29 Mayıs 2014 Perşembe

Hayatı kolaylaştırmak sizin elinizde


Hepimizin hayalleri vardır; iyi bir okulda okumak, iyi bir işte çalışmak ya da kendi işimizi kurmak, güzel bir ev ve araba sahibi olmak... Yani güzel bir hayat. Hayatın güzel olma ihtimali değişkendir, aynı zamanda hayatın zor olma ihtimali de öyle. Hiçbir şeyin kolay olmadığını bildiğimiz için elimizden gelenin en iyisini yaparız.
Bazı zamanlardaysa yardıma ihtiyaç duyarız. Kimi zaman manevi, kimi zaman da ekonomik olarak. Bir noktada takıldığımızda en güvendiğiniz arkadaşınızın yönlendirmesi hayat kurtarıcı olabilir.
Örneğin hayalinizdeki evi veya otomobili almak istiyorsunuz ancak bankadaki birikiminize baktığınızda bu uzak bir hayal gibi görünüyor.  Tam bu noktada, en güvendiğiniz arkadaşınız devreye giriyor ve ihtiyacınız olan ev kredisini veya taşıt kredisini en uygun şartlarla size temin ediyor.  Hayatın kolay olmadığını söylemiştik ancak aşılmayacak zorluk yoktur. Hayatımızı kolaylaştıranlardan biri de TEB. TEB konut kredisi ya da TEB taşıt kredisi ile çok uzak görünen hayallerimize ulaşmak hiç de zor değil.
TEB’in desteği ile kendi kendinize “hayat bazen beklemediğim kadar kolay olabiliyor” diyebilirsiniz.

advertorial 

Çocuk kibarlığı


Ayakkabılarını giydiyordum, (evet koca kazık, her şeyi biliyor, her şeyi yapabiliyor, ama okula giderken ayakkabısını bana giydiriyor.)

Anne dur bi dakika deyip saçlarımın arasına baktı
ve döndü şöyle dedi.

- Saçlarında hiç beyaz yok, evet evet yok.
-Ya, var biliyorum, doğru söyle.
Yok yok hiç yok. 

Çocuk kibarlığı bu kadar olur : )

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Seviyoruz ağaçları


Bugün çok bişey yazmayacağım.
Seviyoruz ağaçları ;) 


İstanbul'u ve ülkemizi… 
Onu demek istemiştim.




27 Mayıs 2014 Salı


Bir heyecan, yıl sonu gösterisini bekliyor, arada prova yapıyor, kendi kendine.
Ne güzel çocuk olmak.
Her şey yeni, her şey sürprizli…

Biz de onunla beraber sürprizli dünyayı deneyimliyoruz.
Çocuk gözlerle bakmaya çalışıyoruz.
O yüzden, çocuk sahibi olmak, dünyaya yeniden çocuk gözlükleriyle bakmanın bir yolu.

Çocukla hayat, her gün bir kişisel gelişim kitabı okumak gibi… 

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Biraz gurur, biraz eğlence...



Cumartesi günü, kızımın portfolyo toplantısı vardı.
Bize karıncalar hakkında bir sunum yaptı.
Çok başarılıydı, gözlerimiz yaşardı. 
Ne güzel, bizim zamanımızda yoktu böyle şeyler ; )
Biz sunum yapmayı büyüyünce öğrendik. 
Bildiğin powerpoint sunum yaptı kuzucuğum. 
Bi de bütün sene yaptıklarından bir sergi yapmışlar
yüzündeki gururu görüyorsunuz di mi? 



Giderken çok heyecanlıydı. 
Telefonla konuşmayı falan reddetti, unuturum belki söyleyeceklerimi diye. 



Babasıyla kısa bir vakit geçirebildi, çünkü Murat yine yollara düştü iş için.



Dün de, Trump'ta Aburcuburistan diye bir oyuna gittik. Afişini çok beğenmemiştim,
çok ders veren birşey gibi gelmişti, umduğumdan çok daha güzeldi ve de eğlenceli.
Şöyle söyleyeyim, bir salon dolusu çocuk, abur cubur yememeye karar vererek salondan çıktı.
Tavsiye ederim. 

