31 Ekim 2014 Cuma

Duygular ve çocuklar


Duygular, Osho'nun dediği gibi bulutlar gibidir. Sen ise gökyüzü…
Gökyüzünden bulutlar, geliiiir, geçer.
Duygular geçicidir, duygular "sen" değildir.

Onları hissedersin, evirir, çevirirsin, kullanırsın, gelişirsin. Yollarsın…
Duyguları "kimliğine" eklemlendirmeden… Pufff, üfle gitsin…

Güne çok iyi de başlayabilirsin, biraz üzgün de…
Ama iyi başlasan iyi edersin ; )


Günü üzgün bir yüzle de bitirebilirsin. 
Ki bence ödevini yapmış olman bile o yüzü güldürmeye yeterdi ama olsun :)


Ya da böyle bitirirsin. İkisi de seni çok etkilemesin.


Kemal Sayar bir kitabında demiş ki:
5-7 yaş aralığında çocuklar kesin düşünce kalıplarına sahiptirler, yeteneklerini ve kendilerini eşsiz addederler. Başka insanların ve kendi benliklerinin olumlu ve olumsuz taraflarını aynı anda algılama yeteneğine sahip değildirler. Kendileri hakkında tamamen iyi ya da tamamen kötü düşünceleri vardır.

Bu dönemdeki çocuklar için yetişkinlerin kendileri hakkındaki düşünceleri çok önemlidir. İzlendiklerini ve yetişkinler tarafından değerlendirildiklerini bilirler. 
Çocuğa kendisinden beklenen davranışlar aktarılırken mümkün olduğunca sıcak bir tutum sergilemek gerekir. Kötü davranışları veya başaramadıkları için eleştirmek olumlu sonuç vermez. Olumsuz cümleler kullanmak, çocuğun durumunu genellemesine ve kendini bencil ya da beceriksiz hissetmesine neden olur. Bu dönemde bencil, kendine dönük ve hareketli olmak gayet doğaldır.
Çocuk kendisi hakkında birden çok değerlendirmeyi aynı anda yapamayacağı için olumsuz bir konuşma biçimi, suçlama veya eleştiri kendisi hakkında yalnızca olumsuz bir değerlendirme yapmasına neden olacaktır.

Ben de onayladım içimden Kemal amcayı, sen de kulak ver,
duygularını da hep dile getir bu yaşında olduğu gibi.


Sonraa, üvey duygu olmaz. Her duygu bize bir şey öğretir. Öfke de bir duygudur mesela.
Doğan Cüceloğlu da demiş ki :
Olgun insan kızmayan değil, öfkesini iyi yönetebilen insandır. İyi yönetilememiş öfkenin bedeli büyüktür. 
Öfke nasıl mı yönetilir. Doğan Amca şöyle anlatmış bak.

Birçok duygu yaşarsın ömür boyu. Neşe, kıskançlık, öfke, mutluluk, üzgünlük… Nasıl başa çıkar insanlar bunlarla? 
•Her olay, asker gibi hazırolda istediğin tarzda gerçekleşmeyebilir, bunu bilirsen…
•Her şeyi kontrol etmeye çalışmazsan…
•Hoşuna gitmeyen şeyleri gelişmen için fırsat olarak görürsen…
•Duygularını kabul edip, onları yaşatıp tüketmeye izin verirsen…
•Başkalarını suçlamazsan…
•Yaşamındaki herkes için şükran duyarsan…
•İnsanız ve bütün duygular insanlar için, yalnız değilsin… Bunu unutmazsan.

Duygular, gelir geçer. Genel olarak mutlu bir insan olursun.
Sen hancı olursun, duygular yolcu :))
   
Hadi şimdi seni izleyenlere bi' merhaba de bakalım…


30 Ekim 2014 Perşembe

Zorlu PSM'nin ücretsiz oyunları


Biliyor musunuz, Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde
her yıl ücretsiz çocuk oyunları oluyor.
Geçen seneden beri, Kibritçi Kız var mesela.

