28 Kasım 2014 Cuma

Cuma postası


Bugünlerde annelerin, kadınların çalışma hayatındaki yeri bolca gündeme getiriliyor.
Gerçi bunun sebebi gündem değiştirmek de olabilir bilmiyorum.
Anneler neyi ne kadar yapabilir?
Eşit midir vs vs bilumum gereksiz sohbetler...

.......

 Birçok şeyi aynı anda düşünmek, halletmek, düzenlemek, ayarlamak durumunda olan 
annelerin, iş hayatında da bu pratikliğin, çözüm odaklı yaklaşımın avantajlarını yaşadığını düşünüyorum.  Çok daha programlı, çok daha pratik ve üretken olabildiklerini gözlemliyorum.

Bu yazıda da, yapılan araştırmaların annelerin iş hayatında, çocuksuz olanlara göre çok daha 
üretken olabildiklerini anlatıyor. 
Yani bir sürü uğraşı olan anne hiç eşit olabilir mi diyenlerin tam tersine...

Haaa, çalışan kadına evdeki çocuğun bakışı nasıl, o da bambaşka bir konu. 

Çocuklar istiyorlar ki, annem beni okuldan döndüğümde karşılasın, evet doğru.
Ben de diyordum küçükken... Ama bir yandan da hep gurur duyuyordum onunla...

Anneler çalışsın, çalışmasın, çocuklarının kahramanları...
İşyerlerinin de kahramanları olabilirler.

Ayrıca yıl olmuş 2015, cinsiyet ayrımcılığı ne ayol :)

Bakın Lego yıllar önce oyuncaklarda bile cinsiyet eşitliğini vurgulamış.
Çok hoşuma gitti.



Laf oyuncaklardan açılmışken
bu fikir de çok güzel.

Çocukların çizdiği resimlerin hayata geçirildiği oyuncaklar. 

Çocuklar nasıl daha yaratıcı olur, nasıl özgünlüklerini kaybetmeden onları büyütebiliriz?
Biz asıl bu konuları tartışmalıyken, ne acayip gündemlerle geriliyoruz.



Pekiyi çocuklarımızın aklına güvenen; toplumun ya da herhangi birinin empoze ettiği doğruları 
koşulsuz kabul eden değil, düşünmeyi öğrenen bireyler olmasını nasıl başarabiliriz?
Doğan Cüceloğlu, bu makalesinde çocukların iyi şeyler yaptığında anne-baba davranışının kolayca şekillendiğini,  asıl zor ve çaba isteyen davranışın, hatalı hareket karşısında olduğunu söylüyor.
Ve şunları söylüyor :




"Aklına güvenen insan yaşamdan korkmaz; karşısına sorunlar çıktıkça bir yolunu bulup onları çözebileceğine inanır. Bu inanç onun kendine güveninin temeli olur."  diyor.





Gelelim önümüzde uzanan hafta sonuna. 
Tablet free bir hafta sonu için, nacizane bi' kaç öneri : 

Bir süredir şu lastik salgını çılgınca sürüyor.
Bütün minikler bilezik yapıyor. 
Onları epey de oyalıyor.



Golf oynamak da güzel bir seçenek.
Mesela bizim oturduğumuz yere yakın, A Plus'ta
golf alanı var. Yaz epey uzman oldu artık .



Ve burada da etkinlik, tiyatro önerileri var
onlar da tablet free hafta sonları için gidilesi...
Biz bi' de yarın Sabancı Müzesi'ndeki Miro Sergisi'ne gitmek istiyoruz,
hadi bakalım herkese kolay gelsin, iyi tatiller...

26 Kasım 2014 Çarşamba

YAZ KIZIM...



Yaz kızım yazıyor, okuyor artık :) 
Tarihe not düşeyim, söktü olayı diyebilirim.
Bu notları bulmak, öyle güzel ki...


Yalnız söylemeden geçemeyeceğim, geçen gün okula gittik
bir sınıfın kapısında asılı olan metne inanamadım.
"İnle Tan İnle"
Tan etini itele!!!!!
Nail Tan'a et at! 
Atletle atla Tan atletle!

Bu nasıl mesajlar yarabbim!
Neyse ki bu sadece bilinen harflerle yazmaya çalışma dönemini atlatıyoruz.



Bi' de aşağıdaki yangın söndürücüyü boyamış, 
bayıldım, kokoş söndürücüye...