Oraya gitmişken Kidzmondo'ya gittik, ilk gidişimizde tadı damağında kalmıştı.
Konsepti biliyorsunuzdur, meslekleri deneyimleyip, para kazanıp, 
para harcıyorlar, kidzmondo parası tabii.
Tabii ki ilk mekan güzellik salonu. Saç yapıp para kazanmaya başladı. 

Aşağıdaki moda evi. Kendi kreasyonlarını yaratıp, defile yapıyorlar. 


Benzin istasyonu ve oto yıkama...


Küçük hostes...




Doğum ünitesi...


Hafta sonu gelen çok büyük bir gurur da,
Nuri Bilge Ceylan'dan oldu.
Ülkece yüzümüzü güldürdü.


Ve pazartesi…  Hafta sonunun hakkını verdik, hoş geldin yeni hafta :) 

Sevgiler hepinize...

23 Mayıs 2014 Cuma

Günümü güzelleştirenler...


Ülkeye canım sıkkın. 
Günümü güzelleştiren her şeye ise milyonlarca kez şükran doluyum.
Bugün günümü güzelleştirenler…
Murat geldi 15 gün üstüne.
Şu minik suratımın babasıyla kavuşmasına bakar mısınız? 


Şebelekler buluştu… 



Sonra Derin Mavi'nin şu fotoğrafları gülümsetti beni…
Bu da ayrı bi' şebelek. 


Ve bu şarkı öyle iyi geldi ki…
Dr House olur kendisi…



İyi haftalar dostlar… 

22 Mayıs 2014 Perşembe

Sohbet ederken ederken...


En güzel iç dökmeler, itiraflar sohbetlerin arasından çıkıveriyor.
Yaklaşık 2 haftadır başbaşayız, Murat yurt dışında, dolayısıyla bol bol sohbet ediyoruz.

Mesela şu yukarıda gördüğünüz mum ışığındaki sofrayı kendisi yapmak istedi böyle, 
üstüne de sohbet, muhabbet tabii…

Bu sohbetler sırasında 2 konu çıktı ortaya. Daha doğrusu dökülüverdi.

İlki bambaşka bir konuyla ilgili ağlamaya başladı, ağladı ağladı
birden bire dedi ki.
Aslında itiraf ediyorum, ben çok üzülüyorum.
Herkes kuzenimi seviyor, kimse beni önemsemiyor.
Yazık kuzucum , nasıl içini çekiyor.

Oysa ki doğru dürüst görüşemiyoruz bile minikle.
Kendi için farklı bir konum herhalde, alışmaya çalışıyor.

Ama iyi oldu bu, eğer içinde böyle bir rahatsızlık varsa, döktü rahatladı.

…. 
2.'si sınıftaki bir arkadaşıyla ilgili.
Onun bazı davranışlarından rahatsız olduğunu söylüyor.
ilkokulda aynı sınıfa düşmeyiz inşallah dedi.

İlk tepkiniz ne olur? Aaaa olur mu öyle şey, hepiniz arkadaşsınız vs. vs…
Bi an durdum.  Bizim yok mu frekansımızın tutmadığı, ayarlarımızın uymadığı ilişkiler…
Onun neden olmasın? 

Bununla ilgili suçluluk duymasına gerek yok.
Haklısın, zor öyle bir insanın etrafında olması dedim.
Empati kurduk :) 

21 Mayıs 2014 Çarşamba

… Mış gibi

 Bugün taaaa Temmuz'da olan doğum gününü kutlayacaklar okulda.
Kendisi anlatsa durumu şöyle anlatıyor,
bütün sene herkesini kutladık ya,
okul tatil olduktan sonra doğum günü olanlara haksızlık olmasın diye 
şimdi kutluyoruz… 

Mış gibi yapacaklar bugün yani…


Dün gece de bu kitabı okuduk, mış gibi…
Resim yaparken istediği formu veremeyen Ramon'un hikayesi…
Kız kardeşi, onun beğenmediği resimleri toplayıp, kendi odasına asıyor.
Çiçekmiş gibi, vazoymuş gibi diyor Ramon'a, niye asıyorsun diye sorduğunda…
Ondan sonra rahatlıyor Ramon, mış gibi diye düşündüğünde istediği gibi resim yapabiliyor.