Bu yıl bir de Karlar Ülkesi var.
Müzik ve kostüm inanılmaz başarılı tavsiye ederim.

Sadece, filmiyle alakası yok, başka bir senaryo.
Çocuk onun beklentisine girmezse inanılmaz keyifli 
tavsiye ederim.

Hem de ücretsiz : )

İki oyunun da bundan sonraki tarihlerini linkledim. 

İyi seyirler...

Karaman'a...




Soğuktu ve yağmur çiseliyordu.
Ve toprak yuttu sanılıyordu.
Karanlık ve sarıydı gök.
Yeraltının ruhunu yansıtıyordu.
Soğuktu ve yağmur çiseliyordu.

Yer yerliğinden, gök göklüğünden utanıyordu.
Bir bebenin çığlığı yükselirken
Ateşin sıcaklığı yürekleri dağlayıp,
Beyaz camı yalıyordu.

Soğuktu ve yağmur çiseliyordu.
DK. 30 Ekim 2014


29 Ekim 2014 Çarşamba

İyi ki doğdun cumhuriyetim!



"Cumhuriyet demek okumak, insan olmak, doğru yol olan bilmin yolunda yürümek demektir. 
Ve o bakışı unuttuysak, onun bedelini öderiz."

Sunay Akın'ın Atatürk ve cumhuriyet konulu şu küçük sohbetini dinlemenizi çok isterim. 




28 Ekim 2014 Salı

Neden el yazısı öğreniyorlar? Okul ve okuma maceramız


Okuma maceramız hızlı ilerliyor.
Bilmiyorum diğer 1'ler ne durumda?
Rırrr'lardayız :- )

Bakarak yazarken iyi, ama bir kelimeyi duyup yazma konusunda hata yaparım diye tereddüt ediyor.
Bir de hece hece okuyunca, okuduğu şey anlamsız geliyor bazen. Tonlama yüzünden de olabilir.

Mesela geçen gün:
"Talat o, Ata o." 
kelimesi vardı. Heceleyerek okumayı başardı.
Ama tonlama bi tuhaf oldu, o da bu ne demek gibilerinden baktı.
Biz de şöyle bir yol geliştirdik.
Okuduğumuz şeyi oyunlaştırıp, hikayesini kuruyoruz.

Biri gelmiş, Yaz'a işaret edip, ilerideki iki kişinin kim olduğunu sormuş. 
Hangisi Talat, hangisi Ata demiş. 
Yaz da eliyle işaret etmiş, "Talat o, Ata o." 
Okuduğunu anlaması önemli, yoksa anlamsız bulduğunu okumaktan keyif almaz doğal olarak.

En eğlendiğimiz 

"Eşek ot neli?" 
Tabii onun başı var. "Ata pasta neli?" Pasta resimle tabii, daha pastaya gelmedik.
Ali et neli?
Eşek ot neli? 

Eşeğin cevabı ne? "Ai Ai Ai" :)))))


Okuma, yazma ve sessiz oturma başarılarında 
"sticker" alıyorlar. Bu yöntem iyi mi kötü mü bilemedim.
İyi yönleri de var, tuhaf tarafları da.

Geçen gün, sticker aldığı sayfayı bir şevkle okuyor ki, sormayın.
Bu iyi yönü.
Sticker odaklı öğrenme ne kadar doğru onu bilmiyorum.
Bir de en çok sticker alan kız için en akıllımız, en çok sticker onda var dedi.
Ben de ona aklın stickerla olmayacağını anlatmaya çalıştım dilim döndüğünce.

Dün gece de kabus görmüş, stickerlarını alıyorlarmış, ya da kaybediyormuş.! 
Al bakalım… 

Bi' de siz de neden el yazısı öğrendiklerini, bizim gibi dik harflerle öğrenmediklerini merak ediyor musunuz? Nedenleri şurada anlatılmış! 

