29 Aralık 2014 Pazartesi

Eğlencelere doyamayan kızım


Bakınız okul çantasından ne çıktı, yeni yıl dileği... Eğlence, eğlence, daha çok eğlence... 
Babası dedi ki, yandık, daha nasıl eğlendireceğiz, zaten bütün eğlencemiz onun eğlenceleri:) 




Şaka bi' yana ben de hepimize daha fazla eğlence diliyorum. Gülmek, eğlenmek için hiçbir fırsatı kaçırmayalım inşallah. (Tabii önce sağlık, huzur... ) Eğlenmek için önce onlar şart.


 Eğlence demişken, hafta sonu Ayı Paddington'a gittik. Bayıldık. Çok komikti, animasyonu başarılıydı, Paddington çok tatlıydı. Gidin görün, öneririm.



26 Aralık 2014 Cuma

Afilli Cuma :)


ŞURADA bahsetmiştim, bütün fotolar masaüstündeki klasörümde toplaşıp duruyor. Artık hiç fotoğraf bastırmıyoruz, elimizin altında tutmuyoruz diye. Afilli kitap, her senenin, en favori fotolarını kitaplaştırma şansı sunuyor. Aslında bir seyahatin, bir doğum gününün ya da bir dönemin de kitabı olabilir, hatta nefis bir hediye olur aynı zamanda...

Neyse sonunda benim Afilli kitabım geldi. Cuma böylece pek bi afilli oldu. 


Kalın ciltli, o yüzden dayanaklı. Kağıt kalitesi de güzel. Ayrıca önceden bahsetmiştim, yapılışı da çok kolay.




Umarım her seneye bi' kitap yaptırabilirim : )


25 Aralık 2014 Perşembe

Bu köşe YAZ köşesi, şu köşe Nesrin köşesi... (Günümü güzelleştirenler )

























Dün bahsetmiştim akşam dışarı çıktık Murat'la. Önce bize çok bozuk attı niye ben gelemiyorum diye. Ama sonra dün gece, biz yokken kızgınlığı geçmiş sanırım, böyle bir köşe yapmış. Bu arada da biz gelene kadar uyumamış, 11'e kadar oturmuş. Şimdi böyle bir köşe hazırlayan çocuğa niye yatmadın diye kızılabilir mi? 



Günümü güzelleştiren diğer bir kişi de Nesrin: ) Kızımın etrafında öyle güzel bir jest çemberi oluşmuş ki, o da jestsever biri olarak yetişiyor. Ne güzel, satırlardan yüreklere böyle güzel kelebekler uçuşuyor. Çok teşekkürler Nesrin. Blog sen de iyi ki varsın. 







24 Aralık 2014 Çarşamba

"banaaa bebek bebeeek dediler"


Yok anacım, alıştırmamışız, anne-baba gezmelerine, ondan hep.
Tekli geç kalışlarımıza tamam da, böyle ikimiz onsuz çıkışımız bir elin parmağını geçmez.

Dün akşam ona haber vereyim dedim, 
bak kuzucum, yarın akşam babanla ben, bir iş yemeğine gidiyoruz diye.
Kıyamet koptu. 
Vay efendim, o evde ödev yaparken biz yemeğe giderseymişiz, ona haksızlık olurmuş.
O da gidecekmiş. Niye gidemiyormuş.

Başladım izah etmeye. Anne babalar da ayrı bir yere gidebilir.
Niye haksızlık olsun sana?
Senin partilerine, filmlerine giderken bize haksızlık oluyor mu?
Hem oraya bebekler, çocuklar giremez dedim....
Orada film koptu zaten.

Neee, sen bana bebek mi dedin?
(Burada ağlama kopması hayal edin.)

Sezon finali şöyle oldu;
buzdolabının önünde, (niye orası sormayın, öyle denk geldi)
yere çökmüş bir anne, kucağında ağlayan bir çocuk...
Aklıma bana teyze, teyzeee dediler diyen reklamın
bana bebek bebek dediler versiyonu...

Tam kızacağım bi gülme geliyor, sinir bozukluğundan...
Ama bizimkine bu şarkı bile komik gelmedi neden acaba?

Bakalım anne-baba, erkek-kadın, sevgili, eş olarak 
bi yere gitmeyi başarabilecek miyiz?
.... 

Yok kardeş alıştırın daha baştan,
yetişkin hayatınız da olduğuna...

