25 Mart 2014 Salı

Anne büyüteç altında


Dostlar, sormayın büyüteç altındayım.
Geçen sabah gelmiş bizim yatağa, uyurken beni seyrediyor.
Yok yüzümde gözenekler varmış, 
yok dişlerimi kontrol etmeler… 
Bi gözeneklerime laf ediyor, sonra başka bir ara benlerin sana çok yakışıyor deyip, 
gönlümü alıyor.


Büyüteç altındayım…


(üstteki fotoğraf da benim minikliğim.) 



24 Mart 2014 Pazartesi

Küçük mavi kuş


Bizim küçük mavi kuş özgürlüğüne çok düşkün…
Kafesine hiç giresi yok.
Bi de uyanık çıktı ki, karnı acıktı mı , alelacele yiyor, su içiyor,
pırrrr hemen yine dışarı… 
Özgürlüğün tadını aldı bi kere… 


Bu nasıl bir eşzamanlılıksa bi tane de güzeller güzeli gelmiş
balkonumuzdaki Yaz'ın asılı bisikletine yuva yapmış.
Bizim çevremizde kuşlar free free takılıyorlar anlayacağınız.  


Eh hal böyle olunca Yaz da bi kuş resmi çizmiş,
bi de ne yazdığını bilmeden Vah yazmış al bakalım...

Mavi kuşun zaptedilmesiyle ne kadar aynı zamanlara denk geldi,
bu kuşlu haller… Zamanlama çok manidar.
Hiçbir mavi kuş, 
tutsak olmak istemiyor orası net… 

20 Mart 2014 Perşembe

Gizem avcıları


Yaz'ın kendisiyle ilgili durup durup bir karar alması "kendisine iyi geleceğini düşündüğü kararlar" bunlar beni şaşırtıyor, hoşuma da gidiyor. İlahi çocuk diyorum, dinlerken…

Bunlardan biri yeni takıntımız Scooby Doo ve Gizem Avcıları isimli çizgi film.
Çok seviyor ve keyifle izliyor.
Ama benim çocukluğumda hatırladığım Scooby Doo, çok çocuksu bir şeydi,
yeni bölümlerinde, öcüler, vampirler türlü şeyler var.
Gerçi güzel tarafı, her filmin sonunda bunları kötü kalpli birinin
çeşitli mekanizmalarla, belli bir amaç için yaptığı ortaya çıkıyor.
Mesela kasabaya dadanan bir vampirin aslında kasabaya turist çekmek için
vampir kılığına giren bir tip olduğunu gizem avcıları ortaya çıkarıyor.
Ben tipsiz bir yaratık gördüğümde, bu ne Yaz, seyretmeyelim bunları diyorum, o da
bunlar gerçek değil ki anne bilmiyor musun? diyor. 
Seyrettirmeyeyim diyorum artık hangi kanalda çıktığını biliyor, bi bakıyorum bulmuş. Yasak diyerek daha çok ilgisini çekeceğini biliyorum. Belki direkt o kanal kapatılabilir, bakmak lazım.


Neyse dün de aynı muhabbet geçti aramızda. 
Sonra tam yatmadan önce, dişlerini fırçalamaya giderken
birden bire döndü ve şöyle dedi:

"Kendime bir söz verdim, Scooby Doo'nun korkunç bölümlerini izlemeyeceğim." 

Hani korkunç değildi demedim artık…

…….

Sonra geçen sabah da, dün gece rüya görüp görmediğimizi konuşurken
ben rüya görmedim. Ben rüyalarımı kapatayım diyorum korkunç rüya da görmem dedi.
Hayıııır sakın dedim. Sakın kapatma rüyalarını, rüyalar şifadır.
Rüyalarla şifalanır insan… Son kısmını ona söylemedim tabii. Sakın kapatma bölümünü söyledim,
rüyalar insanın iç dünyasını zenginleştirir dedim.