Atatürk de harf devrimi yaparken el yazısı ile başlamış hem.



………………….

Bir de okula giderken fiks yaşadığımız maceralarımız var.
1. Çorabın önündeki çizginin doğru yere gelmesi sorunsalı. Bin defa düzeltiyorum, 
öyle bir noktası var ki o çizginin, oraya denk gelmedi mi rahatsız oluyor, takıyor kafayı.
2.Saçın sıkı toplanması. Kaç defa ideal sıkılıkta olsun diye topluyorum, Allah bilir.
3.Ayakkabı cırt cırtının ideal sıkılıkta kapatılması. Onun için de koy bir 5 tane :) 

Bir arkadaşıma anlattım, bu kadar olur aynıları bizde de var dedi.

Hepsine şükürler olsun, en büyük derdimiz bu olsun tabii… 

Sabah ona sus küçüğün, söz büyüğün lafını öğrettim.
Beğenmedim, söz küçüğün olsun dedi.
Pışııık diyordum, sonra gelen cümlede sustum, kaldım!

Okulda zaten susup duruyoruz:
Canım onlar ya...

27 Ekim 2014 Pazartesi

Kışa merhaba!


Tam da zamanında! Havaların bozmasından az önce, saatlerin alınacağı gün
blogcu arkadaşları bir araya getirdi; Seyhan ve Füsun...
Her şey o kadar özenliydi, çocuklar o kadar eğlendi, biz o kadar bilgilendik ki,
ikisine de çok teşekkürler...


Atölye Luna çok hoş sloganlar hazırlamıştı.
Herkes işine geleni üzerine aldı ; )





Bu arada bize evsahipliği yapan mekan Happy Nest'e bayıldım.
İlk gidişimdi. Hem oyun, hem kitap, hem bahçe… Çok keyifli bir yer.
Hele o küçük buz olmayan buz pateni yapılan alan çocukların kalbini fethetti.
Yaz günün sonunda, öğretmenime söyleyeceğim, cumartesim çok harika geçti diyeceğim dedi.
Eee tabii biz anneler sohbetteyken, onları 4M'in çok hoş etkinlikleri eğlendirdi, 
ya da dizginledi diyelim :)



Keşfettiğim markalardan biri PlanToys'du. Sağlıklı oyuncak aranıyoruz ya hepimiz, malzeme seçiminde gerçekten çok hassas bir marka olduğunu öğrendik. 



Farmasi'den bir uzman dinledik sonra… 
Nasıl farkında değilmişim, ben böyle bir markanın…
Hem eczane kökenli bir kurucusu var, hem çok kaliteli ürünler, hem de fiyatları ekonomik ; )

Reklamcı iki gencin kurduğu bir defter markası olan Paperus'un hikayesini dinledik.
Ya bu reklam dünyası niye hep kaçırıyor ki insanlarını; ) 

Eşleştirme kartlarından tanıdığımız Gün Yayıncılık, yeni çıkacak olan bir ürünün müjdesini verdi ve bizimle de paylaştı ki, çok beğenecek çocuklar kesin. 

Onun dışında, Bebak'ın insanın cildini bebek cildi gibi yapan kremlerini, Hepsi Enteresan'ın minik baykuşlarını, Zeyland'ın yumuş yumuş pijamalarını çok beğendik. 

Pazar günü de, bu güzel günün ardından ödev yapmak daha kolay oldu ; )



Pazar öğleden sonra da aileye bi' okuma şovu yapıp alkışı kaptı ya,
hafta güzel gider artık :)


İyi haftalar herkese… Güzel çok güzel geçsin… 






24 Ekim 2014 Cuma

İşte bir hafta sonu daha geldi :)


Bu sabahın meraklı minik sorusu:
"Ben neden gözlük takıyorum?"

Tam da servise yetişmek için asansöre binmek üzereyken…
Önce biraz saçmalar gibi oldum.
Çünkü gözün bozuk demek istemiyorum. Bozuk mozuk çocuk için negatif kelimeler bana göre.