23 Aralık 2014 Salı

MimDepo


Geçen gün Yaz'ın sınıf arkadaşları ve anneleriyle yılbaşı partisi yaptık. Partinin en önemli detayı Mimdepo'nun etkinliğiydi. Mimdepo üyeleri, önce çocukların yüzlerine pandomim makyajı yaptı, sonra da onların da dahil olduğu interaktif bir gösteri sundu. Çok eğlenceli, yaratıcı ve farklıydı.
Animatör vs. çağırmaktan çok daha eğitici üstelik. Partiler için böyle bir eğlence aktivite arıyorsanız, ya da aradığınız zaman tavsiye ederim.

Mimdepo : http://www.mimdepo.com/
Facebook :https://www.facebook.com/mimdepo?fref=ts


22 Aralık 2014 Pazartesi

Şarkılı fotoroman...

Dökülür yediverenler teninden rengarenk...


Açarsın mevsimli mevsimsiz birtanem...



Vazgeçilir gibi değil bu medcezirleeeer...


Fırtınam, felaketim, hasretim....


Yetmiyor bu sevmeler ah yetmiyor...


Şiddetin ne hoş, 


Ne güzel şefkatin...


Sevdikçe sevesiim geliyor...




 Ölene kadar peşindeyim bırakmam.... ; -P








19 Aralık 2014 Cuma

Kızım mı, kankam mı?


Doğurduğum, kankam oldu.

Bakıyorum ona, ellerine yüzüne, nur tanem, nar tanem diye seviyorum içimden.
Nasıl da büyüdü diyorum.
Arkadaşım oldu benim o ya.
Kahvecilere gidip de, birlikte kalpten çiiizkeyk yediğim o benim. 

Hadi bi' plak koy da dans edelim diyenim. Kitap okutanımken, şimdilerde kitap okuyanım. 

Kızarım da, severim de. 
Ama kankam işte.
Kankalar da öyle değil midir?
En çok sevdiklerinle, en kızdıkların aynı kişidir bazen. 


Gün boyu kankamdan uzak kalmadığımı, kalplerimizin yan yana olduğunu düşünmesi için sürprizler yapayım ona istiyorum. Dün bunu yaptım mesela nasıl olmuş? Bayaaa pespaye oldu. Bi Pinterest'tekine bakın, bi benimkine. Ama kalpten yapıldı. :) Eğlendim de ne yalan söyleyeyim. 



























Çalışan anne modeli olunca, daha bi' gayretkeş oluyor insan. Bakın bu yazıda, çalışan annelere küçük öneriler var, iyi hissettiren...

"Beni düşünmüşsün diyen bakışlar" görmenin tadı hiçbir şeyde yok, di mi?
Şurada ne güzel demiş.

Hep bunlar anları ölümsüzleştirmeye çalışmak değil mi işte?

Yaaaa insan neler neleeeeer yapmak istiyo daha sevdiklerine ama, işte, çalışan annenin gücü de bi' yere kadar. Allah hepimize güç, kuvvet, istek, enerji, şevk versin, yoksa her şey mümkün: )

Hepinize kalp kalp kalp.... İyi hafta sonları.









16 Aralık 2014 Salı

Harbi Adana

Dün Ortaköy'de öğlen ne yesek diye dolaşırken rastladık kendisine. Harbi Adana... Nasıl lezzetliydi, nasıl anlatamam. Yanımızda da can bi' Adanalı. Öyle beğenmez her yerde yemez kebap. Eeee hasını biliyor. En iyisini yiyor, aşağısıyla yetinmez. 
Harbi Adana, Adanalımızın gözünde de sınıfı geçti. 

























Harbi Adana'dan döndük, düşündüm, Adana'dan çok şey/kimse var sevdiğim. 
Can Adanalı dediğim, İrem : ) Karşınızda hamarat hatun. En güzel gülenlerden...



























Derken harbi Adana'nın neresi olduğunu hatırlatan Adana'dan başka bir "can" mesaj atmış.
Onu blog camiası iyi tanır zaten. Sabah geçerken öğrencilerine simit almayı düşünen, tanıdığım en yaratıcı, en idealist, en çılgın, en güzel gözlü öğretmenlerden biri. Seldacan :)

Veee  kendi Adanalı değil ama dizideki rolünde Adanalı. 1Erkek1Kadın'ın Ozan'ı :))
Beni çok güldüren Adanalılardan. 


Ben bi' Adana yapsam iyi olur sanırım :) )

15 Aralık 2014 Pazartesi

Günaydın güneşin çocukları, iyi haftalar :)



Hafta sonu okulca bir çocuk oyununa gittik.
"Güneşin Çocukları". Çok beğendim konusunu! 

