağlık…
İşte benim bücürüm.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Faber-Castell ‘Renkli Yönetmenler’ Facebook Uygulaması ile her hafta 10 aktivite bileti kazanma fırsatı!

Çocukların eğlenirken yaratıcılıklarını geliştirmesine yardımcı olan Faber-Castell yeni Facebook uygulaması ile çocukların sömestr tatillerine renk katıyor!

25 Ocak Cumartesi günü çocuklar Tepe Nautilus CineMaximum fuaye alanında seans öncesi Faber-Castell'in onlar için hazırladığı süpriz ile karşılaştılar. Faber-Castell "Hayal Gücünün Ürünleri" ile yaratıcılıklarını konuşturdular, birbirinden güzel objeler yaptılar.



Çocuklar filmlerini izlemeye salona girdiklerinde, Faber-Castell ekibi çocukların eğlenceli keçeli kalemler ve değiştirilebilir tablet suluboya ile tasarladıkları nesneleri renkli film afişlerine dönüştürdü. Seans çıkışı kendi tasarımlarını film afişlerinde gören çocukların şaşkınlıkları ve sevinçleri görülmeye değer!



Şimdi bu sürprizi Faber-Castell yeni Facebook uygulamasına taşıdı. Çocuklar Faber-Castell eğlenceli keçeli kalemler ve değiştirilebilir tablet suluboya ile tasarladıkları nesneleri uygulamada yer alan film afişi şablonlarına yerleştirerek kendi filmlerinin yönetmeni ve afiş tasarımcısı oluyorlar.

Hazırlanan film afişleri içerisinden en çok beğenilen, oy alan tasarımların sahibi olan küçük yönetmenler müze veya sinema bileti kazanma fırsatı yakalıyorlar.

Eğlenceyi yakalamak isteyen çocuklar  https://www.facebook.com/FaberCastellTurkiye/app_291525467663299 sayfasından uygulamaya ulaşabiliyor.

Faber-Castell sosyal hesaplardan takip edebilirsiniz:

www.facebook.com/FaberCastellTurkiye

@Faber_CastellTR


Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->

Aşkın kokusu


#BumerangDeneyimGunleri kapsamında Ayşe Tolga ile bloggerlara koku atölyesi olduğunu öğrendiğimde
"işte bu etkinliğe gitsem, çok güzel bir deneyim olur" diye düşündüm.

Ayşe Tolga'nın bildiğiniz gibi aisha isimli bir markası var, aromaterapi konusunda uzun zamandır çalışmaları var. 
Aromaterapi ilgimi çeken konular arasında olduğu halde, çok da derinleşememiş olduğum bir konu.
Öyle olunca, aşk hakkında yazısını yollayan bloggerlar arasından seçilen 
10 kişi olmaya niyet ederek yazımı yolladım, kazandım : )

Mekan çok sıcak, şeker bir yerdi. Bebek'te, "Her şey hikaye"…
Yaklaşan Sevgililer Günü nedeniyle etkinliğin adı Aşkın Kokusu idi, 
ama genel olarak koku üzerinde konuştuk, edindiğimiz bilgiler ışığında 
bir erkek, bir kadın kokusu yaptık.

Ayşe Tolga, önce kokuların özellikleri, parfümün ilk ortaya çıkışı, hangi kokuların insanda hangi duyuları uyandırdığını anlattı. Çok güzel bir sunumdu. 

Şu anda üzerine onlarca koku sinmiş notlarıma bakarak size birkaç bilgi aktarayım. 
Öncelikle  ilkel atalarımızın tehlikeyi ya da güvenliği kokularla hissettiğini ve 
ona göre davrandıklarını biliyor muydunuz? 

Yani aslında bütün duyguların kokusu var. 
" Bir yerde okumuştum, kendinizi yırtsanız 
da anlaştığınız/anlaşamadığınız 
insanların kokusuyla uyuşmuyor olabilirsiniz. " 

Ayşe Tolga da bir örnek anlattı; çok fena korkmuş erkeklerden alınan ve geliştirilen bir kokunun özleri işleniyor ve sakin sakin popcorn yiyen sinema izleyicilerinin olduğu salona sıkılıyor. İzleyiciler hiç sebeplerini anlamasalar da korkuyu hissediyorlar.
Yani korkunun kokusu var. 
Tabii aşkın da, kıskançlığın da… 

Gelelim, teknik konulara… Parfümler notalardan oluşuyor.  
3 nota var: Üst nota: İlk burnumuza çarpan, 20-30 dakikada uçan içerikler. 
(Turunçgiller bu aileye mensup mesela. )
Orta, yani kalp nota: Daha kalıcı… Kokuyu gövdelendiriyor. (Meyvemsi kokular) 
Dip nota: En geç koku veren, ama en kalıcı olan koku öğesi. (Köksü, ağaçsı öğeler bunlar. )

Kokular etkileri de farklı bildiğiniz gibi. Hanımeli seksiymiş mesela, şekersi kokular ise daha genç kız işi… 

Bu bilgiler ışığında üç ondan, beş bundan derken, kendi kokularımızı yapmaya giriştik. Çok eğlenceliydi. Menekşeyi gören, bana acı portakalı uzatır mısınız, sandal lazım bana… 
Sanırsınız, Patrick Suskind'in Koku romanındaki dahi burun Grenouille'yiz hepimiz. 