O da hiçbir şey anlamadım dedi doğal olarak. Ben sana akşama anlatacağım canım dedim.
Siz olsanız, bir çocuğa niye gözlük takmak zorunda olduğunu nasıl anlatırsınız?


Havalar soğumaya başladı. 
Çocuklara iyi gelecek, bağışıklığı güçlendirecek kış çayı tarifleri var burada ; )


Ve yine kışa hazırlık için muhteşem bir adres. LÖSEV Dükkan. 
Sağlıklı, doğal, ev yapımı tarhanalar, erişteler ve daha neler neler
Hem "iyi" bir şeyler yemenin, hem de "iyi" bir şeyler yapmanın tadına varın. 



♥♥♥♥♥♥♥

Bugünlerin en güncel konularından biri de ödevler.
Özgür Bolat gene çok güzel yazmış.


♥♥♥♥♥♥♥

Pekiyi zeka denince akla ilk gelen insanlardan biri olan Einstein
çocukluğunda nasıldı? Bilinmeyen yönleri nelerdi? Çok mu çalışkandı mesela? 


♥♥♥♥♥♥♥

Hepinize ve hepimize sıcak, keyifli, huzurlu kış günleri diliyorum.
Mutlu hafta sonları :) 

22 Ekim 2014 Çarşamba

Doğa ve çocuk


Şu günlerde Anastasya'yı okuyorum. 
Kitap, Rus tayga ormanlarında yetişen çınlayan sedir ağacından bahsediyor. 
Şurada anlatmıştım, çınlayan sedir ağacını…
Kısaca çınlayan sedir ağacı çok bilge bir ağaç.
Bütün hayatı boyunca evrenden bilgi ve enerji topluyor
ölmeye yakın çınlamaya başlıyor.
Gelin beni kesin ve bilgiyi paylaşın diye… 
Ne büyülü değil mi? 

Mesela şu kolyeler de çınlayan sedir ağacından…
Düzenli taktığınızda (çınlama bilgeliğinden dolayı) tümüs bölgesini dengede tutuyor. 

Kitabın kahramanı Anastasya, 
ormanda yaşayan, Şaman kültürüyle doğaya kulak veren genç bir kadın.
Doğanın bilgeliğini yolu oraya düşen kitabın yazarı olan genç adama anlatıyor kitap boyunca.

Tohumların bilgeliğini anlatıyor mesela.
Tohumların özünde bütün evrenin bilgeliğine sahip olduklarını söylüyor.
Tohum ekenlerin, dikim yapmadan önce avuçlarına tohumları almalarını
kuvvetlice üflemelerini söylüyor. Böylece tohum,  o kişinin bütün sağlık bilgisini nefes ve tükürükle alıyor. Ve topraktan, doğadan o kişiye şifa olacak bilgiyi de bünyesine toplayarak 
meyvesini sahibini iyileştirecek meyve haline geliyor.

Tabii bu doğayla uyum içinde, doğayı dinleyerek yaşanıyor.

Sonra eğitimden bahsediyor, sorguluyor.
"Onca yandaşı olan, en azından insanların çoğunun inandığı dinleri, türlü öğretileri kuran tüm o büyük düşünürlerin istisnasız hepsi, öğretilerini kurmazdan evvel neden ille ve özellikle bir ormanda inzivaya çekilir, kendilerini tecrit eder? Dikkat edin, dünyanın en büyük akademisinde değil, basbayağı ormanda inzivaya çekiliyorlar! " 

Yani asıl özgün bilgi, öz'den geliyor :)

"Teknolojik dünyanın insanları, doğada bulunmayan bir şeyi keşfetmiş değil henüz. Hatta tamamen yapay görünen sistemler bile doğadakilerin zavallı birer kopyasıdır." diyor.