………..

Bazen gündemi, çocuklarımıza hissettirmemek için biz de mış gibi yapmıyor muyuz?
Yapıyor musunuz? 


14 Mayıs 2014 Çarşamba

...


Ortada söylenecek çok şey söz olup,
hepsinin anlamsız kaldığı yer.
SOMA!

13 Mayıs 2014 Salı

Hızlandırılmış program


Akşamları tam bir hızlandırılmış program uyguluyoruz. 
Gelmemle beraber, yapmamız gereken, ya da yapmak istediğimiz her şeyi 1 saat içinde yapmaya çalışıyoruz. Komiğiz bildiğin…

Mesela dün. Eve bi gittim, ne ödev yapılmış, ne göz kapama seansı uygulanmış ( tek göze yarım saat kapama yapıyoruz), üstüne üstlük bana makyaj yapmak istiyor (cuma günleri bana makyaj yapma günü), geçen cumadan alacağı var
 ve bir scooby doo bölümü seyretmek istiyor. Saat 20.30 ve yatış saati 21.30….

Scooby Doo değil bizden Speedy Gonzales olur anca.
Ödeve ikna edilsin, arada gözüne maske takılsın, hoop hop değiş ton ton 
makyaj çantası gelsin, hemen makyaj çıksın, Scooby açılsın.
Kıyamıyorsun da, akşamdan akşama annesini bulan minik surata. 

Acun duymasın, çalışan anneler yarışması diye bir format mı yapıp, kanallara satsam?
İddialıyım heeee : )

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Anneler gününün ardından…


Anneler günü bir güne sığmaz, bla bla blaaaa… 
Ama hiç olmazsa bir gün de olsa fazladan takdir edilmenin de kötü bir tarafı yok ; ) 
Böyle de bir girizgah yaptıktan sonra Anneler Günü hafta sonunda neler yaptık, neler ettik konuşalım hanımlar :) 

Ben cumartesi günü Bumerang'ın düzenlediği Anneler Günü şenliğine gittim, daha doğrusu Yaz'la gittik. Bumerang'a da iyi ki katılmışım. Blog yazarı olduğunun iyice idrakine varıyor insan, seviyorum blog camiasını…

Neyse efendim, Bumerang güzel bir organizasyon hazırlamış.
Bir tarafta sohbetler vardı, bir tarafta Faber Castell'in çocuklara hazırladığı bölüm…
Böylece anneler iki çift laf dinleyebilmiş oldular. 

Programda meşhur blogger annelerle sohbetler (Hassas anne, Komirra, Nil's mum)
onun dışında hamilelik, emzirme üzerine bilgilendirmeler,
astroloji ne ararsınız vardı. 

Çok fazla bilgi yazabilir miyim hayır. 
Çünkü bütün anneler, zırt pırt aktivite odasındaki çocukları kontrol etmeye gidiyorduk. 

Kulağımıza ne çalındıysa o kadar. 
Bu arada KEŞKESİZ DOĞUM konuşmasını özellikle çok beğendim.
Normal doğumda bahsedilen korkunç ağrıların olmak zorunda olmadığından bahsetti
Doğum ve hamilelik terapisti Züleyha Aydın… Nefes alma teknikleri, babanın yardımı ve eğitimi, 
hatta doğum esnasındaki yatış şekli bile ağrısız ve keşkesiz doğuma yardım ediyormuş.
Doğum yapacak eşinize dostunuza önerin ve yönlendirin mutlaka.

Bu arada organik rengarenk domatesler harikaydı. 

Pazar günü geleneksel anneler günü kahvaltımızı yaptık. 
Beste de anne olarak katıldı bu sefer. 
Ve Derin Mavi vardı yeni eleman :) 


Onun dışında şu yüzüğü keşfettim, size bahsetmek isterim. Çok güzel tasarım, içinde süt varmış.
Emziren bir anneye güzel hediye olur ;) Aklınızda olsun. 