" Güneş ananın ülkesinde, aydınlıkta mutlu mesut yaşayan güneşin çocukları,
bir gün karanlıkların efendisi tarafından kandırılıp, karanlıklar ülkesine götürülmek istenir.
Önce başka diyarlara gitmek, maceralara atılmak çok cazip gözükür ayçiçeklerine, arılara, kelebeklere... Ama onların yaşayabilmek için ışığa ve aydınlığa ihtiyaçları vardır.

Karanlıklar Ülkesinde, parayla kandırılıp, kuklaya çevirmek isterler, Güneşin Çocuklarını. Biat etmelerini ister Karanlıklar Efendisi.
Ama düştükleri durumu anlarlar ve kurtulup, Güneş Ananın yurduna dönmeye çalışırlar,
başarırlar. Ve özür dilerler, bi daha güneşten ayrılmayacaklarını söylerler."

Nasıl? Biraz da metaforlar var sanki  ; )



Güneşli bir günle başladık haftaya, hadi bakalım rastgele, 
hepimize güzel bir hafta diliyorum.


12 Aralık 2014 Cuma

Çığlık atmamak için sarı kalp formülü


Sabahları hadi'lemeden, telaşla vedalaşmadan, o bir şeylere kafaya taktığı için ağlamadığı zaman, güzelce öpüşüp, birbirimize iyi günler diye evden çıktığımızda içim rahat oluyor, günüm güzel başlıyor.

O yüzden ne kadar beni çileden çıkartacak yavaşlıkta davransa, hazırladığım kahvaltıyı yemese, başka bir şey istese, geç uyansa, çorabı sıksa, saçı ortadan olmadı diye ağlasa, ayakkabının bantı bir türlü istediği gibi kapanmasa, servis telefonu çaldırsa, ama biz hala daha hazır olmasak... Yine de sakin kalmayı seçiyorum. Bunu onun için yaptığım kadar, kendim için de yapıyorum. Sakin olmayı telkin ediyorum kendime ve çoğu kez işe yarıyor. Bir de geçen gün bir yerde okudum; çocuğunuza çok sinirlendiğinizde, bağırasınız geldiğinde görebilmeniz için evin çeşitli yerlerine "kalp" çizilmiş post itler yapıştırın, ve hep onu ne kadar çok sevdiğinizi sürekli hatırlayın diyordu.

Ben post it yapıştırmayı yapmasam da, şöyle bir yol buldum, sinir katsayımın artmaya başladığı anlarda zihnimde "sarı bir kalp" canlandırıyorum. Sarı kalpleri zihnime serpiştiriyorum. Zaten sarı kalbi de çok severim, instagramda en çok kullandığım ikonlardandır, zihnime ve kalbime de sarı kalpler kırpıp kırpıp koyuyorum. İşe yarıyor, her şey zihinde değil mi zaten? 

Bi de bişi' diyeyim mi? Bunu başardıkça, çocuğun öfke anları da azalıyor. (Ha bu demek değildir ki, bücür nirvanaya eriyor, ya da ben eriyorum, değil tabii. Bu sabah servise son anda yetişirken, dişini fırçaladı ve yeni giydiği bluzunun kolu ıslandı ve çıkartmayı reddetti, sesini yükseltti hayır! diye. Ama ne kadar seyrekleşse kardır. )

Hafta sonu geldi neyse ki... 


  

Şurada da çocuklar sinirlendikleri anda sakinleşmelerini nasıl sağlayabileceğinize dair ultra mega güzel 15 fikir var. Öfkelerini yönlendirebilecekleri çok şeker uğraşlarla dolu bir kutu hazırlamışlar, biz de evde böyle şeyler hazırlasak mı ne?


Yine burada da, tatlı fikirler var. Bi' de laf var ki çok hoşuma gitti. 
"Bir çocuğun en çok sevilmeye ihtiyacı olduğu an, en sevilmeyecek mood'da olduğu zamandır. "


Doğan Cüceloğlu da öfke nedir, öfke yönetimi nasıl olur onu anlatmış yazısında. 


Diyeceğim o ki, öfke yönetimini, hem onunkini, hem kendinizinki yapacak kişi sizsiniz. Sakin sakin geçireceğiniz "sarı kalpli" bir  hafta sonu ve hafta başı diliyorum. 