Bu kitapla yolculuğumun tam da ortasında,
sabah sabah okuldan bir mail aldım, Doğa ve Çocuk dersinin öğretmeni yollamış, tek kelimeyle bayıldım, o kadar hoşuma gitti ki bu yaklaşım :

" Merhaba,
2014 – 2015 yılı itibariyle Doğa ve Çocuk dersine başladık. Çünkü:
İki nesil öncesine kadar bahçeli evlerde özgürce, kuşların, cırcır böceklerinin sesleri ile büyüyen, koşan, ağaçlara tırmanan çocuklar vardı. Bizler ya da bizlerden bir büyük nesil bu şekilde büyüdü. Elektromanyetik alanlardan, onların getirdiği zararlardan uzak, temiz ve adil gıda ile beslenerek, bol ağaçlı, bol oksijenli alanlarda nefes alarak.
Günümüzde ise çocuklar evlerde kısıtlı hareket alanları içerisinde. Anne, babanın çalışma temposu ile artan yorgunluğunun da etkisi ile bilgisayar ya da televizyon başında!
Obeziteden, kemik gelişimine kadar pek çok alanda etkileniyorlar.
Tüm bunlardan başka, doğanın seslerini dinlemeyi bilmiyorlar. Kuşları, börtü böceği tanımıyorlar. Çok iyi öğrenci olabiliyorlar ama hayatta karşılarına çıktığı zaman teorik olarak bildiklerini pratiğe dökemeyebiliyorlar.
İşte bu yüzden bizler okulda doğa ile ilgili çalışmalar yapmaya başladık. İstedik ki, çocuklarımız meyvelerin, sebzelerin nerede ve nasıl büyüdüklerini bilsin. Tohumun meyveye döndüğü anı izleyebilsin. Kuşları, çiçekleri tanıyabilsin. Elverdiği ölçüde gerçekleştireceğimiz gezilerle daha fazla doğada kalabilsin.

Kendi ayakları üzerinde durabilen ve sağlam adımlarla ilerleyen çocuklar yetiştirmek dileği ile diyoruz.
Bu bağlamda ilk hafta çocuklarla tanıştık, tohum nediri öğrendik. Bitkiler, ağaçlar için tohumun önemi üzerine konuştuk. Bir tohumun büyümesi için nelere ihtiyacı olduğunu anlattık. Ne mutlu ki, sınıfın büyük çoğunluğu tohumların ihtiyaçlarını bildi.
İkinci hafta, hepbirlikte bahçede tohum ektik.

Çocuklara, tohumlar sizin sevginizle büyüyecek, sevgi olmazsa olmaz dedik. Sevgi olmazsa sulamayı unutursunuz, güneşe koymayı unutursunuz, siz onu sevdikçe unutmayacak ve bakacaksınız onlar da büyüyecek, serpilecek, size önce çiçek sonra da tohumlar verecek dedik. Sizden ricamız, çocuklarınızla birlikte gözlemler yapmanız, mercimekleri sevgiyle büyütmeniz aynı zamanda da bu sorumluluğu onlara öğretmeniz olacak. Sulamayı unuttuğunda yapraklarının nasıl aşağı düştüğünü,solmak üzere olduğunu görsünler. Gerekirse solsun bitkiler ki, bunu da yaşayıp öğrensinler. Yaşamadıkça bilemeyecekler çünkü. Bir sonrakinde daha iyisini yapacanlarına inanıyorum.