Artı Boyut Yayın Grubu'nun hediye olarak gönderdiği şu deftere bayıldım.
Her güne sizinle ilgili bir şey soruyor, siz de yazarak çocuğunuza vermek için dolduruyorsunuz.
Bizde blog da var ama aklınıza gelmeyecek soruları bulabilirsiniz burada. 


Anneliğin mucizesini bana yaşatan kızımı çok seviyorum.
Annelik çok güzel. Kelimeler ne kadar yavan. Yeterince anlatmıyor.
Bunun yanı sıra, söylemek istediğim başka ne var?
Allah evlat sahibi olmak isteyen herkese çok uğraşmadan, üzülmeden
doğru zamanda kavuşmayı nasip etsin.

Annelerimize uzuuuuuun ömür versin.

Tanıdığım tüm annelere sevdiklerini gösterebilme,
sevildiklerini hissebilme, sinirlendiklerinde sabırlı olabilme,
hayatı birlikte güzelleştirebilme, miniklerinin güzel günlerini
doya doya yaşayabilmeyi diliyorum.

Haaaa bir de, annelik kutsaldır zamazingosunu çok sevmiyorum.
Anne insandır, çok güçlü ve organizatör olabilir ama desteğe 
ve yardıma ihtiyacı vardır. 
Kutsallık kapsamında sırtında dünyayı taşıması beklenemez.

Sözü daha fazla uzatıp "edepsizlik!" yapmayayım ve bağlayayım.
Annelik güzeldir, tadını çıkartın kızlar :) 








Ülker Çocuk Sinema Şenliği

Bu perşembe Elif'le Ülker'in bu yıl 7.sini düzenlediği muhteşem bir sosyal sorumluluk projesi olan "Ülker Çocuk Sinema Şenliği"nin davetlisi olarak "Karlar Ülkesi"ni izledik.



Kuzum elinde mısırı filmin başlamasını bekliyor. (Salonda hiç yer yoktu. Komşumuz da mısır almaya gitti)

Filmi beklerken Sabri Ülker Gıda Araştırma Enstitüsü Vakfı'nın çocuklar için "beslenme" temalı şarkısını izledik-dinledik.

Çok beğendik.

Filmin çıkışında bizi bu abla ve abi uğurladı.



Filmden çıkan her kuzuya bu paketlerden hediye ettiler.



Peki bu proje benim için ne ifade etti: 

Belki 7 yıldır pek çok kez reklamlarını duyduk.

Ücretsiz sinema etkinliği olarak düşündük.

Evet ücretsiz sinema etkinliği.

Ama aslında daha da fazlası.

O uzun kuyrukta sadece çocuklar yoktu.

Pek çok anne de vardı.

Bazısı ilk defa sinemaya gelmişti.

Belki maddi imkanlar, belki yaşam şartları nedeniyle.

Bu annelerin ve çocukların yüzünde o heyecanı gördüm.

Bu nedenle bu projeyi tebrik etmek istiyorum.

Bazen insanları mutlu etmek için çözüm o kadar kolay ki.

Ülker sadece onların sinemaya gitmesini sağladı.

Ama ben inanıyorum ki o anne-çocukların hayatında - hayallerinde farklı pencerelerde açıldı.

Çıkışta verilen o mini paketler çocukların neşesine neşe kattı.

(İçinde süt, kek, çikolata, sakız, bisküvi vardı)

Herkesin sanata ve hayallere daha kolay ulaşması dileğiyle


Sevgiler,

Çiğdem

İçerik: http://www.sorananne.com/
Bir boomads advertorial içeriğidir.

9 Mayıs 2014 Cuma

Yoldan çıkmak ve arazi olmak buna denir :)


Reklamcılığın en güzel taraflarından biri 
her projede yeni bir dünyaya adım atmak. 
Geçenlerde Isuzu'nun açtığı konkura girmiştik, 
konkur reklam dünyasında, diğer ajanslarla yaratıcı çalışmalarla yarışmak demek.
Biz kazandık :) 

Bir gün önce de kazandığımız bu konkurun üzerine 
çalıştığımız aracı yakından tanımaya gittik.
D-MAX pickup kategorisinde bir araç.
4x4 olduğundan offroad konusunda çok güçlü.