Veli toplantısında öğretmenimizle baş başa yaptığımız konuşma bana çok iyi geldi.
Eğitimle ilgili kişisel fikirlerinin bizimkilere yakın olduğunu gördüm, çok sevindim.
......................... 


Dinlemek isterseniz,  Aret Vartanyan'la öğretmenler günü sohbetini paylaşayım.


25 Kasım 2014 Salı

Kızın varsa...

Kızın varsa, eve iki buket çiçek alır babalar...

Kızın varsa, ummadığın anda bir iltifat alırsın.

Kızın varsa, sabah bot mu giyse, ayakkabı mı, çizme mi gibi kararsızlıklar 
yaşamaya hazır olmalısın.

Kızın varsa, atkuyruğunun sıkılık derecesi konusunda uzman olursun.

Kızın varsa baba anneye iltifat ettiğinde, ya ben? diye bi ses duyarsın.

Kızın varsa, bi kedicik gibi koltuğunun altına yanaşan sımsıcak bir aşkın vardır.

Kızın varsa, o kedicik bazen de yırtıcı olabilir, bilirsin.

Kızın varsa, evde bol bol kahkaha, şarkı, türkü, 
bazen ağlama, bazen çağırma ama hep gürültü vardır. Kız milleti sesli sever, sesli kızar ; )

Kızın varsa, ayna olmanın büyük sorumluluğunu, büyük hazzını yaşarsın.

Kızın varsa, bir pazar sabahı bal-kaymaklı kahvaltı hazırlayan anne babasına 
-bu evin bal kaymakları- diye seslenir erirsin.

Kızın varsa, nazın var.

Kızın varsa şükreder, şanslı hissedersin.

NOT: Yanlış anlaşılmasın. Erkek çocuklarının güzellikleri de bambaşka.
Bizim evdeki kız olunca, onu biliyoruz :) 

24 Kasım 2014 Pazartesi

İstanbul Modern Gezisi 2- Yüzyıllık Aşk Sergisi


Bir Yeşilçam filmleri hayranı olarak armut da dibine düştü,
kızım bayılıyor Türk filmlerine...
En çok da Türkan Şoray
ve Hababam serisine...

İstanbul Modern'in alt katında, 
Yüzyıllık Aşk isimli bir bölüm açılmış.
Ba-yıl-dık.


Eski ilanlar, SES dergileri, hayran mektupları... 


Özel olaylar, galalar, fotoğraflar...



Hele bi bölüm vardı ki bayıldık. Film müziklerinin olduğu 
Long Play'ler arasından dilediğinizi seçiyorsunuz.
Duvara filmin o sahnesinin görüntüsü yansıyor, 
kaç tane seyrettik hatırlamıyorum bile... Çok güzel. 
Türkan Şoray'dan Tamba tumba esmer bomba mı dersiniz,
Hababam Sınıfı mı... Ne ararsanız var.






Yılmaz Güney Köşesi ayrı güzeldi.


Çıkıştaki müze mağazasında da bu konsepte ait ürünler bulunabiliyor, çok eğlenceli.



Gidip gezin, şöyle bi' nayır nolamaz 
dönemlerine doğru uzanın...
Kendinize böyle de bir gün armağan edin
ve bücürlerinize...


İstanbul Modern Gezisi 1-


Geçen hafta okulla İstanbul Modern'e gitti Yaz okuluyla...
Cumartesi tutturdu, o kadar az baktık ki, hiçbir şey göremedim, aklımda kaldı.
Lütfen bir daha gidelim!..

İşte benim için başarı... Çocukta merak yaratılmış, müzeye tekrar gitmek istiyor,
bu fırsat kaçar mı? Gittik tabii. 


Hem Yaz, hem biz çok keyif aldık.
Sabit eserler olduğu gibi dönemsel sergiler de var.


Özellikle yeni birkaç proje var bayıldım.





Alıştı artık, kulaklık gördü mü kendi kendine gidiyor
eserin detayını özelliklerini dinliyor.







Bir bölüm, yani bir sergi vardı ki hele, bayıldık! 
Ayrı bir bölümde olsun burada da.

Bir sonraki postta ; ) 


Her gün, her insan bir öğretmen...


Bence bir öğretmene en güzel hediye, bir çocuğun hiçbir baskı,
yönlendirme olmadan tamamen içinden gelerek kalpten bir şeyler verebilmesi...