Üçüncü hafta tohumları ve tohum çeşitlerini gördük, videolarla bitkinin büyümesini inceledik. Hem ağaçların, hem de bitkilerin nasıl tohumdan meyveye ilerlediğini anlattık.
Bu hafta ağaçlar hakkında bilgi vereceğiz. Yapraklarının neden sonbaharda sarardığını, döküldüğünü öğrenecekler. Sizden ricamız. Uygun bir zaman bulup, çocuklarınızla birlikte ağaçların bol bulunduğu bir alanda zaman geçirmeniz. Çocukların ağaçlara sarılmasını sağlamanız. Sarıldıklarında hissettiklerini bizlerle paylaşmanız. Sekoya ağacının sarılmak için en güzel ağaç olduğunu ve Bahçeköy'de Atatürk Arboretum'unda bulabileceğinizi de gizlice sizlerle paylaşmış olayım. Eğer uzaklara gidemiyorsanız, Florya'da eski tren yolu boyunca atkestanesi ağaçları var. Tohumları hem birer güzel oyuncak olur, hem de sarılabilirler... Sizler de deneyin, stesli bir günün ardından, o ulu ağaç sizi kollarına aldığında nasıl o stresin geçtiğinin farkına bile varamayacaksınız. Bununla ilgili fotoğraflarınızı da bizlerle paylaşabilirseniz harika olur." 



Ya ne harika bir öğretmen, ne harika bir mail. Bayıldım :) 
Yukarıdaki de yetiştirdiğimiz bitki.

Ağaca sarıldığım bir fotoğrafla bitireyim madem.
Umarım hafta sonu bir ağaca sarılma fırsatımız olur ; ) 
Ya da bu öğlen, kim bilir ; )






21 Ekim 2014 Salı

Akıllı Köpek Zoomer, Çocukların Yeni Dostu...


Gerçek bir köpek gibi davranan akıllı köpek Zoomer çocuklar için mükemmel bir arkadaş.

Sensörleri aracılığıyla insanlarla etkileşime geçebilen Zoomer ile oynamak çok eğlenceli! Zoomer 30 farklı Türkçe komut algılıyor ve bu komutları gerçek bir köpek gibi yerine getiriyor. Mesela “Otur!” diyince oturuyor, “Patini göster!” diyince patisini uzatıyor. Numaraları ile herkesi şaşırtıyor!

 Zoomer neredeyse gerçek bir köpekten farksız. Eğer ona komut vermeyi bırakırsanız etrafta dolaşıp türlü numaralar yapıyor;  havlıyor, geriniyor, kuyruğunu sallıyor. Onunla bir süre ilgilenmeyince  sonunda yorulup uykuya dalıyor. Evde köpek beslemek isteyen çocuklar ve aileler için Zoomer’ın en iyi yanı ise, sahibine gerçek bir köpek bakımının zorluklarını yaşatmaması. Zoomer asla etrafı kirletmiyor, aşıya ihtiyaç duymuyor ya da onu dışarı çıkarmanızı istemiyor.

Zoomer’ın yapabildiği numaralardan bazıları şöyle:

-          “Çişini Yap”: Yakınında gördüğü bir nesnenin yanına gider ve bacağını kaldırır. Ama korkmayın, gerçekten çiş yapmaz.
-          “Seni Seviyorum”: Ona “Seni Seviyorum” deyince o da “I love You!” diye karşılık verir. Zoomer çok sevgi dolu bir köpek!
-          “Uyku Zamanı”: Bu komutu duyunca esner, uykulu bir şekilde inler, daha sonra yere yatar ve horlamaya başlar. Her köpek gibi onun da uykuya ihtiyacı var.
-          “Koru Beni”: Zoomer hem akıllı hem de sadık bir dost. Ona “Koru Beni” diyince hırlayarak koruma pozisyonuna geçer ve hareket algıladığında havlar.
-          “Bayılma Taklidi Yap”: Sırt üstü yere yatar ve gözlerinde X işareti belirir. Çok numaracı bir köpek!
-           “Yuvarlan”: Sırt üstü döner ve yere yatar. Daha sonra tekrar ayağa kalkar.
-          “Hadi Oynayalım”: Ona bu komutu verip önüne bir top koyunca onunla oynamaya başlar.
-          “Otur”: Ona “Otur” deyince hemen arka bacaklarını düz tutup ön bacaklarını büker. Uslu köpek!

Zoomer çocuklar ve aileleri için sevgi dolu ve sadık bir dost. Eğer onu daha yakından tanımak isterseniz www.zoomerpup.com adresini ziyaret edebilirsiniz.




Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Yaz'ın rüyası



Anasınıfından 1. sınıfa geçen kızın rüyası:
"Okulum değişmişti. Ama eskisi daha iyiymiş. 
Burada yiyecek olarak sadece marul vardı."
Hayrolsun...

Ben çözdüm kendimce:))))


Hafta sonu ipad'den bir oyun beğendi, baktım paralı.
Aslında 1-2TL ama ucu bucağı yok işin, dedim yok olmaz öyle sürekli kredi kartını kullanarak 
alamayız. Bi baktım, içeride bıcır bıcır bişeyler yapıyor. En son içeriye gelip, 
zincir ucunda saatin var mı senin diye sordu. 
Ben de şüphelenip, içeri bakmaya gittim, ne yapıyormuş?
Kredi kartımı hipnotize edip, para yükleyecekmiş içine :))))))) Hayal gücün hiç eksik olmasın kızım.


Okuma yazma çalışmaları hızlandı. Bir sürü yeni kelime eklendi. 
Lakin nasıl oldu anlamadım, "t" diye tıslarken, bu hafta sonu bazı kelimelerde "t" oldu yine "te"
öyle olunca tabii şöyle okunuyor:
Te-a-te-il! Oku bakayım deyince tatil olmuyor tabii o… 
Seldacığıma sordum, t sesini çıkartırken dilini elim sende der gibi dişini vurup çekmesini söyle dedi.
Oyunla öğreten öğretmen can değil de nedir? :)

Olacak olacak çalışıyoruz… 

Bu arada epeydir Antalya'da olan babası döndü dün.
Yani… Murat Yaz Deniz el ele… El ele el ele… Lale, Talat ve Ela da el ele :))))))))


İyi haftalar cümleten…  

17 Ekim 2014 Cuma

Okuduğumuzu anladık mı? :)



Okuma maceramız her gün evrilerek, bazen devrilerek tam gaz ilerliyor.: )
Talat, Ali, tel, ilet, ileti oralara geldik :) 

Şu an duyduğu sesi, bakmadan yazmaya çalışıyorlar, 
bazen orada çuvallıyorlar. 
Ben okuyorum Teli Talat'a ilet.

Yaz bi baksaydım önce diyor. Yavaş yavaş oturuyor.
Aslında amaç, ezberlemeden harfleri ya da kelimeleri kafasında oturtması.
Bakarak yazdılar mı, istemeden ezber oluyor.

Okuma macerasında geçen gün komik bi şey oldu.
Bana kitabında yazan cümleleri okuyordu.

Ela Birgül Talat el ele!
Aaa siz Birgül'ü öğrenmediniz ki dedim, bana gösterdi 
Ela, Talat el ele! 
Bana virgülü gösterdi, işte bak birgül, öğrendik biz bi kere dedi.
Nasıl güldüm için için: )))

 

Geçen gün, belim ağrıdığını yazmıştım. 
Bir arkadaş yazımın altında yorum olarak mıknatıslı takıları önermiş. İyi geliyormuş.
Bir girdim online adrese, bir zamanlar insanların taktığı manyetik bilezikler vs. nasıl değişmiş, 
bildiğin şık takı hallerine gelmiş. Magnetix Wellness Manyetik Takı adres, bi inceleyin isterseniz, ben en sadesinden seçtim, ama neler var neler….


Bu arada Yaz sabahları okulda kahvaltı alıyor, zaten zar zor yetiştiğinden çıkarken bir süt içiyor
gidince kahvaltı… Bu sabah anne bana kahvaltı hazırlasana dedi, ee okulda da var dedim.
Öğretmenimiz dedi ki, evde mutlaka kahvaltınızı yapın. Eee peki bari dedim, kahvaltı hazırladım.
Sonra okula uğrayan velilerden biri fotoğraf paylaşmış, meğer bizimkiler kahvaltı yerine 
bahçede oynuyorlarmış. Çaktınız mı köfteyi, kahvaltıya yazılmayanlarla birlikte oynamak için 
uyanık kahvaltıyı evde halletmiş. :))) Peki dünya çocukları kahvaltıda neler yiyor
merak ediyor musunuz? 