Ve hepimiz önce eğitimden geçtik, sonra da offroad yaptık.
Şile yakınlarında GUSEM denen bir sürüş eğitim alanında.
Mis gibi hava, çayır çimen de çok iyiydi ama offroad deneyimi bambaşkaydı.

Yeni müşterimiz olan aracımız da yazıp, çizdiğimiz gibi gerçekten güçlüymüş, yerinde gördük, denedik.
Yoldan çıkmak güzel bir deneyim oldu :) 


6 Mayıs 2014 Salı

"36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya çalışmışlardır"


Tarihte bugün… Denizler'in günü. Aşağıdaki Deniz Gezmiş'in savunması, her dönem okunası…
Yukarıdaki fotoğrafı ise ilk defa gördüm, küçük öğrenci Deniz...
İşte 24 yaşında  "Yalnız, biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk halkına armağan etmiş bulunuyoruz." diyen Deniz'i savunması
Samsun'a çıkan Mustafa Kemal ve arkadaşları da idama mahkum edilmişti, unutmayın diyor Deniz. 


"Ben, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ve Alpaslan Doğan beraberdik. iddianameye karşı diyeceklerim mevcuttur.

iddianame kelle istemek için hazırlanmıştır. Yapılan tahliller yanlıştır, hatalıdır, değerlendirmeler keza isabetsizdir. 
Yalnız, biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk halkına armağan etmiş bulunuyoruz. Türk halkı ve devletin bağımsızlığına armağan etmiş bulunmaktayız. Bu sebeple ölümden çekinmiyoruz. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik.

Bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık. İddianamede geçen ve bana atfedilen hükümleri kabul etmiyorum. Ben silahımı halka, orduya karşı kullanmadım. Ancak vatan hainlerine karşı kullanmak maksadıyla taşıdım ve 'halka ve orduya karşı kullanırım' şeklinde beyanda bulunmadım. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi bu ülkede anayasayı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse
ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa'yı uygulamayan yavuz


kimseler de hala ortadadır. Yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. İddia makamı bizim vermekte olduğumuz bağımsızlık
savaşına karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukuna karşı, reformlara karşıdır. Onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya çalışmışlardır. bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum
eden hepiniz dahil sizlersiniz. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik, Türkiye'nin
bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve
hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik, bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. Biz stratejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlarda olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak,düşüncelerimizi her zaman
açıkça ifade ederiz. Tarih evvelce bunu yapanları nasıl temize çıkarmışsa bizi de temize çıkaracaktır, buna da inanıyoruz.
profesyonel devrimci bugünün Türkiye'sinde kendini hayatı boyunca Türkiye'nin bağımsızlığına adayan kimsedir. (İddianamede) 'fikir özgürlüğünü ve
anayasayı paravan yapanlar, önceleri Atatürkçü
geçinirken onun fikir ve şahsiyetiyle küçük görmeye başladılar' şeklinde ve 'sadece Mustafa Kemal tarafını beyan ediyorlardı' şeklinde bir cümle mevcuttur, bunu kesin olarak reddediyorum, asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmezler. bu kasten tahrif edilmek isteniyor. Bu cümle artniyetle hazırlanmıştır. Bu memlekette Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz.

35 milyon metrekare vatan toprakları işgal
altındayken, bizim milli bütünlüğü bozmakla
suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. Hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir. Anayasamızın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple anayasal bir davranışta bulunduk.

Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum.
halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin
bağımsızlığından başka bir şey istemedim
ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyorum.
onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur
duyuyorum.
Kurtuluş savaşını da yerli yerine oturtmak gerekir.

Biz elli sene evvelKurtuluş Savaşı'nı vermiş bir ülkenin çocukları olarak kurtuluş savaşının gerçek tahlilini yapmaya her zaman muktediriz.

Biz yine çok iyi biliriz ki, Türkiye kurtuluş savaşını
yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir.

Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada istanbul'da bulunanlar bunları yapanlara 'eşkıya' demiştir. Türkiye'nin kurtuluş ve bağımsızlık savaşında ne şekilde bağımlı hale geldiğini de belirtmek gerekmektedir. Ayrıca iddianamede Türkiye halkının bir takım etnik gruplardan teşekkül ettiği iddiaları ve bunu bizim yaptığımız, ortaya attığımız ithamları mevcut bulunmaktadır. Birinci Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin kararında ve misakı milli sınırları içinde iki kardeş kavim yaşar. Türk ve Kürt kavimi yaşamaktadır. Birinci Büyük Millet Meclisi kararı böyledir. Türkiye'de iki kardeş kavimin ve ulusunun yaşadığını kabul etmektedir. Bunu kabul etmek
bölücülük değildir. Bu iki kardeş unsur birinci kurtuluş savaşını müştereken başarmışlardır. güney cephesinde düşmanla omuz omuza savaşmışlardır. bu ikisine birden türkiye halkı diyoruz. ve bu iki kardeş unsur ikinci bağımsızlık savaşını da müştereken başaracaklardır.

Öğrenci hareketlerine gelince iddianamede öğrenci hareketlerinin başlangıç tarihi 1968 olarak belirtilmektedir. Bu tarih yanlıştır. Türkiye'de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamid'in tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan
denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir.
1908'i hazırlayan hareketler ileriye dönük hareketlerdir. Vagonli'yi tahrip eden gençler ilerici gençlerdir. 2.dünya savaşı sırasında 'faşizme hayır' diyen gençler ilerici gençlerdir. Ve 28 nisan 1960 tarihinden özgürlük savaşı veren gençler ilerici gençlerdir."


………


Ve biliyor muydunuz? Atilla İlhan'ın o meşhur Müjgan şiiri var ya… Onun hikayesini…
Kendisi şöyle anlatmış :
" 12 mart sonrası kahır günleriydi.bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: DENİZ’LERE kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim.
Deniz bulanıktı; simsiyah alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın çalkalantılı....
Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra....vapurda sessiz bir köşe bulup yükses sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm." 

"BİR YANGIN ORMANINDA PÜSKÜRMÜŞ GENÇ FİDANLARDI
GÜNEŞTEN IŞIK YONTARLARDI SERT ADAMLARDI
HOYRATTI GÜLÜŞLERİ AYDINLIĞI ÇALKALARDI
GİTTİLER AKŞAM OLMADAN ORTALIK KARARDI"
" 6 MAYIS 1972 "

Bir kadın ismi sanılan "Müjgan" eski dilde "KİRPİK" anlamına geliyor ve şairin " müjganla ağlaşmaktan" ne söylemek istediği orada çözülüyor.
O "DENİZLERE" AĞLIYORDU 
  
O MAHUR BESTE ÇALAR

ŞENLİK DAĞILDI BİR ACI YEL KALDI BAHÇEDE YALNIZ
O MAHUR BESTE ÇALAR MÜJGAN’LA BEN AĞLAŞIRIZ
GİTTİ DOSTLAR ŞÖLEN BİTTİ NE ESKİ HEYACAN NE HIZ
YALNIZ KEDERLİ YALNIZLIĞIMIZ DA SIRALI SIRASIZ
O MAHUR BESTE ÇALAR MÜJGAN’LA BEN AĞLAŞIRIZ

BİR YANGIN ORMANINDA PÜSKÜRMÜŞ GENÇ FİDANLARDI
GÜNEŞTEN IŞIK YONTARLARDI SERT ADAMLARDI
HOYRATTI GÜLÜŞLERİ AYDINLIĞI ÇALKALARDI
GİTTİLER AKŞAM OLMADAN ORTALIK KARARDI

BİTMEZ SAZLARIN ÖZLEMİ DAHA SONRA DAHA SONRA
SONRANIN BİLİNMEZLİĞİ BİR BOYUT KATAR Kİ ONLARA
SİMSİYAH BİR TESELLİ OLUR BELKİ KALANLARA
GECELER UZAR HAZIRLIK SONBAHARA.
ATİLLA İLHAN