O değil de, yeni deneyimler beyin jimnastiği için çok iyi. Yeni şeyler öğrenme fırsatını hiç kaçırmamak lazım. 
Koku nasıl mı oldu? Orasını boşverin :-P Mühim olan katılmaktı.


Bu arada Bumerang'a çok teşekkürler bize bu deneyimi yaşattığı için.

Torbamızdan çıkan stickerlara ve tam benlik olan kitaba bayıldım.
Harikasınız. 





7 Şubat 2014 Cuma

Anne Sütünün Antibiyotik Kullanımı Gerektiren Hastalıkları Azalttıgını Biliyor Muydunuz?

Sevgili anneler, anne sütü mucizedir, bebeğiniz ilk doğduğu andan itibaren büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içerir. Eşsiz içeriği ile bağışıklık sistemi gelişimini destekler, antibiyotik kullanımı gerektiren hastalıkları azaltır.

Bebeğinizin bağışıklığını guclendirmek için onu 2 yaşına kadar anne sütü ile besleyin. Anne sütü alımı azaldığındaysa bebeğinizin bağışıklığını Aptamil ile desteklemeye devam edebilirsiniz.



 

 

 

 

 

 

 

    

 








Detaylı bilgi için tıklayınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->

6 Şubat 2014 Perşembe

Sevgi özgürlük ister.


Anlatmaya fırsatım olmamıştı.
Bizim bi' muhabbet kuşumuz oldu dostlar.
Bize gelişi de ayrı bir hikaye…
Hiç niyetim yoktu bir muhabbet kuşu almaya,
çünkü evlenmeden önce bir kuşumuz vardı, çok seviyorduk, 
ama başına bir şey gelince çok üzülüyor insan…
Yerine hiç bir kuşu koymak gelmemişti içimizden.

Derken bir sabah, dışarı çıkmak üzere apartmanın girişindeyken bir şey unuttuğumuzu anlayıp, yukarı çıktım, bir döndüm ki, baba-kızın elinde bir kafes…
Bizim  apartmanda yaşayan bir tanıdığımız elindeki kuşa aaaa ne güzel diye 
tezahhurat eden Yaz'a o zaman senin kuşun olsun diye vermiş.
Ben geldiğimde bir söz hakkım kalmamıştı zaten.

Neyse, bize geldiyse bi' sebebi vardır dedim.
Kuşumuz oldu. Yaz da adını SEVGİ koydu.
Erkek ama olsun, sevginin kızı erkeği olmaz.
Bizim bu Sevgi, ne cikliyor, ne konuşuyor.
İnsan üzülüyor, ötsün şakır şakır bıcır bıcır konuşsun istiyor.
Yanına gidiyorum, muhabbet ediyorum, yok…
Dışarı çıkartmamıza da Yaz itiraz ediyor, üstüne doğru uçmasından çekiniyor.

Velhasıl, geçen sabah ikna ettim, dedim şu çocuğu kafesinden çıkartalım biraz, yazık günah.
Yaz da ikna oldu. 
Kuş çıkar çıkmaz bir şakımaya başladı, bir cikcikledi…
Keyfi yerine geldi. Benim de…

İronik bir tablo çıktı ortaya:
Sevgi özgürlük ister ; ) 


5 Şubat 2014 Çarşamba

" AKM'nin önünde buluşalım…"

























Canım kızım;

Ben gençken diye cümleler kurmak istemiyorum sana, o yüzden ben lisede ve üniversitedeyken diyeyim, arkadaşlarımla buluşmak istediğimde Taksim'de AKM'nin önünde buluşurduk.
"AKM'nin önünde buluşalım!" derdik birbirimize.
Operalara, baleye, tiyatroya giderdik AKM'de…
Sanırım en son Sihirli Flüt'e gitmiştim, büyüleyiciydi. Herkes güzel güzel giyinir, o atmosferin hakkını vermeye gayret ederdi.
Taksim beton, soğuk bir zemin değildi. İnsanın, kültürün sanatın kalbiydi.
Değişim ve dönüşüm yaşadığımız günlerden geçiyoruz kızım. Politika hiç umurumda değil.
Kollarımı açıp, herkesi kucaklıyorum, herkesi seviyorum.
Değişimin insan için kaçınılmaz olduğunu da biliyorum. Ama değişim olumlu yönde olsun, kültür, sanat ve doğa yerinde dursun istiyorum.
Bugün AKM, köhne bir halde, çöktü çökecek gibi duruyor öylece öksüz, sahipsiz…
Karakol gibi, polislerin üs olarak kullandığı bir yer oldu.
Orasının misyonu bittiyse eğer, yenisini yapalım çocuklarımıza, sizin için onu istiyorum kızım.
Opera, bale seyredebilin, rahatça ulaşın biletlere…
Sanatın, resmin, doğanın yakınında olun… Kolayca ağaca, çiçeğe kavuşabilin istiyorum.

Kızım senin ve senin nesildaşların için  güneşli günler diliyorum…


(Bu yazıyı yazdıktan sonra Yunus Günce'nin yazısıyla karşılaştım, onu da burada paylaşmak istedim.
tık tık. )