Bu sene ceza, ödül, eğitim kavramlarını  iyice bir sorguladım.

Yine bu yıl ilkokulla birlikte, öğretmenin,
okulun çok önemli olduğunu, ama "bugünlerde" çok çok daha önem taşıdığını öğrendim. 

Bu yıl öğrendiğim şeylerden biri de,
bazen her şeye kulak tıkayıp, sadece çocuğumu dinlemem gerektiğiydi.


Yine bu yıl öğretmenler gününde, en iyisinin 'bazen' susup yoluna devam etmek olduğunu öğrendim.

Başta başöğretmenin, sonra atanan atanamayan, atanıp da ideallerindeki gibi öğretim yapmak için yeterli şartları bulamayan, yoktan var eden, kendi imkanlarıyla bulup buluşturan, 
seven, kollayan, güçlendiren, çocuklara kendi olma cesaretini veren 
tüm öğretmenlerimizin

günü kutlu olsun.  


20 Kasım 2014 Perşembe

Soru-yorum: Stickerla büyüyen çocuklar


Günümüz çocukları okullarda stickerla motive ediliyorlar.
Güzel yazıyorlar sticker, okuduğunu anlıyorlar sticker, iyi davranıyorlar sticker.
 Türkçesi çıkartma, ama okulda sticker deniyor.
Direkt konuya gireyim.
Stickerlı motivasyon iyi bir şey mi?
Bana tuhaf geliyor.

Geçen akşam etütten çok yorgun gelen miniğim, artık dayanamamış, ödevini yapamadan uyuyakalmış.
Gecenin bir yarısı uyanmış, hıçkırarak ağlıyor.
Ödevimi yapamadan uyumuşum. 
Kızım bazen olur böyle, napalım diyorum.
Ama öğretmen stickerımı alır diyor!
O an içimden "başlarım ben böyle sticker'ın içine" diyorum.
Biraz küfür jargonum olsa, daha da fenasını derim de.

Evet, ödev faydalı. Sorumluluk bilinci öğrenilmeli.
Ödevini yapmadığında içteki tuhaf huzursuzluk ve görevini bilmek de tamam.
Ama bu mu olmalı motivasyon? Sticker almak, ya da sticker'ın alınması.

Benim için başarı yüzlerce stickerla anlatılan, 
iki yapışkan kağıda sığacak bir şey değil.
1. sınıf çocuğu için başarı; heyecanla her gördüğü yazıya saldırması, okuyunca sevinmesi. :)

Kendi kendine "anne" yazıp getirmesi. Şefkatli, sevgili olması.
Okumayı yazmayı sevmesi. Paylaşmayı bilmesi.
Kendini ifade edebilmesi.

Hayata ve bu yeni okul dünyasına merakla, heyecanla dalabilmesi.

Bakın Kemal Sayar ne diyor "Hayatı yarışa çevirdiğimizde hayatın inceliğini, içindeki güzelliği kaybediyoruz. Hayat tat vermiyor." 

Çocukları bir kalıbın içine sokmaya çalışan
eğitim sisteminin alternatifleri olsa...

Aret Vartanyan'ın şu sohbetini izlemenizi öneririm. 
Başarı, eğitimin çizdiği sınırlar, çok güzel yorumlar var içinde. 
Aret diyor ki; "bugün sınavlar, puanlarla başarısı ölçülen çocuklara biçilen başarı
makam ve para demek. Oysa bana o makamlardan mutlu olmaya çalışan bir dolu insan geliyor."


Bu da yine aynı konuda Aret'in makalesi

Ve yine çok sevdiğim Doğan Cüceloğlu'nun bir sohbetinden,
çocuğa sürekli gayreti denemeyi cesaretlendireceğiz. 
Mesela okumak... Denersen, üç gün sonra beş gün sonra sökersin.
Ne çocuğun yerine bir şey yapmalı, ne de çocuğu tek başına bırakmalıyız.

Gayret etmesi önemli diyor Doğan Cüceloğlu. Ve her çocuk özeldir diyor, kalıba sokmayın. 