"Sen merak etme, rüyaları kapatacağım, hayal kurmaya devam edeceğim dedi."

Rüyaların ne kadar önemli olduğunu, 
çocukların mistik dünyaya ne kadar açık olduğunu
 bildiğimden bu kararı pek tutmadım, ama ettiği lafa öylece kaldım… 


19 Mart 2014 Çarşamba

Offf of!

"Anneni mi seviyorsun, babanı mı?"
Daha hamile kalmadan bile önce çok çarpık gelen bir soruydu. Sevgileri sıraya sokmak..
 Hiç akla gelmese bile çocuğa bunu düşündürmek… Çocuk, sevgiye doğmuştur, bebek, sevgiden gelmiştir. Ona "kıyas"ı öğretmek, geldiği sonsuz sevgi kaynağını  azımsamak, kısırlaştırmaktır bana göre…

Maalesef, çocuk yetiştirmede gördüğümüz bu toplumun bazı çarpıklıkları devlet yönetimine de aynı şekilde yansıyor. Bir çocuğa "onu mu seviyorsun, bunu mu?" demek nasıl bir mantık? Üstelik bu kişilerden biri bu ülkenin kurucusu… Hadi geçtim, bütün yönetim çarpıklığını… Niye kıyaslatıyorsun sen çocuğa iki kişiliği? Ailesinin ne yaptığını, neye inandığını nasıl çaktırmadan öğrenmeye çalışıyorsun? Siyaseti okula nasıl sokuyorsun? Kaldı ki, iki kişiyi de aynı anda sevemez mi çocuk mesela?

Zaten yönetim "aile" yönetir gibi olmaz. Vuran, kıran, cezalandıran, hoşa gidilince ödüllendirilen, yasaklayan, senin yerine düşünen… Ki biz ailemizi de böyle yönetmiyoruz artık.


Aile yönetimimiz toplumca geliştikçe, belki bu ülke yönetimine de yansır. Yansımalı…

17 Mart 2014 Pazartesi

İnadına… hayat…

Belim ağrıyor bugünlerde… 
Bunun fiziksel nedenleri vardır elbet.
Yani gece yarısı yanıma gel anne, biraz yanımda kal diyen 
kuzumun yatağında kıvrılmak gibi…

Ama her şeyin psikolojik nedeni de var
benim inanışıma göre..
İçinden geçtiğimiz günler
belime de baskı yaptı sanırım… 

Bi kapılıp kapılıp gidiyoruz,
sonra hop noluyor, hayat bu değil diyoruz,
devam ediyoruz.

Yani memleketin durumu 20 sene böyle gitse,
bizim 20 yılımız gitmiş olacak.
Memleketin gerçekliğinden kopmadan,
hayatı da yaşamalıyız… Yok başka yol… 

Şu yükselen yeni nesile umut aşılayarak,
güzel anlar yaratmaya devam etmek… İnadına...




Hayat bize limon verdi 
bugün de böyle… 


İyi olanı dilemeye devam edelim… İnadına…


Aşağıdaki videodaki gibi,
yavv hayat dediğin sevdiğin biriyle, sağlıkla nefes alıp, verirken bir fincan kahve içmektir,
başka bir şey değil…

11 Mart 2014 Salı

Tarihte bugün…


Kiminin küçücük canı uçtu gitti, kiminin 6 yılı…


İkisi de bir şekilde özgür artık…

 Hoşça kal Berkin çocuk…
Hoş geldin özgürlük...

6 Mart 2014 Perşembe

Çocuk olan yere gündem girmez..


Çocukların arasında, çocuklarla olmak…
Gündemden çalınan kaçamak cennet anları.
Ne güzel, ne doğru, ne doğal, ne içten
ne kadar kendiliğindensiniz…

Allah sizi, yaşadığınız ülkeyi, geleceğinizi korusun, yarınlarınızı güneşli kılsın… 
İyi ki varsınız.