Nobel Barış Ödülü, 2012’de kız çocuklarının okula gitmesi için kampanya yürütürken Taliban tarafından vurulan 17 yaşındaki Pakistanlı eğitim eylemcisi Malala Yusufzay ve Hintli çocuk hakları savunucusu Kailash Satyarthi’ye verildi. Çok yerinde bir karar olmuş. 



Çalışan anneciklerim, ara ara hepimiz enerjimizin düştüğünü hissediyoruz,
peki nasıl daha enerjik, daha canlı oluruz? Güne ve çalışma hayatına nasıl başlamalıyız? 



Yarın ve öbürgün çok yağışlı ve soğuk olacakmış.
Ona göre hazırlıklı olun. Hani daracık caddelerde bütün şemsiyeler birbiriyle çakışır ya,
adamlar süper şemsiye yapmış. Hiç öyle geniş kumaş ve teller yok, yukarı bir hava basıncı veriyor, sizi ıslanmaktan koruyor. Güzelmiş. 


Çok güzel bir hafta sonu geçirin, sevgiler… 



Kokusuz ilaçlama


Hamam böceği ilaçlaması

Hamam böcekleri yaşadığımız yerlerde karşılaşmayı hiç de istemeyeceğimiz haşerelerdir. Eğer hamam böceği sorunu yaşıyorsanız hamam böceği ile mücadelede nelere dikkat etmek gerektiğini iyi öğrenmek lazım.
Öncelikle hamam böceği olsun diğer farklı haşereler olsun her türlü böcek ilaçlama hizmetinde etkili bir çözüm isteniyorsa profesyonel bir hizmet alınmalı. Çünkü haşerenin türüne ve yaşadığı yerlere göre ilaçlama yöntemleri farklılık göstermektedir.
Böcek ilaçlama hizmeti verecek ekibin iyi eğitim almış olması zaten olmazsa olmazdır. Bunun dışında mekanda keşif yapmak ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunmak nasıl bir yöntem seçileceği konusunda kritik öneme sahiptir. Ev sahibi keşif yapan ekibe doğru bilgi verirse o kadar doğru bir yöntem izlenir.
Teknolojik ekipmanlar ve kullanılan kimyasallar da hem etkili bir sonuç için hem de insan ve çevre sağlığı açısından önem taşımaktadır. Günümüzde hamam böceği ile mücadelede iki yöntem uygulanmaktadır; spray uygulama ve jel uygulama...
Spray uygulamada en son teknolojik kimyasallar kullanıldığında koku olmaz ve insanlara zararı dokunmaz. Ancak yine de tedbir amaçlı olarak bebek ve evcil hayvanların uzak tutulması önerilir. Spray uygulamada ev sahibinin dikkat etmesi gereken kural kapı pervazları, süpürgelikler, dolap arkaları gibi hamam böceklerinin aktif olduğu alanların 30 gün süreyle ıslak temizliğinden uzak durmasıdır. Çünkü hamam böcekleri kokuyla değil ilaçla temas ettiğinde ölürler. Erken yapılan temizlik hamam böceklerinin hepsinin ölmemesine neden olacaktır.
Bir diğer yöntem de jel uygulamadır. Hamam böceklerinin görüldüğü yüzeylere, çatlak, yarık, delik, köşe ve elektronik ekipmanlara özel bir jel tabancası ile uygulanır. Jel uygulama hamam böceklerinde domino etkisi gösterir. Jeli yiyip yuvaya giden böcek ve onun dışkısı ile beslenen diğer hamam böcekleri de jelden etkilenip öleceklerdir.


Bu bir tanıtımdır.