Üstün Dökmen de diyor ki, çocuk iyi olacaksa ödül almak için değil, iyilik ona keyif verdiği için, doğrusu o olduğu için olmalı, öğrenecekse öğrenmekten mutlu olmalı. Çöpü döktükçe para alan çocuk, yeterli parayı biriktirdikten sonra çöpü dökmeyi bırakır.
Ya da, ceza ile ahlakı tesis etmeye çalışırsanız, ahlaksızlığı geliştirirsiniz. Vicdan ceza ile olmaz. 



Stickerlı sistemler şu an her yerde.
Bizim okulun rehberlik konuşması vardı dün, gayet düzgün bir okul görülen.
 Ama sticker sistemi var mı var.  Bizimki sticker aldı mı, tebrik mi etsek, nötr mü kalsak bilemiyoruz bu durumda.
Sticker her yerde olsa da, bu kadar önem atfetmek tuhaf geliyor. 
Bilmiyorum, belki de bana öyle geliyor.


Eğitimci arkadaşların görüşlerini çok merak ediyorum?   

18 Kasım 2014 Salı

Farmville'in gerçek dünyada



Yazamadım gitti, geçen hafta Komşu Köy diye bir cennete gitme fırsatımız oldu.
Ne mi bu Komşu Köy?

GDO'suz, hormonsuz, doğal ve mevsiminde ürünler yetiştirebileceğiniz, bilgisayar üzerinden de bu ekim dikimi yönetebileceğiniz gerçek tarlanız...

Komşu Köy ekibi, tarlanızın ekim, bakım ve hasat dahil tüm işlemlerini sizin adınıza uyguluyor ve tarlanızdan çıkan ürünleri adresinize yolluyor.




Doğada ben başka, çocuklar başka, herkes bambaşka..









17 Kasım 2014 Pazartesi

Hayır demeyi çocuklardan öğrenin!


Genel olarak hayır demekte zorlanan biriyseniz, 
biraz evdekini incelemekte fayda var. 
Sırf inattan olanlar değil,
ama gerçekte istemediği bir şeyde ne kadar netler.
Ne ayıp, ne çekinme, ne rol.
Hayırsa hayır o kadar net.

Evdeki bücürler size bir yolla daha hayır demeyi öğretiyorlar.
Onların her istediğini yapmama, yapmayınca olay çıktığında bile dik durabilme,
kısacası çok sevdiğiniz bir bücüre hayır diyebilme becerisi de zamanla gelişiyor.

Yine onlar sayesinde. 

Pekiyi niye anne-babalar hayır diyemiyor? ŞURADA yazdığına göre genelde çalışan anne-babaların sorunuymuş. Beraber olunan kısa sürelerde minumum hayır deme. Bunalma, yorgun olma yani çıkacak isyanın sonucuna katlanamama, ya da  çocuğu fazla baskı altına almama eğilimi...

Hayır deyince kötü anne baba olmuyoruz arkadaşlar suçlamayalım kendimizi. 
Ama aşırı hayır da iyi değil diyor BURADA. 

Bir de hayır demeden hayır diyebilme sanatı var. 
ŞURADAKİ gibi. 

Yani nasıl derseniz deyin, sonuç olarak, 
hayır'da da bir hayır var... 

Sonuçta "hayır" diyebilen bir çocuk yetiştirmek istiyorsak,
hayır diyebilen anne-babaları görmeliler örnek olarak.

İyi haftalar :) 

.................... 

(Yukarıdan bağımsız.)

Siz siz olun pazartesi sendromu falan deyip
hem kendi gününüzü zehretmeyin, hem de başkalarının
sizinkini zehirlemesine izin vermeyin.
Pazartesiler güzeldir :) 




Dünyanın en iyi 7 sihirbazını gördük!


Yaz'ın okuldan iki arkadaşı ve anneleriyle
Zorlu PSM'deki gösteriye gittik.

Görsel olarak güzel bir gösteriydi.
Ama öyle olağanüstü şeyler seyretmeye,
bilimkurgu filmlerinde acayip sahneler görmeye alıştık ki,
ağızlarıyla kuş tutsalar ki, 
içlerinden biri ağzıyla zehirli akrep tuttu;
çok etkilenmiyor insan...

Bilmem, ya da bana öyle geldi.
Bu arada okul arkadaşlarıyla okul dışında görüşmek Yaz'ın çok hoşuna gitti,
arkadaşlarına aşağıdaki notu yazıp vermiş : )



14 Kasım 2014 Cuma

Sizlere her anı oyun gibi geçecek bi hafta sonu diliyorum


Güzel bir cumada daha buluştuk.
Bu fotoğraf siyah-beyaz ama bu sonbaharda keşfettim ki,
sonbahar en az ilkbahar kadar renkli... 
Ama doğada olursan.
Allar, sarılar, yeşiller renk cümbüşü...