11 Aralık 2014 Perşembe

Hazır mısınız, uykudan önce kitabınız benden :)


Hazır mısınız, kasklarınızı takın, tüm güvenlik önlemlerinizi alın.
Bu akşamki kitabınız benden ; ) 


En sevdiğim şeylerden biri de çocuk kitabı okumak. Bir fırsat olsa da,
çocukları etrafıma toplayıp, kitap okuyabilsem diye düşünürdüm. 

Dün akşam aklıma geldi, Yaz'ın kitaplığından seçtiğim kitapları, okuyup kaydedeyim dedim.


Yorgun akşamlarınızda çağırın beni, 
uyku vaktinde, kitabınızı ben okuyayım : -)




9 Aralık 2014 Salı

Kültür sanat eğlence...

 Biraz do it yourself, biraz eğlence, biraz kitap, biraz oyun, biraz sinema...
Bu post bunlardan ibaret.

Tatataaaa taaa... İşte bu yılki yılbaşı ağacımız.
Salonumuzun baş duvarında yerini aldı. 
Değişik bir ağacım olsun diyorsanız, iki ışıklı kabloya bakıyor.


2 kitabımız var size önerecek. 
Biri Mantova'nın Cüceleri... 
Farklı oldukları için sömürülen insanlarla ilgili.
Cüce oldukları için kralın soytarısı haline getirilenlerin hikayesi.
Bir gün bu işkenceye son derler ve özgürlüklerine kavuşurlar. 
Çok seviyorum bu kitabı.


Deminki cücelerle ilgili idi, bu da çok iyi kalpli bir devin hikayesi.
Kasabanın en şık devi... İlk defa yırtık pırtık kıyafetlerini çıkartıp, kendine yeni ciciler alır.
Ama yol boyu ihtiyacı olanları gördükçe, üstündekileri çıkartıp onlara verir.
Evi olmayan birilerine ayakkabısını, üşüyen birine atkısını, sırayla her şeyini...
Ama diğerleri mutluysa o da mutludur.


Bu da çok beğendiğim bir çocuk oyunu. İşsanat'ta seyrettik, 
Sahne Denilen Büyülü Kutu. 
Güzel bir hikayenin etrafında, sahne sanatlarını tanıtıyor çocuklara...
Pandomimden, flamenkoya küçük örnekler veriliyor. 
Tekrarı olacak haberiniz olsun.


 Dediğim gibi oyun İşsanat, yani babasının iş mekanı olunca
eğlence oyunu seyretmekle bitmiyor.


Sahneyi toplamak, perde arkasını, kulisi, sahneyi keşfetmek eğlencenin
bir başka boyutu...


Dekorun önünde poz vermek büyük keyif onlar için.


Ve kostümleri denemek...


Ve bu bahsetmek istediğim bir film. Artık kızımla
 Digiturk Comedy kanalını izleyebiliyoruz. Ve bu filmi yakaladık tesadüfen. Bayıldım! 
Çocuklu yaşamla ilgili harika bir aile filmi.
Yakalarsanız kaçırmayın. 



Ve son olarak bir oyun önerisi :)) Yılların tombalası.
Yeni versiyonunu yapmışlar. 
Artık kağıtlarla kapatılmıyor, şeffaf düğmeler var.
Kesesi mesesi kadifeden çok şık.
Ama en önemlisi Yaz tombalaya bayıldı! 
Evde eskiden kalma bir tombalanız yoksa, ediniverin bi tane, tavsiye ederim.
Üstelik diğer kutu oyunlarından çok ucuz, 19 TL.

Yılbaşı ağacıyla başladık, yılbaşı oyunu tombalayla bu öneriler postunu kapatalım.
İlham olabilirse ne mutlu bana : ) 


8 Aralık 2014 Pazartesi

"Sen de insansın anne!"



İnanıyorum ki, bu minik melekler, bize bilgelik öğretmek için hayatımıza girmişler. 
Birçok farkındalığımı onunla kazanıyorum.
Öyle bir şey söylüyor, uyandırıyor ki kalakalıyorum.

Geçen gün çok da yorgun bir anımda, gittim kafamı mutfak dolabına vurdum.
"Ah" dedim. Aslında yıldızlar uçtu beynimde. 
Koştu içeriden geldi. 
Ben başımı tutmuş, yere doğru eğilmiştim.
Anne, ne oldu diye koştu yanıma.