Ama şehrin göbeğinde olunca biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor sağa sola
o renkleri görebilmek için.


Madem bugün cuma, biraz oyun ve oyuncaklardan bahsedelim.
Uzunudur şu Barbie'ydi, Monster High'dı, Winx'di böö geldi, çok sıkıldım, 
ama Yaz hiç sıkılmadı onlardan.  Okulda da zaten yazıp çizmenin dibine vurduklarından çok karışmıyorum aslında ama farklı alternatifler bulmaya çalışıyoruz.

Geçen gün babası Twister almış mesela.
Acayip eğlendik.





Şimdi oyunu alacağım. Çok hoşuma gitti.

Sizin önereceğiniz 7 yaş için kutu oyunu vs. var mı?

bayıldım.

Yaz için sofra kurmak da bi' oyun. 
Bakın dün akşam kendince bi sofra kurmuş bize.
Gerçi sakız makız doldurmuş ama 
yüzündeki gurur görmeye değer.

Hepinize oyun dolu bir hafta sonu diliyorum.


13 Kasım 2014 Perşembe

O gün öyle, bugün böyle...


Dün akşam, tam da ödevleri yaparken, 
-ödevleri de bana saklamış, ben gelene kadar yapmamış sağolsun-
dedim ki; "kuzucum, eskiden sen, ben eve geldiğimde, koşarak gelirdin, sarılırdın, hoş geldin derdin, şimdi bazen eve geliyorum, yanıma bile koşmuyorsun."

"O zaman çok özlüyordum."

"Şimdiii!!!!???"

"Özlüyorum ama alıştım artık geç gelmene..."

Yüreğim burkuldu mu burkuldu birazcık.

..............

Bi de zaten, gündüzden beni çok yansıtmayan  
bir öğretmenler günü "hediye" organizasyonuna dahil oldum, onu da sorguluyordum içimde.
Toplu hareket etme adına oldu, anlamlar arayan ben topluluğun kararında pek bi anlam bulamadım.
Ama bunlar da hep bi sınav işte.

Bazen uyma, bazen cayma, bazen dışarıda tek başına bile kalabilme. 
Hepsinde bir şey öğreniyorsun.

Sabah da kalktım, atkuyruğu beğendiremediğimiz hanımefendi
ama güzel toplayamıyorsun hiç 
demez mi?

........... 

Neyse ki hafta sonundan kalma bu fotoğraflar var! 

İyi günler efeeem... 

11 Kasım 2014 Salı

Yeşil ruhu şifasıdır


Yeşil hem ruha şifa, hem neşe kaynağı...
O yüzden neşe palamudu diyorum ben bu küçük avuçtakilere...


Ayaklarımın altında -arada sırada bile olsa-
sonbaharın sesini dinleyebildiğimiz için,
şükrediyorum.


Onu böyle yeşilliklerde, özgürce koşarken görünce huzur doluyor içime...


 Bir avuç mutlulukla gülüyor yüzüm.


Yeşille diğer renklerin buluşması ise neşemi katlıyor.


Hele bir tanesi en sevdiğim renkse...


Ağaçların bilgeliğini dinleyebilmek için keşke burada saatlerce kalabilsem diyorum.


 Uzaklaşmasın istiyorum gün... Biraz daha zaman tanısın bize.


 En büyük armağanımla doğanın armağanlarına dokunmayı
çok seviyorum.


Daha bir çocuk, daha bir muzip oluyorum.


Doğada paylaşmak daha kolay, daha zevkli.


 Boy ölçüşemeyeceğin deneyimleriyle 
seni küçük görmeyen dünyanın en alçak gönüllü varlıkları
ağaçlar...


 Onlar için, onlara sarılabildiğim için tekrar teşekkür ediyorum.


Ve Anastasya'dan bir bölümle bitiriyorum bu şifalı yazıyı...



Mekan: Atatürk Arboretumu... Çankaya Köşkü'ne giden yoldaki büyük çınarın kesilmesini kabul etmeyip, yolu etraftan dolaştıran Atamız'ın adını vermek için güzel bir yer.