Ben de o korkmasın üzülmesin diye,
"bişey yok canım, iyiyim, kafamı vurdum ama geçer şimdi" dedim.
Gitti buzluktan buz kalıbı aldı. Getirdi kafama koyayım diye.
Sonra da dedi ki; öyle deme sen de insansın! dedi. 

Öyle korktum ki, seni öyle eğilmiş görünce diye ekledi.

O an kafama çarpan dolaptan daha etkileyici bir sözdü bu.
"sen de insansın." 
Bazen biz anneler süper kahraman mı sanıyoruz kendimizi?
Öyle davranmak zorunda mı hissediyoruz?
Canı yanmayan, yorulmayan, geçiştiren, beklemeyen...
Öyleyse hata. İnsan olduğumuzu, anne bile olsa, insani beklentileri unutmaması gerektiğini nasıl öğreteceğiz ki o zaman çocuklara?.. 

.......................... 


Bilgelik içermeyen, ama çok hoşuma giden iki çift lafını daha yazayım.
Cuma akşamı bir doğum günü partisine gittik.
Bir otelin yanındaymış gideceğimiz yer.
Akşam da otelde kalalım dedi.
İki adım evimiz niye otelde kalalım dedim.
"Otel hizmetleri çok iyi oluyor"muş efenim. :)))


.................................


Mekanda da, tuvalete gittik. Yaz'ın tuvaleti gördüğünde yaptığı tespit süperdi.
Hep aynı şey, mekan güzel, tuvaleti kötü! 

..........................

Cadılık yaptığında, ilk anlattığım meleği düşünmek lazım hep ; ) 

Şükür sizi verene....


5 Aralık 2014 Cuma

Gelecekte homeschooling (EV-OKUL) sanırım ciddi bir alternatif olacak!




Türk eğitim sistemi epey bir yün yumağı oldu. 
Acayip acayip şeyler tartışılıyor.
İnsan diyor ki, al çocuğunu evde eğit.
Erkin Koray'ın yaptığı gibi.

Ay hayal tabii şu an! 
Çalışan anneyim, evde değilim bir,
bu bir uzmanlık, önceden kendini bi' eğitmen, hazırlaman lazım.
Şu an için geçerliliği de yok sanırım.
Ayrıca anneleri çıldırtır mı iyice eve kapanıp, kafayı mı yerler o da başka. 

Amerika'da yaşayan dayımın eşinin kızı 3 çocuğunu ev-okulda eğitiyor.
Kız kendini buna adamış durumda, evin bodrumunu okul haline getirmiş.
Bütün gün ders yapıyorlar. İlk duyduğumda yazık anneye demiştim. Çıldırmaz mı, bunalmaz mı diye düşünmüştüm. 

Ama insanın aklından geçmiyor değil!
Ben bu düzenin içinde olmak istemiyorum diyip,
çığlık atarak kaçmak, kaçırmak istiyorsun.



Aslında dünyada takip ediyorum, çok güzel homeschooling örnekleri var.
En başta kendisine bayıldığım Kristin Rogers! 

İşte Kristen Rogers'ın ev sınıfı! 




İşte ev-okulda bir dersi tekrar etme 

 

Anne hastayken bile en iyi öğretmendir belki de. 



İşte bir başka ev-okulu...  Türkiye'nin en büyük dezavantajı, evlerin küçüklüğü.
Ev-okullar için düzenin hiç kaldırılmayacağı geniş odalar iyi olurdu. Bu akım yayılırsa ileride
belki bu işe ayrılmış odalar moda olur.


Tabii bu işi üstlenen anne ya da babalar, bir meslek yapıyor gibi görülmeli.
Eee bütün gün evdeydin, ne yemek var diyerek olmaz bu işler. 



Çok çok zor geliyor kulağa, ama yapanlar yapıyor valla. 


Evdeki ebeveyne iyi bir araştırma, bol bol çalışma düşüyor ama dediğim gibi 
meslek olarak görülürse çok da keyifli.



Ohh herkes bütün gün bir arada düşünsenize. 


Gelelim sosyallik, arkadaşlık vs... 
Çocuklar 
bir araya da toplanabilir, neden olmasın :) 


Ve aşağıdaki video beni bitirdi. Bu homeschooling öğrencisi olarak yetişen çocuğun TED'de yaptığı konuşmaya bayıldı. Özgüven, duruş, sunum kabiliyeti, hakimiyeti... Harika!


Evet bu bir hayal! Ama bütün hayaller bir zaruriyetten doğuyor belki de...
Ne dersiniz? 


İyi hafta sonları...